Paul D. Bramsen

TEK TANRI TEK MESAJ




1

GDK YAYIN NO: 88
KİTAP: Tek Tanrı Tek Mesaj / One God One Message
YAZAR: Paul D. Bramsen
ÇEVİREN: Leyla Güleç

© ROCK International

ISBN: 978-605-5739-16-4
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı
Sertifika No: 0807-34-008914

Gerçeğe Doğru Kitapları

Davutpaşa Cad. Emintaş
Kazım Dinçol San. Sit. No: 81/89
Topkapı, İstanbul - Türkiye
Tel: (0212) 567 13 89
Fax: (0212) 567 73 13
E-mail: [email protected]
www.gercegedogru.net

Baskı: Anadolu Ofset – Tel: (0212) 567 13 89

Davutpaşa Cad. Emintaş Kazım Dinçol San. Sit. No: 81/89 Topkapı - İstanbul

1. Baskı: Ağustos 2009



2

Susamış kişi için soğuk su neyse, Uzak ülkeden gelen iyi haber de öyledir.”

Süleyman Peygamber

(Süleyman’ın Özdeyişleri 25:25)



3



4

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ …………………..…………..…………………...….…………. 7

BÖLÜM I

YOLCULUK HAZIRLIĞI

ENGELLERLE YÜZLEŞMEK

1. GERÇEĞİ SATIN AL ……………………………….……………. 13

2. ENGELLERİN ÜSTESİNDEN GELMEK ………………...……. 26

3. DEĞİŞTİRİLDİ Mİ YOKSA KORUNDU MU? ….………….…. 42

4. BİLİM VE KUTSAL KİTAP …………………...…………...……. 57

5. TANRI’NIN İMZASI ……………………………..………………. 68

6. TUTARLI TANIKLIK ……………………………...…….………. 81

7. TEMEL ………………………………………………...….……….. 92

BÖLÜM II YOLCULUK

BİLİNMEYENİ KEŞFETMEK

8. TANRI NASIL BİRİDİR? …………………...…………..……… 101

9. HİÇ KİMSE O’NA BENZEMEZ …………….……….………… 117

10. ÖZEL BİR YARATIK ………………………..….……..……… 133

11. KÖTÜ’NÜN GİRİŞİ …………………………………...……….. 146

12. GÜNAH VE ÖLÜM YASASI ………………………...………... 157

13. MERHAMET VE ADALET …………………..…………...…... 167



5

14. LANET ………………………………..……................................ 175

15. ÇİFTE SIKINTI …………………………………………............ 184

16. BİR KADININ SOYU ………………………...……………..….. 198

17. BU KİŞİ KİM OLABİLİR? ……………………………………. 209

18. TANRI’NIN SONSUZ TASARISI ………………...…............... 230

19. KURBAN YASASI ……………………………………....……… 239

20. ÖNEMLİ BİR KURBAN …………………………..……..……. 250

21. DAHA ÇOK DÖKÜLEN KAN ………………………....……… 261

22. KUZU …………………………………………….………...……. 273

23. KUTSAL YAZILAR’IN YERİNE GELMESİ ........................... 286

24. TAMAMI ÖDENDİ ……………………….………….....……… 296

25. ÖLÜM YENİLDİ …………………………….…………...…….. 309

26. DİNDAR VE TANRI’DAN UZAK OLMAK …………...…….. 322

BÖLÜM III YOLCULUĞUN SONU

LANETİ TERSİNE ÇEVİRMEK

27. AŞAMA 1: TANRI’NIN ÖNCEKİ PROGRAMI …..............… 343

28. AŞAMA 2: TANRI’NIN ŞİMDİKİ

PROGRAMI ………………………………………………...………. 365

29. AŞAMA 3: TANRI’NIN GELECEK

PROGRAMI ………………………………………………………… 385

30. GELECEKTEKİ CENNETTEN GÖSTERİLEN

BÖLÜMLER …………………………………………………...…… 405

SONSÖZ …………………………………………..………………… 421

DİPNOTLAR …………………………………………...…...………. 424



6

Ö N S Ö Z


öyün ileri gelenlerinden biri olan yaşlı adam, arkadaşıma: “Yaptığın iyi işler için cennete gitmeyi hak ediyorsun, ama vaaz ettiğin mesaj için gitmeyi hak ettiğin yer,

cehennem!” dedi.

Arkadaşım ve hanımı, yaşamlarının on yılını, bu adamın, Büyük Sahra’nın kenarında bulunan köyünde geçirmişlerdi. Orada hem bir sulama projesi uyguluyor hem de kurmuş oldukları bir tıp kliniğin- de hastaları tedavi ediyorlardı. Aynı zamanda dinlemek isteyen herkese peygamberlerin mesajlarını da açıklamışlardı.
Yaşlı köylünün düşüncesine göre arkadaşım “cennete gitmeyi hak etmek için” ne yapmıştı? “İyi işler” yapmıştı.
Ve “cehenneme gitmeyi hak etmek için” ne yapmıştı? Kutsal Ki- tap’a uygun olarak peygamberlerin “mesajını” öğretmişti. Yaşlı köylü, arkadaşımın işleri ve mesajı ile ilgili takdirinde haklı mıydı? Yarı yarıya mı haklıydı? Yoksa tamamen yanılıyor muydu?
Eğer bu konuda nasıl düşüneceğinizden emin değilseniz, bu kitap sizin için yazılmıştır.

NEREDE

Ben Amerika’da doğdum, ama bu kitap Afrika’da yazıldı
Yer: Sahel1 Batı Afrika’daki Senegal’de bir bölge.

Ortam: Sabah namazı ezanı sona erdi. Sabahın ilk ışıklarının pem- be ve portakal renkli huzmeleri, kumlu ve dikenli ağaçlarla süslü



7

bir ufkun siluetini çiziyorlar. Hava şu anda harika bir şekilde serin, ama bu durum kısa bir süre sonra değişecek. Köy evimizin sun- durmasında dizlerimin üstündeki bilgisayarımla birlikte oturuyo- rum. Klavyenin üstünü örten şeffaf, plastik bir bant parçası, klav- yeyi, Büyük Sahra’nın havada asılı duran tozundan koruyor. Arada bir anıran bir eşeğin ve öten bir horozun seslerinin dışında köy tamamen sessiz. Şu anda kulaklarımın işittiği tek ses, klavye üze- rindeki tıkırdayan ve düşünceleri sözlere ve sözleri metne dönüştü- ren parmaklarımın çıkardıkları ses.

NEDEN

Yazıyorum, çünkü beni yaşam, sevinç, esenlik ve amaç ile Bere- ketleyen, bana yazmam için bir konu verdi.
Eşimin ve benim üç çocuğumuzu yetiştirdiğimiz ve yetişkin ya- şamlarımızın uzun bir bölümünü geçirdiğimiz özellikle Sene- gal’deki Müslüman dostlarıma sevgi ve saygı duyan bir yürekle yazıyorum.
Yazıyorum, çünkü son yıllarda, dünyanın her yerindeki Müslüman- lar’dan binin üzerinde elektronik posta aldım. Onların, düşünceleri harekete geçiren yorumlarının ve sorularının önemsenmeleri gere- kir.
“Kutsal Kitap gerçektir, çünkü gerçek olduğunu söyler!” ya da “Kuran gerçektir, çünkü hiç kimse böyle bir kitap yazamaz!” gibi dolambaçlı basmakalıp sözlerden biraz daha fazlasını sunan yorgun ve bezgin din önderlerine duyduğum empati nedeniyle yazıyorum.
Yazıyorum, çünkü tek gerçek Tanrı’nın tutarlı mesajından başka her şeye inanma eğiliminde olan insan yüreğinin darbelerine maruz kaldım.

NE

TEK TANRI TEK MESAJ size tüm yaşamınızda karşılaşacağınız en büyük şansı sunar: dünyada tüm zamanların en çok satan kitabı


8

aracılığıyla telaşsız bir yolculuğa çıkmak ve bu kitabı yazan pey- gamberlerin mesajını keşfetmek. Bu yolculuğa katılacak olan kişi- lere, sayısız engellerin üstesinden gelme (Bölüm I), bilinmeyen bölgelere nüfuz etme (Bölüm II), ve muhteşem genel manzaraların ve doyurucu gerçeğin görkemli bir krallığına aniden girme (Bölüm III) fırsatları verilecektir.

KİMİN İÇİN

Bu yolculuk, öncelikle tektanrıcı kişiler –tek Tanrı’ya inananlar– için tasarlandı. Ama her şeye rağmen, biz yine de çoktanrıcı ve kamutanrıcı kişileri, hümanistleri ve ateistleri2 de tek Tanrı’ya ina- nan kişiler için duyduğumuz aynı memnuniyetle karşılıyor ve onla- ra da ‘hoş geldiniz’ diyoruz. Macera, sonsuzluğu nerede geçirece- ğini önemseyen ve bu nedenle bu kitabı okumak için on iki saatini ayırmasının yararlı olacağını düşünen herkes içindir. Bu kitap, yüksek sesle yaklaşık on iki saatte okunabilir.
Geçmişiniz, inandığınız ya da inanmadığınız şey ne olursa olsun, pek çok kişinin saygı duyduğunu ileri sürdüğü, ama bunlardan çok azının üzerinde düşünmeye karar verdiği Kutsal Kitap boyunca yapılan bu destansı yolculuğa katılmaya siz de davetlisiniz.
Bir peygamber, üç bin yıl önce evrenin Yaratıcısı ve Sahibine şu duasını sundu: “Gözlerimi aç ki, yasandaki harikaları görebile- yim.” (Mezmur 119:18)
Gördüğümüz her şeyden hoşlanmayabiliriz, ama yine de görme
konusunda başarısızlığa düşmeyelim.
Yolculuk arkadaşınız,

P. D. Bramsen



9

10

BÖLÜM I

YOLCULUK HAZIRLIĞI

ENGELLERLE YÜZLEŞMEK

1. GERÇEĞİ SATIN AL

2. ENGELLERİN ÜSTESİNDEN GELMEK

3. DEĞİŞTİRİLDİ Mİ YOKSA KORUNDU MU?

4. BİLİM VE KUTSAL KİTAP

5. TANRI’NIN İMZASI

6. TUTARLI TANIKLIK

7. TEMEL

12

1

GERÇEĞİ SATIN AL

“Gerçeği satın al ve satma…”

--Süleyman Peygamber
(Süleyman’ın Özdeyişleri 23:233)
ihninizde, milyarlarca kişi ile dolu, kalabalık bir alış-veriş
yerinden içeri yürüyerek girdiğinizi canlandırın. Evet, milyarlarca.
Önünüzde, gözle görülemeyecek kadar uzaklarda, on binlerce ma- ğaza ve satış dükkanı bulunmakta. Gayretli satıcıların sesleri, size her yönden ulaşıyor; sesleniyorlar, bağırıyorlar, şarkı söylüyorlar, tartışıyorlar, yalvarıyorlar, dua ediyorlar – bazıları yumuşak bir ses tonuyla bağırmadan, bazıları da hoparlör aracılığıyla, satın almak için geldiğiniz şeyin yalnızca kendilerinde olduğunu iddia ediyor- lar:

Gerçek!

Gülmeyin. Oxford Üniversitesi Yayınevi, dünya üzerinde on bin
farklı din bulunduğunu belirleyen bir ansiklopedi yayınladı. Ve bu


13

rakam, bu dinlerin içinde bulunan binlerce tarikat ve mezhebi içermemektedir.4
Bu durumda neyi satın almamız gerekir? Kime inanmamız doğru olur?
Eğer yalnızca tek bir gerçek Tanrı varsa ve eğer Kendisi hakkında- ki gerçeği ve insanlık için Ne tasarladığını açıkladıysa, O’nun ve Planı’nın farkına varmamız nasıl mümkün olabilecektir?
Dört bin yıl önce Eyüp Peygamber buna benzeyen bir soru sordu:

“Bilgelik nerede bulunur? Aklın yeri neresi? İnsan onun değeri- ni bilmez… Onun bedeli saf altın ile ödenmez, değeri gümüş ile ölçülmez…. Bilgeliğin değeri mücevherden üstündür.” (Eyüp

28:12-13,15,18)
Yaşamda yol alırken, karışmış bir zihinle belirsizlikler içinde boca- lamak zorunda mıyız, yoksa tek gerçek Tanrı’nın bilgelik ve ger- çeğini bilebilir miyiz?
Bu sorunun yanıtını öğrenmek üzereyiz.

KİTAPLARIN KİTABI

Kutsal Kitap (Bible) sözcüğü, Grekçe’deki Biblia sözcüğünden gelir ve “kitapların kitabı” ya da “kütüphane” anlamını taşır.


Tanrı, insanlara iki bin yıldan uzun bir süredir sözlü olarak ve Adem, Nuh ve İbrahim gibi kişiler aracılığıyla konuştuktan sonra, Mesajını kaydetmeleri için 15 yüzyılı aşkın bir zaman boyunca yaklaşık 40 kişiyi kullan-



dı. Bu ulaklar, peygam- berler ya da elçiler olarak adlandırıldılar. Peygam- ber sözcüğünün birebir anlamı, “açıkça, yüksek sesle söyleyen”, elçi söz- cüğünün anlamı ise, “ha- berci”dir. Bugün, bu kişi-

14

lerin yazmış oldukları tek bir cilt halinde elimizdedir – Kutsal Ki- tap. Kutsal Yazılar, Peygamberlerin Yazıları ve Tanrı’nın Sözü gibi ifadeler, aynı zamanda Kutsal Kitap’la ilgili olarak da kullanılırlar. Tevrat, Mezmurlar ve Müjdeler Kutsal Kitap’ın içindeki özel bö- lümlerdir. Arapça’da bu Kutsal Yazılar, “Kutsal Kitap” anlamını taşıyan el-Kitab-el-Mukaddes olarak adlandırılırlar.
Yüzyıllardır, yıllardır, Kutsal Kitap, dünyadaki diğer her kitaptan daha fazla satılmaktadır. Kutsal Kitap Yazılarının bölümleri ya da tamamı, 2400 dile çevrildi, halen 1.940 dile daha çevrilmektedir.5
Başka hiçbir kitap bu konuda Kutsal Kitap’ın yanına bile yaklaşa- maz. Kutsal Kitap, gördüğü benzersiz rağbete rağmen, yine de
insan tarihindeki en çok küçümsenen ve korkulan kitaptır. Yüzler- ce yıl boyunca dünya yönetimleri ve dünyasal ya da dini önderleri, tüm zamanların en çok satan kitabını yasa dışı ilan etmişler ve bu kitabın sahibi olan vatandaşlarına işkence etmişler ve hatta onları öldürmüşlerdir.6 Bazı uluslar, bu politikalarını halen sürdürmekte- dirler. Hatta “Hristiyan” ülkelerde7 bile Kutsal Kitap’ın halka ait sınıflarda ve kurumlarda okunması yasaklanmıştır.

İŞKENCE GÖRDÜ

Gençlik yıllarımda babamın Richard adlı bir arkadaşı vardı, Richard, Doğu Avrupa’daki komünist hapishanelerinde tam on dört yıl kalmış, sürekli olarak uykusuz ve aç bırakılmış, baş aşağı asıla- rak dövülmüş, bir buzhane hücresinde kilitli olarak tutulmuş, kor halindeki kızgın kazıklar ile yakılmış ve bedeni bıçaklarla oyul- muştu. Ben kendi gözlerimle Richard’ın bedenindeki derin ve kötü yara izlerinin bazılarını gördüm. Aynı zamanda Richard’ın eşi de tutuklanmış ve kocasının “suçlandığı” aynı eylem nedeniyle bir mahkum kampında zorunlu olarak çalışma yargısına uğramıştı.8
Bu karı-kocanın ateist yönetime karşı işledikleri suç neydi? Diğer insanlara Kutsal Kitap’ı öğretirken yakalanmışlardı.


15

AİLESİ İLE İLİŞKİSİ KESİLDİ

Arkadaşım Ali’nin başı büyük dertteydi. Babası, ailenin erkekleri- nin bir araya gelecekleri bir toplantı düzenlemişti.
Toplantıya büyük amca da geldi.
Genç erkek kardeşleri de toplantıya çağrıldılar.
Sonunda, ailenin ilk doğan erkeği olan Ali, ortada bir yere oturtul- du.
Ali’nin babası, şu sözlerle sona eren hararetli bir konuşma yaptı, “Ailemizi utandırdın! Dinimize ihanet ettin! Evi terk etmen ve bir daha asla geri gelmemen gerekiyor. Senin yüzünü asla tekrar gör- memeliyim!”
Amca, bu konuşmaya katılarak şöyle dedi:”Evet, ve eğer yarına kadar evden ayrılmazsan, eşyalarını sokağa atacağım!”
Bu öfke neden?
Ali, yaklaşık bir yıl Kutsal Kitap’ı okuduktan sonra ona inanmaya karar vermişti.

YAŞAYAN SÖZ

Kutsal Kitap’ı böyle çekişmeli bir kitap haline getiren nedir? Yönetimlerin bu kitabı yasaklamalarının ve anne-babaların bu ki-
taba inanan çocuklarını reddetmelerinin nedeni nedir? Milyonlarca
tektanrıcı kişiyi, ateistlerle aynı ilkeyi paylaşma pahasına bile olsa bu eski yazıları hor görmeye iten güç nedir?
Acaba tüm bunların nedeni, Kutsal Kitap’ın, Tanrı’nın yaşayan, aktif, yüreğe işleyen ve yargılayan Sözü olması mıdır?

“Tanrı’nın Sözü, diri ve etkilidir, iki ağızlı kılıçtan daha keskindir. Can ile ruhu, ilik ile eklemleri birbirinden ayıra- cak kadar derinlere işler. Yüreğin düşüncelerini, amaçla- rını yargılar.” (İbraniler 4:12)



16

KİTABI UYGULAMAK

Eşim, ben ve şimdi büyümüş olan çocuklarımız, son yirmi beş yılın büyük bir bölümünü Batı Afrika’daki Senegal’de geçirdik. Komşu- larımızın hemen hemen hepsi İslam dininin izleyicisidirler. İslam, teslim olma ya da boyun eğme anlamına gelir ve Müslüman sözcü- ğünün anlamı, teslim olmuş kişidir. Müslümanlar tarafından saygı gören kitap, Kuran’dır (aynı zamanda Kuran olarak da yazılır). Yazdıklarımın kaynağı, Senegal ve tüm dünyadaki Müslüman dost ve tanıdıklarla yaptığımız kişisel konuşmalardır.
Hem Kutsal Kitap’ı hem de Kuran’ı çalışma konusunda büyük bir zaman yatırımı yapmış olmama rağmen, TEK TANRI TEK ME- SAJ, Kutsal Kitap üzerinde odaklanacaktır. Yıllar önce Senegalli bir dostum ve ben, Senegal dilinin Wolof lehçesinde 100 program- lık bir radyo dizisi hazırladık.9 Bu radyo dizisindeki her program Kutsal Kitap’taki peygamberlerden birine ait bir öyküyü ve bir mesajı içermekteydi. Bazı dinleyiciler şu soruyu sordular, “Neden aynı zamanda Kuran’ı da öğretmiyorsunuz?” Bu soruya verdiğim yanıt şudur:

Bu ülkede çocuklar, üç ya da dört yaşına geldiklerinde Kuran’ı ezberlemeye başlarlar. Her semtte, Kuran öğretmenleri ve okul- ları bulabilmek mümkündür, ama Tevrat, Mezmurlar ve Müj- de’de yazılı olan öyküleri ve mesajı kim öğretebilir ve öğretmek ister? Bildiğiniz gibi, Kuran Kutsal Kitap’taki bu kitapların Tanrı tarafından tüm insanlığa “hidayet ve nur ..ve bir öğütolarak ve- rildiğini bildirir (Sure 5:4610). Kuran da şu ifade de yer almakta- dır: “Eğer sana indirdiğimiz şeyden şüphe içinde isen, senden önce Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyanlara sor” (Sure 10:9411). Ve Kut- sal Kitap’a inanan kişilere Kuran şöyle der: “Ey Kitap ehli! Tev- rat’ı, İncil’i ve Rab’binizden size indirileni (Kuran’ı) uygula- madıkça hiçbir şey üzere değilsiniz” (Sure 5:68). Kitabı okuyan ve onu 30 yılı aşkın bir süredir uygulayan Kitap Ehli’nden biri olarak sizlerin çok ender olarak işittikleri peygamberlerin öykü- lerini ve mesajını bildirmeyi kendim için bir ayrıcalık olarak gö- rüyorum. Bazıları, Kuran’dan 2.000 yıldan daha uzun bir süre önce yazılmış olan bu Kutsal Yazılar, başka hiçbir yerde bulun- mayan gerçeği içerirler.



17

O’NUN ÖYKÜSÜ

Anne-babanız size hiç şu öğüdü verdiler mi? “Bir yabancıya asla güvenme!” Onlar, sizin bir başkasına haklı olarak güvenebilmeniz için önce bu kişinin öyküsüne ilişkin bir şeyler bilmenizin doğru olacağını bilirler.
Güvendiğiniz birkaç kişiyi düşünün. Onlara neden güveniyorsunuz?
Onlara güveniyorsunuz, çünkü bir zaman süreci sonunda bu kişile- rin güvenilir olduklarını öğrendiniz. Onlar size kötülük değil, iyilik yaptılar. Bir şey yapacaklarını söyledikleri zaman, bu sözlerini yerine getirdiler. Onların güvenilir olduklarını bilirsiniz, çünkü onların öyküsünü bilirsiniz.
Kutsal Kitap, Tanrı’nın, erkekleri, kadınları ve çocukları nasıl etki- lediği anlatılan tarihi yüzlerce öyküye yer verir. Her öykü, gökyü- zünün ve yeryüzünün Yaratıcısı ile karşılaşmanız, O’nun sözlerini işitmeniz ve insan tarihinin binlerce yıllık çevre ve koşullar içinde yapmış olduğu işleri görebilmeniz için eşsiz bir fırsat sunar. Tanrı nasıldır? Evet, O büyüktür, ama ne şekilde büyüktür? Tanrı, tutarlı mıdır? Hiç Kendi yasaları ile çeliştiği olur mu? Vaatlerini yerine getirir mi? Bizi aldatabilir mi? Tanrı’ya güvenebilir miyiz?

O’nun öyküsü tüm bu soruları ve bu tür soruların daha binlercesini yanıtlar.

Kutsal Kitap, Tanrı’nın, yalnızca insan tarihinin büyük resmini açıklayan bir tarih kitabı değildir; Kutsal Kitap, O’nun öyküsünü sunar.

NİHAİ TİYATRO OYUNU

İyi bir öykü sevmeyen yoktur.
Kutsal Kitap, hepsinin birleşerek tek bir öyküyü –şimdiye kadar anlatılmış öykülerin en çekicisi– oluşturduğu yüzlerce öykü kapsar. Kutsal Kitap’ın Tanrı ve insan hakkındaki öyküsü, tiyatro oyunları


18

arasında gizemlerin en üstününe sahip olanıdır – bir sevgi ve savaş, bir iyi ve kötü, bir çatışma ve zafer öyküsü. Bu öykü, başından sonuna kadar, yaşamın önemli sorularına mantıklı ve doyurucu yanıtlar sağlar. Başka hiçbir öykünün sahip olmadığı bir doruk noktasına ve sona sahiptir.
Birkaç yıl önce Senegal’deki evimizde toplanmış olan bir grup erkek ve kadına Tanrı’nın öyküsünü anlatmayı bitirdikten sonra, öyküyü dinleyen hanımlardan biri, gözlerinde yaşlarla şu yorumda bulundu: “Ne müthiş bir öykü! İnsanlar Tanrı’ya inanmasalar bile, en azından, O’nun tüm zamanların en iyi senaryo yazarı olduğunu itiraf etmeleri gerekir!” Yorumu yapan hanımın zihninde bir anda, Tanrı’nın kendisinin hem Yazarı hem de Kahramanı olduğu bu çağların tiyatro oyununu sunmak için Kutsal Yazılar’ın her bir parçasının birbirleriyle nasıl uyum sağladıkları konusunda bir ışık yanmıştı.

EN BÜYÜK MESAJ

Kutsal Kitap, şimdiye kadar anlatılmış olan en çekici öykünün içeriğinden çok daha fazlasını içerir. Öykülerinin içinde Tanrı’dan gelen bir mesaj gömülüdür – şimdiye kadar duyurulmuş olan en zorlayıcı mesaj.
Geçen yıllar boyunca Kutsal Kitap’ın mesajını binlerce Müslüman ile tartıştım. Sözünü ettiğim bu Müslümanlar’ın çoğu kişisel arka- daşlarımdı, diğerleri ise yalnızca elektronik posta aracılığıyla tanı- mış olduğum kişilerdi. Her iki durumda da tartışmaların çoğunun özü, tek bir soru halinde ortaya konabilir:

Tek gerçek Tanrı’nın mesajı nedir?

ELEKTRONİK POSTA

Bu soru pek çok şekilde paket edilmiş olarak gelir.
Aşağıdaki elektronik posta bana, Orta Doğu’dan, adını Ahmet ola- rak adlandıracağımız bir erkek tarafından gönderildi.12


19

Merhaba.

İsa, Mesih olarak geldi ve ben bunun doğru olduğuna inanıyo- rum, ama o Tanrı olduğunu hiçbir zaman söylemedi. Muham- med (Allah’ın duaları ve esenliği onun üzerine olsun13) gelme- den önce o, Tanrı’ya götüren yoldu, ama Muhammed geldikten sonra tüm Hristiyanlar’ın Müslüman olmaları gerekirdi, çünkü Mesih, dünyanın sonunda geri geldiği zaman, sizin Yeni Ant- laşmanıza göre değişim, Kuran’a göre egemenlik sürecek.

Mesih, hiçbir zaman çarmıha gerilmedi. Eğer makul olmak isterseniz, şunu anlamanız mümkün olur: o, çarmıha gerilmiş olsaydı bile, bu durum, insanların günahları hiçbir zaman yal- nızca o çarmıha gerildiği için silindiği anlamını taşımazdı. Bu düşüncenizi çok saçma buluyorum. Ayrıca, eğer bana Tan- rı’nın, biricik ve eşsiz oğlunu kurban ettiğini söylerseniz, o zaman ben de size şunu söylerim: Tanrı, insanlara ne istediğini söyleyebilecek ve insanların günahlarını, “sevgili oğlunu” kurban olarak sunmadan ve ona işkence etmeden silebilecek kadar büyük değil midir???! Günahkârlarla ilgili tüm bu dü- şünceleriniz benim için hiçbir şey ifade etmiyor.

İslamiyet, yeryüzüne şimdiye kadar gönderilmiş olan tek mü- kemmel dindir ve bu nedenle İslamiyet’in gerçek ve Tanrı tarafından gönderilmesi gereken en son din olduğunu düşün- mek zorundayım. Yaşamda karşılaşılan her soruna çözüm geti- ren tek din, İslamiyet’tir. Bu dine inanıyorsanız, belirli bir konuda Tanrı’nın düşüncesinin ne olduğunu tahmin etmek zorunda bırakılmazsınız.

Kuran, şimdiye kadar bir peygambere gönderilmiş olan en büyük mucizedir! Aksini düşünüyorsanız, o zaman Kuran’ın ayetlerine benzeyen ya da bunlardan birine yakın anlam taşıyan bir ayet yaratın!! Yüksek düzeyde Arapça’yı en akıcı dilde konuşan biri olsanız bile bunu hiçbir zaman başaramayacaksı- nız….



20

Ayrıca, sizin Kutsal Kitap’ınızın orijinalinde Muhammed’in geleceğine dair ön bildiriler de bulunmakta…

Ben şimdi Kutsal Kitap’ın tüm kitaplarına hile karıştırıldığın- dan, Kutsal Kitap’ın çoğunun sahte ve değiştirilmiş olduğuna inanıyorum ve bu konuda yanılmadığımı da biliyorum…

Dostum, bilginiz olsun diye yazıyorum, ben Yeni Antlaşma’yı okudum. Okumamın nedeni, elbette gerçeği aramak değildi, kişisel ilgi nedeniyle okudum, hem de bir kez değil, iki kez…ve şunu anladım: gerçekten Tanrı’nın sözleri olan ve Tanrı’nın meleği aracılığıyla Muhammed’e gönderilen Ku- ran’ın büyüklüğünün yanına bu dünyadaki hiçbir şey yaklaşa- maz ve eğer siz bu söylediklerimin aksini kanıtlayabiliyorsanız, o zaman bunu yapın. (aynen alınmıştır14)

Esenlik diliyorum, “Ahmed”


Ahmed’in meydan okumasının ve yorumlarının hafife alınmamala- rı gerekir.
Yaratıcımız, bu tür konuları hafife almaz, ve bizler de aynı şekilde hareket etmeliyiz. Tanrı, peygamberlerin eski yazılarında Ahmed’in değindiği her konu için anlaşılması kolay yanıtlar sağ- lamıştır, çünkü her konu, sonsuz önem taşıyan şu soruyla yakından ilgilidir:

Tek gerçek Tanrı’nın mesajı nedir?

Eyüp peygamber, bu soruya benzeyen iki soru sordu: “Bilgelik nerede bulunur? (Eyüp 28:12)

Tanrı’nın önünde insan nasıl haklı çıkabilir?” (Eyüp 9:2)



21

YOLCULUK

Birbirleriyle çelişen binlerce yanıtın varlığı nedeniyle zihni karış- mış bir dünyada amacım, mevcut karışıma kendi düşüncelerimi ya da yanıtlarımı eklemek değil. Aksine, ben sizi, yaşamın nihai soru- larının Kutsal Kitap’ın içinde gömülü bulunan yanıtlarını keşfet- meniz amacıyla, Kitapların Kitabında yapılacak olan bir yolculukta zihniniz ve yüreğinizle benim yol arkadaşlarım olmaya davet edi- yorum. Birlikte yol alırken, Kutsal Yazılar’a göre gerçeğin ne ol- duğunu göreceğiz ve Ahmed ve diğerleri tarafından merak edilen sorulara peygamberlerin ne gibi yanıtlar verdikleri üzerinde dura- cağız.
Yeni bir çevreye alışma döneminden geçtikten sonra, Kutsal Ki- tap’ın başladığı yerde bizim yolculuğumuz da resmi olarak başla- yacak: dünya tarihinin şafağı sökerken. Bu noktadan ilerleyerek zamanın arasından sonsuzluğa doğru yola çıkacağız (Bölüm II&III: konular 8-30).
Yolculuk, Cennet’in içine yapılacak bir ziyaret ile son bulacak.

YOLCULUK SIRASINDA YAPILABİLECEK TERCİHLER

TEK TANRI TEK MESAJ, bir kitapta yer alan üç kitap olarak görülebilir. Bölüm I, pek çok kişiyi Kutsal Kitap’ı keşfetmekten alıkoyan engellere karşı durur. Bölüm II, şimdiye dek anlatılmış olan en iyi öykünün ana mesajını gözler önüne serer. Bölüm III ise, Tanrı’nın, insanlar için tasarlamış olduğu müthiş amaçlara daha yakından bakabilmek için olayların arka perdesine geçer.
Yolcuların çoğu birinci bölümün, yolculuğa hazırlanmaları konu- sunda çok yarar sağladığını düşüneceklerdir. Ancak yine de siz, peygamberlerin Yazılarının güvenilir olduklarını zaten biliyorsa- nız, ya da yalnızca Tanrı’nın öyküsünü dinlemeyi ve O’nun mesa- jını zaman kaybetmeden anlamayı arzuluyorsanız, doğrudan Bölüm II’ye geçmekten çekinmeyin. Tüm yolculuğu tamamladıktan sonra Bölüm I’e geri dönebilirsiniz.


22

Eğer telaşsız adımlarla yolculuk yapmayı tercih ederseniz, kitabın
30 konusunu bir aylık bir döneme yayarak okuyabilir ve böylelikle her gün bir konu üzerine odaklanmış olursunuz.
Eğer bir Müslüman’sanız, belki de bu yolculuğu Ramazan’ın 30 günü boyunca yapmak aklınıza gelebilir. Kuran’da yazılı olan şu sözler nedeniyle güvenlik içinde yol alabilmeniz gerekir: “Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır.” Ve “Ey Müslümanlar, deyin ki, ‘Biz Allah’a, bize indirilene (Kuran’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.’” (Kuran Sure
2:256,136 Pickthall15)
Hangi rotayı seçerseniz seçin, işte size önemli bir yolculuk öğüdü: Yolculuğa bir kez başladıktan sonra, yolculuğun hiçbir bölümünü atlamayın.
Her yeni aşama, bir önceki aşamanın üzerine bina edilir. Gördükle- rinizin hepsini hemen o anda anlamasanız bile,okumayı ve okuduk- larınızın üzerinde düşünmeyi son sayfayı bitirinceye kadar sürdü- rün. Yolculuğun bazı bölümleri garip olacak ve bu bölümler size meydan okuyacaklardır, ama yol boyunca tazelenmenizi sağlaya- cak olan vahalar hazırlanmıştır.
Karşılaşacağınız engellerin sayısı ne olursa olsun, yolculuğa devam edin.

GERÇEK

Dünyanın her tarafındaki pek çok kişi, ‘İnsan soyu nerede başladı?’
‘Ben neden bu yeryüzündeyim?’ ‘Sonum neresi olacak?’ ‘Doğru nedir ve yanlış nedir?’gibi yaşamın büyük sorularının yanıtlarında neyin gerçek neyin sahte olduğunu hiç kimsenin bilemeyeceği düşüncesine sahiptir.



Bugün, Batı’da ‘Her şey görecelidir’ ya da ‘Bir insanın mutlak gerçeği bilebileceğini düşünmek yanlıştır!’ gibi beyanlarda bulun-

23

mak, çok rağbet gören bir davranıştır. Bu tür beyanların kendileri ile çelişen doğalarını fark edebilmek için mantık konusunda dokto- ra yapmak gerekmez. Eğer mutlak gerçek yoksa, o zaman böyle bir görüşe sahip olan kişiler nasıl “her şey” hakkında iddiada buluna- bilirler ya da herhangi bir şeyin “yanlış” olduğu konusunda nasıl ısrar edebilirler?
Tanrı’ya şükürler olsun ki, yaşam değiştiren gerçeğini insanlığa açıklayan evrenin Yaratıcısı, rağbet gören bu düşünceye katılma- maktadır. O, Kendisini içten bir yürekle arayan herkese şunları söyler:

Gerçeği bileceksiniz, ve gerçek sizi özgür kılacaktır.”

(Yuhanna 8:32)

DOĞRU SEÇİM

Birkaç yıl önce, Musa adlı, sağlığı bozuk olan 79 yaşındaki bir komşu, benden haftada üç kez kendisini ziyaret ederek ona Kutsal Kitap’ı okumamı istedi. Musa, tüm yaşamı boyunca Kuran’ı öğ- renmiş, ama Musa’nın Tevrat’ını, Davut’un Mezmurlar’ını ve İsa hakkındaki Müjde’yi – Kuran’ın tüm Müslümanlar’a, kabul etme- lerini ve inanmalarını, buyuran bir şekilde öğütlediği kitapları – okumak için hiçbir zaman vakit ayırmamıştı.16
Musa, biz kronolojik bir sıralama içinde anahtar öyküleri açıklar- ken ve kirlenmiş günahkârların, Yaratıcıları ve Yargıçları tarafın- dan nasıl doğru ilan edilebileceklerini öğrenirken, yoğun bir dikkat göstererek dinledi. Musa, bana birkaç kez, “Yaptığımız her ko- nuşmadan sonra, çalıştıklarımız üzerinde yalnızca düşünmekle kalmıyorum, aynı zamanda derin derin düşünüyorum da!” dedi.
Bir gün, Musa, Kutsal Yazılar’da açıklanan önemli bir başka ger- çeği öğrendikten sonra, hayal kırıklığı yaşadığını açıkça belirten bir ifade ile, yanında oturmakta olan karısına ve kızına şunları söy- ledi: “Neden bunları şimdiye kadar hiç kimse öğretmedi bize?”
Daha sonra, Musa’nın komşuları, onun “bir yabancı ile Kutsal



Kitap’ı çalıştıklarını öğrendikleri zaman” aralarında dedikodu yap-

24

maya başladılar. Baskı öylesine yoğunlaştı ki, yaşlı dostum benden bir süre için onu ziyaret etmememi istedi ve şu açıklamayı yaptı: “Ben, gerçeği reddetmiyorum, ama aileme yaşatılan gerginlik had safhaya ulaştı.”
Yaklaşık altı hafta bekledikten sonra (dedikoduların yatışması için), eşim ve ben Musa’yı ve ailesini ziyaret ettik. Bizi çok sıcak karşıladı ve üzerlerinde çok düşünmüş olduğu bazı sorular sordu. Yanından ayrılmadan önce ise şu yorumu yaptı: “Önemli olan, ölmeden önce doğru seçimi yapmam!”
Musa, “gerçeği satın almanın ve ….onu satmamanın” ne kadar önemli olduğunu anladı.17 Sevgili dostumuz dört ay sonra öldü.
Onunla birlikte geçirdiğimiz zamanları hatırladığımda, şu soruma vermiş olduğu karşılığı asla unutmayacağım: “Musa, eğer bu gece ölecek olsaydın, sonsuzluğu nerede geçirirdin?”
Biraz durakladıktan sonra sorumu yanıtlamıştı: “Ben, Cennet’e gideceğim.”
“Nereden biliyorsun?” diye sormuştum.
Her iki eliyle Kutsal Yazılar’ı sımsıkı tutarak şöyle demişti: “Çün- kü, buna inanıyorum!”

VAAT

Bu keşif yolculuğunu Musa gibi, ölmeden önce doğru seçimi yap- mak isteyen sizlere adıyorum. Tek gerçek Tanrı elinizden tutsun, tüm engelleri aşmanıza yardımcı olsun ve Kim olduğu ve sizin için ne yaptığı hakkında açık ve kesin bir anlayışa kavuşabilmeniz için size yön versin.

“Beni arayacaksınız, bütün yüreğinizle arayınca beni bu- lacaksınız.” (Yeremya 29:13)

Tanrı’nın bu konudaki sözleri size vermiş olduğu kesin bir vaattir.


25

2

ENGELLERİN

ÜSTESİNDEN GELMEK

Bilgisizlik, siz onu tanımadan önce, sizi öldürecektir.”

--Wolof özdeyişi

anrı, yaklaşık üç bin yıl önce beyan etti: “Halkım, bilgisiz- likten yok oldu.” (Hoşea 4:6) bu güne kadar üniversite me- zunları dahil olmak üzere insanların çoğu Kutsal Kitap pey-

gamberlerinin yazmış oldukları hakkında bilgisi olmadan yaşarlar ve ölürler.
Kutsal Kitap’ın eskiliği ve bıraktığı etkisi göz önünde bulundurul- duğunda, Kutsal Kitap’ın ne söylediği konusunda temel bir anlayı- şa sahip olmayan birinin, “iyi eğitimli” biri olarak adlandırılabil- mesi mümkün müdür?
Dünya nüfusu nasıl binlerce din ortaya attıysa, Kutsal Yazılar’ı önemsememek için de aynı şekilde binlerce neden ileri sürmüştür. Bu ve bundan sonraki bölümde bu nedenlerin on tanesi üzerinde duracağız. Ve bir kez yolculuğumuza başladığımızda, daha başka pek çok engelle karşılaşmayı ve bunların üstesinden gelmeyi bek- leyebiliriz.


26

İNSANLARIN KUTSAL KİTAP’I REDDETMELERİNİN ON “NEDENİ”:

1. “EFSANELER”

Dünyevileştirilmiş Batı ve Avrupa uluslarında pek çok kişi, Kutsal Kitap’ın heyecan verici bir efsaneler koleksiyonundan biraz daha üstün olduğunu beyan ederler ve Kutsal Kitap’ın insanlar tarafın- dan icat edilmiş güzel sözler içerdiğini düşünürler. Pek çok kişi bu düşünceyi Kutsal Kitap üzerinde hiçbir zaman objektif bir incele- me yapmaksızın benimsemiştir.
Sir Arthur Conan Doyle’nin, Sherlock Holmes’in Ünlü Vakaları adlı kurgu klasiğinde, dedektifin yardımcısı olan Dr. Watson, Holmes’a, özel bir cinayet davası hakkında şu soruyu sorar:
“Bundan hangi sonucu çıkarıyorsunuz?”
Holmes, bu soruyu, “Şu anda herhangi bir bilgiye sahip değilim” diye yanıtlar. “Bilgiye sahip olmayan birinin teori kurması, önemli bir hatadır. Kişi, teorilerin gerçeklere uyması yerine, gerçeklerin teoriye uymaları için farkında olmadan gerçekleri saptırmaya baş- lar.”18
Kutsal Yazılar konusunda pek çok kişi aynı “önemli hatayı” yapar. Ellerinde yeterli bilgi olmadan bir sonuca varırlar ve kendi dünya görüşlerini ve yaşam tarzlarını rahatsız etmeyecek teorilere uyum sağlamaları için gerçekleri saptırırlar.

2. “GEREĞİNDEN FAZLA YORUM YAPILMASI”

Bazı insanlar Kutsal Yazılar’ı okumazlar, çünkü bir grubun, “Bunu Kutsal Kitap söyler!” dediğini işitirlerken, bir başka grubun, “Ha- yır, söylemek istediği bu değil! Aslında şunu söyler!” dediğini de duyarlar. Kutsal Yazılar’ın anlaşılamaz olduğu konusunda ileri sürülen varsayım, bir sürpriz değildir.
Kutsal Kitap bir yandan yaşamın belirli konuları19 hakkındaki fark- lı görüşlere izin verirken, konu, sonsuzluk olduğu zaman, farklı


27

yorumları kabul etmez. Tanrı’nın kitabı ve mesajı, yalnızca mesa- jın ne söylediğine dikkat ettiğimiz takdirde anlaşılabilirler.
Efsanevi Sherlock Holmes, Watson’a aynı zamanda şöyle de dedi: “Sen görüyorsun, ama dikkat etmiyorsun. İkisi arasındaki fark çok açık. Örneğin, sen holden bu odaya çıkan merdivenleri her zaman görüyorsun.”
“Her zaman.”
Holmes, “Ne kadar sıklıkta görüyorsun?” diye sordu.
Watson, ona, “Eh, birkaç yüz kez görüyorumdur” yanıtını verdi. “Kaç tane mi? Bilmiyorum.”
“Bu yanıtı bekliyordum! Dikkat etmedin, ama yine de gördün. İşte sana anlatmak istediğim şey tam olarak bu. Şimdi gelelim bana. Ben on yedi basamak olduğunu biliyorum, çünkü hem gördüm hem de dikkat ettim.”20
Bu örneğe benzer şekilde, pek çok kişi, Kutsal Kitap’ta çeşitli ifa- deler görürler, ama çok azı, bu ifadelerin gerçekte ne söyledikleri- ne dikkat eder. Bunun sonucunda da kişilerin farklı yorumlara var- maları bir sürpriz olmaz.
İşte size bu duruma ışık tutabilecek bir soru: Tanrı’nın mesajını anlamak istiyor muyum? Tanrı’nın gerçeğini, gizli bir hazineyi aramak için sahip olacağım tutku ve titizliğin aynısı ile aramaya hazır mıyım? Kral Süleyman şunları yazdı: “Eğer aklı çağırır, ona gönülden seslenirsen, gümüş ararcasına onu ararsan, bir define arar gibi aklın ardına düşersen; o zaman Tanrı’yı yakından tanır- sın.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 2:3-5)

3. “HRİSTİYANLAR”

Pek çok kişinin Kutsal Kitap’ı reddetmesinin nedenlerinden biri de, Kutsal Kitap’ı izlediklerini ileri süren kişilerin yaptıkları kötülük- lerdir. “Çarmıh sancağı altında ‘imansızların’ katledildiği Haçlı Seferlerine ne demeli?” diye sorarlar. “Engizisyon’a ne diyeceksi-


28

niz?” “Ya Kutsal Kitap’a inandıklarını iddia eden kişiler tarafından yapılan haksızlıklar?” Gerçek şudur: Hristiyan (Mesih’e benzeyen anlamında) adını taşıyan ve Mesih’in sevgisini ve şefkatini yansıt- ma konusunda başarısız olan herkes, İsa’nın örnek oluşturduğu ve öğrettiği şeylere canlı bir örnek teşkil etmez. İsa, öğrencilerine şöyle dedi: “‘Komşunu seveceksin ve düşmanından nefret edecek- sin’ dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin ve size zulmedenler için dua edin.” (Matta 5:43-44)

Diğer kişiler ise şöyle bir soru sorarlar: “Yaşamlarında sahtekârlı- ğa, sarhoşluğa ve ahlaksızlığa yer veren Hristiyanlar için ne deme- li?” Ahlaksız bir yaşam süren kişi, bu tür bir yaşamın aksini duyu- ran Kutsal Yazılar’a doğrudan itaatsizlik ederek yaşamaktadır: “Günahkârların, Tanrı Egemenliği’ni miras almayacaklarını bil- miyor musunuz? Aldanmayın! Ne fuhuş yapanlar Tanrı’nın Ege- menliği’ni miras alacaktır, ne puta tapanlar, ne zina edenler, ne oğlanlar, ne oğlancılar, ne hırsızlar, ne açgözlüler, ne ayyaşlar, ne sövücüler, ne de soyguncular. Bazılarınız böyleydiniz; ama yıkan- dınız, kutsal kılındınız ve Tanrımız’ın Ruh’u aracılığıyla aklandı- nız. (1. Korintliler 6:9-11) ‘Aklanmak’, ‘doğru’ ilan edilmek anla- mına gelir. Daha sonra Kutsal Yazılar’da yaptığımız bu yolculu- ğumuzda, günahkârların nasıl bağışlanabileceklerini ve Tanrı tara- fından doğru ilan edilebileceklerini keşfedeceğiz.

“Heykellerin önünde eğilen ve Meryem ile azizlere dua eden Hris- tiyanlar için ne düşünülüyor?” şeklinde sorular soran kişiler de vardır. Bu soru kısaca şöyle yanıtlanabilir: Bu tür uygulamalarda bulunan kişiler, Tanrı Sözü’ndeki öğretişin yerine kiliselerinin geleneklerini izlerler. Oysa Tanrı Sözü şöyle der:

“Put yapmayacaksınız. Oyma put ya da taş sütun dikmeyeceksiniz. Tapmak için ülkenize putları simgeleyen oyma taşlar koymayacak- sınız. Çünkü Tanrınız RAB benim” (Levililer 26:1). Heykellerin önünde eğilmek, insan yetkisini Tanrı’nın yetkisinden üstün tut- mak, tek gerçek Tanrı’yı tanımadan mekanik bir şekilde dua et- mek, putperestliğin tüm şekillerini gösteren uygulamalardır. Pek çok kişinin zihni karışır, çünkü Hristiyan ve Katolik sözcüklerinin



29

eşdeğer anlam taşıyan ifadeler olduklarını sanırlar. Ama yanılmak- tadırlar. Hristiyan ve Protestan sözcükleri de eşdeğer anlam taşı- mazlar. Kişinin bir kilise binasına girip çıkması, onu bir Hristiyan yapmaz.

4. “İKİYÜZLÜLER”

Bazı kişilerin Kutsal Kitap’ı okumamak için ileri sürdükleri bir başka neden ise, “tüm ikiyüzlüler yüzündendir”. Kutsal Kitap’a inandıklarını ileri süren pek çok kişi ne yazık ki, söylediklerine uygun şekilde yaşamamaktadır. Kutsal Kitap’ın mesajını çarpıtırlar ve kendi bencil amaçları için Tanrı’nın adını kullanmaktan çekin- mezler. Pek çok vaiz, kendi isteklerine olan düşkünlükleri ve ah- laksızlıkları ile karşı karşıya kalırlar. Bazıları size, kendilerine para gönderdiğiniz takdirde, Tanrı’nın sizi sağlık ve zenginlikle bereketleyeceğini söylerler! Kutsal Kitap, bu sahtekârları “Tanrı yolunu kazanç yolu sanan, düşünceleri yozlaşmış ve gerçeği yitir- miş kişiler” olarak adlandırır ve bu tür kişilerden uzak durmamızı öğütler. (1. Timoteos 6:5)
İsa, kendi dönemindeki, çıkarlarını ön planda tutan, sahte dini ön- derlere şöyle hitap etmek zorunda kaldı:

Ey İkiyüzlüler! Yeşaya’nın sizinle ilgili şu peygamberlik sözü ne kadar yerindedir: ‘Bu halk dudakları ile beni sa- yar, ama yürekleri benden uzak. Bana boşuna taparlar. Çünkü öğrettikleri, yalnızca insan buyruklarıdır.’” (Matta

15:7-9) Ve İsa, öğrencilerine de şu sözleri söyledi: “Dua ettiğiniz zaman, ikiyüzlüler gibi olmayın. Çünkü onlar her- kes kendilerini görsünler diye havralarda ve caddelerin köşe başlarında dikilip dua etmekten zevk alırlar.” (Matta

6:5)



Her birimizin bir şekilde ikiyüzlülük (olmadığımız bir şeyi oldu- ğumuzu iddia ederek) suçunu işlediğimiz gerçeğini göz önünde tutarak bir başkasının ikiyüzlülüğünün, bizi Yaratıcımızı tanımak- tan ve O’nun güvenilir Sözü’nün bizi O’nun amaçladığı insanlar olmamız için değişmekten alıkoymasına izin mi vermemiz gerekir?

30

5. “IRKÇILIK”

Bazı kişilerin Kutsal Kitap’ı reddetme nedenleri, Kutsal Kitap’ın belirli bazı grup insanları diğer insanlardan daha üstün tuttuğunu düşünmeleridir. Çoğumuz ırkçılık ya da kendi ırkımızın diğer in- sanların ırklarından daha üstün olduğuna inanma gibi konularda farklı düzeylerde hata yapmakla suçluyuz; Kutsal Kitap’ın bu ko- nudaki sözü çok açıktır:”Tanrı, insanlar arasında ayırım yapmaz.” (Elçilerin İşleri 10:34)
Örneğin, Musa’nın, Etiyopya’lı bir kadın ile evlendiğini biliyor musunuz?21 Tanrı’nın, Elişa peygamber aracılığıyla, Suriye ordu- sunun hasta komutanı Naaman’ı, Naaman, Tanrı’nın önünde ken- disini alçalttıktan sonra onu tutulduğu deri hastalığından nasıl kur- tardığını anlatan öyküyü okudunuz mu?22 Ya da Tanrı’nın, Yahudi peygamber Yunus’a, Ninova kentine (Irak?) giderek, kent halkına O’nun tövbe etmeleri ve kurtulmaları için verdiği mesajı götürme- sini buyurduğu anlatılan öyküyü biliyor musunuz? Yunus, Ninova halkından nefret ediyordu ve Tanrı’nın bu halkı yok etmesini isti- yordu, ama Tanrı, Ninovalıları seviyordu ve onlara merhamet gös- terdi.23 Pers ülkesinin (İran), Tanrı’nın, dünyaya kurtuluş sağlama öyküsünü açıklarken, ne kadar önemli bir rol üstlendiğinden ha- berdar mısınız?24 Sonsuz yaşam mesajını günahlı bir Samiriyeli kadın ile paylaşan İsa’nın şaşırtıcı öyküsünü okudunuz mu? – Ya- hudiler, Samiriye’yi dışlamalarına ve Samiriyelileri ‘murdar’ ola- rak görmelerine rağmen İsa, bu kadına sonsuz yaşam mesajını iletmişti.25
Dünyamız, ırkçılığın neden olduğu sıkıntılara maruz kalıyor, ama Yaratıcımız ırkçı değildir. O’nun gözündeki tek ırk, yalnızca insan ırkıdır.


“Dünyayı ve içindekilerin tümünü yaratan, yerin ve göğün Rabbi olan Tanrı, elle yapılmış tapınaklarda oturmaz. Herkese yaşam, soluk ve her şeyi veren kendisi olduğuna göre, bir şeye gereksinmesi varmış gibi O’na insan eli ile hizmet edilmez. Tanrı, bütün ulusları tek insandan (tek kandan) türetti ve onları yeryüzünün dört bucağına yerleş-

31

tirdi. Ulusların sürelerini ve yerleşecekleri bölgelerin sı- nırlarını önceden saptadı. Bunu, kendisini arasınlar… di- ye yaptı. Aslında Tanrı hiçbirimizden uzak değildir. Nite- kim, ‘O’nda yaşıyor ve hareket ediyoruz; O’nda varız.” (Elçilerin İşleri 17:24-28)

Tanrı’nın tüm insanları “tek kandan” yarattığına ilişkin ifadenin doğruluğu modern bilim tarafından da şu açıklamayla doğrulanır: “İnsanın genetik kodu, ya da genome, dünyadaki tüm insanlarda %
99.9 oranında aynıdır. Geri kalan oran konusunda bireysel farklı- lıklarımızın sorumlusu DNA’dır – örneğin göz rengindeki değişik- lik ya da hastalık riski gibi.”26
Göğün ve yerin”, “hiçbirimizden uzak olmayan” Yaratıcısı ve Sahibi, sizinle ve benimle kişisel olarak ilgilenir ve bizim “Rab’bi aramamızı” ve O’nun mesajını anlamamızı ister. Doğumumuz ile ilgili her ayrıntıyı O düzenlemiştir. O, her ulusa ait insanları dil, kültür ve renk ayırımı yapmadan sever ve onları kendi yürek dilleri ile Adını çağırmaya davet eder.

6. “KUTSAL KİTAP’IN TANRISI CİNAYETİ ONAYLAR”

Bu elektronik posta, bir ateistten (ya da kendisinin adlandırmayı
tercih ettiği şekilde dünyevi bir hümanistten) geldi:

Kutsal Kitap, Tanrı’nın şöyle dediğini söyler: “Ben Rab, sevgi ve merhamet dolu bir Tanrı’yım, tez öfkelenmem ve büyük sevgi ve sadakat gösteririm.” Kendisini överken kul- landığı sözleri güzel, ama bu sözlerin hiçbiri eylemleri ile uyuşmuyor. Tanrı, 2004 yılının Aralık ayında güneydoğu Asya’daki tsunami felaketinde iki yüz elli bin kişinin ölümü- ne izin verdiğinde, söylediği kadar sevecen birine benzemi- yordu… Sözü edilen Kenan diyarına girerken, Kutsal Ki- tap’ın Tanrısı sakin ve masum erkeklerin, kadınların, çocuk- ların ve bebeklerin öldürülmesini onaylar… Yalnızca ölümlü biri olan benim, sözü edilen “yaratıcıdan” daha fazla sevgiye sahip olmamın nedeni nedir?




32

Eğer benim gücüm dünyamızdaki tüm çatışma, nefret, sa- vaşlar, cinayet, felaketler, yoksulluk, açlık, hastalık, acı, üzüntü ve sefalet gibi sıkıntılara engel olmaya yetseydi, bunların hiçbirine asla izin vermezdim. Parmaklarımı bir kez şıkırdattığım anda, hemen şimdi tüm bu acılara son verirdim!

Çok kişi şu soruyu sorar: “Eğer Tanrı hem iyiyse ve hem de her şeye gücü yetiyorsa, o zaman neden kötülüklere son vermiyor?” İlginç olan ise, şöyle bir soruyu çok az kişinin soruyor olmasıdır: “Eğer Tanrı hem iyiyse hem de her şeye gücü yetiyorsa, ben kötü- lük yaparken, neden beni durdurmuyor?” Tanrı’nın, kötülüğü yar- gılamasını isteriz, ama O’nun bizi yargılamasını istemeyiz.

Bu tutarsızlığa dikkat çektikten sonra, hümanist dostumuzun bazı sert meydan okumalarda bulunduğunu kabul edelim. Bu konuda basit yanıtlar bulunmasa da, tatmin edici yanıtlar mevcuttur. Daha sonra, Kutsal Yazılar’da yaptığımız yolculuklarda Tanrı’nın karak- teri ve günahın ileriye uzanan sonuçlarıyla yüz yüze geldiğimiz zaman, Tanrı’nın bu soruna ilişkin verdiği yanıtlar netleşecektir. Bu arada, Tanrı, erkeklerin, kadınların, çocukların ve bebeklerin yaşamlarına son veren felaketlere izin verdiği ve hatta bunları bu- yurduğu zaman, bizi Yaratıcımızı yargılamaktan koruyan üç ilke- den söz edelim:
1) İnsan yalnızca bir parçayı görür, ama Tanrı’nın gördüğü, resmin tamamıdır.
İnsanlar, “masum kurbanlar” “zamanları dolmadan öldüklerinde”, bu ölümleri “adil olmayan” trajediler olarak sınıflandırırlar, ancak Tanrı olayları sonsuzluğun bakış açısından görür. O, bir insanın
geçici yersel varoluşunun, asıl olayın yalnızca bir başlangıcı oldu- ğunu ilan eder.27 Yaşam, gözle görülenden çok daha fazlasıdır. Örneğin, annesinin rahminde bulunan bir cenini gözlerimizin önü- ne getirelim. Eğer sınırlı dünya görüşünün temelinde, bu durumu mantığa göre açıklayabilseydi, Tanrı’ya belki de şunları söylerdi:
“Bu embriyona ait torbanın içinde kilitlenmeyi hak etmek için ne


33

yaptım? dışarıdaki çocukların oyun oynadıklarını ve güldüklerini işitiyorum ve ben bu karanlık, su dolu dünyada mezara gömülmüş gibiyim! Bu durumum hiç de adil değil! Yalnızca bir cenin olan benim bile Yaratıcımdan daha fazla sevgiye sahip olmamın nedeni nedir?”
Bildiğimiz kadarıyla henüz doğmamış bebekler, Yaratıcılarına bu şekilde meydan okumazlar, ama yetişkinler Yaratıcılarına meydan okurlar. “Ama ey insan, sen kimsin ki, Tanrı’ya karşılık veriyor- sun? ‘Kendisine biçim verilen, biçim verene, ‘beni niçin böyle yap- tın’ der mi?” (Romalılar 9:20)
2) İnsanın yanlış olarak gördüğünü, Tanrı’nın da yanlış olarak görmesi gerekmez.
Yaşamın kaynağı olan ve yaşamı Sürdüren Tanrı’nın, aynı zaman- da yaşama son vermeye de hakkı vardır. Birbirini izleyen doğal felaketler sonucunda sahip olduğu her şeyi ve on çocuğunu kaybe-
den peygamber Eyüp, meydan okumak yerine, Tanrı’ya boyun
eğerek şöyle demişti: “‘Bu dünyaya çıplak geldim, çıplak gidece- ğim. Rab verdi, Rab aldı. Rab’bin adına övgüler olsun!’ Bütün bu olaylara karşın Eyüp günah işlemedi ve Tanrı’yı suçlamadı.” (Eyüp 1:21-22)
Şu ana kadar belirli bir noktaya ulaşmış olan yolculuğumuz, olay- ların perde arkasında yer alan ve bize garip gelen, ama buna rağ- men yine de Tanrı’nın bilge tasarıları olan bazı noktalara anlayış sağlayacaktır.28 İnsanları, Kendisini sevmeleri ve itaat etmeleri için zorlamayan, evrenin Egemen Yöneticisi ile karşılaşacağız. Ve aynı zamanda, dünyanın şimdiki bu korkunç durumda bulunmasının nedenini de anlayacağız.
3) Tanrı, sonunda, herkes için mükemmel adaleti yerine getire- cektir.
Geçmişin ve bugünün olaylarına anlam vermek için çabalarken, insanın Yaratıcısının her can hakkında eksiksiz bilgiye sahip oldu-
ğunu hatırlamamız yararlı olacaktır: eksiksiz bilgiye sahip olan



O’dur, bizler değiliz. Tanrı, bizim değil, Kendi ahlak ölçüleri aracı- lığıyla işler. Neyin doğru ya da neyin yanlış olduğunu O’na biz

34

söylemeyiz; O, bize söyler. Tanrı, insanlara, diğer insanları kötü etkileyen yanlış kararlar almaları için izin vermesine rağmen, kötü- lüğe karşı asla kayıtsız değildir. Tanrı’nın her erkeği, kadını ve çocuğu kendi doğruluğunun ölçüsüne göre yargılayacağı bir Yargı Günü geliyor. O’nun sevgisinin ve adaletinin nihai dereceleri sınır- sızdırlar.29 “RAB adil Tanrı’dır; ne mutlu O’nu özlemle bekleyen- lere!” (Yeşaya 30:18)
Eğer siz de elektronik posta aracılığıyla yazıştığımız dostumuz gibi kendinizi, “sizin Yaratıcınızdan daha sevecen olarak görüyorsa- nız”, okumaya devam edin. Tanrı, sırlarını O’nun sözlerini işitecek kadar alçakgönüllü ve sabırlı olan kişilere açıklar.

“Gizlilik, Tanrımız Rab’be özgüdür. Ama bu yasanın bütün sözlerine uymamız için açığa çıkarılanlar sonsuza dek bize ve çocuklarımıza aittir.” (Yasa’nın Tekrarı 29:29)

7. TANRI’NIN KİTABI …GİBİ KONULARI İÇERMEZDİ”

Bazı kişiler, Kutsal Yazılar’ı reddetme nedenlerini şu sözlerle haklı çıkarmaya çalışırlar: “Eğer Kutsal Kitap’ı Tanrı esinlemiş olsaydı, bu kitabın içinde zina eden, akrabaları ile cinsel ilişkiye giren, iha- net eden, putperestlik ve benzeri gibi iğrenç kötülükler yapan kişi- lerin öykülerine yer verilmezdi. Bu gibi kişilerin esin ve açıklama kavramlarına göre, Tanrı’nın kitabının içeriğinin, Tanrı’nın doğru- dan sözlerinin aktarılması ile sınırlı kalması gerekirdi.
Ancak yine de, Kutsal Yazılar, insanları Yaratıcılarına tarih çatısı altında takdim etmeyi amaçladıklarından, Kutsal Kitap’ın yalnızca Tanrı’nın sözlerini ve işlerini değil, aynı zamanda insanların gü- nahlarını ve hatalarını da kaydetmiş olması bir sürpriz olarak gö- rülmemelidir. Tanrı’nın, insanlığın başarısızlığının karanlık arka perdesine karşı, Kendi yüceliğini, saflığını, merhamet ve sadakatini açıklamaya hakkı yok mudur? Bizler, Her Şeye Gücü Yetene, Kendisini ve mesajını nasıl açıklaması ya da nasıl açıklamaması gerektiğini dikte etmeye cüret edebilir miyiz?


35

Ne kadar ters düşünceler! Çömlekçi balçık ile bir tutulur mu? Yapı, kendini yapan için, ‘Beni o yapmadı’ diyebilir mi? Çömlek, kendine biçim veren için ‘O bir şeyden anla- maz’ diyebilir mi?” (Yeşaya 29:16)

Kutsal Kitap, Tanrı’nın onaylamadığı ama izin verdiği pek çok tarihi olayı kaydeder. Gerçek ve yaşayan Tanrı, kötü bir durumu, iyi bir şeye çevirmekten zevk alan Biri’dir. Belki Yakup’un on birinci oğlu olan Yusuf’un etkileyici öyküsünü okumuşsunuzdur (Yaratılış 37-50). Yusuf’un on tane ağabeyi vardı ve Yusuf’tan nefret ediyorlardı; ona kötü davrandılar ve sonunda onu İsma- iloğullarına köle olarak sattılar. Yusuf, hiçbir suçu olmamasına rağmen hapse girdi, ama aslında Yusuf, bu kötü durum aracılığıyla Mısır tahtına yükseltildi ve böylelikle ağabeylerini, Mısırlıları ve çevredeki komşu ülkeleri kıtlığın neden olduğu açlıktan ölmekten kurtardı. Daha sonra, Yusuf’un ağabeylerinin yürekleri köklü bir değişim yaşadı ve o zaman Yusuf onlara şöyle dedi: “Siz bana kötülük düşündünüz, ama Tanrı, bugün olduğu gibi, birçok halkın yaşamını korumak için o kötülüğü iyiliğe çevirdi.” (Yaratılış

50:20)

8. “KUTSAL KİTAP ÇELİŞKİLERLE DOLU”

Pek çok kişi, Kutsal Kitap’ın çelişkilerle dolu olduğu konusunda ısrar eder, ama yine de onu yansız bir bakış ile incelemek için çok az kişi zaman ayırır. Kutsal Yazılar’ı, başka birinin onlar hakkında söylediklerini temel alarak yargılamak adil bir davranış mıdır? Herhangi bir kitap yalnızca birkaç bölümündeki bir ifade okunarak anlaşılabilir mi? Önemli bir kitap yalnızca, bir baskı hatası ya da metninde bir tutarsızlık bulmak amacıyla mı okunmalıdır? Böyle olmaması gerektiğini umuyoruz. Ancak yine de pek çok kişi Kutsal Kitap’ı bu şekilde okurlar.
Yıllar önce birinden bir elektronik posta aldım; bana gönderdiği uzun listeyi bir web sitesinden kopyalamıştı ve bu uzun listede Kutsal Kitap’ta bulunduğu iddia edilen hatalar ve çelişkiler sıra- lanmıştı. Size bu listeden seçtiğim bazı alıntıları aktarayım:


36

Kutsal Kitap’ınız kendisi ile çelişir. Örneğin:

İlk gün Tanrı ışığı yarattı, sonra ışığı karanlıktan ayırdı (Yaratılış 1:3-5). Geceyi ve gündüzü birbirinden ayıran güneş, dördüncü güne kadar yaratılmadı. (Yaratılış 1:14-

19)

Adem, yasak meyveyi yediği gün ölecekti (Yaratılış

2:17). Adem 930 yıl yaşadı (Yaratılış 5:5).

İsa yargılamaz (Yuhanna 3:17; 8:15; 12:47). İsa yargılar (Yuhanna 5:22, 27-30; 9:39; Elçilerin İşleri 10:42; 2. Korintliler 5:10).
vs,vs,…

Şimdi size bir soru sormak istiyorum: Sizin dininiz benim soru sormama ve bu soruyu kabul etmeden önce beynimi kullanmama izin verir mi? Ya da benden, gözlerimi ka- patmamı ve beynimin soru üretmesini durdurmamı mı is- ter? Çünkü ben kendime Tanrı’nın, Kendi Kitabında bu kadar çok hata yapabilmesinin mümkün olup olmadığını soruyorum ve bu soruma doğal olarak ‘HAYIR’ yanıtını veriyorum!? (aktarılan parçadan ‘aynen alınmıştır’)

Evet, “Gelin, şimdi davamızı görelim” (Yeşaya 1:18) diyen aynı Tanrı, benden “sorular sormamı ve beynimi kullanmamı” istiyor. Tanrı, her birimizi Sözü üzerinde kendimiz için düşünmeye davet eder. Bizim dışımızdaki birinin düzenlemiş olduğu bir “çelişkiler” listesini kopyalamamız yeterli olmayacaktır. Süleyman, “Saf kişi her söze inanır, ihtiyatlı olansa attığı her adımı hesaplar” dedi. (Süleyman’ın Özdeyişleri 14:15)




Kutsal Yazılar’da izleyeceğimiz kendi yolumuzu düşünürken, bana elektronik posta gönderen kişinin “çelişkileri”ne bulunacak çözüm- ler ortaya çıkacaklardır.30 Ama belki yine de şimdilik hepimiz şu konuda fikir birliğine varabiliriz: Yaşam, kendi içten araştırmamızı yapmamak için gereğinden fazla kısa ve sonsuzluk ise gereğinden fazla uzundur.

37

Eğer lezzetli ve sulu bir mango meyvesi yediyseniz, bu meyvenin tadını birine tanımlamaya çalışmanızın yeterli olmayacağını bilir- siniz. Mangoyu, o kişinin kendisinin tatması gerekir. Aynı şekilde, başka birinin Tanrı Sözü hakkında size söylediklerini kabul etme- niz yeterli olmayacaktır. Tanrı Sözünü, sizin kendinizin tatması gerekir.
Tadın da görün, Rab ne iyidir!” (Mezmur 34:8)
Kutsal Yazılar’ın özen gösteren, dikkatli bir öğrencisi olmak, sizin sonsuzluğa duyduğunuz kişisel ilginiz ile doğru orantılı olan bir konudur – “makbul, gerçeğin bildirisini doğru kullanan” biri. (2. Timoteos 2:15) İçeriğin yer aldığı koşul ve çevreye (içinde iddia edilen bir çelişkinin bulunduğu tüm kısım) dikkat etmemek, Ger- çeğin Sözü’nü doğru kullanmak için uygun bir yol değildir.
Açıklamak için bir örnek vereyim: Kutsal Kitap’ta bize yargıla- mamamızı buyuran ayetler olduğu gibi, yargılamamızı buyuran ayetler de vardır. 31 Bu ayetler birbirleriyle çelişki içinde midirler? Hayır, birbirlerini tamamlamaktadırlar. Tanrı’nın kitabı bana, bir yandan bilgisi sınırlı olan bir yaratık olarak bir başka kişinin motif- lerini ya da eylemlerini kendi doğruluğuma güvenerek, hata bulan bir ruh ile yargılamamamı (suçlamamamı) söyler. Ama öte yandan Kutsal Yazılar’da söylenenleri temel alarak doğruyu yanlıştan ve gerçeği yalandan ayırmak için yargılamam da buyurulmuştur.
O zaman Kutsal Kitap’ta bulunduğu iddia edilen çelişkiler hakkın- da ne demeli?
Ben kişisel olarak bu tür tüm “çelişkiler” için tatmin edici çözüm- ler buldum. Ve aynı zamanda şunun da farkına vardım: İnsanlar, Kutsal Yazılar’ı anlamayı isteyene kadar eski “çelişkileri” çözüm bulur bulmaz yeni bir “çelişki” bulmayı sürdürecekler.32
Tanrı’nın mesajını anlamak istiyor musunuz? O zaman Tanrı’nın kitabını orada sizin düşüncenizi aramak için okumayın; Tanrı’nın kitabını O’nun düşüncesini anlamak için okuyun. Kutsal Kitap’ı, her bir kitabını ayrı ayrı işleyerek çalışın. Okuduklarınızı yorum- lamak için çok fazla uğraşmayın. Bırakın Kutsal Kitap kendi ken-


38

disini yorumlasın. Birçok yüzyıl boyunca pek çok peygamber tara- fından yazılmış olan Kutsal Yazılar, kendi kendilerinin en iyi yo- rumcusudurlar.33
Derin ve gizli şeyleri ortaya çıkarır; karanlıkta neler ol- duğunu bilir; çevresi ışıkla kuşatılmıştır.” (Daniel 2:22)

9. “BEN, YENİ BİR ANTLAŞMAYA İNANMIYORUM”

Bir süre önce, bir hanımdan aşağıdaki şu elektronik postayı aldım:

Ben yeni antlaşmaya inanmıyorum. Yalnızca eski antlaşmaya inanıyorum. Tanrı’nın sözlerinin yeni zamanlar için değiştirilebi- leceğine ve yeniden yazılabileceğine inanmıyorum. (aynen alın- mıştır)

Diğer pek çokları gibi bu elektronik postayı gönderen kişi de Tan- rı’nın kitabında neden bir Eski ve bir Yeni Antlaşma bulunduğunu henüz anlamamıştı. Kutsal Yazılar’da bu şekilde iki temel bölümün bulunması, Tanrı’nın Sözü’nün “değiştirildiği ya da yeniden yazıl- dığı” anlamına gelmez. Ama aksine, Tanrı’nın insanlık için tasar- lamış olduğu, önceden bildirilen ve yerine gelmekte olan planıdır.
Tarihteki olaylar, meydana geldikleri zaman aracılığıyla belirtilir- ler. Örneğin, peygamber İbrahim’in doğumunun, M.Ö. yaklaşık
2000 yılında gerçekleştiği söylenir, ama New York’taki İkiz Kule- ler, M.S. 2001 yılındaki saldırı sonucu yıkılmışlardır.34 Dünya tarihi iki bölüme ayrılır. Tanrı’nın kitabı da aynı şekilde iki bölüme ayrılmıştır.
Kutsal Kitap’ın bir Eski Antlaşma’sı, bir de Yeni Antlaşma’sı var- dır. “Antlaşma” sözcüğü, yasal belge, kontrat ya da sözleşme – iki kişi arasında alınan bir karar gibi konular içinde kullanılabilen bir sözcüktür.35 Şimdilik, Kutsal Yazılar’ın iki bölümüne gelişigüzel bir şekilde bakıyoruz. Eski ve Yeni Antlaşma arasında yolculuk yaparken, bu iki bölümün amacı ve gücü netleşecektir.
Bölüm I: Eski Antlaşma. İbranice ve Aramice olarak yazılmış olan Eski Antlaşma Yazıları, “Musa’nın Yasası (aynı zamanda Tevrat olarak da adlandırılır), Peygamberler ve Mezmurlar” olarak


39

belirtilen üç kısımdan oluşurlar. (Luka 24:44) Tanrı, bin yılı aşan bir süre içinde bu Yazıları yaklaşık otuz peygambere nakletmiştir. Bu Yazılar, Adem’in yaratılışından Pers İmparatorluğu (M.Ö. yak- laşık 400) dönemine kadar geçen süre içindeki insanlık tarihine Tanrı’nın nasıl müdahale ettiğini gösteren bir kayıt sağlarlar.
Eski Antlaşma, peygamberliğe özgü bir anlatım ile zaman korido- rundan aşağı doğru bakarak, yüzlerce tarihi olayı bu olaylar mey- dana gelmeden önce bildirerek dünyanın sonunu görür.36
Eski Antlaşma, Tanrı’nın insanlara İsa Mesih’in doğumundan önce
(M.Ö.) sunduğu antlaşmayı tanımlar. Mesih, İbranice dilinde
‘Meshedilmiş Olan’ ya da ‘Seçilmiş Olan’ anlamına gelen Mesih sözcüğünün Grekçe’deki karşılığıdır. Bu Kutsal Yazılar, gerçekle- şecek olan önemli temel olayları önceden bildirerek, insanları gü- nahtan ve günahın sonuçlarından kurtarmak için gelecek olan Me- sih’e doğru işaret ettiler. Eski Antlaşma aynı zamanda şu önemli
vaadi de içeriyordu:
“‘Yeni bir antlaşma yapacağım günler geliyor’ diyor

Rab.” (Yeremya 31:31)

Bölüm II: Yeni Antlaşma. Grek dilinde yazılmış olan Yeni Ant- laşma Yazıları aynı zamanda Müjde (ya da Arapça “İyi Haber” anlamında İncil) olarak da adlandırılırlar. M.S. birinci yüzyıl bo- yunca en az sekiz kişi tarafından yazılmış olan Yeni Antlaşma, Mesih’in yeryüzüne ilk kez gelişini kaydetmiştir. Aynı zamanda Eski Antlaşma Yazıları hakkında tanrısal bir yorum sağlar ve dün- ya tarihinin nasıl sonuçlanacağını önceden bildirir. Yeni Antlaş- ma’nın tüm peygamberlikleri, Eski Antlaşma’da bulunan peygam- berlikler ile mükemmel bir uyum içindedir.
Yeni Antlaşma, insanlara, Tanrı’nın, Mesih’in gelişinin (M.S.) bir sonucu olarak verdiği büyük sunuyu tanımlar. Bu Yazılar, pey- gamberler tarafından önceden bildirilen yüzlerce anahtar olayın tarihi olarak gerçekleştiklerini göstererek geçmiş zamanları işaret ederler.


40

Yeni Antlaşma, aynı zamanda Eski Antlaşma gibi Mesih’in yeryü- züne geri döneceği güne de işaret eder. Mesih şu sözleri söylerken değindiğimiz önemli gerçeği ifade ediyordu: “Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin (Eski Antlaşma) sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim.” (Matta 5:17)

Eski ve Yeni Antlaşmalar arasında hiçbir çelişki yoktur. Filizlene- rek gelişmeye başlayan ve olgun bir ağaç olma yolunda ilerleyen bir tohum gibi, Tanrı’nın insanlık için tasarlamış olduğu eski çağ- daki planı Eski Antlaşma’da kök salmıştır ve Yeni Antlaşma’da olgunluğuna erişmiştir. Tanrı’nın kitabının her bölümü, O’nun anlamamızı istediği mesaja işaret eder.
Bana elektronik postayı yazan hanım, “Tanrı’nın sözlerinin değiş- tirilemeyeceği ve sonraki zamanlar için tekrar yazılamayacağı” konusunda sahip olduğu inancında haklıdır. Bu hanımın farkına varamamış olduğu nokta, “Tanrı’nın sözlerinin” yerine gelebile- ceği ve gerçekleşeceğidir.

10. “KUTSAL KİTAP TAHRİF EDİLMİŞTİR”

Bu aşamaya kadar insanları Kutsal Kitap’ı okumaktan ve ona inanmaktan alıkoyan dokuz engel hakkında konuştuk. Ama yine de, şimdiye kadar Müslüman dostlarımdan işittiğim en yaygın iti- raza henüz değinmedik. Ahmed, bu itirazı daha önce elektronik postasında dile getirmişti:

Benim inandığım ve bildiğim şudur: Bugünkü haliyle Kutsal Kitap’ın büyük bölümü, tüm kitaplarına hile karıştırıldığı için sahtedir ve tahrif edilmiş durumdadır…


Ahmed haklı mıdır? Kutsal Yazılar’ın orijinali tahrif edilmiş mi- dir? Bir sonraki bölüm bu soruların yanıtını verir.


41

3

DEĞİŞTİRİLDİ Mİ

YOKSA KORUNDU MU?

Ot kurur, çiçek solar, ama Tanrımız’ın sözü sonsuza dek durur.

- Peygamber Yeşaya (Yeşaya 40:8)
şağıda belirtilen elektronik posta, dünyanın dört farklı ye- rinden gelen parçalardan seçilmiştir ve dünya üzerinde yaşayan bir milyardan fazla kişinin düşüncelerini ifade
eder:

Tanrısal tüm Kutsal Yazılar’a inanırız, ama orijinal olanlarına.


İçlerinde yer alan sözcüklerin değişmiş olduğu bir eski antlaşma ya ve yeni antlaşmaya sahip olduğunuzu unutmayın. Kutsal Ku ran’da yer alan sözler yıllardır aynı kalmışlardır.

Sizin Kutsal Kitap’ınız, yeniden yazılmış, eklemeler yapılmış, ve sizin hastalıklı inancınızla uyum sağlaması için en başından beri yeniden düzenlenmiş, tahrif edilmiş bir metindir.

42

Ben, Kutsal Kitap’ın yüzlerce hatta binlerce yıl önce tahrif edildiğine inanıyorum ve Yeni Antlaşma’nın tamamının olmasa bile büyük bir bölümünün Pavlus adlı sahte bir pey- gamber tarafından yaratılan tamamen değersiz bir metin olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle, Kutsal Kitap’tan yaptığı- nız alıntılar benim için zaman kaybı ve /veya inciten sözlerden başka bir şey ifade etmiyor.


Bu iddialar geçerli midirler? Sınırsız Tanrı, sınırlı insana, uzun zaman önce peygamberlerine açıklamış olduğu Yazılara hile karış- tırması ve bu Yazıları tahrif etmesi için izin vermiş midir?

MÜSLÜMANLAR İÇİN SÖYLENEN KİŞİSEL BİR SÖZ

Burada, doğrudan saygıdeğer Müslüman okuyucuma hitap etmek istiyorum.
Büyük olasılıkla bildiğiniz gibi, Kuran, Kutsal KitapYazılarının – Torah (Tevrat), Mezmurlar (Zebur) ve Müjde (İncil)– Tanrı tara- fından “rehberlik ve nur” sağlamaları için verildiklerini açık bir şekilde beyan eder (Sure 5:44-51). Kuran’da aynı zamanda şu ifade de yer alır: “(Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kuran’ı) hak, önündeki kitapları (Kutsal Kitap) doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik” (Sure 5:48). Ve “Senden önce de ancak kendile- rine vahyettiğimiz bir takım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine (Kutsal Kitap sahiplerine) sorun.” (Sure 21:7) Kuran aynı zamanda şu uyarıda da bulunur: “Onlar, kitabı (Kuran’ı) ve elçilerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlar… ateşte yakılacaklardır.” (Sure 40:70-72)
Kuran, sürekli olarak37 Kutsal Kitap’ın kitaplarının Tanrı tarafın- dan vahyedildiklerini ve onları reddedenlerin cehenneme gönderi- leceklerini beyan eder. Bu sözler Kuran’ın söylediği sözlerdir.


43

Kuran’a özgü bu tür beyanlar, tüm ülkelerde yaşayan Müslümanlar için ciddi bir bilmece yaratırlar, çünkü Kutsal Kitap ve Kuran, Tanrı’nın karakteri ve insanlık için tasarlamış olduğu amacı ve planına ilişkin temelde birbirlerinden tamamen farklı iki ayrı mesaj sunarlar.
Müslümanlar’ın çoğunun Kutsal Kitap’ın yazılarının tahrif edildik- leri sonucuna varmalarının nedeni budur. Aşağıda yer alan sorular, pek çok kişiye, bu varılan sonuç üzerinde düşünmeleri için yardım- cı olmuşlardır.

MÜSLÜMANLAR İÇİN HAZIRLANMIŞ BİRKAÇ SORU

Tanrı’nın Kendi Yazılarını koruyacak gücü olduğuna inanıyor musunuz?
Eğer inanıyorsanız, O’nun Kendi Yazılarını korumaya istekli oldu-
ğunu düşünüyor musunuz?
Eğer peygamberlerin Yazılarının tahrif edildiklerine inanıyorsanız:

Ne zaman tahrif edildiler?

Nerede tahrif edildiler?

Onları kim tahrif etti? Eğer Yazıları Hristiyanlar’ın ya da Yahudi- ler’in tahrif ettiklerini düşünüyorsanız, o zaman bu Yazıları koru- mak uğruna ölmeye istekli olan bu kadar çok kişinin kutsal kitapla- rı değiştirip bozduklarını neden düşünüyorsunuz?38
Bu konuda sunabileceğiniz kanıt nedir?
Her Şeye Gücü Yeten, insanlık için yazılan kayıtlarını ve açıkla- masını tahrif etmeleri için ölümlü insanlara neden izin vermiş ola- bilir?
Eğer Tanrı insanlara Musa ve Davud gibi peygamberlerin kitapla- rını tahrif etmeleri için izin veriyorsa, sizin güvendiğiniz kitabın da aynı saygısızlığa uğramadığını nereden biliyorsunuz?


44

Buradaki amaç, insanlara bu tür sorularla sıkıntı vermek değildir, ama bu “tahrif edilme suçlaması”na inanan çok kişi bulunduğu ve bu konu sonsuz bir öneme sahip olduğu için bir soru daha yönelte- lim:
Kutsal Kitap Yazılarının, Kuran’ın indirilmesinden önce mi yoksa

sonra mı değiştirilip bozulduklarını düşünüyorsunuz?

Okumaya devam etmeden önce, bu ‘önce mi yoksa sonra mı’ soru- suna nasıl karşılık verdiğinizi görmek için bir an durun. Belki okumaya devam etmeden önce yanıtınızı yazmak isteyebilirsiniz.

ÖNCE?

Eğer yanıtınız, Kutsal Kitap metinlerinin Kuran yazılmadan önce tahrif edildikleri ise – o zaman Kuran neden bu Yazıların insanlık için bir aldatma değil de bir “rehber”, ve karanlık değil de bir “nur” olduğunu duyuruyor? Kuran neden, “İncil ehli Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsin” diyor? (Sure 5:47) Ve yine Kuran neden şu beyanda bulunuyor?: “Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yok- tur.”
Eğer Kutsal Kitap’ın Yazılarının güvenilmez olduğuna inanılıyor- sa, o zaman Kuran neden şu buyruğu verdi?: “Eğer sana indirdi- ğimiz şeyden şüphe içinde isen, senden önce Kitab’ı (Tevrat) oku- yanlara sor” (Sure 10:94), ve “Eğer doğru söyleyenler iseniz, hay- di Tevrat’ı getirip okuyun.” (Sure 3:78)39

SONRA?

Eğer Kutsal Kitap’ın metinlerinin Kuran’ın yazılmasından sonra tahrif edildikleri yanıtını veriyorsanız, o zaman belirtilmesi gere- ken şu konu ortaya çıkacaktır: Bugün elimizde bulunan Kutsal Kitaplar, Kuran’ın indirilmesinden pek çok yüzyıl öncesinin tarih- lerini taşıyan eski el yazmalarından dilimize çevrilmişlerdir.
Kuran’ın ezberden okunduğu dönem sırasında, Kutsal Yazılar za- ten daha önceden Avrupa, Asya ve Afrika’ya dağıtılmışlar ve La-


45

tin, Süryani, Kıpti, Gotik, Etiyopya ve Ermeni dilleri gibi pek çok dile çevrilmişlerdi.40
Bu konu üzerinde düşünün. Nasıl olur da bir grup insan böylesine büyük bir üne sahip olan bu kitapların içine “tahrif” yerleştirmiş olabilirdi? Bu kitaplar birçok dile çevrildi, yüz binlerce kişi tara- fından kopya edildi ve bu kitaplardan haberdar olan dünyaya hızla dağıtıldılar. Sayılamayacak kadar çok sayıdaki çevirilerle birlikte orijinal dildeki tüm kopyaları bir araya getirmek için gösterilen tüm gayreti ve çabayı gözünüzün önüne getirin – ve bugün elimiz- deki bu çevirilerde bulduğumuz aynılığı yaratmak için her birini değiştirmek amacı ile girişimde bulunmak, yerine getirilmesi im- kansız bir görev olurdu.
Sonuç net olarak ortadadır:
Kutsal Kitap’ın, Kuran yazılmadan önce tahrif edildiğini iddia etmek, düzinelerce Kuran ayeti ile çelişkiye düşmek olur.41
Kutsal Kitap’ın, Kuran’ın yazılmasından sonra tahrif edildiğini iddia etmek, binlerce eski el yazması belge tarafından desteklenen tarihi ve arkeolojik kanıtlar ile çelişkiye düşmek olur.
Varılan bu sonuç, bir dizi yeni soru ortaya çıkarır.
Kutsal Kitap’a ait bu binlerce el yazması belge ve çeviri nereden geldi?

Orijinal yazılar neredeler?

ORİJİNAL YAZILAR VE “SOYLARI”

Kitaplar dahil olmak üzere yeryüzündeki her şeyin eskidiği ve ge- çip gittiği gerçeği nedeniyle, Kutsal Kitap’ın orijinal el yazmaları (bunlar aynı zamanda autograflar olarak da adlandırılırlar), artık elde mevcut değildirler. Ama yine de dünyanın birçok yerindeki müzelerde ve üniversitelerde korunan, peygamberlerin yazdığı orijinallerin “soyundan gelen” binlerce ilk kopyalar varlıklarını sürdürmektedirler.


46

Tevrat, Müjdeler, filozof Aristo, tarihçi Flavius Josephus ya da daha yakın bir tarihe sahip Kuran42 ile ilgili orijinal belgelerin tümü aşınmış ve kaybolmuşlardır. Eski döneme ait tüm kitaplar için du- rum aynıdır. Geriye kalanlar, yalnızca orijinallerin “soyundan ge- len” belgelerdir.
Senegal’deki insanların çoğu Kutsal Kitap’ın tahrif edildiğine ina- nırlar. Kutsal Kitap’a güvenmezler. Mantığa aykırı düşerek, kendi griotlarına inanırlar. Griot, ana görevi ailesinin, soyunun ve köyü- nün soyağacını ve tarihini ezberleyerek ağzı ile söylemek olan, sözlü bir tarihçidir. Bir griot’un aile hakkındaki ayrıntılı bilgisini aklında tutması ve bu bilgiyi makul düzeydeki bir kesinlik ile ilet- mesi, etkileyicidir. Griotlar, yerine getirdikleri görevlerinde ne kadar iyi olsalar da, kesinlik ve ayrıntılar zaman içinde kaybolur- lar. İnsanlar arasında gerçeği bu şekilde sözlü olarak koruma yön- temi, yazılı yöntemin doğruluğu ve güvenilirliği ile kıyaslanamaz.

Neden pek çok kişi insanların sözlü tanıklığına güvenme konusun- da çabuk davranırken, Tanrı’nın yazılı tanıklığına inanma konu- sunda yavaş davranıyor?
Bu, bilgece bir davranış mıdır? “İnsanların tanıklığını ka-

bul ediyoruz, oysa Tan

rı’nın tanıklığı daha üs- tündür…Tanrı’ya inanma- yan O’nu yalancı durumu-

na düşürmüş olur, çünkü Tanrı’nın Oğlu ile ilgili tanıklığı- na inanmamıştır.” (1. Yuhanna 5:9-10)

PARŞÖMEN TOMARLARI VE YAZICILAR

Kutsal Yazılar, kağıt, yayınevleri ve bilgisayarlar ortada yokken, uzun bir zaman önce yazıldılar. Peygamberler Tanrı’nın sözlerini

47

hayvan derilerinden ya da papirüsten yapılan tomarlar üzerine yaz- dılar. Sonra bu orijinal tomarlar, yazıcılar tarafından el ile kopya edildi. Yazıcılar, eski dünyanın okuyup yazabilen, yasal belgeleri düzenleyebilen ve suretlerini çıkartabilen seçkin ve profesyonel kişileriydiler. Bazı yazıcılar aynı zamanda Kutsal Kitap metinleri- nin de suretlerini çıkarttılar. Amaçları, bu yazıları mükemmel bir titizlikle kopyalamaktı. “Yazıcı, bazı kitapların sonunda kitaptaki sözcüklerin toplam sayısını verir ve hangi sözcüğün tam ortada olduğunu söylerdi, öyle ki, daha sonraki yazıcılar tek bir harfi bile atlamadıklarından emin olmak için her iki şekilde de sayım yapa- bilsinler.”43
Yazıcıların gösterdikleri bu aşırı özene rağmen, yine de kopyaların içinde küçük değişiklikler meydana geldi: atlanan bir sözcük, terim ya da paragraf ya da yanlış kopyalanan bir rakam.44 Ama yine de, eski el yazmaları arasında bulunan bu tür küçük değişikliklerden tek bir temel gerçek bile etkilenmedi.
Araştırmacılar, dünyevi ya da kutsal bir eski metnin içindeki önemsiz kopyalama hatalarını hiçbir zaman bir sorun olarak gör- mediler. Bu tür değişikliklerin bu el ile yazılmış kopya metinlerde kalmış olmalarıyla ilgili gerçek, Yazıların değiştirilmedikleri hak- kındaki düşünceyi güçlendirir. Kuran’ın aksine, Kutsal Kitap’ın tarihinde hiç kimse “mükemmel bir kopya” yapma girişiminde bulunup sonra geri kalan el yazmalarını yakmamıştır.45
Tanrı, bizim için Mesajını korumuştur. Ancak günümüzdeki Yazı- ların peygamberlerin ve elçilerin yazmış olduklarının aslı oldukla- rından nasıl emin olabiliriz?

ÖLÜ DENİZ TOMARLARI

Son zamanlara kadar, eski Antlaşma Yazılarının (M.Ö. 1500 ve
400 yılları arasında peygamberler tarafından yazılan) bilinen en eski kopyaları M.S. yaklaşık 900 yılının tarihini taşırlar. Kopyala- rın ve orijinallerin arasında bulunan uzun zaman sürecinden dolayı eleştirmenler, bu eski metinler yüzyıllar boyunca birden fazla kez


48

kopyalandıkları için peygamberlerin ne yazmış olduklarını kesin olarak bilmenin imkansız olduğunu iddia ettiler.46
Sonra Ölü Deniz Tomarları keşfedildi.

Yıl: 1947

Yer: Ölü Deniz yakınlarındaki Kirbet Kümran

İlk haber: Bedevi bir çoban çocuk, kaybolan bir keçiyi ararken, içlerinde İbrani, Arami ve Grek dillerinde yazılmış pek çok eski tomar bulunan kilden yapılmış kavanozlarla dolu bir mağaraya rastlar.

1947 ve 1956 yılları arasında on bir mağarada 225’den fazla sayıda Kutsal Kitap’a ait el yazması belgeler bulundu. Bilim adamları bu tomarların M.Ö. 250 ve M.S. 68 yılları arasında yazıldıkları kararı- na vardılar. Bu el yazması belgelerin çoğu, 2000 yıldan önce kale- me alınmışlardı. Ne kadar önemli bir keşif!
Tomarlar, Esseniler olarak bilinen –milattan biraz önce ve sonra Filistin’de yaşayan bir Musevi tarikatı grubu– bir Yahudi grubu tarafından M.S. yaklaşık 70 yılında (Roma’nın Yeruşalim’i tahrip ettiği yıl), Kümran mağaralarında gizlenmişlerdi. Bu adamlar, ken- dilerinin başına ne geleceğini umursamadan bu yazıların gelecek kuşaklar için korunmaları gerektiğine inanmış kişilerdi. Yahudiler, ya öldürülerek ya da uluslara sürgün edilerek dağıtılmalarına rağ- men, Yazıları korunmuştu. Bu papirüs parşömenleri, yaklaşık 1900 yıl boyunca Ölü Deniz bölgesinin, korunmalarını ideal kılan kuru ikliminde kil kavanozlar içinde saklı kaldılar.
Bu eski belgelerin keşfi hakkındaki haber dünyada ilk kez duyul- duğunda, pek çok kişi bu belgelerin kendilerinden bin yıl daha yeni olan son belgelere göre önemli farklılıklar içerdiğini düşündüler. Böylece belki de, “Kutsal Kitap’ın değiştirildiği” iddiası onaylan- mış olacaktı!
Kuşkucular, hayal kırıklığına uğradılar. Yalnızca yazım ve gramer biçimlerinde önemsiz farklılıklar mevcuttu. Bu eski el yazması


49

belgeler, günümüzdeki Kutsal Kitap ile aynı sözcükleri ve mesajı

içeriyorlardı.

Ölü Deniz Tomarları: M.Ö. 250 – M.S. 68
Önceki ilk bilinen el yazmaları: M.S 900

Bugünkü Kutsal Kitap:

Değiştirilmedi

Ölü Deniz Tomarları araştırmacılarının bu Yazıların bozuldukları ya da değiştirildikleri konusundaki düşünceleriyle ilgili resmi karar nedir? “Tarihi kanıt, böyle bir değiştirilmenin gerçekleşmediğini ortaya koyar.”47

TARİHTE EN İYİ KORUNAN KİTAP

Yeni Antlaşma’ya gelince, 230 tanesi altıncı yüzyıla ait tarih taşı- yan, 5300 tane orijinal Grek dilinde yazılmış belgeyi içeren
24.000’in üzerinde eski el yazması belge mevcuttur. Bu belgeler,


50

Yeni Antlaşma’yı tarihteki en iyi belgelenmiş metin olarak bina ederler.
Bir kıyaslama yapmak amacı ile M.Ö. 384 ve 322 yılları arasında yaşamış olan Yunan filozof Aristo’nun yazılarını gözden geçirin. Aristo, tüm zamanların en büyük etki yapan düşünürlerinden biri- dir. Ancak yine de onun düşünce ve mantığı hakkında bildiğimiz her şeyin en erken tarih taşıyan kaynağı, M.S. 1100 yılına ait olan birkaç el yazması belgedir – orijinal yazıların tarihi ile arasında
1400 yıllık bir zaman uçurumu olmasına rağmen, yine de hiç kimse Aristo’nun düşüncelerinin ve sözlerinin güvenilirliğini ya da koru- nup korunmadıklarını sorgulamaz.
Bilim adamları, Yeni Antlaşma’nın binlerce el yazması belgesine ek olarak, M.S. 325 (ayakta kalan en eski eksiksiz Yeni Antlaşma el yazmasının tarihi) yılından önce yazılmış, Kutsal Kitap’a ait olmayan metinlerde Yeni Antlaşma’dan aktarılan binlerce alıntı bulmuşlardır. Bu alıntılar öylesine çok ve yoğundurlar ki, Yeni Antlaşma’nın neredeyse tamamı yalnızca bu yazılar aracılığıyla yeniden oluşturulabilirdi.48
Kanıtlar, Yeni Antlaşma’nın eski zamanların en iyi-korunan metni olduğunu gösteriyorlar.

FARKLI KUTSAL KİTAPLAR?

Belki, birinin, “Ama farklı o kadar çok Kutsal Kitap var ki! Hangi- si doğru?”
Eski Kutsal Kitap el yazmaları ve bu yazılanların çeşitli çevirileri arasındaki farkı anlamak önemlidir. El yazmaları, yazıcılar tarafın- dan uzun zaman önce – Kuran’dan yüzlerce yıl önce – kopya edil- diler. Günümüzdeki basılı Kutsal Kitaplar, bu eski metinlerden çevrilmişlerdir.49 Kutsal Kitap’ın tamamı ya da bazı bölümleri, kendi orijinal dillerinden (İbranice, Aramice ve Grekçe) 2400’ün üzerinde farklı dillere çevrilmişlerdir.
Bu dillerden biri, İngilizce’dir.


51

Kutsal Kitap, harika bir İngilizce ile yazılmış, versiyonlar (uyarla- malar) olarak adlandırılan düzinelerce çeviriler halinde piyasada mevcuttur. İngilizce versiyonların her biri birbirinden biraz farklı şekilde kaydedilmiştir; bunun nedeni bir dilden diğerine çeviri yapılırken, sözcüklerde küçük farklılıkların oluşmasıdır. Çevirmen- lerin kullanmak için seçtikleri sözcükler değişik olabilirler, ama dürüst bir şekilde çevrildiklerinde sözcüklerin anlamı ve mesajı aynı kalır.
Bu okuduğunuz kitapta, öncelikli olarak kullanılan çeviri, New King James Version’udur (NKJV). Bu versiyon, günümüz İngiliz- cesi’nde yapılmış olan titiz bir birebir çeviridir. Kitabın bazı yerle- rinde ise, anlaşılması bazen daha kolay olduğu için aynı zamanda New International Version (NIV) da kullanıldı.
Aşağıda aynı ayetin bu iki versiyonda yazılı olan örneğine baka- lım:

NKJV: “Üstelik, oruç tuttuğunuz zaman, kederli bir yüz ifadesi takınan ikiyüzlüler gibi olmayın. Çünkü onlar, in- sanlara, oruç tuttuklarını belli edebilmek için yüzlerinin ifadesini değiştirirler. Size kesinlikle söylüyorum ki, onlar ödüllerini almışlardır.” (Matta 6:16)

NIV: “Oruç tuttuğunuz zaman, ikiyüzlülerin yaptığı gibi surat asmayın, çünkü onlar, insanlara oruç tuttuklarını göstermek için yüzlerinin ifadesini değiştirirler. Size ger- çeği söyleyeyim, onlar ödüllerini tam olarak almışlardır.” (Matta 6:16)

Sözcükler değişmesine rağmen anlam aynıdır.

TANRI DAHA BÜYÜKTÜR

İnsanların, Tanrı’nın yazılı Sözü’nü tahrif ettiklerine ilişkin iddiayı belki de istihzalı bir ifadeyle en iyi yalanlama şekli, tüm dünyada gün boyunca, camilerden duyurulmaktadır.
Ben bu söylediğimi bu sabah duydum.


52

Alla-hü Ekber! Allaaaaa-hü Ekber!”
(Tanrı büyüktür! Tanrı büyüktür!)
Evet, Tanrı büyüktür – insandan ve zamanın çok uzun süreçlerin- den daha büyüktür. Tüm ulusların bereketi ve Kendi ünü uğruna gerçek ve yaşayan Tanrı, Mesajını her kuşak için korumuştur.
Tanrı, dünyanın yalnızca Yaratıcısı ve Tedarik Edeni değildir; O, Sözü’nün Yazarı ve Bekçisidir.
Ya Rab, sözün göklerde sonsuza dek duruyor.” (Mezmur 119:89)

SONSUZ ENGELLER


Bu aşamada, yolculuk için hazırlanan herkesin, kendilerini Tan- rı’nın Sözü’nü işitmekten alıkoyan engellerin üstesinden geldiğini düşünmek çok hoş olurdu. Ancak deneyim, böyle düşünmemize izin vermiyor. Pek çok kişi için gerçeğin patikasında her zaman bir başka engel, ve bir başkası ve yine bir başkası olacaktır.50 Geçen- lerde bana, şu aşağıdaki elektronik posta gönderildi:

Yanıtlarınız için teşekürler. Tanrı’nın, bir yerde şu sözleri söylediğini hatırlıyorum: “İnsanı BİZİM benzeyişimizde yapacağız.” Her zaman bu “BİZİM” sözcüğünün ne ifade ettiğini merak etmişimdir. Kutsal Kitap’ın farklı versiyonları yok mu? Bu versiyonlardan hangisi doğru olanıdır? Gereğin- den fazla din mevcut değil mi? Eğer dinler olmasaydı, ikiz kuleler hala ayakta kalırlar mıydı? Hristiyanlık pek çok ölüm- den sorumlu değil midir? Ve inandığınız şey konusunda neden kuşkunuz yok, inancınızdan neden eminsiniz? Neden? Neden? Neden? Neden? Bir efsaneyi sorgulamayı sonsuza kadar sürdürebilir ve para gelmesini sürdürmek için pek çok vaizin yaptığı gibi yanıtlar uydurabiliriz. Ve Tanrı’yı kim yarattı? Ben unutmuşum.

Teşekkürler.



53

Tanrı’nın kitabı, bu kişinin yanıtlarına tatmin edici yanıtlar sağlar- ken, mezara girmeden önce sonsuz gerçeği keşfetmek isteyen kişi- ler, bir noktadan sonra insanların ‘neden’ sorularına odaklanmak- tan vazgeçmeli ve Tanrı’nın sözleri üzerinde düşünmeye başlama- lıdırlar.

İNSANLARIN KUTSAL KİTAP’I ÖNEMSEMEMELERİNİN GERÇEK NEDENLERİ

Kutsal Kitap, insanların, Tanrı’nın gerçeğini reddetmelerinin ger- çek nedenlerini açıklar.
Bu nedenlerden üçünü aşağıda sıraladım:

1. YOZLAŞAN YÜREKLER

Bazı kişilerin Kutsal Kitap üzerinde hiçbir zaman düşünmemeleri- nin nedeni, yalnızca, Yaratıcılarını ve Sahiplerini tanımak isteme- dikleri içindir.

İnsan yüreğinin (kalp damarlarının atışı hakkındaki bilgi değil – iç kontrol merkezi olan can hakkındaki bilgi) değerini belirleyen Kut- sal Yazılar’daki ifadede beyan edilen şudur: “İnsanlar bozuldu… Rab, akıllı, Tanrı’yı arayan biri var mı diye göklerden insanoğul- larına bakar. Hepsi saptı, tümü yozlaştı ” (Mezmur 14:1-3)

İnsanın Kutsal Kitap’ı reddetmesinin tahrif olmuş Yazılar ile hiçbir ilgisi yoktur; sorunun tamamı insanların yozlaşan yüreklerinden kaynaklanmaktadır.

Kral Süleyman’ın yazdıklarını okuyalım: “Tanrı insanları doğru yarattı, ama onlar hala karmaşık çözümler arıyorlar.” (Vaiz 7:29) Doğal eğilimlerimize terk edildiğimiz takdirde, kendi yolumuza sapmayı seçer, kendi karmaşık çözümlerimize başvurur ve anne- babalarımızın dininde doğar ve onların dininde ölürüz. Tanrı’yı tanımayalım diye O’nu aramamak için birçok nedenin ardından gideriz. Kutsal Yazılar’da yaptığımız yolculuğa başladıktan kısa bir süre sonra neden böyle davrandığımızı keşfedeceğiz. Şimdilik, Tanrı’nın kitabında sürekli olarak tekrarlanan şu sözler aracılığıyla



54

uyarılmamızın doğru ve yerinde olduğunu bilmeniz yeterlidir: “Ku- lağı olan işitsin!” (Matta 13:9)51

2. KAYGILAR VE ZENGİNLİK

Bazı kişiler, Tanrı’nın kitabını hiçbir zaman çalışmazlar, çünkü tüm dikkatleri şimdiki bu dünyanın üzerinde odaklanmıştır. “Bu yaşam ile ilgili dünyasal kaygılar ve zenginliğin aldatıcılığı sözü boğar.” (Matta 13:22)
Nasıralı İsa, tüm yaşamı boyunca peygamberlerin Yazılarına önem vermeyen, zengin bir adamın öyküsünü anlattı. Belki de bu adam, Yazıların güvenilmez olduklarını iddia ederek vicdanını rahatlat- maya çalışmıştı. Durumu ne olursa olsun, bu adam sonunda öldü ve kendisini cehennemde buldu. Yaşayanları uyarmak isteyen bu adama Tanrı, Cennetteki İbrahim peygamber ile kısa bir konuşma yapması için izin verdi. Zengin adam, dilini serinletmek için bir damla su istedi, ama kendisine su verilmedi. Adam, umudunu son- suza kadar yitirmiş olduğunu nihayet anladığında, İbrahim’e şöyle yalvardı:
Buradaki ölüler arasından birini yaşayan beş erkek kar- deşimi uyarması için gönder, öyle ki onlar da bu ıstırap yerine düşmesinler!”
İbrahim’in yanıtı açık ve kesindi:
Onlarda Musa’nın ve peygamberlerin sözleri var, onları

dinlesinler” dedi.

“Zengin adam, ‘Hayır, İbrahim baba, dinlemezler!’ dedi.

‘Ancak ölüler arasından biri onlara giderse, tövbe eder- ler.’

“İbrahim, ona, ‘Eğer Musa ile peygamberlerin sözlerini dinlemezlerse, ölüler arasından biri dirilse bile ikna ol- mazlar.’” (Luka 16:27-31)

Tanrı, yazılı Sözü’nü, Gerçeğinin, mucizevi belirtiler ve harikalar- dan daha ikna edici bir onaylama olması için beyan etti. Tanrı,


55

peygamberlerinin Yazılarını bizim için tedarik etti ve korudu ve bizim “peygamberlerin Yazılarını işitmemizi” bekliyor.

3. İNSAN KORKUSU

Bazı kişiler, Kutsal Kitap’ı hiçbir zaman çalışmazlar, çünkü diğer insanların bunu yaptıkları zaman kendilerine verecekleri karşılıktan korkarlar.

Bir zamanlar bir komşum bana şöyle dedi: “Eğer ailemin tepkisin- den çekinmeseydim, Kutsal Kitap’ı okurdum!” Ancak bu arada Kutsal Kitap bana şöyle diyor: “İnsandan korkmak tuzaktır, ama Rab’be güvenen güvenlikte olur.” (Süleyman’ın Özdeyişleri

29:25) Tanrı’nın bakış açısına göre, O’nun Mesajını önemsemek için mantıklı hiçbir neden yoktur.


56

4

BİLİM VE KUTSAL KİTAP

O, hiçliğin üzerine dünyayı asar.”

--Peygamber Eyüp (Eyüp 26:7)
irkaç yıl önce eşim ve ben, yerin altındaki bir mağarada gezintiye çıktık. Rehberimiz olan hanım, sarkıtlar ve dikit- ler gibi etkileyici kaya oluşumlarına işaret ederken, şunları
anlattı: “Her şey bir damla su ile başladı. 330 milyon yıl önce sığ bir iç deniz bu bölgeyi sularla kapladı ve sonuçta kireçtaşına dönü- şerek sertleşen bu tortu katları ortaya çıktılar….”
Bu sözler, kulağa öylesine bilimsel geliyorlardı ki, sanki insan başlangıçta orada bir gözlemci olarak bulunmuş gibiydi. Rehber hanım konuşurken, Tanrı’nın Eyüp peygambere söylediği sözler zihnimde yankılandılar: “Ben dünyanın temelini atarken sen nere- deydin? Anlıyorsan söyle.” (Eyüp 38:4) Mağaranın içindeki turu- muz sona erdiğinde, rehberimize bizi gezdirdiği için teşekkür ettim ve sonra ona bu mağaranın milyonlarca yıl öncesine ait olduğunu jeologların nasıl bildiklerini sordum. O ise bana jeologların bunu gerçekten tam olarak bilemeyeceklerini söyledi ve sonra sözlerine şunları ekledi, “Ben size yalnızca bana eğitimde öğretilenleri anlat- tım.”


57

GERÇEK BİLİM

Bilim sözcüğü, Latince’deki scientia sözcüğünden gelir ve anlamı, bilmektir.52 Bilmek, herhangi bir kuşkuya yer vermeksizin gerçek olarak kabul etmek anlamına gelir. Bir bilim adamı bir hipotezi ya da teoriyi “bilim” olarak etiketlendirmeye karar verebilir, ama bu o hipotezi ya da teoriyi, bilim yapmaz.

1970’li yılların ortasında Kral Faysal’ın özel doktorluğunu yapmış olan Fransız Doktor Maurice Bucaille, Kutsal Kitap, Kuran ve Bilim adında bir eser yazdı. Bu kitap –Müslüman dünyasının kita- pevlerinde ve camilerinde göze çarpacak şekilde sergilendi– Kutsal Kitap’ın modern bilimle çeliştiğini iddia eder. Bucaille, Kutsal Kitap’ın ilk bölümünde kaydedilmiş olan yaratılış öyküsünün bü- yük olasılıkla bir efsaneden çevrildiğini öne sürer, çünkü insanın, evrenin orijini hakkındaki değişen teorileri ile aynı çizgide değil- dir.53 Diğer pek çokları gibi Bucaille de gerçek bilim ile evrim teo- risini54 eşitlemek gibi bir yanılgı içindedir.
Yazıların, fiziksel bilim öğretmek için değil, ruhsal bilim açıklamak için verildiklerini anlamak önemlidir. Tanrı’nın bize Kitabını ver- mesinin nedeni, bize kim olduğunu, nasıl olduğunu ve bizim için ne yaptığını göstermektir. Tanrı, Kitabını bize aynı zamanda nereden geldiğimizi, yeryüzünde neden bulunduğumuzu ve nereye gidece- ğimizi öğretmek için de verdi. Bu tür bir bilgi, bir araştırma labora- tuarında keşfedilemez ya da gerçek olup olmadığı kanıtlanamaz. Her şeye rağmen yine de Kutsal Kitap yaşamın her görünümü ile ilgilendiğinden, Kutsal Yazılar yazıldığında, aynı zamanda insan tarafından bilinmeyen doğal dünya hakkındaki bilgiyi de kapsadı- ğından, bu tür bilginin bir sürpriz olarak algılanmaması gerekir.

BU BİLGİYİ ÖNCE TANRI SÖYLEDİ




Tanrı’nın kitabının, günümüz bilim adamlarının keşfetmelerinden çok uzun süre önce bilimsel verileri kaydetmiş olduğunu gösteren yedi örnek üzerinde düşünelim. Daha sonra Kutsal Yazılar’daki yolumuz üzerinde düşünürken, Kutsal Kitap’ta, bilim konusunda başka çarpıcı örneklerle de karşılaşacağız.

58

1. YUVARLAK DÜNYA. Modern tarih kitaplarının çoğu, Grek- lerin M.Ö. 500 yılında “yeryüzünün yuvarlak olduğu konusundaki teoriyi ilk kez ortaya atan kişiler olduklarını” öğretirler… Aynı zamanda Grek düşünürleri de yeryüzünün ancak yuvarlak olabile- ceği sonucuna vardılar, çünkü onların düşüncelerine göre, ‘en mü- kemmel biçim’ buydu.”55

Ancak bin yıldan fazla bir zaman önce peygamber Eyüp bu gerçeği zaten ifade etmiş bulunmaktaydı: “Tan- rı, dünyayı hiçliğin üzerine asar…Suların yüzeyine sınır çizer, ışık ile karanlığın ayrıldığı yerde.” (Eyüp

26:7, 10) Ve Greklerden 40 yıl önce peygamber Süley- man, Tanrı’nın, “engin de- nizleri ufuk ile çevirdiğini” belirtmişti. (Süleyman’ın Özdeyişleri 8:27) Ve M.Ö.
700 yılında Grek düşünürler bu düşünceyi ortaya atmadan 200 yıl önce Yeşaya şu bildiride bulunmuştu: “Gökkubbenin üstünde otu- ran Rab’dir.” (Yeşaya 40:22) İbrani dilindeki daire sözcüğü, aynı zamanda gökkubbe ya da yuvarlaklık olarak çevrilebilir. Bu du- rumda o zaman yeryüzünün yuvarlak biçimi hakkında konuşan önce kimdi – Grekler mi yoksa Tanrı mı? Evet, Tanrı’ydı, Yeryü-
zünün Mimarı olan Tanrı!
2. SUYUN DEVİRİ. Eyüp kitabı aynı zamanda hidrolojik deviri de tanımlar: “Su damlalarını yukarı çeker, buharından yağmur damlatır. Bulutlar nemini döker, insanların üzerine bol yağmur damlatır. Bulutları nasıl yaydığını, göksel konutundan nasıl gürle- diğini kim anlayabilir?” (Eyüp 36:27-29) böylece Kutsal Kitap, yağmurun nasıl oluştuğunu açıklar: önce buhar olur, sonra buhar bulutların içindeki minik sıvı damlacıklarının içinde yoğunlaşır ve


59

bu damlacıklar sonra kendilerini havada durduran yukarı çekişlerin üstesinden gelecek büyüklükte damlalara dönüşürler. Eyüp, aynı zamanda bulutların içindeki yoğunlaşma olarak düşünülebilecek muazzam su miktarına da işaret eder: “Bulutların içine suları sa- rar, bulutlar yırtılmaz onların ağırlığı altında.” (Eyüp 26:8)56
3. ORTAK SOY. Musa peygamber üç bin beş yüz yıl önce şunla- rı yazdı: “Adem, karısına Havva adını verdi, çünkü o bütün insan- ların annesiydi.(Yaratılış 3:20) Kutsal Kitap’a göre, tüm insanlar soy olarak ortak bir anneden gelirler. Evrim bilimcileri 1987 yılına kadar bu gerçek konusunda ikna olmadılar. Dünyanın her tarafın- daki plasentalardan alınan mitokondrial DNA’nın (anneden çocuğa hiç bozulmadan geçen insan genetik kodunun parçası) yoğun anali- zinden sonra, araştırma, bugün yaşayan tüm insanların “ortak bir dişi soydan” geldikleri sonucuna vardı.57 Birkaç yıl sonra, yapılan araştırmalar aynı zamanda tüm insanların tek bir ortak ebeveynden geldiklerini de ortaya çıkardı.58 Araştırmacılar tüm çabalarının ve harcamalarının Kutsal Kitap’ın doğruluğunu onaylamaya hizmet ettiğinin pek farkında değillerdi!

4. YAŞAM VEREN KAN. Musa aynı zamanda şunu da belirtti: “Canlılara yaşam veren kandır.” (Levililer 17:11) Bu gerçek 19. yüzyıla kadar “kan dökmenin” mümkün olduğu öldürücü tekniği uygulayan tedavi edici topluluk tarafından gereği gibi anlaşılması ancak son zamanlarda gerçekleşmiştir.59

5. YAVAŞLAYAN YERYÜZÜ. Peygamber Davud, üç bin yıl önce yeryüzünün bir gün “yok olacağını” ve “eskiyeceğini” yazdı. (Mezmur 102:25-26) Modern bilim, evrenin yavaşladığını, yeryü- zünün manyetik alanının zayıfladığını ve koruyucu ozon tabakası- nın inceldiğini söylerken Davud ile aynı fikirdedir.

6. OKYANUS COĞRAFYASI. Davud, aynı zamanda “denizle- rin yollarıhakkında da yazdı (Mezmur 8:8-eski çeviri). İşte bu küçük sözcük, Amiral Matthew Fontaine Maury’nin (1806-1873)



60

yaşamını bu okyanus akıntılarını keşfetmeye ve belgelemeye ada- ması için esin veren bir sözcük oldu. Eğer Tanrı, denizdeki “yol- lardan” söz ediyorsa, o zaman bu yolların haritasının çizilebilece- ğini ve kendisinin bunu yapması gerektiğini düşündü. Maury, dü- şündüğünü yaptı ve “okyanus coğrafyasının babası” olarak tanın- dı.60
7. ASTRONOMİ. Yaklaşık 2000 yıl önce elçi Pavlus, şöyle yaz- dı: “Güneşin görkemi başka, ayın görkemi başka, yıldızların gör- kemi başkadır. Görkem bakımından yıldız yıldızdan başkadır.” (1. Korintliler 15:41) Çıplak gözle bakıldığında tüm yıldızlar birbirle- rine çok benzerler. Ancak, günümüzde güçlü teleskoplar ve ışık tayfı analizlenmesi aracılığıyla astronomlar: “Yıldızların renkleri ve ışıkları açısından büyük ölçüde farklı olduklarını, bazı yıldızla- rın güneş gibi sarı göründüklerini, diğerlerinin ise mavi ya da kır- mızı renklerde parladıklarını “onaylarlar.”61 “Her bir yıldız tek başına eşsizdir.”62 Pavlus, M.S.ki ilk yüzyılda bunu nasıl bilmiş olabilirdi?

KÖRÜ KÖRÜNE İMAN?

“Kutsal Kitap’ta bilim” hakkında daha pek çok konu sıralanabile- cek olmasına rağmen, yalnızca burada verilen yedi örneğin seçilip ayırılmasının amacı şudur: Kutsal Kitap bilimsel bir metin kitabı olmamasına rağmen, bilim hakkında konuştuğu her şey, kesin ve gerçektir.
Bazıları, Kutsal Kitap’taki inancı, “körü körüne iman” olarak nite- lendirirler. Bu iddiaları doğru mudur? Yoksa itiraz kabul etmez bir kanıta sahip akıllı bir iman mıdır?
Bilgi verileri Kutsal Kitap’ta yazılı olanla sürekli bir uygunluk içinde bulunduklarından, bu Yazıları gerçek olarak –tam oarak açıklayamadığımız ya da kanıtlayamadığımız şeyleri öğretmelerine rağmen– kabul etmekle akılsızca mı yoksa bilgece mi davranmak- tayız?


61

Tanrı, bizden zihinsel bir intihar etmemizi istemiyor. Tanrı, bize, Kitabının güvenilirliğini onaylayan “birçok inandırıcı kanıtlar” sağlamıştır.

TARİH, COĞRAFYA, ARKEOLOJİ

Son bölümde, Eski ve Yeni Antlaşma’ların, eski çağın en iyi- korunan kitapları olduklarını gösteren bazı kanıtları inceledik. Ama bu Yazıların içerdiği bilginin gerçekliği hakkında ne söylenebilir? Bu bilgiye güvenilebilir mi?
Kutsal Kitap, bilim adamlarına ve kuşkuculara, güvenilirliğini kontrol etmeleri için binlerce fırsat sağlar. Çünkü Kutsal Kitap’ın neredeyse hemen her sayfası tarihi bir kişinin, yerin ya da olayın adını bildirir.
Tarih, coğrafya ve arkeolojinin açıkladıkları nelerdir? Yüzyıllar boyunca pek çok insan, Kutsal Kitap’ın tarihi açıdan güvenilir olmadığını kanıtlamaya çalışmıştır. Bu kuşkuculardan biri olan Sir Walter Ramsay (1851-1939), tüm zamanların büyük arkeologların- dan biriydi ve 1904 yılında kimya dalında Nobel Ödülü almıştı. Ramsay, gençlik döneminde, Kutsal Kitap’a güvenilemeyeceğine kanaat getirmişti. Ama yaptığı keşifler, düşüncesini değiştirdi ve onu şu satırları yazmaya zorladı, “Luka, önemli ve üstün bir tarih- çidir; gerçek hakkındaki ifadeleri yalnızca güvenilir olmakla kal- maz… Bu yazarın adının en büyük tarihçilerle bir arada anılması gerekir.”63 Luka, bir doktor, bir tarihçi, bir İsa izleyicisi, hem Luka’ya göre Müjde’nin hem de Elçilerin İşleri kitaplarının yaza- rıydı. Kutsal Kitap’a ait sözü edilen bu iki kitap 95 coğrafik konum (32 ülke, 54 kent ve 9 ada) ile birlikte çok sayıda tarihi kişilik ve olaya işaret eder. Eleştirmenler, Luka’nın yazdıkları ile arkeoloji, coğrafya ve Kutsal Kitap’ın dışındaki tarihin açıkladığı konular arasında bir uyumsuzluk bulabilmek için çok gayret ettiler. Ama sonuçta, hayal kırıklığına uğradılar. Luka’nın yazdıklarının her maddesinin doğru olduğu kesin olarak kanıtlanmıştır. Söyledikle- rimize bir örnek vermek amacıyla Luka’nın Müjdesi’ndeki bir


62

cümleye bakalım. Bu cümle, Nasıralı İsa’nın yeryüzündeki hizme- tiyle ilgili tarihi ortamı bina etmek için tasarlanmıştır.

Sezar Tiberius’un egemenliğinin on beşinci yılıydı. Yahudiye’de Pontius Pilatus valilik yapıyordu. Celile’yi Hirodes, İtureya ve Trahonitis bölgesini Hirodes’in karde- şi Filipus, Avilini’yi Lisanias yönetiyordu. Hana ile Kayafa başkâhinlik ediyorlardı. Bu sırada Tanrı, çölde bu- lunan Zekeriya oğlu Yahya’ya seslendi.” (Luka 3:1-2)

LUKA HAKLI MIYDI?

Adların ve ayrıntıların çoğunluğu, bize doğal olarak, “Luka’nın yazdıkları doğru muydu?” sorusunu sorduruyor. Kontrol etmek amacıyla bir önceki alıntıda koyu renk punto ile yazılmış adları geçen dört kişiyi araştıralım.
Luka önce, Roma İmparatoru Sezar Tiberius ve bölge valisi Pontius Pilatus’dan söz eder. Bu iki kişi tarihte yaşamışlar mıydı? Egemenlik sürdükleri dönem aynı mıydı? Herod’un, Sezariye’deki (Luka tarafından aynı zamanda Elçilerin İşleri 12:19-24’de sözü edilen) restore edilmiş tiyatrosunun bulunduğu bölgede, 1961 yı- lında, üzerinde Pontius Pilatus’un, Sezar Tiberius’un İmparatorlu- ğu döneminde gerçekten valilik yaptığını onaylayan bir yazıt taşı- yan, bir metre yüksekliğinde bir taş keşfedildi.
Kutsal Kitap ile ilgisi bulunmayan bir tarihçi olan Josephus (M.S.
37-101) da bu aynı kişilerin, yerlerin ve olayların adlarını kaydet- mişti.64
Luka’nın yazdıkları doğruydu.



Luka aynı zamanda, Suriye’de bir eyalet olan Avilini’yi yöneten Lisanias’dan da bağımlı yönetici (bir eyaletin dörtte birini yöneten vali) olarak söz eder. Bilim adamları, yıllarca “Luka’nın yanıldığı- nı kanıtlamak için bilmedikleri bir olaya dayanan bir hatayı” kul- landılar; Çünkü tarihçilerin bildikleri tek Lisanias, Luka’nın yazdı- ğı zaman döneminden (M.S. yaklaşık 27) aşağı yukarı 60 yıl önce öldürülmüş olan Yunanistan’daki Chalcis’in yöneticisiydi. Tarihçi-

63

ler, M.S. 14 ve 29 yılları arasında bir tarih taşıyan bir yazıt Şam yakınlarında bulunana kadar Suriye’deki Avilini’yi yöneten Lisanias hakkında hiçbir bilgiye sahip değillerdi. Bulunan yazıtın üzerinde şu ad kazılıydı: “Vali Lisanias.”65 Anlaşıldığı gibi aslında Lisanias adında iki yönetici vardı.
Luka’nın yazdıkları doğruydu.
Luka, aynı zamanda İsa’nın yeryüzünde yaşadığı dönemde Yahudi tapınağındaki iki başkâhinden biri olan Kayafa’dan da söz etmişti.
1990 yılının Aralık ayında eski Yeruşalim’in güneyine yakın bir bölgede bir yol inşa eden işçiler bir tesadüf eseri Kayafa’nın aile mezarını ortaya çıkardılar. Arkeologlar olay yerine çağırıldılar. Mezarda on iki tane kemik saklanan yer kireçtaşından yapılmış ke- mik kutuları) buldular. Kemik saklanan bu kutular içinde en güzel dekore edilmiş olanının üzerinde “Kayafa oğlu Yusuf” adı yazıl- mıştı. Bu ad, İsa’yı tutuklayan başkâhinin tam adıydı.66 Kutunun içinde 60 yaşındaki bir erkeğin kemikleri bulunuyordu, bu erkeğin Yeni Antlaşma’daki Kayafa olduğu hemen hemen kesindir.67
Luka’nın yazdıkları doğruydu.
Ünlü arkeolog Nelson Glueck şu gözlemde bulundu: “Kategorik olarak, şimdiye kadar yapılan hiçbir arkeolojik keşfin Kutsal Ki- tap’taki herhangi bir referans ile çelişmediği, kesin olarak ifade edilebilir. Kutsal Kitap’taki tarihi ifadelerin kesin ana hatlarını ya da tam ayrıntılarını onaylayan, çok miktarda arkeolojik bulgu mev- cuttur.”68 Dünya dinleri tarafından saygı gören diğer kitaplar için aynı şey söylenemez. Örneğin, arkeolojik bulgular, Mormon Kita- bının tarih ve coğrafya ile uyum içinde olduğunu göstermemişler- dir.69
Wheaton koleji’ndeki arkeoloji bölümünün başkanı olan arkeolog Joseph Free, Arkeoloji ve Kutsal Kitap Tarihi adlı kitabına şu söz- lerle son verir: “Çok okuduğum için neredeyse eskiyen Yaratılış kitabındaki elli bölümden her birinin bazı arkeolojik keşifler aracı- lığıyla ya ışık tutulan ya da onaylanan bilgiler içerdiğini gördüm – aynı şeyin Kutsal Kitap’ın hem Eski hem de Yeni Antlaşmalarının


64

geri kalan tüm kitaplarının çoğu için geçerli olduğunu düşünüyo- rum.”70

BİLİM NEYİ KANITLAYAMAZ?

Doğru arkeolojik bilgi, Kutsal Kitap’ın titiz bir tarih belgesi olarak güvenilirliğini sürekli olarak onaylamasına rağmen, arkeoloji, Tan- rısal esini kanıtlayamaz. Ve Kutsal Kitap’ın içinde etkileyici bilim- sel ifadeler bulunsa dahi, bilim, hiçbir kitabın Tanrı’nın Sözü oldu- ğunu kanıtlayamaz. Bunu belirtmek gerekiyordu, çünkü bazı insan- lar kendi kutsal kitabı bazı kulağa bilimsel gelen ifadeler içerdiği için diğer insanları bu kitabın Tanrı tarafından esinlendiğine dair ikna etmeye çalışırlar.

Ruhsal gerçek, bilimsel keşiflerle kanıtlanamaz, aynı şekilde bir kitabın içindeki bilimsel gerçekler de o kitabın Tanrı’dan olduğunu kanıtlamaz. Uzun zamandır etrafta dolaşan Şeytan da bilim hak- kında çok şey bilir. Kutsal Yazılar’daki yolculuğumuzun başında önceden göksel bir melek iken sonradan Tanrı’nın düşmanı olan, şimdi ise Şeytan olarak adlandırılan İblis ile karşılaşacağız. Şimdi- lik aklınızda yalnızca şunu tutun: Şeytan çok zekidir ve insanlara etkileyici şeyler yazmaları için esin dahi verebilecek güçtedir.

Peygamber Daniel, Tanrı’nın Kutsal Yazılar’daki en uzun kitaplar- dan birini yazdırmak için kullandığı bilge bir adamdı, ama yine de konu doğal kapasiteler olduğu zaman, Tanrı’nın gerçeğine karşı koyan bir ruh olan Şeytan, “Daniel’den daha bilgedir” (Hezekiel
28:3). Şeytan, sahte dinin arkasındaki usta zihindir ve aldatma sanatında uzmandır. Şeytan sözcüğünün anlamı, “suçlayıcı” ya da “iftira eden” dir.
Bir Arap özdeyişi, sözünü ettiğimiz bu tehlikeyi şöyle özetler: “Dikkatli olun! Bazı yalancılar gerçeği söylerler.

ŞİİR NEYİ KANITLAYAMAZ?

Bazı dinler, kitaplarının Tanrı tarafından kanıtlandığını öne sürer- ler, çünkü kitapları hiçbir insanın üretemeyeceği bir yazı üslubu ile


65


yazılmıştır.71 Ahmed’in, elektronik postasında şöyle yazmış olduğu gibi:

Kuran, bir peygambere şimdiye kadar gönderilmiş olan en büyük mucizedir! Tamam, aksini düşünüyorsanız, o zaman Kuran’dakilere benzeyen bir ayet yaratın!! Yüksek düzeydeki Arapça’yı akıcı olarak konuşan biri olsanız bile bunu asla yapamazsınız… Dünyada Kuran’ın yüceliğinin yanına yakla- şabilecek hiçbir şey yoktur. Ve eğer bunun aksini kanıtlayabi- liyorsanız o zaman gelin kanıtlayın.

Ahmed’in meydan okuması, Kuran’ın ikinci Suresinde bulunan bir ayeti temel alır: “Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimiz (Ku- ran) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sure geti- rin…” (Sure 2:23)
Bu iddianın neden olduğu zorluk, onun kanıtlanamayacağı ya da yanlış olduğunun gösterilemeyeceğidir.
Örnek verecek olursak, benim bir resim yarışması organize ettiğimi düşünelim; ben bu yarışmaya kendi yaptığım tablo ile katılıyorum, yarışmanın hakemi oluyorum, kendimi birinci ilan ediyorum ve sonra da diğer yarışmacılara şöyle meydan okuyorum: “Hiç kimse benim gibi resim yapamaz. Eğer benim dünyanın en iyi ressamı olduğumdan kuşku duyuyorsanız, o zaman aynı benimkine benze- yen bir tablo yapın!”
Bu durum, benim tablomun en iyi tablo olduğunu kanıtlar mı? Ya da benim en iyi ressam olduğumu kanıtlar mı? Hayır. Ancak buna rağmen hiç kimse benim yanıldığımı kanıtlayamaz! Neden kanıtla- yamaz? Güzellik, görenin gözlerindedir.
Aynı durum, ritmik, edebi güzellik için de geçerlidir. Bu konu, öznel bir konudur.


66

Kutsal Kitap, hayranlık uyandıran İbrani şiiri ve zihnin ürkmesine neden olacak kadar çok sayıda şekil düzeni açısından zengindir. 72
Ama yine de Tanrı, bizden, edebi güzelliği nedeni ile Sözü’ne inanmamızı beklemez.
Bilim nasıl Tanrısal esini kanıtlayamıyorsa kulağa hoş gelen bir düzyazı da aynı şekilde bir kitabın Tanrı’dan olduğunu kanıtlamaz.
Büyük taklitçi Şeytan’ın aynı zamanda adeta hipnotize eden şiiri ve “kurumlu sözleri” (Yahuda 16) de esinleyebileceğini akılda tutmak bilgece bir davranış olur. Kutsal Yazılar bizi, “yürekleri kulağı okşayan tatlı sözlerle aldatılan saf kişiler” (Romalılar 16:18) ol- mamamız konusunda uyarıyorlar; özellikle bu tür sözler Yaratıcı- nın, zamanın başlangıcından beri bildirmiş olduğu tasarı ve mesaj ile çelişiyorlarsa çok dikkatli olmalı ve aldatılmamalıyız.
Bilim, arkeoloji ve şiir, hiçbir kitabın Tanrı’nın gerçek Sözü oldu- ğunu kanıtlayamazlar. Tanrısal esinin kesin kanıtının, daha yüksek bir yargı alanı –daha güçlü, tartışılması imkansız olan kanıt– üs- tünde temellenmiş olması gerekir.
Şimdi bu kesin kanıtı gözden geçireceğiz.


67

5

TANRI’NIN İMZASI

“Bütün uluslar…duyup, ‘doğrudur’ desinler.

--Tanrı (Yeşaya 43:9)
asal belgelerin çoğu resmi bir imza gerektirirler.
Tanrı’nın yetkili kayıtları ve antlaşmaları olduklarını iddia eden Eski ve Yeni Antlaşma Yazıları, bir kalem ile atılan

bir imzaya değil, yerine gelen peygamberlikler olarak adlandırılan ve eşi benzeri olmayan bir imzaya sahiptirler.

Rab diyor ki… ‘İlk ve Son Ben’im, Benden başka Tanrı yoktur. Benim gibi olan var mı? Haber versin. Ezeli halkımı var ettiğimden beri olup bitenleri, bundan sonra olacakları söyleyip sıralasın. Evet, gelecek olayları

bildirsin! …Bunları çok önceden duyurup bildiren kim?

Ben RAB, bildirmedim mi?’” (Yeşaya 44:6-7; 45:21)

Tanrı’nın mantığını kavrama konusunda başarısızlığa düşmeyelim. Kutsal Kitap’ın geçmiş, şimdi ve gelecek hakkında beyan ettikleri-
ne güvenebileceğimizi bilmemizin nedeni, onun, hepsi tam bir kesinlikle yerine gelen ayrıntılı peygamberliklerle dolu olmasıdır.


68

OLUMLU KANIT

Tarihi, yalnızca zamanın dışında Var Olan, tarih meydana gelme- den önce duyurabilir ve yazabilir.
Ölümlü erkekler ve kadınlar, belirli zamanlarda gelecekte neler olabileceği hakkında öğrenim görmüş tahminlerde bulundular, ama yalnızca Tanrı, geleceği daha şimdiden gerçekleşmiş gibi görür. Bundan bin yıl sonra ne olacağını yalnızca Tanrı bilir. Tanrısal açıklamanın dışında ne insanlar, ne melekler, ne Şeytan, ne de cin- ler gelecek olan bir olayı yetkili bir şekilde önceden bildiremezler.
Bazı kişiler şu soruyu sorabilirler, “Ama medyumlar, büyücüler ve falcılar var, onlar hakkında ne diyeceksiniz? Onlar geleceği bildiri- yorlar!”
Öncelikle şunu anlamak önemlidir: Şeytan, “isteğini yerine getir- meleri için kendilerini tutsak ettiği kişilere” dünya ile ilgili fazla- dan bilgi ve güç verebilir. (2. Timoteos 2:26)
İkincisi, Şeytan –insanlık tarihini binlerce yıldır gözlemlemekte olan usta taklitçi ve psikolog– Tanrı’nın ‘imzasının’ sahtesini at- mak konusunda oldukça uzmanlaşmıştır.
Üçüncüsü, Şeytan, belirli olayların nasıl sonuçlanabileceklerini önceden bildirme eyleminde oldukça iyidir. Şeytan’ın “peygamber- likleri”nin yanlış oldukları genellikle kanıtlanmıştır. Ayrıca bu “peygamberlikler” belirsiz ve muğlaktırlar. Örneğin, bir falcı, genç bir hanıma şöyle diyebilir: “Önümüzdeki birkaç yıl içinde evlene- ceksin ve gerçek sevgiyi bulacaksın.” Siz de bende, böyle bir “peygamberliğin” olasılık oranının büyük olduğunu ve bu nedenle gerçekleşeceğini biliyoruz. Yerine gelen Kutsal Kitap peygamber- liklerinden söz ettiğimiz zaman, söylediğimiz şey, bu tür belirsiz ve muğlak tahminler değildir.
Şimdi Kutsal Kitap peygamberliklerinden aldığımız üç örneği
gözden geçirelim – bir yer, bir halk ve bir kişi hakkında.


69

BİR YER HAKKINDAKİ PEYGAMBERLİKLER

M.Ö. 600 yılı civarında peygamber Hezekiel, eski Fenike’ye ait Sur kentine karşı peygamberlikte bulundu. Denizin kıyısında Lüb- nan’a yakın bir yerde kurulmuş olan Sur kenti, iki bin yılı aşkın bir süre için bir dünya başkentiydi. Bu kent, denizlerin kraliçesi olarak tanınırdı. Ancak yine de kentin, gücünün doruğunda bulunan bir dönemde Tanrı, Hezekiel’e, Sur’un Tanrı’nın önündeki kötülüğü- nün ve kibirliliğinin bir sonucu olarak üzerine gelecek olan yıkım hakkında ayrıntılı bir peygamberlik duyurmasını ve bu peygamber- liği yazmasını söyledi.
Peygamber Hezekiel, şu peygamberlikte bulundu:

1. Pek çok ulus Sur kentinin üzerine saldıracaktı.

(Hezekiel 26:3)

2. Kente ilk saldıran, Babil Kralı Nebukadnessar olacak- tı. (ayet 7)

3. Sur’un duvarları yıkılacak, kuleleri yerle bir edilecek- ti. (ayetler 4,9)

4. Sur kentinin halkı kılıçtan geçirilecekti. (ayet 11)

5. Kentin taşları, kerestesi ve toprağı denize atılacaktı.

(ayet 12)

6. Kentin toprağı kazılıp süpürülecek ve kent ‘çıplak bir kayalık’ haline gelecekti. (ayet 4)

7. Kent, denizin ortasında, balıkçıların ‘ağlarını gerdik- leri bir yer’ olacaktı. (ayetler 5,14)

8. Büyük Sur kenti ‘asla tekrar kurulmayacaktı, çünkü

Egemen Rab söyledi.(ayet 14)

Dünyevi tarih, sekiz peygamberliğinin hepsinin yerine geldiklerini kaydeder:
1. Pek çok ulus Sur kentinin üzerine saldırdı.


70

2. İlk saldıran ulus, Kral Nebukadnessar’ın yönettiği

Babil’di.

3. On üç yıl süren bir kuşatmadan (M.Ö. 585-572) sonra Nebukadnessar, Hezekiel’in peygamberliğini yerine getirerek, ana kara üzerindeki Sur’un duvarlarını ve kulelerini yerle bir etti.
4. Nebukadnessar, Akdeniz’de, kıyıdan yaklaşık bir ki- lometre uzakta kurulmuş olan, Sur’un ada kalesine kaçmayı başaramayan kent halkını kılıçtan geçirdi.
5. Dünyevi tarih, M.Ö. 332 yılında gerçekleşen olayları şöyle belgeler: “Büyük İskender, Sur’un ada kısmını fetheden ilk kişi oldu. Büyük İskender, önce kentin ana kara kısmını yıktı ve sonra yıktığı yerlerin moloz taşlarını kendisini adaya ulaştıracak bir yol inşa etmek için kullanarak bu başarıyı elde etti.”73 Böylece, far- kında olmadan, “taşlarınızı, kerestenizi ve toprağınızı denize atacaklar” ifadesinde belirtilen peygamberliğin diğer kısmını yerine getirmiş oldu. İskender’in fethi, Fenike İmparatorluğu’nun bir daha asla kurulmamak üzere kesin sonunu getirdi.74
6. Kent, aynı ‘çıplak bir kayalık’ gibi kazılıp süpürüldü.
7. Kent, “ağların gerildiği bir yer” haline geldi.
8. Bu olayı izleyen yıllarda sur kentini tekrar bina etmek için büyük çabalar sarf edildi. Ama bu çabalar kentin daha sonraları sürekli olarak tekrar yıkılmasına engel olamadı. Bugün Lübnan’da adı Sur olan modern bir kent vardır, ama Hezekiel’in peygamberlikte bulun- duğu eski Fenike kenti asla tekrar kurulmadı. National Geographic dergisi, taş kaldırımı gösteren bir fotoğra- fın altına şöyle bir manşet koymuştur: “Bugün Fenike- lilere ait eski Sur kenti, bir Roma başkentine ait bu kaldırım taşlarının ve sütunlarının altında gömülüdür.


71

Yapılacak küçük bir kazı ile Fenikelilerin kaybolan dünyasına ulaşmak kolayca mümkün olabilir.”75
Bir insan olan Hezekiel’in, yaşadığı dönemde Sur kentine bakarak kendi bilgeliği aracılığıyla bu sekiz peygamberliği bildirmesi için nasıl bir olasılığı var olabilirdi?
Tarihi, gerçekleşmeden önce gören yalnız Tanrı olduğu için
Hezekiel’e bu bilgiyi ancak Tanrı verebilirdi.

BİR HALK HAKKINDAKİ PEYGAMBERLİKLER

Kutsal Kitap çok sayıda halk ve ulus hakkında kesinlikle ve açık- lıkla ifade edilmiş yüzlerce peygamberlik içerir: Mısır, Etiyopya, Arabistan, eski İran, Rusya, İsrail ve daha pek çokları.
Bu diğer yerine gelen peygamberlik örneğine geçmeden önce, amacımızın bu peygamberlikleri bizim duymayı istediğimiz şekilde duyurmak ya da onlar aracılığıyla politik veya dini bir gündem oluşturmak olmadığını hatırlayalım. Amacımız, Kutsal Yazılar’da bildirilenin ne olduğunu öğrenmektir.
Burada, yorumlaması kolay ama pek çok kişi tarafından kabul edilmesi zor olan, belirli bir ulus hakkında yerine gelmiş bir pey- gamberlik olayını gözden geçireceğiz.
M.Ö. yaklaşık 1920 yılında Tanrı, İbrahim’e şu vaatte bulundu: “Bu toprakları senin soyuna vereceğim.” (Yaratılış 12:7)
Tanrı, bu aynı vaadi daha sonra İshak ve Yakub’a da verdi.76
İbrahim, İshak ve Yakub’un soyları önce İbraniler, daha sonra

İsrailoğulları ve son olarak Yahudiler olarak adlandırıldı.

Bu vaatlerden yüzlerce yıl sonra Tanrı, Musa’yı, Kendisine gü- venmedikleri ve itaat etmedikleri takdirde başlarına ne geleceği konusunda bilgilendirdi:


72

Sizi öteki ulusların arasına dağıtacak, kılıcım ile peşini- ze düşeceğim. Ülkeniz viran olacak, kentleriniz harabeye dönecek.” (Levililer 26:33)

Rab’bin sizi süreceği bütün uluslar başınıza gelenlerden dehşete düşecek; sizi aşağılayacak, sizinle eğlenecekler… Bu uluslar arasında ne esenliğiniz, ne de dinlenecek bir yeriniz olacak. Orada Rab size titreyen yürekler, umutsuz- luk ve bakmaktan yorulmuş gözler verecek.” (Yasa’nın Tekrarı 28:37, 65)

Eski Antlaşma, bunlara benzeyen çok miktarda peygamberlik kap- sar.

M.S. yaklaşık 30 yılında, Nasıralı İsa, peygamberlerin sözlerini onaylayarak Yeruşalim’in yıkımını önceden bildirdi: “İsa Yeru- şalim’e yaklaşıp kenti görünce ağladı ve şöyle dedi: ‘...Senin için öyle günler gelecek ki, düşmanların seni setlerle çevirecek, kuşatıp her yandan sıkıştıracaklar. Seni de bağrındaki çocukları da yere çalacaklar. Sende taş üstünde taş bırakmayacaklar. Çünkü Tan- rı’nın senin yardımına geldiği zamanı fark etmedin” (Luka 19:41-

44). İsa, tapınağın kendisinden söz ederek şu ön bildiride bulundu: “Öyle günler gelecek ki, taş üstünde taş kalmayacak, hepsi yıkıla- cak!” (Luka 21:6)

Kırk yıl sonra bu olaylar gerçekleşti.
M.S. 37 yılında doğan tarihçi Flavius Josephus, kendi gözleriyle tanık olduğu olayı kaydetti. M. S. 70 yılında Roma ordusu Yeru- şalim’i kuşattı, kentin etrafını setlerle çevirdi ve üç yıllık kuşatma- dan sonra ordu Yeruşalim’i yere çaldı. Sezar’ın kendisi, süvari bölüklerine tapınağı yıkmamalarını buyurmasına rağmen, öfkeli Roma askerleri içinde saklanan Yahudiler’i öldürerek tapınağı ateşe verdiler.Tapınağın altını ve gümüşü eriyerek taşların arasına aktı. Tapınak, aynen
İsa’nın bildirmiş olduğu gibi yerle bir edildi: “Sende taş üstünde taş bırakmayacaklar.”77 ve aynen Musa’nın ve peygamberlerin önceden söylemiş oldukları gibi, Yahudiler dünyadaki ulusların


73

arasına dağıtıldılar. Sonraki iki bin yıl boyunca tarih bu peygam- berliklerin yerine geleceğine tanıklık edecekti: Gezgin Yahudi, tüm ulusların aşağıladığı ve eğlendiği, dinlenecek bir yeri olmayan biri haline geldi.
Kişisel duygularımız ne olursa olsun, bu Kutsal Kitap peygamber- liğinin, hiç kimsenin inkar edemeyeceği bir yanı vardır. Tanrı, peygamberlerine aynı zamanda Yahudiler’in, tüm eşitsizliklere rağmen, uluslar arasında farklı bir halk olarak korunacaklarını ve bir gün Tanrı’nın İbrahim, İshak ve Yakub’a vermiş olduğu ülkeye geri döneceklerini de söyledi.

Musa, İsrailoğullarına peygamberlikte bulundu: “Tanrınız Rab, sizi dağıttığı ulusların arasından yeniden toplayacak(Yasa’nın Tek- rarı 30:3). Peygamber Amos, Musa’nın peygamberliğine şu sözleri ekledi: “Sürgün halkım İsrail’i geri getireceğim;yıkık kentleri onarıp orada yaşayacaklar…Onları topraklarına dikeceğim ve bir daha kendilerine verdiğim topraktan sökülmeyecekler.” (Amos

9:14-15)
Dünyadaki haber yayınları şebekesi, bu olayların gerçekleştiğini bildirir.
Dünya tarihinde, Yahudi ulusunun başına gelenlerin benzeri gö- rülmemiştir. Bu durum bir nedenden ötürü, asimilasyon yasasına doğrudan aykırılık teşkil etmektedir. Çünkü bu yasa, bir ulus başka bir ulus tarafından fethedildiği zaman, ülkelerinden götürülenlerin arasında hayatta kalanların, aralarında bulundukları uluslar tarafın- dan birkaç kuşak geçtikten sonra kendilerine benzetileceklerini bildirir. İki farklı ulus arasında evlilikler yapılır, yeni dil ve kültür benimsenir – ve böylece fethedilen halkın insanları birkaç kuşak sonra kendi ulusal kimliklerini yitirirler. Ancak, bu asimilasyon yasası Yahudiler için geçerli olmamıştır. Milyonlarca Yahudi çare- sizlik içinde, bulundukları ulus ile karışmayı ve onlar tarafından özümsenmeyi denemesine rağmen bunu yapamadılar.78
Pek çok kişinin, bu sözleri kabul ettikleri takdirde neden acı duya- caklarını anlamak hiç de zor değil. Geçenlerde, Lübnan’da yaşayan


74

bir arkadaşım şunları yazdı: “Peygamberliğin yerine gelmesi hak- kında (Tanrı’nın, Yahudiler’i ülkelerine geri getireceğine dair ver- diği söz hakkında), böyle bir inancı kabul etme konusundaki imala- rı görmezden gelemem. Bu inancı kabul etmek, benim hedefime zarar verirdi.
Açık konuşalım. Yahudiler’in bir halk ve ulus olarak hayatta kal- malarını ve yeniden kurulmalarını kabul etmek, İsrail yönetiminin politikasını onaylamamız gerektiği anlamına gelmez. Lübnanlı dostumu anlıyor ve ona sempati duyuyorum. Annesinin ailesi ve komşuları, 1948 yılında diğer pek çok başka kişiyle birlikte evle- rinden çıkartıldılar. Ülkesi çok büyük bir acıya maruz kaldı. Tüm bunlara rağmen kavranması gereken düşünce şudur: Kutsal Kitap peygamberlerinin sözleri gözlerimizin önünde yere gelmektedirler.
Bugün, Yahudiler’in çoğunun, saygı duyduklarını iddia ettikleri kendi peygamberlerinin mesajını reddetmelerinin ardında yatan gerçek, aynı zamanda bir başka ayette bulunan sözlerin yerine gel- diklerini göstermektedir. Yahudi ulusunun ruhsal gözleri görme- mektedir: “Bugün bile, Musa’nın yazıları (kendi Tevrat’ları!) okunduğunda yüreklerini bir peçe örtüyor” (2. Korintliler 3:15). Bir ulus olarak tövbe ettikleri (zihinlerinde ve yüreklerinde köklü bir değişikliğe sahip oldukları) ve Tanrı’nın eski çağdaki mesajına inandıkları gün gelinceye kadar, yaşamlarında Tanrı’nın gerçek bereketleri görülmeyecek.79
Kutsal Yazılar’daki yolculuğumuzun sonuna yaklaştığımızda, bu olayların, Tanrı’nın son zamanlar için tasarladığı program ile ne kadar uyumlu olduklarını göreceğiz. Aynı zamanda Tanrı’nın Orta Doğu ve tüm dünya için hazırlamış olduğu bereketler hakkındaki bazı peygamberlikleri de işiteceğiz.
“‘Sizin için düşündüğüm tasarıları biliyorum’ diyor Rab.

‘Kötü tasarılar değil, size umutlu bir gelecek sağlayan esenlik tasarıları bunlar.’” (Yeremya 29:11)



75

BİR KİŞİ HAKKINDAKİ PEYGAMBERLİKLER

Eski Antlaşma’nın tamamında Tanrı’nın dünyaya göndermeyi vaat ettiği bir Mesih-Kurtarıcı hakkında yüzlerce peygamberlik yer almaktadır. Ölü Deniz Tomarları, bu Yazıların Mesih’in doğumun- dan yüzlerce yıl önce yazılmış olduklarını onaylamaktadırlar. Aşa- ğıda bu ön bildirilerden yapılan bir seçme sunuyorum.

İbrahim’e verilen peygamberlik, M.Ö. 1900: Mesih, dünyaya

İbrahim ve İshak’ın aile soyundan gelecekti (Yaratılış 12:2-

3; 22:1-18. Matta 1’de yerine geldi.)

Yeşaya’ya verilen peygamberlik, M.Ö.700: Mesih, yersel bir biyolojik babası olmadan bir bakireden doğacaktı. (Yeşaya

7:14; 9:6. Luka 1:26-35, Matta 1:18-25’de yerine geldi.)

Mika’ya verilen peygamberlik, M.Ö. 700: Mesih-Kurtarıcı, Beytlehem’de doğacaktı. (Mika 5:2. Luka 2:1-20; Matta 2:1-

12’de yerine geldi.)

Hoşea’ya verilen peygamberlik, M.Ö. 700: Mısır’dan çağırıla- caktı. (Hoşea 11. 1. Matta 2. 13-15’de yerine geldi.)

Malaki’ye verilen peygamberlik, M.Ö. 400: Mesih’in habercisi önceden gönderilecekti. (Malaki 3:1; Yeşaya 40:3-11. Luka

1:11-17; Matta 3:1-12’de yerine geldi.)

Yeşaya’ya verilen peygamberlik, M.Ö. 700: Körlerin görmesi- ni, sağırların işitmesini, kötürümlerin yürümesini sağlaya- cak ve iyi haberi yoksullara iletecekti. (Yeşaya 35:5-6; 61:1. Luka 7:22; Matta 9 ve diğer bölümlerde yerine geldi.)

Yeşaya’ya verilen peygamberlik, M.Ö. 700: Kendi halkı tara- fından reddedilecekti. (Yeşaya 53:2-3; aynı zamanda: Mezmur

118:21-22. Yuhanna 1:11; Markos 6:3; Matta 21:42-46; ve di-
ğer bölümlerde yerine geldi.)

Zekeriya’ya verilen peygamberlik, M.Ö.500: Bir tarla satın almak için kullanılacak olan otuz gümüş uğruna Mesih’e



76

ihanet edilecekti. (Zekeriya 11:12-13. Matta 26:14-16; 27:3-

10’da yerine geldi.)

Yeşaya’ya verilen peygamberlik, M.Ö. 700: Mesih reddedile- cek, haksız yere suçlanacak, Yahudiler ve Uluslar tarafın- dan yargılanacak ve öldürülecekti. (Yeşaya 50:6; 53:1-12; aynı zamanda: Mezmur 2&22; Zekeriya 12:10. Yuhana1:11;

11:45-57; Markos 10:32-34; Mata 26&27’de yerine geldi.)

Davud’a verilen peygamberlik, M.Ö. 1000: Elleri ve ayakları delinecek, kendisini izleyenler onunla alay edecek ve giysile- ri için zar atılacaktı. (Mezmur 22:16,8,18. Luka 23:33-37;

24:39’da yerine geldi.) (Bu peygamberliğin, çarmıhın, bir ölüm cezası şekli olarak uygulanmasından çok önce söylenmiş oldu- ğunu aklınızda tutun.)

Yeşaya’ya verilen peygamberlik, M.Ö. 700: Suçluların en kö- tüsü gibi öldürülecek olmasına rağmen, zengin bir adamın mezarına gömülecekti. (Yeşaya:53:8. Matta 27:57-60’da yeri- ne geldi.)

Davud’a verilen peygamberlik, M.Ö. 1000: Mesih’in bedeni mezarda çürümeyecekti, O, ölüme galip gelecekti. (Mezmur

16:9-11; aynı zamanda bkz: Matta 16:21-23; 17:22-23; 20:17-
19; ve diğer bölümler. Luka 24; Elçilerin İşleri 1&2’de yerine geldi.)
Olasılık yasaları herhangi birinin böylesine özel ve gerçekliği ka- nıtlanabilir peygamberlikleri yerine getirmesinin “imkansızlığını” açıklarlar. Ama yine de tüm bu peygamberlikler tam olarak yerine geldi.
Daha sonra bir Kutsal Kitap alarak bu listeye geri dönmek ve her Eski Antlaşma peygamberliğini okuyup, bunun yerine gelişinin Yeni Antlaşma’da nasıl kaydedildiğini görmek isteyebilirsiniz.


77

PEYGAMBERLİĞE ÖZGÜ SEMBOLLER VE ÖRNEKLER

Kutsal Yazılar’ın her yerinde, yüzlerce peygamberliğe ek olarak yine yüzlerce sembol ve örnek (bu sembol ve örneklere aynı za- manda imalar, tasvirler, gelecekte gerçekleşecek olan bir olayın hayalleri ve resim ile tanımlayan açıklamalar olarak da işaret edi- lir) yer almaktadır.
Tanrı, bu görsel yardımcıların her birini, Kendisi ve insanlık hak- kındaki planını dünyaya öğretmek için tasarladı.
Kutsal Yazılar’da yaptığımız yolculuk esnasında pek çok sembol ve örnek ile karşı karşıya geleceksiniz. Örneğin, göze çarpan en önemli sembol, bu kitabın 19. bölümünden başlayan ve 26. bölü- müne kadar devam eden sayfalarda belirgin bir şekilde açıklanan, kurban edilen bir kuzudur.
21. bölümde, Tanrı’nın, halkına, bir örnek olarak inşa etmelerini buyurduğu taşınabilen tapınak olarak adlandırılan özel bir çadır hakkında bilgi edineceğiz. Taşınabilen tapınak ve bu tapınakla ilgili her şey, insanlara Tanrı’nın nasıl olduğunu ve günahkârların nasıl bağışlanabileceklerini ve O’nunla sonsuza kadar birlikte ya- şamak için gereken nitelikleri nasıl kazanacaklarını anlamaları konusunda yardımcı olacak güçlü görsel yardımcılardır.
Yakub oğlu Yusuf ile Nasıralı İsa’nın yaşamları arasında yapılacak bir karşılaştırma, Yazılarda bulunan resim ile tanımlayan açıkla- malar türünde çarpıcı bir örnek sağlar. Yusuf’un ve İsa’nın yaşam- ları arasında yüzden fazla benzerlik mevcuttur. Tanrı, Yusuf’un yaşamını, 1700 yıl sonra dünyaya gelecek olan İsa’nın bir resmini çizmek için kullandı.80
Bu tür örnekler ve peygamberlikler için yalnızca bir tek mantıklı
açıklama mevcuttur:
Tanrı.


78

PEYGAMBERLİĞİ AMACI

Mesih yeryüzündeyken şöyle dedi:

Size şimdiden, bunlar olmadan önce söylüyorum ki, bun- lar olunca benim O olduğuma inanasınız.” (Yuhanna

13:19)

Gelecekteki olayların önceden bildirilmeleri ve sonra tarihte ger- çekleşmeleri, Tanrı’nın, habercilerini ve mesajını onayladığını gösteren bir yoldur. Gerçek ve yaşayan Tanrı, O’nun Sözüne olan imanımızı güçlendirmek için şöyle der: “Sonu ta başlangıçtan ve henüz olmamış olayları önceden bildiren, ‘Tasarım gerçekleşe- cek’…diyen benim.” (Yeşaya 46:10)

Kutsal Yazılar’da yapacak olduğumuz yolculuk, dünyanın nasıl başladığını yazan Kutsal Kitap’ın ilk kitabında –Yaratılış– başla- yacak. Yolculuğumuz, dünya tarihinin son olaylarını önceden bil- diren Kutsal Kitap’ın son kitabında –Vahiy– bitecek.
Kutsal Kitap’ın gerçekliği kanıtlanabilir geçmişi ve önceden görü- lemeyen geleceği hakkındaki ifadelerinin doğru olduklarından nasıl emin olabiliriz? Güneşin yarın doğacağından bizi emin kılan aynı mantığı bu konuya da uygulayarak emin olabiliriz. Güneş sistemi- miz, binlerce yıldır mükemmel bir kayda sahiptir. Yeryüzü, eksen üzerindeki dönüşünde hiçbir zaman başarısızlığa uğramamıştır. Güneş sürekli olarak doğar ve batar. Aynı şey, Kutsal Kitap pey- gamberliği için de geçerlidir. Tanrı’nın kitabı, gerçekliği kanıtla- nabilir her konuda mükemmel bir kayda sahiptir.

TANRI’NIN MEYDAN OKUMASI




Bazı dindar kişiler, aynı zamanda kendi kutsal kitaplarının da yeri- ne gelmiş peygamberlikler içerdiğini öne sürerler. Eğer birinin böyle bir iddiada bulunduğunu duyarsanız, kendisinden saygılı bir tutum ile şu ricada bulunun: “Bana, senin kutsal kitabının en ikna edici peygamberliklerinden üç ya da dört tanesini içeren kısa bir liste verebilir misin?” Böyle bir liste verebilme olasılığı yoktur, ama verdiği takdirde, yapacağınız ilk iş, peygamberliklerin önce-

79

den bildirdikleri olaylar gerçekleşmeden önce yazılıp yazılmadıkla- rını tetkik etmek olsun. Sonra bu peygamberlikleri yerine gelip gelmediklerini onaylamak için dünya tarihi ile karşılaştırın. Ben, deneyimlerim sonucunda eğer böyle peygamberlikler varsa, onların az sayıda ve belirsiz olduklarını gördüm.
Gerçek ve yaşayan Tanrı, aşağıdaki meydan okumasını tüm dinlere ve zihinlerde oluşturulan tanrılara iyi bir amaçla sunar:

‘Davanızı sunun, kanıtlarınızı ortaya koyun’ diyor Rab… Putlarınızı getirin de olacakları bildirsinler bize. Olup bi- tenleri bildirsinler ki düşünelim ve sonuçlarını bilelim. Ya da gelecekte olacakları duyursunlar bize. Ey putlar, bun- dan sonra olacakları bize bildirin de ilah olduğunuzu bile- lim. Haydi, bir iyilik ya da kötülük edin de hepimiz korkup dehşete düşelim. Siz de yaptıklarınız da hiçten betersiniz, sizi yeğleyen iğrençtir.” (Yeşaya 41:21-24)

Tam bir kesinlikle yerine gelmiş olan ayrıntılı peygamberliklerle ilgili çok sayıda örnek getirme konusunda Kutsal Kitap tektir.
Gerçek ve yaşayan Tanrı, insanlığa, Mesajının doğruluğunu tarihi, tarih gerçekleşmeden önce yazarak kanıtladı.
Yerine gelmiş peygamberlik, O’nun imzasıdır.


80

6

TUTARLI TANIKLIK

Eğer suyun nasıl olduğunu bilmek isterseniz,balığa sormayın.”

--Çin atasözü
u konuyu zihninizde canlandırın.
Çok sıcak bir günde nehir kıyısında yürürken, canınız yüz- mek istiyor. Ama yine de nehrin suyunun hoşunuza gidip gitmeyeceğini merak ediyorsunuz. Akıntı çok mu güçlü? Su fazla
mı soğuk? Ya da gerekli koşullar uygun mu? Çin atasözü şu öğüdü verir: “Balığa sormayın.”
O nehrin içinde yaşayan balıklar neden size “suyun nasıl olduğu- nu” söyleyecek nitelikte değildirler (sizin dilinizi konuşmadıkları gerçeğinin dışında!)
Balıkların size bu tür bir bilgi sağlayamamalarının nedeni basittir; kendilerinin suyun içindeki var oluşlarının sınırlarının dışında bir referans noktasına sahip değildirler. Bildikleri tek şey, o sınırlı ve bulanık dünyadır.
Aynı şekilde, eğer içinde yaşadığımız bu dünyayı ve neden burada olduğumuzu anlamak istiyorsak, bu bilginin bize insanın sınırlı ve


81

kendisine odaklanmış olan dünya görüşünün dışından verilmesi gerekir.
İyi haber ise, Göklerin Tanrısının, isteyen herkese bu bilgiyi sağ- lamış olduğudur.

Kutsal Yazılar’ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır.” (2. Timoteos 3:16)

Kutsal Yazılar’ın Tanrı esinlemesi olduklarını, yani, Tanrı tarafın- dan esin olarak verildiklerini nasıl bilebiliriz? Bir önceki bölümde Yaratıcı’nın, Kutsal Kitap’ın sayfalarının içine yerine gelmiş olan yüzlerce peygamberliği koyarak onun güvenilirliğini mühürlediğini gördük.
Uzak geleceği, yalnızca Tanrı, defalarca ve %100 bir kesinlik ile önceden bildirebilir.
Tanrı, aynı zamanda Açıklamasının güvenilirliğinin temelini, yüz- lerce yıl boyunca pek çok peygambere açıklama yaparak da atmış- tır.

TEK BİR TANIK YETERLİ DEĞİLDİR

Tanrı, Musa’ya şöyle dedi: “Herhangi bir suç ya da günah konu- sunda birini suçlu çıkarmak için bir tanık yetmez. Her sorun iki ya da üç tanığın tanıklığı ile açıklığa kavuşturulacaktır.” (Yasa’nın Tekrarı 19:15)
Bu ilke, tüm dünyada kabul edilir. Bir mahkeme davasında, gerçe- ğin belirlenmesi için birden fazla tanık talep edilir. Bir iddianın gerçek olarak kabul edilebilmesi için çeşitli güvenilir kaynaklar tarafından kanıtlanmalıdır.
Tanrı, gerçeği açıklamakla, “Bir tanığın yeterli olmadığını” ifade eden kendi yasasını bir kenara koymadı. Kutsal Yazılar şu beyanda bulunurlar: “Yeri, göğü, denizi ve bunların içindekilerin hepsini yaratan, yaşayan Tanrı …bütün ulusların kendi yollarından gitme-


82

lerine izin verdi. Yine de kendini tanıksız bırakmadı.(Elçilerin

İşleri 14:15-17)
Yeryüzünde yaşayan en gözden ırak kabileler bile yaradılışın dış- sal tanıklığına (Yaratıcılarının yarattıklarını görerek) ve vicdanın içsel tanıklığına (doğrunun, yanlışın ve sonsuzluğun bilgisine do- ğuştan sahip olma duygusu) sahiptirler. Yeryüzündeki her insana biraz ışık – biraz gerçek verilmiştir. Bu nedenle Tanrı, insanlığın “hiçbir özrü” bulunmadığını beyan eder.81 Bununla beraber Tanrı, Yaratıcılarını bulmak ve tanımak için O’nu gayretle arayan herkese daha fazla ışık vereceğini vaat eder.

SÜREKLİ TANIKLIK

Tanrı, kendisini hiçbir zaman tanıksız bırakmadı.
İnsanlık tarihinin ilk bin yılı sırasında Tanrı insanlarla ya doğrudan konuştu ya da gerçeğini, ilk insanların sözlü tanıklığı aracılığıyla bildirdi.
İlk insan olan Adem 930 yılına kadar yaşadı. İnsanlık tarihinin ilk bin yılı içinde yaşayan kişilerin, Yaratıcıları-Sahipleri hakkındaki gerçeği bilmediklerini ileri sürecek mazeretleri olamazdı, çünkü öğrenmek için orijinal tanıklar olan Adem ve Havva’ya sorma imkanları mevcuttu.82 İlk insanların ömür uzunluğu, Yaratıcının daha sonra yeniden düzenlediği, “ömrümüz yetmiş yıl sürüyor, bilemedin seksen, o da sağlıklıysak” (Mezmur 90:10) ifadesinde de belirtildiği gibi, bugünkü ömür süresinden yaklaşık on bir kez daha fazlaydı.
M.Ö. yaklaşık 1920 yılında, Tanrı, İbrahim adını verdiği yaşlı bir adamı seçip ayırdı. Tanrı, İbrahim’den, aracılığıyla, dünya ulusla- rına Kendisi ve insanlık hakkındaki planı ile ilgili önemli dersler öğreteceği bir ulus meydana getireceğini vaat etti. Tanrı, aynı za- manda bu seçilmiş ulus aracılığıyla peygamberleri ve Kutsal Yazı- lar’ı sağlayacak ve Mesih’i dünyaya gönderecekti. M.Ö. 1490 yılı civarında, Tanrı, bu ulusun içinde bulunan bir adamı, Kendi sözcü- sü olması için görevlendirdi. Bu adamın adı, Musa’ydı.


83

YAZILI TANIKLIK

Tanrı, Kutsal Yazılar’ın ilk kısmı olan Tevrat’ı yazması için Mu- sa’ya esin verdi. Gökyüzünün ve yeryüzünün Yaratıcısı gerçeğinin, gelecek kuşaklar için zamanın sonuna kadar yazılı biçimde elde edilebilirliğini amaçladı. Yazılması gereken sözcükleri Musa’nın zihnine yerleştirdi. Tanrı, Sözü’nün gerçeğini Musa’nın eli aracılı- ğıyla gerçekleştirdiği güçlü mucizeler ile uluslara doğruladı. Tanrı aynı zamanda Musa’nın Mısırlılara ve İsraillilere bildirmiş olduğu gelecek olayları da açıkladı. Her şey aynen Musa’nın önceden bildirdiği şekilde gerçekleşti. Tanrı, mantığın ileri sürebileceği herhangi bir kuşkuya fırsat tanımadı.
En sert kuşkucular bile Musa aracılığıyla konuşan Tanrı’nın gerçek ve yaşayan Tanrı olduğunu itiraf etmek zorunda kaldılar.83
Musa, Tanrı’nın Sözü’nü, on beş yüz yıldan fazla bir zaman süresi içinde kaydeden peygamberlerin ilkiydi.84 Peygamberler, geçmişle- ri birbirinden farklı olan kişilerdi. Bazılarının resmi bir eğitimleri yoktu. Ve farklı kuşaklar içinde yaşamış olmalarına rağmen, yaz- dıkları, başından sonuna kadar mükemmel bir uyuma sahip olan tek bir mesaj sunmaktadır.
Tanrı, Musa, Davut, Süleyman ve diğer yaklaşık otuz kişiyi Eski Antlaşma Yazılarını yazmaları için seçti. Ve Sözü’nü, yerine gelen vaatler, peygamberlikler ve mucizevi belirtiler ve harikalar ile doğ- ruladı.
Yeni Antlaşma’da, Mesih’in orijini, yaşamı, sözleri, işleri, ölümü ve dirilişi dört kişi tarafından kaydedilmiştir: Matta, Markos, Luka ve Yuhanna. Bu dört adam, Müjde’yi (Arapça’da İncil olarak ad- landırılır) yazarak dünyaya dört ayrı tanıklık sağladılar. Tanrı, aynı zamanda Kendi halkı için planladığı şimdiki ve nihai amaçlarını görkemli ayrıntılar ile açıklamaları için Petrus’a (bir balıkçı), Ya- kup ve Yahuda’ya (İsa’nın üvey kardeşleri) ve Pavlus’a da (bir bilim adamı ve eski terörist) esin verdi. Elçi Yuhanna, Kutsal Ki- tap’ın, grafiksel olarak dünya tarihinin –bizim bildiğimiz gibi– nasıl sona ereceğini önceden bildiren son kitabını yazdı.


84

TUTARLI TANIKLIK

Tanrı, insanlığa yaptığı açıklamayı kaydetmeleri için on beş yüz- yıldan daha uzun bir süre boyunca yaklaşık kırk adamı kullandı. Bu tanıkların çoğu birbirlerini hiçbir zaman tanımamış olmalarına rağmen, nihai öyküyü ve mesajı biçimlendirmek için yazdıkları her şey birbirleriyle uyum içindedir.
Böyle tutarlı bir tanıklığı, bir yaşam süresinin kısalığının engelle- yemeyeceği Biri’nden başka kim yapabilirdi?
Çünkü hiçbir peygamberlik sözü insan isteğinden kaynak- lanmadı. Kutsal Ruh tarafından yöneltilen insanlar Tan- rı’nın sözlerini ilettiler.” (2. Petrus 1:21)
Pek çok kişi yüzyıllar boyunca Yeni Antlaşma özellikle elçi
Pavlus’un yazılarına saldırıldı.

Elçi Petrus bize, Pavlus’un yazılarını ciddiye almamızı öğütler: “Aynı zamanda Pavlus da Tanrı’nın kendisine verdiği bilgelikle size yazdı… Onun mektuplarında güç anlaşılan bazı yerler var ki, bilgisiz ve kararsız kişiler, öbür Kutsal Yazılar’ı olduğu gibi bun- ları da çarpıtarak kendi yıkımlarını hazırlıyorlar.” (2. Petrus 3:15-

16)

Elçi Pavlus’un yazdığı her şey, peygamberlerin yazdıkları ile uyum içindedir. Pavlus’un kendisinin de tanıklık ettiği gibi, “Ama bugüne dek Tanrı yardımcım oldu. Bu sayede burada duruyor, büyük kü- çük herkese tanıklık ediyorum. Benim söylediklerim, peygamberle- rin ve Musa’nın önceden haber verdiği olaylardan başka bir şey değildir… Sen peygamberlerin sözlerine inanıyor musun?(Elçi- lerin İşleri 26:22,27)

TUTARLI MI, TUTARSIZ MI?

Bir tanığın güvenilirliği, kişinin tanıklığının içerdiği gerçeğin mik- tarı ile değil, tanıklığında herhangi bir tutarsızlığın mevcut olmayı- şı ile kontrol edilir. Bu konuya, aşağıdaki küçük öyküyle bir örnek getirelim:


85

Lise öğrencisi dört delikanlı, güneşli bir günde okula git- memeleri için gelen ayartmaya dayanamadılar. Ertesi sa- bah okula gittiklerinde öğretmenlerine bir önceki gün oku- la neden gitmediklerini açıklamaları gerektiğinde, arabala- rının lastiğinin patladığı yalanını söylediler. Öğretmen ha- nım, dört öğrencinin içlerini rahatlatan bir şekilde gülüm- sedi ve şöyle dedi: “Dün yazılı bir sınav yapmıştım, onu kaçırdınız.” Ama sonra sözlerine devam ederek şunları söyledi: “Yerlerinize oturun ve birer kalem ve kağıt çıkar- tın. Birinci soru: Patlayan lastik hangisiydi?”85
Öğrencilerin bu soruya verdikleri çelişkili yanıtlar uydurma öykü- lerini açığa çıkardı.
Bu dört delikanlının birbirleriyle çelişen tanıklıklarının aksine Tan- rı’nın tanıklığı tutarlıdır. Yaratıcımız, sayısız kuşaklar boyunca düzinelerce tanık ve yazarı kullanarak Kendisini ve planını kusur- suz bir tutarlılıkla açıklamıştır.
İnsanın karşıt dinler ve felsefeler okyanusunun dalgalı okyanusun- da Tanrı, bizim için, üzerinde canlarımızı dinlendirebileceğimiz sarsılmaz bir kaya sağlamış ve onu korumuştur.
Bu kaya, O’nun Sözü’dür.

Peygamberlerin sözleri bizim için daha büyük kesinlik kazandı, karanlık yerde ışık saçan çıraya benzeyen bu söz- lere kulak verirseniz iyi edersiniz… Ama halk arasında sahte peygamberler vardı, tıpkı sizin de aranızda yanlış öğreti yayanlar olacağı gibi… birçokları da onların sefa- hatine kapılacak, onların yüzünden gerçeğin yoluna sövü- lecek. Açgözlülüklerinden ötürü uydurma sözlerle sizi sömürecekler.(2. Petrus 1:19-2:1-3)

SAHTE PEYGAMBERLER




Görüldüğü gibi, Tanrı Sözü, “uydurma sözlerle sizi sömürecek olan” açgözlü, kendi çıkarının peşinde koşan peygamberlere ve öğretmenlere karşı uyarıda bulunur.86 Kutsal Kitap, Tanrı adına

86

konuştuklarını iddia eden, ama aslında “yalan söyleten bir ruh” tarafından esinlenmiş bir mesaj ileten insanlar hakkında anlatılan çok sayıda öyküyü içerir. (1. Krallar 22:22)
Kutsal Yazılar, İsrail’in tarihinde 850 sahte peygambere karşı yal- nızca tek bir gerçek peygamber olarak duran İlyas’ı anlatan bir dönemden söz ederler.
7000 İsrailli tek gerçek Tanrı’ya sadık kalırken, diğer milyonlarca- sı, kendilerine hizmet eden, sahte tanıklara inanmayı tercih ettiler.87

Rab diyor ki, ‘Ey halkımı saptıran peygamberler, sizi doyu- ranlara esenlik diler, doyurmayanlara savaş açarsınız.’” (Mika

3:5)

Tarihin izlediği yol budur; İsa bu nedenle şu uyarıda bulundu: “Yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan gi-

renler çoktur. Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çe- tindir. Bu yolu bulanlar azdır. Sahte peygamberlerden sa- kının! Onlar size kuzu postuna bürünerek yaklaşırlar, ama özde yırtıcı kurtlardır. Onları meyvelerinden tanıya- caksınız. Dikenli bitkilerden üzüm, devedikenlerinden incir toplanabilir mi? Bunun gibi, her iyi ağaç iyi meyve verir, kötü ağaç ise kötü meyve verir. İyi ağaç kötü meyve, kötü ağaç da iyi meyve veremez.” (Matta 7:13-17)

Sayısız sahte peygamber ve öğretmen yüzlerce yıl boyunca var oluşlarını sürdürdüler. Bazıları yüzlerce ve binlerce kişiyi etkiledi, bazıları ise milyonlarca hatta milyarlarca canı “yıkıma götüren yola” yönlendirdiler.
Eğer siz, körü körüne sahte bir peygamberi “yıkım yolunda” izle- yen, “çoklardan” biri olmaktan kaçınmak istiyorsanız, o zaman o kişinin öğretişini şu ölçünün süzgecinden geçirin:

Gerçek bir peygamberin mesajı, kendisinden önceki, onaylanmış

peygamberlik Yazıları ile her zaman uyum içindedir.



87

Tanrı’nın peygamberleri olduklarını iddia eden kişilerden aşağıdaki şu üçünün durum incelemesini gözden geçirin. Bu kişiler gerçek mi yoksa sahte peygamber midirler?

İNCELEME I: GÖMÜLÜ OLAN BİR “MESİH”

Tarih, Mesih’in zamanından sonra yaşamış olan ve peygamber ve Mesih olduklarını iddia eden düzinelerce kişi hakkında bilgi ve- rir.88 Bu kişilerden biri Ebu İsa’dır.
Ebu İsa, 7.yüzyılın sonlarına doğru Pers İmparatorluğu’nda yaşadı. İzleyicileri onun Mesih olduğuna inandılar, çünkü o, izleyicilerini zafere ulaştıracağını söyledi ve okuma yazma bilmemesine rağ- men, rivayete göre kitaplar yazdı. Ama bu kişinin mesajı Kutsal Yazılar ile çelişki içindeydi.
Ebu İsa, izleyicilerine günde yedi kez dua etmelerini öğretti ve kendilerine tanrısal koruma vaat ederek birlikte savaşa gitmeye çağırdı. Her şeye rağmen, Ebu savaşta öldü ve gömüldükten sonra tekrar yaşama dönmeyi başaramadı, izleyicileri, onun Mesih olma- dığını itiraf etmek zorunda kaldılar.
Ebu’nun döneminden uzun bir zaman önce İsa kendisini dinleyen- leri uyarmıştı:
Sahte Mesihler sahte peygamberler türeyecek; bunlar bü- yük belirtiler ve harikalar yapacaklar. Öyle ki, ellerinden gelse seçilmiş olanları bile saptıracaklar. İşte size önceden söylüyorum.” (Matta 24:24-25)

İNCELEME II: BİR İNTİHAR “PEYGAMBERİ”

Jim Jones, Halkın Tapınağı adlı bir tarikat kurdu. 1970’li yılların başında Jim, Kaliforniya San Francisco’da ilgi gören bir vaizdi. Pek çok kişiyi, politikaya ve yoksullara yardım projelerine katılma- ları için harekete geçirme konusundaki yeteneği ile tanınırdı. Jim, kendisini “Peygamber” olarak adlandırdı ve kanserli hastaları iyi- leştirme ve ölüleri diriltme gücüne sahip olduğunu iddia etti.



88

Sonunda, Jim Jones, binden fazla izleyicisini kendisiyle birlikte Güney Amerika’ya, Guyana’daki “Jonestown’a” gitmeleri konu- sunda ikna etti. “Peygamber Jim”, taraftarlarına, bu yeni toplulukta huzur ve mutluluk dolu bir yaşam süreceklerini vaat etti. Ama bu sözleri büyük bir yalandı.
Jim, kuzu postuna bürünmüş yırtıcı bir kurttan başkası değildi. San Francisco Chronicle şu haberi yayınladı: “18 Aralık1978: Jones sürüsüne siyanür alarak kendilerini öldürmelerini buyurdu. Siyanür almayı rededenlere zehir zorla verildi. Çocuklar iğne yapılarak öldürüldüler. Sonunda, Jonestown’da, aralarında Jones’un kendisi- ninki de olan 914 ceset bulundu.”89

İNCELEME III: ONAYLANMAMIŞ BİR “KUTSAL KİTAP”

Joseph Smith 1805 yılında Kuzey Amerika’da doğdu. Yoksulluk içinde ve batıl inançlarla büyüyen Smith, genç bir delikanlı oldu- ğunda, insanlara Tanrı’nın peygamberi olduğunu söylemeye başla- dı. Tanrı’nın, kendisine, adı Moroni olan bir ışık meleği aracılığıy- la bir dizi görümler vererek konuştuğunu iddia etti.

Joseph şunları yazdı: “Beni bütünüyle yenik düşüren bir güç tara- fından zapt edildim. Bu gücün üzerimdeki etkisi, konuşamamam için dilimi bağlayacak kadar büyük ve şaşırtıcıydı. Çevremi koyu karanlık sardı ve bir süre için ani bir yıkımın lanetine uğradığımı düşündüm.” Smith, daha sonra başının üzerinde nasıl bir “ışık sü- tununun belirdiğini, güneş parlaklığındaki bu ışığın yavaş yavaş onun üzerine inip durduğunu” anlatır.90 Joseph, Tanrı’nın, kendisi- ne yeni bir kutsal kitap açıkladığını duyurdu – Mormon Kitabı. İzleyicilerine, Kutsal Kitap’ın Tanrı’dan olduğunu, ama bu yeni kitabın Tanrı’nın en son açıklaması olduğunu söyledi. Joseph, in- sanlara, dua ezberlemeyi, oruç tutmayı, sadaka vermeyi, iyilik yapmayı ve kendisini bir peygamber olarak kabul etmelerini öğret- ti. Bu arada kendisi, kendi çıkarlarını ön planda tutan ve şehvete yer veren bir yaşam tarzı uyguladı ve bunu meşru kıldı.



Joseph Smith’in açıklamaları diğer başka tanıklar tarafından onay- lanmamalarına (kendisi üç tanığı olduğunu iddia etse bile), ve kita-

89

bının Kutsal Kitap, tarih ve arkeoloji ile çeliştiği gerçeğine rağ- men,91 bugün milyonlarca kişi Mormonizm dinine bağlıdır. Zengin Mormon Kilisesi misyonerlerini dünyanın her tarafına gönderir ve her gün yüzlerce kişi Mormon (aynı zamanda Latter-day Saints olarak da adlandırılırlar) olur. Mormonların çoğu içten ve dürüst insanlardır, ama “Peygamber Joseph’in” mesajını Kutsal Kitap peygamberlerinin duyurdukları ve yazdıkları mesaj ile karşılaştırır- sanız, birbirinden tamamen farklı iki ayrı mesaj bulunduğunu keş- fedeceksiniz.
Kendini duyuran bir peygamberin çelişkili ve onaylanmamış mesa- jı için sonsuz yazgımızı tehlikeye atmak – bu mesaj düzenli bir şekilde birbirine bağlı ya da zekice bir mesaj olsa bile – bilgece bir davranış değildir. “Çünkü Şeytan kendisine ışık meleği süsü verir.” (2. Korintliler 11:14)

ONAYLANMIŞ BİR MESAJ

Pek çok kişinin “Tanrı ile ilgili gerçeğin yerine yalanı koyduğu” (Romalılar 1:25) zihni karışmış bir dünyada, tek gerçek Tanrı, Gerçeğini, bu gerçeğe karşı çıkan çok sayıdaki sesten net bir şekil- de ayırmıştır.
Tanrı’nın, Mesajını onaylamış olduğu yol şudur: pek çok kuşak boyunca pek çok peygambere mükemmel bir tutarlılıkla devamlı olarak açıklamak. Yalnızca, zamanın dışında var olan Yazar, böyle bir açıklamayı esinlemiş olabilirdi.

Bu örnekteki kırk adam Kutsal Yazı- lar’da on beş yüzyıl boyunca Tanrı’nın tutarlı ve onaylanmış mesajını kaydeden habercileri temsil ederler.

Tek adam, daha sonra uyuşmayan, onay- lanmamış bir mesaj ile ortaya çıkan herhangi bir haberciyi temsil eder.



90

Daha önceki birkaç bölümde Kutsal Kitap’ın Tanrı Sözü olduğunu gösteren pek çok kanıt ile karşı karşıya gelmiştik. Bunlar ve diğer kanıtlar ne kadar ikna edici olsalar da, Tanrı Mesajı’nın öncelikle zorunlu kılan belgelemesi, mesajı duymak, onu anlamak ve kabul etmekle gerçekleşir.
Tanrı’nın kitabının ayrıntılarla bildirilen olaylar dizisi, bizim hayal kurma gücümüzün sınırsız olarak üstünde ve ötesinde Olan’ı açık- lar. Yaratıcımızın görkemli ve mükemmel bir dengeye sahip doğa- sını gösterir. İnsanları ölüm korkusundan kurtarır ve onlara sonsuz yaşamın kesin umudunu sağlar. İnsanların karakterlerini ve tavırla- rını değiştirir. Onları tek gerçek Tanrı’ya yönlendirir.
Ne Şeytan ne de insan böyle bir mesajı öne süremezdi. Ama siz bana inanmayın.
Her şeyi sınayın, iyi olana sımsıkı tutunun.” (1. Selanikliler 5:21)


91

7

TEMEL

“Akıllı bir adam… evini kaya üzerine kurar.” Matta 7:24

asıralı İsa, Dağdaki Vaazını şu sözlerle sona erdirdi: “İşte bu sözlerimi duyup uygulayan herkes, evini kaya

üzerine kuran akıllı adama benzer. Yağmur yağar, seller basar, yeller eser,eve saldırır, ama ev yıkılmaz. Çünkü kaya üzerine kurulmuştur. Bu sözlerimi duyup da uygulamayan herkes evini kum üzerine kuran budala adama benzer. Yağmur yağar, seller eser, evi sarsar. Ev yıkılır; yıkılışı da korkunç olur.” (Matta 7:24-27)

Fırtına karşısında ayakta kalan ve fırtına tarafından yıkılan bu iki ev arasındaki fark neydi?
Temel.
Akıllı adam evini sağlam kaya üzerinde inşa etti; budala adam ise evini yer değiştiren kum üzerinde kurdu.
Tanrı, Kutsal Yazılar’da herkesin anlamasını ve inanmasını istediği Mesajı için kaya kadar sağlam bir temel attı. Bu temel, Tevrat’tır. (aynı zamanda Musa’nın Yasası, Eski Antlaşma’nın ilk beş kitabı olarak da bilinir).


92

BAŞLANGIÇLAR KİTABI

Musa’nın Tevrat’ı Kutsal Yazılar’ın ilk beş kitabını içerir. İlk ki- tap, Yaratılış (Genesis) adını taşır. ‘başlangıç’ anlamına gelir. Yaratılış, Tanrı’nın, yeryüzünün, yaşamın, insanların, evliliğin, ailelerin, toplumların, ulusların ve dillerin orijinlerini bildirdiği Başlangıçlar Kitabıdır. Yaratılış, yaşamın en büyük sırlarına yanıt- lar sağlar. Tanrı nasıldır? İnsan nereden geldi? Neden buradayız? Kötünün kaynağı nedir? İnsanlar neden sıkıntı çekerler? Mükem- mel bir Tanrı kusurlu insanları nasıl kabul edebilir?
Bunlara ve diğer önemli sorulara Kutsal Yazılar’da daha sonra daha ayrıntılı yanıtlar verilse de, Yaratıcı, verdiği Yanıtlarının te- melini Yaratılış kitabında atmıştır. Kutsal Kitap’ın ilk kitabı, daha sonraki tüm kitapların temelidir.

TANRI’NIN ÖYKÜSÜ

Kutsal Kitap, binlerce yıllık bir dönemde gerçekleşen yüzlerce öykü içerir. Bu öyküler hep bir arada şimdiye kadar anlatılmış öy- külerin en iyisi olan tek bir öyküyü oluştururlar. Tanrı, bu öykünün içine tek bir ana mesaj yerleştirmiştir – bu mesaj, şimdiye kadar duyulan haberlerin en iyisini verir.
Tanrı’nın dramatik öyküsü, pek çok doruk noktasını içerir. Kutsal Yazılar’da yaptığımız yolculukta ilerlerken, Müjde kayıtlarında yüksek bir zirve ile karşılaşacağız. Önümüze çıkacak olan bir baş- ka şaşırtıcı zirve, Kutsal Kitap’ın son kitabı olan ve “Perdenin Kal- dırılması” anlamına gelen Vahiy adlı kitapta bulunur.
Tanrı’nın, planını açıklamış olduğu gerçeğine rağmen, bu plan insanlar için çoğu zaman bir sır olarak kalır.

ÖNCELİKLİ OLAN KONULAR EN BAŞTA

Yaratılış kitabı, Kutsal Kitap’ın 1.189 bölümünün 50 bölümünü kapsar.92 Kutsal Kitap’ın tamamını başından sonuna kadar bir otu- ruşta okuyacak olsaydınız, bitirmeniz için yaklaşık üç gün ve üç gece boyunca okumanız gerekirdi.


93

İlerleyen yolculuğumuz sırasında Kutsal Yazılar’da bulunan öykü- lerin çoğunun yanından geçerek devam etmek zorunda kalacağız; Tanrı’nın insanlık için tasarladığı şaşırtıcı planın “büyük resmini” açıklayan pek çok klasik, anahtar öyküyü ziyaret etmeyi tasarlıyo- ruz. Yolculuk için ayırdığımız zamanımızın önemli bir bölümü Kutsal Kitap’ın ilk dört bölümünde geçecek, çünkü bu başlangıç sayfaları Tanrı’nın Sözü’nden başka hiçbir yerde bulunmayan bü- yük gerçekleri açıklarlar.
Kutsal Kitap’ın ilk birkaç bölümünün önemi, hiçbir zaman yeterin- ce vurgulanamaz.
Bir çocuğa bir öykü anlatırken ya da okurken, nereden başlarız? Öykünün ortasından başlar ve sonra bir-iki satır okuduktan sonra sonuna mı geçeriz? Hayır, öyküye başından başlarız. Ama söz ko- nusu olan Kutsal Yazılar ise, okuyucuların çoğunun kitabın başını okumadan geçip gittiklerini görürüz. Tanrı’nın öyküsü, acaba Tan- rı’nın kitabının ilk sayfaları ihmal edildiği için mi kendileri için bir sır olarak kalıyor? Pek çok kişinin, elektronik postasında “günah- kârlarla ilgili bu konu benim için bir şey ifade etmiyor” cümlesini yazan Ahmed ile aynı fikirde olması şaşırtıcı bir durum mu? (Bö- lüm 1)
Eğer Tanrı’nın öyküsünün başlangıcı hakkında fikrimiz yoksa, öykünün sonunu değerlendirmekte zorlanırız. Ama bir kez, ilk birkaç bölümü anlarsak, son bölümün anlamı büyük olacaktır.93

BİR TOHUMUN TOPRAĞI

Bir buğday tohumunu örnek alalım. Buğday tohumu önemli gö- rünmeyebilir, ama bu basit görünümlü tohumun içinde tohum ile yüklenmiş olgun bir bitki üretmek için gerekli olan kompleks kod ve görünmeyen güç bulunmaktadır. Kutsal Yazılar’da, süreç şöyle tanımlanır:

Toprak kendiliğinden ürün verir…Önce filizi, sonra ba-

şağı, sonunda da başağı dolduran taneleri verir.” (Markos

4:28)


94

Tanrı, tohumları, meyveleri ve sebzeleri hemen olgunlaşacak şe- kilde tasarlamadı, aynı şekilde öyküsünü ve mesajını da bir anda açıklamak üzere planlamadı. Tanrı, insan bedenine nasıl zaman içinde büyüyen bitkiler aracılığıyla yiyecek sağlamayı seçtiyse, insan canı için gerekli ruhsal yiyeceği de aynı şekilde zaman içinde açıklanan gerçek aracılığıyla tedarik etmeyi tercih etmiştir.

Bütün söylediği buyruk üstüne buyruk, buyruk üstüne buyruk, kural üstüne kural, kural üstüne kural, biraz şu- radan, biraz buradan.” (Yeşaya 28:10)

Yaratılış kitabı, Tanrı’nın gerçek “tohumlarını” özenle ektiği ve- rimli bir toprak gibidir. O’nun mesajı bu gerçeklerden filiz verir ve Kutsal Yazılar’ın diğer kitaplarında, dünyaya yaşam ve tazelik sunarak olgunlaşır.

BİR EMBRİYO

Modern teknoloji sayesinde bir zamanlar gizem içinde örtülü olan ne varsa şimdi görülebilmektedir. Örneğin bugün, gelişmekte olan bir insan embriyonunun görüntülerini net olarak izleyebiliriz. Ola- ğanüstü! Annenin rahminde döllenen yumurta sekiz hafta içinde yerfıstığı büyüklüğünde bir bebek haline gelir; bu bebek gözleri, kulakları, burnu, ağzı, kolları, elleri, bacakları ve ayakları ile tam- dır. Kendi parmak izlerine dahi sahip durumdadır. Tam olarak bi- çimlenmemiş olmasına rağmen, bedeninin tüm üyelerine sahiptir.
Aynı şekilde bizler de bugün Yaratıcımız tarafından açıklanan Kendisi ve insanlık hakkındaki planıyla ilgili her elzem gerçeğin Yaratılış kitabında embriyonik biçimde yer aldığını biliyoruz. An- cak yine de “Tanrı’nın sır olan tasarısı”nın (Vahiy 10:7) olgun- laşma yolunda ilerlemesi Kutsal Yazılar’ın tamamı içinde gerçek- leşir.

Bu güne kadar, Tanrı’nın kişiliği ve amaçları, birçok kişi için bir sır olarak kalmıştır, ama böyle olması gerekmez, çünkü “geçmiş çağlardan ve kuşaklardan gizlenmiş olan sır ...şimdi açıklanmış- tır.” (Koloseliler 1:26)



95

Tanrı kendi sırrını anlamamızı istiyor. Ama biz de onu anlamayı

istememiz gerekir.

KÜÇÜK PARÇALAR

Kutsal Kitap biraz oyma testeresiyle kesilmiş tahta parçalarından oluşan bir bilmeceye benzer.
Bazı parçaların nasıl bir araya gelecekleri çok belirgindir, ama bilmeceyi yapan kişi, nasıl bir araya gelecekleri belirgin olmayan diğer parçalar nedeniyle güçlük çekebilir. Bilmecenin tamamlan- ması için sabır ve dayanma gücü gereklidir. Aynı şekilde, zihin karışıklığının uçup gitmesi ve Tanrı’nın uyumlu planının ortaya çıkması, ancak Tanrı’nın Sözü üzerinde düşünmek için zaman ayırmak ile gerçekleşebilir.

Son zamanlarda, Lübnan’da yaşayan ve yüksek bir hedefi arzula- yan bir gazeteciyle haberleşme ayrıcalığına sahip oldum. Henüz karşılaşmamamıza rağmen dost olduk. Bana gönderdiği ilk elekt- ronik postasında şunları yazdı:

Ben nihai gerçek ile ilgili kesin bir kanıta sahip olma sonucu- na ulaşmanın mümkün olduğuna inanmıyorum.


Lübnanlı arkadaşımı tüm önyargılı düşüncelerini bir kenara bırak- ması ve Kutsal Kitap’ı kendisi için okuması konusunda teşvik et- tim. Kutsal Kitap’ın kendisi adına konuşması için ona izin verme- sini söyledim. Aşağıdaki elektronik postasından da görülebileceği gibi arkadaşım Kutsal Kitap’ı okumaya başladı:

Yeni Antlaşma’nın Arapçasını okudum ve Eski Antlaşma’ya başlamaya niyetliyim. Daha önce Kutsal Kitap’tan yalnızca küçük parçalar okumuştum. Şimdi, sormuş olduğum pek çok sorunun okuduğum sayfalarda yanıtlandığını gördüm….



96

Bu okuyuşum, bana ne kazandırdı? Kutsal Kitap’ın mesajına daha derin bir saygı duyuyorum. Bu mesajı, bir bireyin yaşa- mını değiştirecek bir güç olarak görüyorum. Bu mesaj, her insanda gerçek bir değişim yaratabilir. Aslında bir dizi katı kuraldan oluşan görevler insanları değiştiremezler. Belki de elimizde sahip olduğumuzdan emin olmamız için bir yolun olabileceğini fark ettim.



Geçenlerde bana yazdığında, aktardığı gözlemi şuydu:

Uzun zaman önce atmış olmam gereken bir adımı attım. “Kutsal Kitap’ı okudum” demenin yeterli olmadığını anladım; o, sürekli okunması gereken bir kitap. Pek çok sorumun bu kitabın gölgesinde ortadan yok olmaları çok şaşırtıcı.

Tanrı’nın mesajı, bu kişi için ortaya çıkmaya başlıyor.
Kutsal Yazılar’da yapacağımız yolculuk, tarihin büyük bilmecesi- nin en önemli parçalarını bir araya getirecek ve Tanrı’nın şaşırtıcı öyküsü ve mesajı netleşecek ve anlaşılacak.
Kutsal Yazılar’ı kendimiz için “sürekli okuduğumuz” takdirde, diğer “parçaların” nereye uyduklarını keşfedeceğiz.

SEVGİ MEKTUPLARI

Genç bir hanıma aşık olan bir askerin öyküsü anlatılır. Asker, genç hanım için derin bir sevgi beslerken, genç hanımın asker için ne hissettiği belirsizdi. Zamanı gelince, asker uzak bir ülkeye gönde- rildi. Yanıt almamasına rağmen asker, sadakatle hanıma mektup yazmayı sürdürdü.
Sonunda askerin geri döneceği gün geldi. Vardığında, yaptığı ilk iş sevdiği kişiyi ziyaret etmek oldu. Genç hanımın evine gittiğinde, onu evde buldu. Genç hanım, askeri görmüş olduğu için memnun olmuş gibi davranıyordu, ama odanın köşesindeki tozlu bir kutu, yüreğinin gerçek duygularını açıklamaktaydı.


97

Kutu, askerin gönderdiği açılmamış mektuplarla doluydu.

GÖKYÜZÜNDEN YERYÜZÜNE

Kutsal Yazılar, Tanrı’nın size yazdığı bir dizi mektuba benzerler. Gökyüzünün ve yeryüzünün Yaratıcısı ve Sahibi, Yazılarında size Kendisini tanıtıyor, Sevgisini ifade ediyor, ve size O’nunla O’nun sonsuz evinde görkem ve sevinç içinde nasıl yaşayabileceğinizi anlatıyor.
Aşağıda Tanrı’nın 2.700 yıl önce yeryüzüne göndermiş olduğu bir
“mektuptan” alınmış bir parça sunuyoruz:
Ey susamış olanlar, sulara gelin;

Parası olmayanlar, gelin, satın alın, yiyin… Gelin, şarabı ve sütü parasız, bedelsiz alın. Paranızı neden ekmek olmayana,

Emeğinizi doyurmayana harcıyorsunuz? Beni iyi dinleyin ki, iyi olanı yiyesiniz. Bolluğun tadını çıkarasınız!

“Kulak verin, bana gelin. Dinleyin ki yaşayasınız.

Ben de sizinle sonsuz bir antlaşma yapayım… “Çünkü gökler nasıl yeryüzünden yüksekse, Yollarım da sizin yollarınızdan,

Düşüncelerim düşüncelerinizden yüksektir.” (Yeşaya 55:1-3,9)

Sevgiler

Yaratıcınız

Tanrı’nın size yazdığı mektupları açtınız mı? Onları okudunuz mu?
O’nun mektuplarına karşılık verdiniz mi? Yolculuk başlasın.


98

BÖLÜM II

YOLCULUK

SIRRI KEŞFETMEK

8 – Tanrı Nasıl Biridir?

9 – Hiç Kimse O’na Benzemez

10 – Özel Bir Yaratık

11 – Kötü’nün Girişi

12 – Günah ve Ölüm Yasası

13 – Adalet ve Yargı

14 – Lanet

15 – Çifte Sıkıntı

16 – Bir Kadının Soyu

17 – Bu Kişi Kim Olabilir?

18 – Tanrı’nın Sonsuz Tasarısı

19 – Kurban Yasası

20 – Önemli Bir Kurban

21 – Daha Çok Dökülen Kan

22 – Kuzu

23 – Kutsal Yazılar’ın Yerine Gelmesi

24 – Tamamı Ödendi

25 – Ölüm Yenildi

26 – Dindar ve Tanrı’dan Uzak Olmak

100

8

TANRI NASIL BİRİDİR?


olculuk, Tanrı’nın kitabının baş- ladığı yerde, tüm zamanların en büyük duyurusu ile başlar:

“Başlangıçta Tanrı yeri ve göğü ya- rattı.” (Yaratılış 1:1)

Tanrı’nın var olduğunu kanıtlamak için hiçbir girişimde bulunulmaz. Tanrı’nın var olduğu meydanda olan, aşikar bir gerçektir.
Eğer ıssız bir kumsal boyunca yürürken, kumun üzerinde bir çift taze ayak izine rastlarsanız, içgüdüsel olarak yalnız olmadığınız sonucuna varırsınız. Gördüğünüz bu bir çift ayak izi kendilerini yaratmadılar. Bu ayak izlerini rüzgarın ve suyun oluşturmadığını bilirsiniz. Biri, bu ayak izlerinin oluşmasına neden olmuştur.
Böyle olduğunu bilirsiniz.
Ancak pek çok kişi, ayak izlerinin meydana geldiği kuma ve bu ayak izlerine neden olan insanın varlığına Biri’nin neden olduğunu bilmediklerini ileri sürerler. Yaratığı, bir Yaratıcı olmadan açıkla- ma girişimi konusunda insan, birçok ayrıntılı kuram oluşturmuştur;


101

kimileri, milyarlarca yıl gerilere uzanan bir nedenler dizisi hayal ederler. Ama bir kez “başlangıç” olarak adlandırdıkları noktaya ulaştıklarında, orijinal konuya yanıt verme noktasına yaklaşmış olmazlar: Yaratığa neden olan nedir?

Kutsal Yazılar şöyle der: “Tanrı’ya ilişkin bilinen ne varsa gözleri- nin önündedir; Tanrı hepsini gözlerinin önüne sermiştir. Tanrı’nın görünmeyen nitelikleri –sonsuz gücü ve Tanrılığı– dünya yaratılalı beri O’nun yaptıkları ile anlaşılmakta, açıkça görülmektedir. Bu nedenle özürleri yoktur.” (Romalılar 1:18-20)

Mantık basittir: tasarı, bir tasarımcıyı gerekli kılar.
Aynı şey nasıl ayak izleri, arabalar ve bilgisayarlar gibi insanlar tarafından oluşturulan şeyler için geçerliyse, aynı şekilde ayaklar, hücreler ve takım yıldızlar gibi mekanizmalar için de geçerlidir. İster çıplak gözle ya da ister bir mikroskop ya da teleskop ile göz- lemlensin, evrenin istenilen hale konulamaz karmaşıklığı ve anla- şılması güç düzeni bir Yaratıcıyı ve bir Sağlayıcıyı gerekli kılar.
Bir ayak izi nasıl o ayak izini meydana getiren birini gerektiriyor- sa, bir evren de aynı şekilde bir Evreni Yaratan’ı gerektirir.
Gökler Tanrı’nın görkemini açıklamakta, gökkubbe elle- rinin eserini duyurmakta.” (Mezmur 19:1)
Peki, o zaman bu Evreni-Yaratan kimdir? O’nun nasıl biri olduğu- nu nereden bilebiliriz? Bilebiliriz, çünkü O, Kendisini bildirmiş- tir..94

SONSUZ

Daha önce elektronik posta gönderen birinin şu alaylı sorusunu okuduk: “Tanrı’yı kim yarattı? Ben unutmuşum.” Yanıt verelim: Hiç kimse. Tanrı sonsuzdur. “Başlangıçta TANRI” bize, Yaratıcı- mızın hiç kimseye ve hiçbir şeye benzemediğini öğretir.
Dağlar var olmadan, daha evreni ve dünyayı yaratmadan,

öncesizlikten sonsuzluğa dek Tanrı sensin.” (Mezmur




90:2)

102

Geçmiş, şimdi ve gelecek Tanrı’nın önünde bir hiç gibidir. Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı, Var olmuş, var olan ve gelecek olan!” (Vahiy 4:8)

O, sonsuzdur, zamanla sınırlı değildir ve O’na akıl ermez. Yaratılmış olan bir varlığın Tanrı ile ilgili her şeyi bilmesi imkan-
sızdır ve asla bilmeyecektir. O, “Yüce ve Görkemli Olan ve sonsuz- lukta yaşayandır.” (Yeşaya 57:15)

Tanrı, asla değişmez. “Ama sen hep aynısın, yılların tükenmeye- cek.” (Mezmur 102:27)

DAHA BÜYÜK

Tanrı, hayal edebileceğimiz her şeyden daha büyüktür. Varlığı aşikar olduğu için, sonsuz Olan, Varoluşunu kanıtlamak amacı ile nasıl hiçbir girişimde bulunmazsa, aynı şekilde Varoluşunu açık- lamak amacı ile de hiçbir girişimde bulunmaz, çünkü bizim sınırlı zihinlerimiz zaman, yer ve maddenin dışında var olanı kavrama konusunda yetersizdirler.
Küçük bir çocukken gökyüzüne baktığımı ve yeterince yükseğe ve uzağa yolculuk edebildiğim takdirde, sonunda bir tavana ya da evrenin sonuna geleceğimi düşündüğümü hatırlıyorum. Bu düşün- celerimdeki hata, hayal ettiğim tavanın karşı tarafında sonsuz uza- yın bulunduğunu dikkate almayışımdan kaynaklanıyordu!
Bazı şeyler yalnızca Yaratıcının açıkladığına inanarak anlaşılabilir. Tanrı’nın tutarlı ve kanıtlanmış Sözü’ne iman etmek, bilgelik ve
bilginin en üst düzeyine ulaştıran anahtardır.
İman olmadan Tanrı’yı hoşnut etmek olanaksızdır, çünkü Tanrı’ya yaklaşan O’nun var olduğuna ve kendisini ara- yanları ödüllendireceğine iman etmelidir… Evrenin Tan- rı’nın buyruğu ile yaratıldığını, böylece görülenlerin gö- rülmeyenlerden oluştuğunu iman sayesinde anlıyoruz.” (İbraniler 11:6,3)


103

Modern bilim, “görülenlerin görülmeyenlerden oluştuğunu” onay- lar. Fizikçiler bize maddenin, görülmeyen atomlardan oluştuğunu, atomların elektronlardan meydana geldiklerini, bu elektronların protonlardan ve nötronlardan oluşan bir çekirdeğin çevresinde hız- la döndüklerini, bu proton ve nötronların, maddenin esası olduğu var sayılan ve kısmen elektrik yüklü olan üç çeşit zerrecikten her- hangi birinden meydana geldiğini söylerler, bu üç çeşit zerrecikten biri nasıl meydana gelmektedir...? İnsanlık çok şey keşfetmiştir, ama yine de çok az şey biliriz! Bilge olan insanlar, insan zihninin sınırlarını fark ederler.
Bilimin hiçbir zaman kanıtlayabileceği ya da kanıtlayamayacağı “evrenin Tanrı’nın buyruğu ile yaratıldığıdır. Bu gerçeği yalnızca Tanrı tarafından bize verilen altıncı-duyu olan iman sayesinde bilebiliriz.
Yaşamın en önemli konularını ve sorularını “iman aracılığıyla

anlıyoruz”. Böyle olmasının nedeni aşikardır:

Tanrı, insandan daha büyüktür.” (Eyüp 33:12)
Bakalım bu yüce Olan, Kendisi hakkında başka neler açıkladı?

SINIRSIZ

O, Her Şeye Gücü Yetendir. “Ey Egemen RAB! Büyük gücünle, kudretinle yeri göğü yarattın. Yapamayacağın hiçbir şey yok.” (Yeremya 32:17) Yaratıcı, yarattıklarından üstündür. O, bizim düşünebileceğimiz her şeyin üstünde ve ötesindedir.
O, her şeyi bilendir. “Oturup kalkışımı bilirsin, niyetimi uzaktan anlarsın…” (Mezmur 139:2) Yaratıcı her şeyi bilir – geçmişi, bu- günü ve geleceği. O’nun bilgeliği, zaman ilerledikçe artmaz. “O’nun anlayışı sınırsızdır.” (Mezmur 147:5)
O’nun varlığı her yerde mevcuttur. “Nereye gidebilirim senin Ru- hu’ndan,nereye kaçabilirim huzurundan?” (Mezmur 139:7) Sınır- sız Olan, sizinle beraber olduğu aynı anda benimle beraber de ola-


104

bilir. Cennette meleklerle konuştuğu anda yeryüzündeki insanlar ile de konuşabilir.
O sınırsızdır.

RUH

Bu sınırsız Olan hakkında önemli olan bir başka bilgiyi aktaralım: “Tanrı, Ruh’tur.” (Yuhanna 4:24)
Tanrı, her yerde her zaman var olan görünmeyen, sınırsız ve kişisel Ruh’tur. Bedene ihtiyaç duymamasına rağmen Kendisini istediği şekilde göstermek için yeterli ve özgürdür. Kutsal Yazılar, Tan- rı’nın erkeklere ve kadınlara gözle görülebilir şekillerde göründüğü çeşitli zamanları yazar – “birinin bir arkadaşı ile yüz yüze konuştu- ğu gibi.” (Mısır’dan Çıkış 33:11)
En Üstün Ruh olan Tanrı, yarattığı ruhsal varlıkların, yaratıldıkları amaca uygun olarak Kendisini tanımalarını, O’na güvenmelerini ve tapınmalarını ister.
Baba kendisine böyle tapınanları arıyor. Tanrı Ruh’tur, O’na tapınanlar da ruhta ve gerçekte tapınmalıdırlar.” (Yuhanna 4:23-24)

RUHLAR BABASI

Tanrı’nın unvanlarından biri “ruhlar Babasıdır.” (İbraniler 12:9) Tanrı yeryüzünü yaratmadan önce95, Kendi göksel evinde O’nunla
birlikte yaşamaları için melekler olarak adlandırılan, sayısız mil- yonlarca güçlü, harikulade ruhsal varlıklar yarattı. Melek, haber- ci” ya da “hizmetkâr” anlamına gelir. Sonsuzluğu paylaşabileceği sevecen bir tebaanın yaşadığı bir krallığa sahip olmayı amaçlayan Tanrı bu ruhları Kendisini tanımaları, O’na tapınmaları, itaat ve hizmet etmeleri ve sonsuza kadar O’ndan keyif almaları için yarat- tı.


105

Tahtın, yaratıkların ve ihtiyarların çevresinde çok sayıda melek gördüm… sayıları binlerce binler, on binlerce on binlerdi…” (Vahiy 5:11)

Yeniden üretmek için tasarlanmadıklarından, Tanrı başlangıçta, istediği sayıda melek yarattı. Yaratıcıları ile belirli ölçüde bir ben- zerliği paylaşmalarına rağmen, bu melekler hiçbir şekilde Tanrı ile eşit değillerdi. Tanrı, onlara çok yüksek bir zeka düzeyi verdi. Ve onlara aynı zamanda duygular, bir irade ve Kendisi ile bir iletişim kapasitesi sağladı. Melekler de aynı Yaratıcıları gibi, görünür ol- malarını gerektiren bir görev için gönderilmedikleri sürece insanlar tarafından görülemezler.96
Tanrı, yaratılmış ruhsal varlıkların bulunduğu krallığında yaratıl- mamış, sınırsız, her şeye gücü yeten, her şeyi bilen, sınırsız Ruh’tur.

HER ŞEYDEN ÜSTÜN

Ruh bir… Rab bir… her şeyden üstün, herkesin Tanrısı

ve Babası birdir…” (Efesliler 4:4-6)

Her şeyden üstün Olan, zaman ve yer ile sınırlı olmamasına rağ- men, evrende, konut kurduğu ve yönettiği belirli bir yer mevcuttur. “RAB tahtını göklere kurmuştur, O’nun egemenliği her yeri kap- sar.” (Mezmur 103:19) Kral Süleyman, Tanrı’nın büyüklüğü ve yakınlığı hakkında düşünürken, Yaratıcısı’na şu sözlerle dua etti:

Tanrı gerçekten yeryüzünde yaşar mı? Sen, göklere, gök- lerin göklerine bile sığmazsın.” (1. Krallar 8:27)

Kutsal Kitap, üç farklı gökyüzünden söz eder. Bunlardan iki tanesi insan tarafından görülebilir; bir tanesi görülemez.

Atmosferik gökyüzü – başlarımızın üzerindeki mavi gökyüzü.

Yıldızlar arasındaki mesafelere ait gökyüzü – Tanrı’nın gezegenle- ri ve yıldızları yerleştirmiş olduğu karanlık uzay.



106

Ve göklerin gökleri – Tanrı’nın konut kurmuş olduğu çok parlak alan. Yaratıcımızın bu göksel evi ve meleklerin bulunduğu bu alan aynı zamanda en yüksek gökler, üçüncü gök, Baba’nın evi, O’nun konutu, Cennet ve sadece basit olarak Gök olarak da adlandırılır.97

Rab göklerden bakar, bütün insanları görür. Oturduğu yerden, yeryüzünde yaşayan herkesi gözler. Herkesin yüre- ğini yaratan, yaptıkları her şeyi tartan O’dur.” (Mezmur

33:13-15)

TANRI TEKTİR

Kutsal Kitap’ın ilk ayeti, yalnızca bir Tanrı’nın var olduğunu onay- lar: “Başlangıçta Tanrı.”
Hem Eski hem de Yeni Antlaşma Yazıları şunu beyan ederler: “Tanrımız Rab, tek Rab’dir.” (Yasa’nın Tekrarı 6:4) “Tanrı tek- tir.” (Romalılar 3:30)
Tanrı TEKTİR.
Tanrı’nın rakibi yoktur. Tanrı’nın eşi yoktur.
Bu konu teolojik terimlerle monoteizm olarak adlandırılır: yalnızca tek bir Tanrı’ya inanmak. Monoteizm, politeizm (çok sayıda tanrı ve tanrıçalara inanmak) ve panteizm (Tanrı’nın her şey ve her şeyin Tanrı olduğu inancı) ile tam bir karşıtlık içindedir. Politeist ve panteistler, Yaratıcı ve O’nun yaratığı arasındaki farklılığı bulanık- laştırırlar. Ve bunun bir sonucu olarak Tanrı’nın, karakter özellik- lerine sahip bir kişilik olduğunu inkar ederler.

BİLEŞİK

Başlangıçta Tanrıifadesi, bir ilk gerçektir, ama öz bir gerçek değildir.

Sınırsız Olan, basit değildir. Tanrı, bileşiktir. Tanrı’nın tekliği, çok boyutlu bir tekliktir. Grameri tekil (bir), çift (yalnızca iki), ve çoğul (üç ya da daha fazla) isim şekillerine sahiptir. Elohim gramer açı- sından çoğuldur, ama tek bir anlama sahiptir.


107

Tek gerçek Tanrı, kapasiteleri yönünden bileşik ve sınırsızdır. Kut- sal Yazılar’ın ilk üç ayeti şunu beyan ederler:

Başlangıçta Tanrı, (çoğul isim) göğü ve yeri yarattı (tekil fiil çekimi). Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin ka- ranlıklar ile kaplıydı. Tanrı’nın Ruh’u suların üzerinde dalgalanıyordu. Sonra TANRI, ‘Işık olsun’ diye BUYUR- DU ve ışık oldu.” (Yaratılış 1:1-3)

Böylece, Tanrı Kitabının açılış ifadesi, bize O’nun yaratma işini nasıl yaptığını açıklar. Tanrı, yaratma eylemini Ruhu ve Sözü aracı- lığıyla tamamladı.
Önce, Tanrı’nın Kendi Ruhu, O’nun buyruklarını yerine getirmek için gökten aşağı gönderildi. Bir güvercinin yuvasının üzerinde süzülmesi gibi “Tanrı’nın Ruhu” yeni doğan dünya üzerinde “dalgalanıyordu.” İbranice’de “Ruh” için kullanılan sözcük, “ruah”tır; ruh, soluk ya da enerji anlamına gelir. Bu “Tanrı’nın Ruhu” Tanrı’nın Kendisinin enerji veren varlığıdır.
Ruhun’u (ruah) gönderince var olurlar. (Mezmur 104:30)

Sonra Tanrı konuştu. Yaratılış kitabının ilk bölümü on kez aynı ifadeye yer verir: “Tanrı buyurdu…” Tanrı konuştuğu zaman, buyurduğu şey yerine geldi.

Gökler Rab’bin Sözü ile ve gök cisimleri ağzından çıkan

soluk (ruah) ile yaratıldı.” (Mezmur 33:6) Tanrı dünyayı, Sözü ve Ruhu aracılığıyla yarattı.

İLETİŞİM KURAN

Tanrı’nın her şeyi konuşarak yarattığı gerçeği, bize Tanrı hakkında başka bir şey daha öğretir.
Tanrı iletişim kurar.
Yaratılış gerçekleşmeden önce iletişim vardı.


108

Başlangıçta Söz vardı. Söz, Tanrı ile birlikteydi ve Söz

Tanrı’ydı. Başlangıçta O Tanrı ile birlikteydi.” (Yuhanna

1:1-2)
Bu “Söz” kelimesi, Yunanca’daki logos kelimesinden gelir, anla- mı; düşüncenin ifade edilmesidir. 98 Kutsal Yazılar’da Logos Tan- rı’nın kişisel unvanlarından biridir. Söz, Tanrı ile birdir.
Her şey Söz aracılığıyla yaratıldı.
Tanrı, yalnızca düşünerek dünyayı var edebilirdi ve bir an içinde her şey yerine gelir ve işler durumda olurdu. Ama Tanrı böyle yapmadı. O, düşüncelerini ifade etti. Tanrı konuştu.

Söz, konuşarak, dünyayı altı günlük bir düzen içinde var etti.

Her Şeye Gücü Yeten’in görevi tamamlamak için altı güne ihtiyacı
var mıydı?
Hayır, zaman ile sınırlı Olmayan, herhangi bir zaman miktarına ihtiyaç duymaz. Ama yine de, Tanrı dünyamızı bu şekilde yarata- rak yalnızca yedi günlük bir hafta oluşturmadı,99 aynı zamanda bize O’nun kişilik ve karakterini tanımamız için anlayış da sağladı. Bu sağlayışı önemlidir, çünkü tanınmayan bir Tanrı’ya güvenilemez, itaat edilemez ve tapınılamaz.
Şimdi Yaratıcının Kendisi tarafından anlatılan yaratılış öyküsüne bakalım, bu öyküye kulak verelim ve ondan öğrenelim.

1. GÜN: IŞIK VE ZAMAN – TANRI KUTSALDIR

“Tanrı, ‘Işık olsun’ diye buyurdu ve ışık oldu. Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. Işığa ‘Gün- düz’, karanlığa ‘Gece’ adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.” (Yaratılış 1:3-5)

Birinci günde Tanrı, yaratılış sahnesine ışığı getirdi. Ve böylece zamanı da oluşturdu, yeryüzü yirmi dört saatlik devrine başladı: günü ve geceyi düzenleyen astronomik saat. Ama Tanrı, güneşi, ayı ve yıldızları dördüncü güne kadar yaratmadı.


109

Bir zamanlar bilim adamları, güneş var olmadan ışığın var olması- nın bilimsel açıdan imkansız olduğu konusunda tartışmışlardı. An- cak artık bu tartışma sona ermiş durumdadır. Bugün yaratılış hak- kındaki kayıtlara inanmayan bilim adamları bile ışığın, yeryüzünün güneşinden önce ve ondan bağımsız olarak var olduğunu öne sürer- ler.100
Yaratıcı, yeryüzünün ışık-taşıyıcılarını (4. Gün) yaratmadan önce ışığı yaratarak (1. Gün), Kendisinin, ışığın –fiziksel ve ruhsal– yaratılmamış Kaynağı olduğunu gösteriyordu. O olmadığı takdirde yalnızca karanlık mevcut olurdu.
Kutsal Yazılar’da yolumuza devam ederken, sürekli olarak Işığın Kaynağı ile karşılaşacağız ve bu karşılaşma, Tanrı halkının “çıra ışığına da güneş ışığına da gereksinmeleri olmayacağı, çünkü Rab Tanrı’nın onlara ışık vereceği” Cennete bir göz attığımız zaman doruk noktasına ulaşacak. (Vahiy 22:5)
Işık, en iyi düşünebilen zihinler için bile bir sır olarak kalır. Fizik- çilerin ışığın ne yaptığı hakkında biraz bilgileri vardır, ama ışığın ne olduğunu çok az anlarlar. Bilim alanında ışık mutlak ve sonsuz- dur. Saniyede 300.000 kilometre (186.000 mil) hızla ilerler. Ünlü fizikçi Albert Einstein E=mc2 (enerji eşittir kütle çarpı ışık karesi- nin hızı) keşfinde bulunduğu zaman, müthiş ve dehşet verici atom nükleer çağı başladı. Işık, bulunduğu çevre tarafından etkilenmez. Kötü kokan bir çöp kutusunun üzerinde parlayabilir, ama ışığın kendisi bulunduğu çevreye rağmen temiz kalır. Işık karanlık ile birlikte var olamaz. Karanlığa üstün gelir.
Işığın Kaynağı olan Tanrı, nihai mutlak ve sonsuzdur. O’nun huzu- runda yaşayabilmek için donatılmamış olan bir varlık, O’nun gör- kemini müthiş ve korku verici bulur.
Tanrı saf ve kutsaldır.

Kutsal sözcüğünün anlamı, ayrılmış ya da başka’dır. Tanrı, başka Olan’dır. O’nun gibisi yoktur. O’nun Cennetteki göz kamaştıran tahtını çevreleyen melekler sürekli şöyle bağırırlar: “RAB, kutsal, kutsal, kutsaldır!” (Yeşaya 6:3) Kutsallık, Tanrı’nın, Yazılarda



110

vurgulama amacı ile peş peşe üç kez tekrarlanan tek özelliğidir. O
kutsaldır, “yaklaşılması imkansız ışıkta oturur.” (1. Timoteos 6:16)
Tanrı, kötü ile bir arada var olamaz. O, ışığı karanlıktan ayırır. Yalnızca saf ve doğru varlıklar O’nunla birlikte oturabilirler.
Tanrı ışıktır. O’nda hiç karanlık yoktur. O’nunla paydaş- lığımız var deyip de karanlıkta yürürsek, yalan söylemiş, gerçeğe uymamış oluruz.” (1. Yuhanna 1:5-6)
Yaratılışın ilk günü Tanrı’nın kutsal olduğunu beyan eder.

2. GÜN: HAVA VE SU – TANRI HER ŞEYE GÜCÜ YETENDİR

Tanrı, ‘Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirin- den ayırsın’ diye buyurdu. Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu.” (Ya- ratılış 1:6-8)
Yaratılışın ikinci günü, tüm canlı organizmaların bağımlı olduğu iki unsur üzerinde odaklanır: hava ve su.
İbranice’deki gökkubbe sözcüğü, içinde atmosfer ve bulutların yerleştirilmiş olduğu ve yıldızların görülebileceği başlarımızın üzerindeki büyük kemerli geniş alana işaret eder. Oksijen ve nitro- jen, su buharı ve karbon dioksit, ozon ve diğerleri gibi atmosferin mükemmel dengelenmiş gaz bileşimi üzerinde düşünün. Karışımı değiştirdiğiniz an ölürüz. Tanrı, ne yaptığını biliyordu.
Üzerimizdeki atmosferin içinde asılı duran trilyonlarca su buharı- nın ağırlığını aklınıza getirin. Hangi bilgelik ve güç, hava ve suyun bu kusursuz bileşimini yalnızca konuşarak yaratabilir ve koruyabi- lirdi?
O söyleyince her şey var oldu; O buyurunca her şey be- lirdi.” (Mezmur 33:9)
Yaratılışın diğer her günü gibi ikinci günü de bize Yaratıcımızın

gücünün her şeye yettiğini hatırlatır.



111

3. GÜN: TOPRAK VE BİTKİLER – TANRI İYİDİR

“Tanrı, ‘Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün’ diye buyurdu ve öyle oldu…Ve Tanrı bu- nun iyi olduğunu gördü. Tanrı, ‘Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan mey- ve ağaçları üretsin’ diye buyurdu… Ve Tanrı bunun iyi ol- duğunu gördü.” (Yaratılış 1:9-12)

Tanrı, üçüncü günde toprağı sulardan ayırdı ve tüm bitkilerin var olmalarını buyurdu. “Ve Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.” O, ge- zegenimize, tam yeterli olacak miktarda suyu yerleştirdi. O günden bu yana asla tekrar su eklemesi gerekmedi.101
Tanrı, her bitkiyi ve ağacı tohum vermesi ve türüne göre sebze ya da meyve üretmesi için meydana getirdi. Tanrı tüm bu yiyecekleri neden yaptı? Bu yiyecekleri yaptı, çünkü “üzerinde yaşansın diye dünyayı biçimlendirdi.” (Yeşaya 45:18) Yeryüzü, güneş sistemimi- zin içinde eşsizdir. Yeryüzü, yaşamı desteklemek ve zenginleştir- mek için tasarlanmış olan tek gezegendir.
Örneğin, bitkilerden elde ettiğimiz bazı yararlı ürünleri düşünün: yaşam için gerekli olan oksijen, besleyici sebzeler, lezzetli meyve- ler, sıcaklarda bizi tazeleyen ağaç gölgeleri, yararlı ormanlar, ge- rekli ilaçlar, renkli ve kokulu çiçekler, güzel manzaralar ve daha pek çok şey.
Yiyecek konusuna gelince, Tanrı yememiz için yalnızca birkaç şey yaratmış olabilirdi – muz, fasulye ve pirinç gibi. Bu yiyeceklerle yaşayabilirdik. Ama Tanrı böyle yapmadı. Bilim adamları yeryü- zünde yiyecek ve hayvan yemi olarak kullanılan iki milyon çeşit bitki bulunduğunu söylüyorlar.
Yaratılış kitabının 1. bölümünde Tanrı yedi kez, yarattıklarının “iyi” olduğunu söyler. Kutsal Yazılar’da yedi rakamı mükemmel- liği sembolize eder. Tanrı’nın yaptığı her şey mükemmellik dere- cesinde iyiydi.
Çünkü Tanrı mükemmel derecede iyidir.


112

“Tanrı…zevk almamız için bize her şeyi bol bol verir.” (1. Timoteos 6:17)

Üçüncü gün bize, Tanrı’nın iyi olduğunu öğretir.

4. GÜN: GÖĞE AİT IŞIKLAR – TANRI SADIKTIR

Tanrı şöyle buyurdu: ‘Gök kubbede gündüzü geceden ayı- racak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin.’ Ve öyle oldu. Tanrı, büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı.” (Yaratılış 1:14-16)
Dördüncü gün, bir düzen Tanrı’sını açıklar. O, “gündüz ışık olsun diye güneşi sağlayan, gece ışık olsun diye ayı, yıldızları düzene koyan” (Yeremya 31:35) Tanrı’dır. Geceleri yıldızların düzeni, karada ve denizde yolculuk edenlere güvenilir bir harita sağlar. Gündüzleri ise güneş, günlere ve yıllara güvenebilecekleri ışığı verir.
Güneş ve yıldızlar gibi yeryüzünün ayı da kendisini Yaratana gü- venilebileceğine sürekli tanıklık eder. Tanrı, ayı “göklerde güveni- lir bir tanık” (Mezmur 89:37) olarak adlandırır. Gezegen ay yeryü- zünün her konumundan sürekli yeryüzüne bakar, asla sırtını çevir- mez.102 Bir saat dakikliği ile büyür ve küçülür. Ay sadıktır, çünkü onu yaratan sadıktır.
Tanrı sadık olduğu için yapamayacağı bir şey vardır. Kendi doğa- sına aykırı davranamaz ve kendi yasalarını önemsememesi müm- kün değildir. “Biz sadık kalmasak da O sadık kalacak, çünkü kendi özüne aykırı davranamaz… Tanrı’nın yalan söylemesi imkansız- dır.” (2. Timoteos 2:13; İbraniler 6:18) Pek çok kişi Tanrı’nın çok büyük olduğu için, Kendi karakterine aykırı olanı yapabileceğini ya da sözünden dönebileceğini düşünür. Ama Tanrı “büyüklüğü” böy- le tanımlamaz.



Tanrı’nın karakterinde döneklik yoktur. Sadakat vardır. Gezegenle- rin ve takımyıldızların sabit düzeni gibi Yaratıcımız ve Tedarik Edenimiz Kendisine Güvenilendir.

113

O’na güvenebilirsiniz.

Her nimet her mükemmel armağan yukardan, kendisinde değişkenlik ya da döneklik gölgesi olmayan Işıklar Baba- sından gelir.” (Yakup 1:17)

Yaratılışın dördüncü günü Tanrı’nın sadık olduğuna tanıklık eder.

5. GÜN: BALIKLAR VE KUŞLAR

Tanrı, beşinci günde sınırsız bilgeliği ve gücü ile denizde ve gökte yaşamaları için her türlü canlı varlığı yarattı ve onlara kendilerine özgü çevrelerde yeterli olacakları biçimde donanım sağladı – suyun içindeki balıklara solungaçlar ve yüzgeçler ve havadaki kuşlara hafif kemikler ve tüyler verdi.
Tanrı, ‘Sular canlı yaratıklar ile dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde gökte kuşlar uçuşsun’ diye buyurdu. Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan canlıları ve uçan çeşitli (türüne göre) varlıkları yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.” (Yaratılış 1:20-21)
Sular, canlı yaratıklar ile kaynaşsın” ifadesindeki yazılış tarzına dikkat edin. Kaynaşmak, “çok dolu, sıkı sıkıya dolu” anlamına gelir. Mikrobiyolojistler bize, havuz suyunun tek bir damlasında milyonlarca canlı mikro organizmaların bulunabileceğini ve bunla- rın çoğunun daha büyük hayvanlar kadar karmaşık olabileceklerini bildirirler! Okyanusun inanılmaz bir düzene sahip yaratıklarından en büyüğü olan mavi balinanın tek besini planktonlardır – denizde yüzen ufak bitkiler ve hayvancıklar.
Okyanus, Tanrı’nın yaşayan mucizelerinin çok büyük bir koleksi- yonudur.
Aynı şey, gökte uçan, insanı şaşırtacak kadar çok çeşitli türdeki kuşlar için de söylenebilir.



Aynı zamanda, “türüne göre” ifadesine de dikkat edin Bu sözcük- ler, Yaratılış kitabının birinci bölümünde her tür canlı organizma- nın dengesini beyan ederek tam on kez tekrar edilirler. Yaşam Ya-

114

zarı, her bitkinin ve yaratığın “kendi türüne göre” üremesi gerekti- ğini buyurdu. İnsanın evrim kuramı, bu değişmeyen doğal yasaya karşıdır. Her tür yaşayan canlının içinde dönüşmeler, değişmeler ve uyarlamalar meydana gelse de, hiçbiri Yaratıcı tarafından konul- muş olan farklı sınırların ötesinde “evrim geçiremezler”. Fosiller hakkındaki kayıt buna tanıklık eder.

Yaşam olarak adlandırılan bu eşsiz enerjinin tek Kaynağı ve Sağla- yıcısı yalnızca Tanrı’dır. O’nun olmadığı takdirde, var olan tek şey ölümdür.

Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey

O’nsuz olmadı. Yaşam O’ndaydı.” (Yuhanna 1:3,4)

Beşinci günde yaratılan bol sayıdaki canlı yaratıklar bize, Tanrı’nın

yaşam olduğunu öğretirler.

6. GÜN: HAYVANLAR VE İNSAN – TANRI SEVGİDİR

Altıncı günün başlangıcında Yaratıcı, on binlerce hayranlık verici memelileri, sürüngenleri ve böcekleri yarattı:
Tanrı çeşit çeşit (türüne göre) yabanıl hayvan, evcil hay- van, sürüngen yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.” (Yaratı- lış 1:25)
Tanrı, bazılarını küçük bazılarını büyük olarak hepsini, her birine yaşamak ve doğal dünyaya katkıda bulunmak için gerekli olan sezgisel bilgiyi vererek yarattı; her biri kendi benzerliğindeki so- yunu üretecek ve yavrusu ile ilgilenecekti.
Tanrı hayvanlar krallığını yarattığı zaman her şey “iyiydi.” Ortada hiçbir kötülük yoktu ya da henüz hiç kan dökülmemişti. Hayvanla- rın yalnızca sebze ve meyve yiyerek yaşamaları tasarlanmıştı.



Tanrı, “Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere soluk alıp veren bütün hayvanlara– yiyecek olarak yeşil otları veriyo- rum.” (Yaratılış 1:30) Yaratığın-yaratığı-yediği yiyecek zinciri oluşmamıştı. Düşmanlık ve korku bilinmiyordu. Yaratılan her şey- den Tanrı’nın iyiliği yansıyordu. Bir aslan, bir kuzuya sürtünerek

115

geçiyor ve bir kedi ile kuş bir arada olmaktan zevk alıyorlardı. Dünyada, kusursuz bir esenlik hüküm sürmekteydi.
Tanrı’nın, hayvanları yaratması sona erdiğinde sıra O’nun baş ya- pıtını yaratmaya geldi: erkek ve kadın. Tanrı’nın planı, insanların, sevginin görkemli, sevinçli ve sonsuz krallığında Kendisine adan- mış bir tebaa olarak yaşamalarıydı.
Sevgi, Yaratıcımız için bir eylemden çok daha fazlasıdır. Sevgi, O’nun özüdür.
Tanrı sevgidir.” (1. Yuhanna 4:8)
Tanrı’nın altıncı gündeki yaratma eylemleri O’nun sevgi olduğunu beyan ederler.

“YARATALIM”

Tanrı sevgi olduğu için sevgisinin hedefi ve alıcıları olacak olan insanlar için güzel bir dünya yarattı. Ve böylece altıncı günde:

“Tanrı, ‘İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yara- talım’ dedi.’” (Yaratılış 1:26)

Durun bir dakika! Bekleyin! Bu da ne? Tanrı, gerçekten, “İnsanı

Kendi benzeyişimizde yaratalım” dedi mi?

Tanrı TEK olduğuna göre, o zaman “BİZ” ve “BİZİM” sözcükleri kimi belirtmektedirler?
Tanrı kiminle konuşuyordu?


116

9

HİÇ KİMSE

O’NA BENZEMEZ

“Tanrınız Rab… ulu, güçlü, heybetli Tanrı’dır.

--Musa Peygamber (Yasa’nın Tekrarı 10:17)

YARI: Yolculuğun bu bir sonraki aşaması, yolcuları rahat ortamlarından dışarı çıkartacaktır. Zihinler gerilerek uzatı- lacak ve yürekler kontrol edilecektir. Ama her şeye rağ-

men, yolculuğun bu bölümünü başarıyla tamamlayanlar, önlerinde uzanan daha sonraki meydan okumalar karşısında tam donanıma sahip olacaklardır.

TANRI, TANRI’DIR

Çoğumuz, Tanrı’nın, bizim O’nu doğal olarak algıladığımızdan çok daha büyük olduğu inancını paylaşırız.
Şimdi bu inancımızın içtenliği kontrol edilmek üzeredir.
Yaratılışın altıncı gününde, Tanrı, hayvanlar krallığını yaratmayı bitirdikten sonra şöyle dedi: “İnsanı, kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım.” (Yaratılış 1:26)



Bir sonraki bölümde ilk erkeğin ve kadının Tanrı’nın doğasını ve benzerliğini yansıtmak için yaratıldıkları hakkındaki bazı yollar

117

üzerinde derin düşüneceğiz, ama bundan önce yanıtlanması gere- ken başka bir soru üzerinde duracağız.

Tanrı Tek’tir, o zaman neden “Yaratalım” dedi? Neden “İnsanı kendi suretimde, kendime benzer yaratacağım” demedi? Tanrı neden bazen Kendisinden Bize, Bizim ve Biz kelimelerini kullana- rak söz eder?103

Bazı kişiler, Tanrı’nın kullandığı Bizim ve Biz kelimelerinin, ken- disinden söz ederken “biz” kelimesini kullanan bir kralın yaptığı gibi, sahip olduğu haşmetin bir unvanı şeklinde ifade edildiğini ileri sürerler. Tanrı’nın, güç ve görkem konusunda kıyas kabul etmez bir heybete sahip olduğu doğrudur, ama İbranice dilinin grameri, bu “heybet unvanı” belirten “çoğul şahıs zamiri” açıkla- ması konusunda sağlam temelli bir sağlayış sunmaz.
Diğerleri ise Tanrı, “İnsanı kendimize benzer yaratalım” dediği zaman, metinde meleklerden söz edilmemesine ve insan meleklerin benzeyişinde yaratılmamasına rağmen, Tanrı’nın meleklere hitap ettiğine inanırlar.
Kutsal Yazılar sıradan bir şekilde okunduğu ve gramer incelendiği zaman Yaratıcımızın, Kendisini çoğul ama yine de tekil bir üslup ile tanımlamayı seçtiğini açık bir şekilde görürüz.

ÇOĞUL: “Tanrı, ‘İnsanı kendimize benzer yaratalım’ dedi.”

TEKİL: “Böylece Tanrı, insanı kendi suretinde yarattı.” (Yaratılış

1:26-27)
Tanrı’nın Kendisini hem çoğul hem de tekil olarak tanımlaması,
şimdiki ve her zamanki kimliği ile tutarlıdır.
Tanrı’nın Kendisi hakkındaki hem çoğul hem de tekil tanımlaması, O’nun şimdiki ve her zamanki kimliği ile tutarlıdır.
Tanrı’nın tekliğinin karmaşıklığı ve harikalığı, pek çok kişinin “tek” sözcüğü hakkındaki yüzeysel ve üstünkörü tanımlamalarının çok çok ötesinde bulunan bir gerçektir. Sınırsız Olan, insanın kendi kavrayışının kalıbına girmeyecektir.


118

Tanrı, Tanrı’dır.

Öncelikten sonsuzluğa dek, Tanrı Sen’sin.” (Mezmur

90:2)

TANRI’NIN KARMAŞIK TEKLİĞİ

Tanrı’nın kitabı şu sözlerle başlar:

Başlangıçta Tanrı (Elohim – eril çoğul isim) …yarattı (tekil fiil çekimi)…Tanrı’nın Ruh’u suların üzerinde dal- galanıyordu. Sonra Tanrı, ‘Işık olsun’ diye buyurdu ve ışık oldu.104

TANRI, her şeyi Sözü ve Ruh’u aracılığıyla yarattı.

Gökler Rab’bin sözü ile ve gök cisimleri O’nun ağzından çıkan soluk ile yaratıldı.” (Mezmur 33:6)

TANRI’NIN SÖZÜ

Kutsal Yazılar, bileşik Yaratıcıları hakkında bilgi edinmek isteyen herkese geniş bilgi sağlarlar. Örneğin, Yuhanna Müjdesi şu sözler- le başlar:

Başlangıçta Söz verdi. Söz Tanrı ile birlikteydi, Ve Söz Tanrı’ydı.

O, Tanrı ile birlikteydi.

Her şey O’nun aracılığıyla var oldu…” (Yuhanna 1:1-3)

Bir önceki bölümde incelediğimiz gibi, “Söz”, Tanrı’nın içsel dü- şüncelerinin dışsal ifadesidir. Nasıl siz, düşünceleriniz ve sözleri- niz ile tek bir kişi iseniz, Tanrı da aynı şekilde Sözü ile Bir’dir. “Söz”, hem “Tanrı ile” (O’ndan ayrı olarak) hem de “Tanrı” (O’nunla bir olarak) şeklinde beyan edilir.
Aynı zamanda “O” ve “O’nunla” gibi kişi zamirlerinin, “Söz’e”
işaret ettikleri zaman kullanıldıklarını gözlemlemek de yararlı olur.


119

O’NUN RUHU

RAB Tanrı Sözü’nü nasıl farklı ve kişisel bir biçimde tanımlıyorsa,

Ruhu’nu da aynı şekilde farklı ve kişisel bir biçimde tanımlar.

Ruhun’u gönderince var olurlar,

Ve Sen yeryüzüne yeni yaşam verirsin.” (Mezmur 104:30)

Gökler O’nun soluğu ile açılır.” (Mezmur 26:13) “Nereye gidebilirim Senin Ruhun’dan?

Nereye kaçabilirim Senin huzurundan?” (Mezmur 139:7)

Kutsal Ruh O size her şeyi öğretecek.

(Yuhanna 14:26)
Kutsal Ruh (Söz’ün buyruklarını yerine getiren)da aynı Söz (aracı- lığıyla yaratılışın gerçekleştiği) gibi Tanrı ile mükemmel bir şekil- de Tek’tir.

TANRI BÜYÜKTÜR

Tektanrıcıların çoğu Kral Davud’un kaydedilmiş pek çok duaların- dan biri olan aşağıdaki seçme parçayı kabul etme konusunda sorun yaşamazlar: “Yücesin, ey Egemen Rab. Bir benzerin yok, senden başka Tanrı da yok! Bunu kendi kulaklarımızla duyduk.” (2. Samuel 7:22)
Ancak, “Tanrı yücedir! Tanrı Tanrı’dır, bir benzeri yoktur!” gerçe- ğini onaylamakta çabuk davranan pek çok kişi, Tanrı’nın çoğul ama yine de tekil doğası hakkındaki Kendi açıklamasını reddet- mekte eşit derecede hızlı davranırlar.
“O’nun benzeri olmadığına” göre, Her Şeye Gücü Yeten, Kendisi- nin bizim doğal hayal gücümüz ile algılayabileceğimizden daha büyük ve daha karmaşık olduğunu açıkladığı takdirde buna şaşır- mamız mı gerekir? Tanrı, bizim, Kendisi hakkında doğru düşünce- lerle düşünmemiz için ısrar eder.

“Beni kendin gibi sandın; seni azarlıyorum!” (Mezmur




50:21)

120

TANRI TEKTİR

Ortodoks Yahudiler İbranice’de Şema olarak bilinen bir duayı dü- zenli olarak tekrarlar; bu sözcük şu ifadeyi belirtir. “Adonay Eloheynu, adonay ehad,anlamı şöyledir: “Tanrımız Rab, Rab tektir.” Bu dua Tevrat’tan alınmıştır: “Dinle (Şema) ey İsrail! Tanrımız RAB (YHWH) tek (ehad) Rab’dir!” (Yasa’nın Tekrarı

6:4)
Tanrı’nın tekliğini tanımlamak için kullanılan sözcük “ehad” dır. Bu sözcük genellikle bir salkım üzüm gibi, çok yönlü bir birliği tanımlamak için kullanılır. Kutsal Yazılar’ın diğer bölümlerinde ehad komutan ve askerlerine işaret eden “bir birlik” olarak tercü- me edilir.105 bir sonraki bölümde bu sözcük ilk erkek ve karısı ehad olduklarında, yani, tek beden” (Yaratılış 2:24) oldukları belirtilir- ken tekrar ortaya çıkacaktır. Bu aynı İbranice sözcüğün kullanıldığı diğer ayetlere baktığımız zaman, Tanrı’nın, tekliğini belirtmek için söz edilen bu ifadenin birden fazla varlığı kapsayabileceği belirgin- leşir.
Eski Antlaşma Tanrı’nın çoğul birliğini ima eden ve onaylayan çok miktarda ayet içerir.106 Bu konuyla ilgili bir örnek verelim:

“Başlangıçtan beri…Ben oradayım. Egemen Rab şimdi

Beni ve Ruhu’nu gönderiyor.” (Yeşaya 48:16)

Egemen Rab” kimdir? “Ruhu” kimdir?

Benve “Rab Tanrı ve Ruhu” tarafından gönderilen Beni

kimdir?
Bu sorular, Kutsal Yazılar’daki yolumuz üzerinde düşünüldüğü zaman açık bir şekilde yanıtlanacaktırlar.

KABUL ETTİĞİMİZ ÜÇ-BİRLİK

İngilizce’de kullandığımız “birlik” sözcüğü, Latince’deki unus
sözcüğünden gelir, anlamı “tek” demektir. Pek çok kişi, Tanrı’nın


121

sonsuz bir üçlü-birlik olduğu hakkındaki kavramı reddetmelerine rağmen, yalnızca çok az kişi günlük yaşamlarımız içinde yer alan birde-üç birliklerini inkar etme cesaretini gösterir.
Örneğin, zaman kavramı geçmiş, şimdi ve gelecek gibi olguları ile bir tür üçlü birliği biçimlendirmektedir.
Yükseklik, uzunluk ve genişlik içeren uzay, bir başka örnek oluştu- rur.

Bir insan ruh, can ve bedenden oluşan bir bileşimdir.

Aynı zaman da güneş de bir üçlü birliktir. Yeryüzü yalnızca tek bir güneşe sahip olmasına rağmen, biz bu

göksel varlığı güneş,

ışığını güneş,

ve sıcaklığını güneş olarak adlandırırız.
Bu durum, üç tane güneş olduğu anlamına mı gelir? Hayır. Güneş üç değil, tektir. Güneşin tek ve üçlü-birlik olması arasında hiçbir çelişki yoktur. Nasıl ışığın güneşi ve sıcaklığı güneşten çıkıyorlar- sa, aynı şekilde Tanrı’nın sözü ve Tanrı’nın Ruhu da Tanrı’dan çıkarlar. Ama güneşin tek olduğu gibi yine de tektirler.
Elbette tek gerçek Tanrı’nın bileşikliğini açıklamak için verilecek olan tüm yersel örnekler tam olarak yeterlilik sağlayamayacaklar- dır. Tanrı, güneşe benzemeyen, kişisel, sevecen ve bilinebilir bir Varlık’tır. Ancak yine de bu tür örneklerin tümü yaratılışta üçlü birliklerin mevcudiyetini ve çoğu Yaratan’ın Yaratığından üstün olduğunu kabul ettikleri için, bizi genel bir temele yönlendirmeleri gerekir.

“Evi yapan evden daha çok saygı görür. Çünkü her evin bir yapıcısı vardır, her şeyin yapıcısı ise Tanrı’dır.” (İbra- niler 3:3-4)

Eğer Tanrı’nın yaratılışı bileşik birlikler ile doluysa, Tanrı’nın Kendisinin birleşik bir birlik olmasının bizi şaşırtması mı gerekir? Eğer bizler sahip olduğumuz tüm bilgiye rağmen, yaşadığımız


122

dünyayı tam olarak açıklayamıyorsak, bu dünyayı yaratan Kişi’yi nasıl açıklayabiliriz?
Tanrı Tanrı’dır.

Tanrı’nın derin sırlarını anlayabilir misin? Her Şeye gücü Yeten’in sınırlarına ulaşabilir misin? Onlar gökler kadar yüksektir –ne yapabilirsin? Ölüler diyarından de- rindir– nasıl anlayabilirsin? Ölçüleri yeryüzünden uzun, denizden geniştir.” (Eyüp 11:7-9)

“Tanrı’nın sırlarını araştırırken O’nun sonsuz doğasının en harika özelliklerinden birini keşfetme ve tecrübe etme ayrıcalığına sahip olacağız.

“Tanrı sevgidir.” (1. Yuhanna 4:8)

TANRI KİMİ SEVDİ?

Tanrı’nın sevgisi, O’nun Baba-yüreğinden akan ve kendisini pratik yollarla ifade eden anlaşılamayacak kadar derin bir sevgidir.107
Tanrı sevgi olduğu için O’nun sevgisi sevdiği kişinin sevilebilir
olması koşuluna bağlı değildir.

Baba bizi o kadar çok seviyor ki, bize ‘Tanrı’nın çocukla- rı’ deniyor.” (1. Yuhanna 3:1)

Burada üzerinde düşünülmesi gereken bir nokta var. Sevgi, bir alıcı gerektirir. Yalnızca, “seviyorum” diyemem, ama “Eşimi seviyo- rum, çocuklarımı seviyorum, komşularımı seviyorum” diyebilirim.
Sevgi bir obje olmasını gerektirir.
O zaman Tanrı, sevgisinin objeleri olarak özel canlı varlıkları ya- ratmadan önce kimi sevdi? Melekleri ve insanları yaratmaya ihti- yacı var mıydı? Hayır. Yaratıcımız, kendi kendine yeterlidir. O, ruhsal varlıkları ve insanları onlara ihtiyaç duyduğu için değil, onları istediği için yarattı. Burada sözü edilen bu farklılık önemli- dir.



Daha önce öğrenmiş olduğumuz gibi, Tanrı konuşur.

123

Konuşmak yalnızca bir ilişkinin çevre ve koşulları içinde anlamlı bir şekilde var olabilir. Melekleri ve insanları yaratmadan önce Tanrı kiminle konuştu? Birinin Sözlerini anlaması için diğer varlıkları yaratmaya ihtiyacı var mıydı? Hayır, Tanrı’nın “ihtiyaç duyduğu” her şey Tanrı’nın Kendisinin içindedir. O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Tanrı kendisine yeterlidir ve kendisi ile tatmin olur. Ama yine de doğasının içinde öyle bir parça vardır ki, ko- nuşmayı ve kendisiyle konuşulmasını, sevmeyi ve sevilmeyi ister.
Bu gerçek bizi bir başka gerçeğe yönlendirir: Tanrı ile ilişki kuru- labilir.
Sevmek ve konuşmak, yalnızca bir ilişkinin çevre ve koşulları içinde anlamlı bir şekilde var olabilirler. Tanrı diğer varlıkları yaratmadan önce, kiminle bir ilişki yaşamaktan zevk aldı? Bu sorunun yanıtı Tanrı’nın bileşik birliğinin içinde mevcuttur.
İlişki kurulabilir Tanrımız, sonsuzlukta melekleri ya da insanı ya- ratmadan önce, sevgi ve iletişimin doyurucu ve yakın ilişkisinin zevkini kişisel Sözü ve kişisel Ruhu ile Kendisinin içinde yaşadı.

TABAKALARI SOYMAK


Tanrı’nın çoğul, üç-kişi doğası hakkındaki bu derin düşüncelere karşılık olarak biri şu elektronik postayı gönderdi:

Tanrı bize bir ve tek olduğunu anlatmak amacı ile peygam- berler gönderdi. O zaman neden O’nun sözünü dinlemiyor ve kabul etmiyorsunuz? Neden her tabakayı yalnızca bir tane olarak birleştirmek yerine her tabakayı soyuyor ve onlara birer birer kimlik veriyorsunuz?




Sınırsız Yaratıcımız hakkında bilinecek her şeyi hiçbir zaman an- layamayacağımız gerçeği doğru olmasına rağmen, yine de Tanrı, peygamberlerinin yazılarında Kendisi ile ilgili pek çok büyük ger- çeği açıklamış olduğu için bu gerçekleri anlamamız için uğraşma- mız gerekmez mi? Eğer Tanrı hakkında düşüneceksek, bunu titizlik

124

ve dikkatle yapmak zorundayız. Çoğumuz Tanrı’nın TEK olduğu- nu kabul ederiz, ama bu TEK TANRI Kendisi hakkında ne açıkla- mıştır? “Her tabakayı soyduğumuz” zaman O’nun hakkında Kutsal Yazılar’da neyi keşfedebiliriz?
Karşımıza Sözü ve Ruhu ile BİR olan tanıyabileceğimiz, kişisel ve güvenilir bir Tanrı çıkacaktır.
Tanrı, sınırsız büyüklüğü içinde Kendisini Baba, Sözünü Oğul, ve Ruhu’nu Kutsal Ruh olarak belirtmiştir. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh, tek ve gerçek Tanrı’nın içinde var olan üç kişisel farklılıktır. Şimdi bu gerçeğin “kabuğunu soyan” birkaç ayete bakalım.

TANRI’NIN OĞLU

Kutsal Yazılar, başlangıçta Tanrı ile bir olan aynı Sözün aynı za- manda Tanrı’nın tek ve biricik “Tanrı Oğlu olarak adlandırıldığını açıkça bildirirler.

“Başlangıçta Söz vardı ve Söz Tanrı ile birlikteydi. Ve Söz Tanrı’ydı…Tanrı’yı hiçbir zaman hiç kimse görmedi. Ba- ba’nın bağrında bulunan ve Tanrı olan biricik Oğul O’nu tanıttı…O’na iman eden yargılanmaz, iman etmeyen ise za- ten yargılanmıştır, çünkü Tanrı’nın biricik Oğlu’nun adı- na iman etmemiştir.” (Yuhanna 1:1,18; 3:18)

Senegal’de insanlar bazen “Tanrı’nın Oğlu” ifadesine “Estağfu- rullah!” diye mırıldanarak karşılık verirler. Bu Arapça sözcük şu düşünceyi ifade etmektedir: “Tanrı böyle bir küfür ettiğiniz için sizi bağışlasın!” (Küfür etmek, “Tanrı ile alay etmek” olarak ta- nımlanabilir.) Yerinde olacağını düşünerek onların bu azarlamasına kendilerine ait olan bir özdeyişten alıntı yaparak şu karşılığı ver- dim: “Çobanın ağzına vurmadan önce neden ıslık çaldığını anla- manız gerekir.” Güldüler ve ben de onlara sonra şunu söyledim: “‘Tanrı’nın Oğlu” ifadesini reddetmeden önce, Tanrı’nın bu konu- da ne söylediğini araştırıp bulmanız gerekir.”



Kutsal Yazılar, Tanrı’nın Oğlu ifadesine doğrudan işaret eden yüz- den fazla ayet içerirler, ama yine de bu ayetlerden hiçbiri bazı kişi-

125

lerin bu ifadeyi yorumlamayı tercih ettikleri gibi hem “birden fazla Tanrı” olduğunu ima etmezler hem de “Tanrı’nın bir eşe ve oğula sahip olduğunu” bildirmezler. Böyle bir düşünce yalnızca küfür değildir; aynı zamanda Kutsal Yazılar hakkında sahip olunan sığ davranışı açıklar.108

Tanrı bizi, O’nun düşünceleri ile düşünmeye davet eder. “Çünkü gökler nasıl yeryüzünden daha yüksekse yollarım

da sizin yollarınızdan, düşüncelerim düşüncelerinizden

daha yüksektir.(Yeşaya 55:9)

Yıllarca önce çok iyi tanınan Senegalli bir iş adamı bir araba kaza- sında ölmüştü. Senegal’deki ulusal bir gazete, bu adamın iki bin işçisinin “onun kendi çocukları gibi” olduklarını yazmış ve “onu Senegal’in büyük bir evladı” olarak adlandırarak övmüştü.109 Bu sözler, Senegal’in bir kadın ile ilişkisi olduğunu ve ondan bir oğlu olduğunu mu ima ediyorlardı? Elbette hayır! Senegal halkının çok sevdikleri bir vatandaşlarını bu unvan ile onurlandırma konusunda bir sorunları yoktu. “Senegal’in oğlu” ifadesinin ne anlama geldi- ğini anlıyorlardı. Aynı zamanda bu ifadenin neyi kastetmediğini de biliyorlardı.
“Oğul” ifadesi çeşitli şekillerde kullanılır. Kuran ve Araplar yolcu- luk eden birinden ‘yolda kalmış’ ‘ibn el-sebil’ (Sure 2:177, 215) olarak söz ettikleri zaman, biz onların ne demek istediklerini bili- riz. Gücü Her Şeye Yeten Tanrı Sözü’nden Oğlu olarak bahsettiği zaman, O’nun ne demek istediğini de bilmemiz gerekir.
Yaratıcımızın yücelttiği unvanlar ve ifadelerle alay etmeyelim: “Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok

kez çeşitli yollardan atalarımıza seslendi. Bu son çağda da her şeye mirasçı kıldığı ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğlu ile bizlere seslenmiştir. Oğul, kendi yüceliğinin parıltısı, O’nun varlığının öz görünümüdür. Güçlü sözü ile her şeyi devam ettirir.” (İbraniler 1:1-3)



126

Tanrı, Kendisinin bize “Oğlu aracılığıyla konuştuğunu” bilmemizi ister. O, aynı zamanda Oğlu’nun, aracılığıyla göklerin ve yeryüzü- nün yaratıldığı ve devam ettirildiği Söz olduğunu anlamamızı da ister. Kutsal Kitap’ın Arapça çevirilerinde Oğul’un “Tanrı Sözü” olan unvanı hem Kutsal Kitap’ın hem de Kuran’ın Mesih’e atfet- tikleri bir unvan olan “Kalimat Allah” olarak tercüme edilir. Yol- culuğumuzun ilerideki aşamalarında bu konuyu daha yakından inceleyeceğiz.

TANRI’NIN RUHU

Tanrı nasıl Sözü-Oğlu ile Bir ise, aynı şekilde Kutsal Ruhu ile de
Bir’dir.

Tanrı’nın Kutsal Ruhu hem dünyanın yaratılması hem de Tanrı’nın yazılı Sözü’nün vahyedilmesinde görev aldı. Kutsal Kitap’ın ikinci cümlesinde Tanrı’nın dünyayı yaratmasından söz edilirken, şu beyanda bulunulur: “Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde dalgalanı- yordu.” Ve Kutsal Yazlar daha sonra şunu belirtirler: “Hiçbir pey- gamberlik sözü insan isteğinden kaynaklanmadı. Kutsal Ruh tara- fından yöneltilen insanlar Tanrı’nın sözünü ilettiler.” (2. Petrus

1:21)
Bazı kişiler, Kutsal Ruh’un, melek Cebrail olduğunu öğretirler. Diğerleri ise, Tanrı’nın Ruhu’nun bir peygamber olduğuna kendile- rini ikna etmiş kişilerdir. Vardıkları bu sonuçlar, peygamberlerin Yazılarından kaynaklanmamaktadırlar. Melekler ve insanlar yara- tılmış varlıklardır. Oysa Kutsal Ruh, yaratılmamış olan “sonsuz Ruh’tur.” (İbraniler 9:14)110



Kutsal Ruh, “gerçeğin Ruhu’dur.” (Yuhanna 14:17), Tanrı, dünya için tasarladığı amaçlarını Kutsal Ruh aracılığıyla gerçekleştirir. Kutsal Ruh Tanrı’nın mesajına inanan herkese Tanrı’yı yakından ve tecrübe edebilecekleri şekilde açıklayan “Yardımcı’dır.” (Yu- hanna 14:16) Bugün yeryüzündeki pek çok insan Tanrı’yı tanımaz, yalnızca, Tanrı hakkında bilgiye sahiptir. Bu tür bilgi Tanrı’yı da insanı da tatmin etmez. İnsanların Tanrı ile kişisel bir ilişki yaşaya- rak bu ilişkinin tadını çıkarmalarını mümkün kılan Kutsal Ruh’tur.

127

Tanrı’nın harika Kutsal Ruhu hakkında ileride daha çok şey öğre- neceğiz.111
Yolculuğunuz nasıl geçiyor? Biraz bunaltıcı mı? Bu düşünceler, kolayca kavranabilecek düşünceler değildirler. Bazı kişiler dinleri- nin ve Tanrı hakkındaki tanımlarının doğru olması gerektiğini ileri sürerler, “çünkü bu tür konular çok basittir.” Bu kişilerin Tanrı hakkındaki tanımlamaları basit olabilir, ama Tanrı basit değildir.
Benim düşüncelerim sizin düşünceleriniz değil, sizin yol- larınız benim yollarım değil’ diyor Rab. (Yeşaya 55:8)

SONSUZA KADAR TEK

Kutsal Yazılar’ın anlamı açıktır. Tüm sonsuzlukta Baba, Oğul ve
Kutsal Ruh’un var olmadığı bir zaman asla mevcut olmamıştır.112
Onlar her zaman TEK olmuşlardır. Kutsal Yazılar, insan tarihinin çevre ve koşulları içinde Baba’yı gökyüzünden konuşan, Oğul’u yeryüzünde konuşan ve Kutsal Ruh’u yüreğe konuşan Biri olarak açıklarlar.113 Her biri, kendi üstlendiği rol içinde diğerinden farklı- dır, ama yine de TEK’tirler.
İnsanlar, sevgi Olan ve sınırsız Sevgisi’ni pratik yollarla gösteren TEK’in zenginliğinden, Tanrı’nın Kendisi hakkındaki açıklaması- nın bilgisinde büyüdükçe zevk almaya başlarlar.

Sevgi, yalnızca bir ilişkinin çevre ve koşulları içinde anlamlı bir şekilde var olabilir. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh, mükemmel sevgi ve birliğin yakın ilişkisinden her zaman zevk almışlardır. Kutsal Yazılar’ın diğer bölümlerinde Oğul’un şu sözlerini işitiriz: “Ba- ba’yı severim” ve “Baba, Oğul’u sever.” Kutsal Yazılar, aynı za- manda, “Kutsal Ruh’un meyvesinin sevgiolduğunu da beyan ederler. (Yuhanna 5:20; 14:31; Galatyalılar 5:22)

İnsan ilişkilerinin en iyisi –erkeğin ve kadının bir beden olması, baba, anne ve çocuk arasındaki bağ– sevgi olan Tanrı ile dolu ola- nıdır. Sözü edilen bu tür yersel ilişkilerin en iyisi bile Tanrı’nın huşu-esinleyen tekliğinin ve sevgisinin yalnızca soluk bir yansıma-


128

sıdır. Yaratıcımız, iyi olan her şeyin orijinal kaynağı, örneği ve amacıdır.

“Tanrı sevgidir.” (1. Yuhanna 4:8)

“Tanrı sevgidir” ifadesinin en iyi yanı, O’nun sizi ve beni Kendisi ile sonsuza kadar sürecek olan yakın bir ilişkinin tadını çıkarmaya davet etmesidir! O, tam olarak açıklanamasa bile, bizden istediği yalnızca O’na güvenmemizdir.

TANRI GÜVENİLİRDİR

Yaratılışın altı gününe bakarak Tanrı hakkında gözlemlediğimiz
şeyleri tekrar düşünelim.
Bunu matematiksel bir denkleme dönüştürecek olursak, şöyle bir görünüm karşımıza çıkar:
1. Gün: Tanrı kutsaldır
+ 2. Gün: Tanrı her şeye gücü yetendir
+ 3. Gün: Tanrı iyidir
+ 4. Gün: Tanrı sadıktır
+ 5. Gün: Tanrı yaşamdır

+ 6. Gün: Tanrı sevgidir

= GÜVENİLİR TANRI
Bu özelliklere sahip olmayan kişilere hemen güvenirken, mükem- mel tek karaktere sahip Olan’a güvenme konusunda gösterdiğimiz isteksizlik garip değil midir?
Mektup kutusuna bir mektup attığım zaman, posta servisine bu mektubu yerine ulaştıracağı konusunda güvenirim. O zaman evre- nin Yaratıcısı-Tedarik Edeni ve Sahibine vaatlerini yerine getirme- si konusunda çok daha fazla güvenebilmem gerekir!

“İnsanların tanklığını kabul ediyoruz, oysa Tanrı’nın ta- nıklığı daha üstündür…Tanrı’ya inanmayan ise, O’nu ya- lancı durumuna düşürmüş olur.Çünkü Tanrı’nın, Oğlu ile ilgili tanıklığına inanmamıştır. (1. Yuhanna 5:9-10)



129

TANRI’NIN KİŞİSEL ADI

Tanrı O’nu tanımamızı, O’na güvenmemizi ve O’nun adını çağır- mamızı ister.

“Seni tanıyanlar Sana güvenir, çünkü Sana yönelenleri hiç terk etmedin, ya Rab.(Mezmur 9:10)

Pek çok kişi, Tanrı’nın adının yalnızca “Tanrı “olduğunu düşünür
Elohim (İbranice), Allah (Arapça114), Alaha (Aramice), Dieu (Fransızca), Gott (Almanca) ya da konuştukları dilde hangi sözcü- ğü kullanıyorlarsa….
Gerçekten de Tanrı Tanrı’dır (En Üstün Olan Varlık). Ama O’nun

adı Tanrı mıdır?

Bu durum, benim, adımın “İnsan” olduğunu söylememe benzemez mi? Ben bir insanım, ama aynı zamanda bana ait bir ada da sahi- bim. Tanrı Tanrı’dır, ama aynı zamanda Kendisini açıkladığı isim- lere sahiptir ve bu isimler aracılığıyla bizi, O’na bir Kişi olarak hitap etmeye davet eder.
Pek çok kişi, Tanrı’nın, yerçekimi, rüzgar ya da rağbet gören bir bilim kurgu filmleri dizisinde karakterize edilen “Güç” gibi bilin- meyen bir tür enerji kaynağı olduğunu düşünürler. Kutsal Kitap’ta bildirilen Tanrı kavramı bu tür düşünceler içeren bir kavram değil- dir.
Tanrı, O’nu kişisel bir şekilde bilmenizi isteyen Nihai Kişilik’tir. Tanrı kavramı, yalnızca bir Kutsal Kitap kişiliği olmakla kalmaz,
aynı zamanda akla da uygundur. İnsanlar nasıl yalnızca kozmik enerji küreleri değillerse, aynı şekilde her şeyi Yaratan da değildir. O, bir adı olan Kişisel bir Varlık’tır.
Tanrı’nın ilk kişisel adı, Yaratılış’ın ikinci bölümünde ilk kez açık- lanır.

“Göğün ve yerin yaratılış öyküsü: RAB Tanrı göğü ve yeri yarattığında…” (Yaratılış 2:4)



130

Tanrı’nın Kendisini belirttiği isme dikkat ettiniz mi?
O’nun adı, “RAB’dir.” En azından dilimize bu şekilde çevrilmiştir. Tanrı’ya, tüm dilleri akıcı olarak konuştuğu ve bizden, Kendisine belirli bir dilde hitap etmemizi istemediği için minnettarım. Bizi Kendisi ile ana dilimizde konuşmaya davet ettiği zamanın, yerin, ya da yönün hiçbir önemi yoktur, O’nun gözünde önemli olan, O’nunla yürek dilimizle konuşmamızdır.

BEN’İM

Tanrı’nın ilk kişisel adı olan “RAB” İbranice’de dört sessiz harf ile yazılır: YHVH. Bu dört sessiz harfe sesli harfler eklendiği zaman, sözcük YaHVeH ya da YeHoVa olarak telaffuz edilir. İsim, İbrani- ce’deki “imek” yardımcı fiilinden türetilmiştir ve birebir anlamı, “BEN İM” ya da “O DUR” şeklindedir. Bu açıklama ile şunu öğreniriz: Tanrı, Kendiliğinden Var Olan Sonsuz Olan’dır. Tan- rı’nın bu kişisel adı, Eski Antlaşma’da 6.500’den fazla sayıda ge- çer ve diğer adlarından daha çok kullanılır.
Çoktanrılı Mısır’da yetişen Musa, Tanrı’ya O’nun adını sorduğu zaman Tanrı’nın verdiği yanıtı dinleyin:

“Tanrı Musa’ya, ‘Ben Ben’im’ dedi. ‘İsraillilere de ki,

‘Beni size Ben Ben’im’ diyen gönderdi.’ ” (Mısır’dan Çıkış

3:14)
Yalnızca kişisel bir varlık, “ben..im” diyebilir.Tanrı bizden O’nun
Nihai Kişi olduğunu anlamamızı ister. O, O OLAN Biri’dir.
Geçmiş, şimdi ve gelecek O’nun için hiçbir şey ifade etmez. O’nun
Varlığı, zaman ve uzaydan üstündür. O, kendi kendine yeterlidir.
Siz ve ben yaşamak için hava, su, yiyecek, barınak ve diğer unsur- lara ihtiyaç duyarız, ama O, hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. O, kendi gücü aracılığıyla mantık yürüten ve var olan Biri’dir. O,Büyük


131

BEN’İM’dir – O, RAB’dir. (Dikkat: İngilizce Kutsal Kitap’ta RAB sözcüğünün tamamı büyük harflerle yazıldığı zaman, İbranice’de RAB manasını taşıyan orijinal sözcük, Kendiliğinden Var Olan Sonsuz Olan anlamına gelen, YHVH’dır.)
Tanrı, Kendisini tanımlama görevini insana bırakmamıştır. O, Kendi Kendini Tanımlayan’dır.

YÜZLERCE İSİM

RAB’bin, Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olarak sahip bulunduğu son- suz varlığı, yüzlerce ad ve unvan taşır. Tanrı’nın adları O’nun ka- rakterini yansıtırlar. Tanrı’ya ait her unvanın amacı bizim, Tan- rı’nın kim ve nasıl olduğunu daha iyi anlamamıza yardımcı olmak içindir. Örneğin, şu isimlerle adlandırılır:

Gökyüzünün ve yeryüzünün Yaratıcısı, Yaşam Yazarı, En Yüce Olan, Gerçek Işık, Kutsal Olan, Adil Yargıç, Tedarik Eden Tanrı, Şifa Veren Tanrı, Doğruluğumuz Olan Rab, Esenliğimiz Olan Rab, Çobanım Rab, Sevgi ve Esenlik Tanrısı, Lütuf Kaynağı Tanrı, Sonsuz Kurtuluş’un Yazarı, her zaman Yakınımızda Olan Rab…

Yaratıcımız hakkındaki şimdiki anlayışımız ne olursa olsun, her birimizin O’nun Tanrı olduğunu ve hiç kimsenin O’na benzeme- diğini alçak gönüllülükle itiraf etmemiz gerekir.
Tanrı’nın tam olarak açıklanması ya da anlaşılması imkansız olma- sına rağmen, O, bizim O’nun adını bilmemizi, O’na güvenmemizi ve O’nu sevmemizi, O’nunla sonsuza kadar yaşamamızı ister. Tan- rı, zihninde tasarlamış olduğu amacını şu sözleri ile ifade eder:

“İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım.” (Yaratılış 1:26)

Tanrı bu sözleriyle ne demek istedi? Gözle görülebilen insan nasıl olur da gözle görülemeyen Tanrı’nın benzeyişine sahip olabilirdi?


132

10

ÖZEL BİR YARATIK


ki bölüm önce, tüm zamanların en büyük beyanı üzerinde dur- muştuk: “Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.” (Yaratılış
1:1) Tanrı’nın beyan ettiği önemli bir diğer ifadeye daha deği-
nelim:

“Tanrı, insanı kendi benzeyişinde yarattı.” (Yaratılış

1:27)
Tanrı, insanları Yaratılışı’nın tacı olmaları için tasarladı.

TANRI’NIN BENZEYİŞİNDE

Tanrı, ‘İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yara- talım’ dedi.’Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen ol- sun.’ Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İn- sanları erkek ve dişi olarak yarattı.” (Yaratılış 1:26-27)

Tanrı’nın insanı, “kendi benzeyişinde” yaratmış olması, ilk insan- ların her şekilde Tanrı’ya benzedikleri anlamına gelmez. Tanrı eşsizdir.


“Tanrı insanı kendi benzeyişinde yarattı” ifadesi, insanların Tan- rı’nın doğasına ortak olacakları anlamına gelir. İnsan, Tanrı’nın

133

karakterini yansıtmak için tasarlandı. Tanrı, ilk erkeğe ve kadına Kendisi ile anlamlı bir ilişkinin tadını çıkarmalarına izin verecek nitelikler sağladı.
Tanrı insanları, onlara önemli sorular sorma, mantıklı olarak mu- hakeme etme ve Yaratıcıları hakkındaki derin gerçekleri kavrama yeteneği vererek, zeka ile bereketledi.
Tanrı, insanların sevgi ve empati gibi duyguları tecrübe edebilme- leri için onlara duygular verdi.
Tanrı aynı zamanda insanlara, sonsuz sonuç konusunda seçim yapmaları için hem özgürlüğü hem de sorumluluğu kapsayan bir irade verdi.
Tüm bu verdiklerine ek olarak onlara iletişim –konuşma, jest ve şarkı söyleme– yeteneği bağışladı. Aynı zamanda insanların uzun vadeli planlar yapmalarını ve bu planları şaşırtıcı bir yaratıcılık ile uygulamalarını mümkün kıldı. En önemlisi de, Yaratıcılarına- Sahiplerine tapınabilmeleri ve O’ndan zevk alabilmeleri için son- suz bir can ve ruh sağladı.
İnsanoğluna bağışlanan bu tür kapasiteler, onları hayvanlardan ayırır.
Tanrı, insanları Kendisi için yarattı. “Sevgi olan” Tanrı (1. Yuhanna 4:8), erkeği ve kadını onlara ihtiyacı olduğu için değil, onları istediği için yarattı. İnsanlar, O’nun sevgisinin alıcıları ve yansıtıcıları olacaklardı.

İNSAN BEDENİ

Yaratılış kitabının birinci bölümü Tanrı’nın dünyayı nasıl yarattığı hakkında özlü bir öykü sunar, ikinci bölüm ise özellikle insanların yaratılışına ilişkin ayrıntılar ile doludur.

“RAB Tanrı Adem’i topraktan yaratı ve burnuna yaşam so- luğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu.” (Yara- tılış 2:7)



134

RAB gökleri ve yeryüzünü yoktan var etmiş olmasına rağmen, ilk insanı topraktan yaratmayı seçti. Günümüzdeki biyologlar bu ger- çeği onaylarlar: “Beden neredeyse hiç etkileyici değilmiş gibi gö- rünür. Bedeni oluşturan yirmi küsur sıradan unsurun tamamı yer- yüzünün kuru toprağında mevcuttur.”115
İnsan bedeni böyle mevkice aşağı unsurlardan oluşturulmasına rağmen, yaklaşık yetmiş beş trilyon (75.000.000.000.000) canlı hücre ile bir araya getirilmiş hünerli bir işin mucizevi bir parçası- dır. Bu canlı hücrelerin her biri kendi özel rolünü üstlenmiştir.
Hücre, yaşamın temel birimidir. Bir hücre öylesine küçüktür ki, görülebilmesi ancak güçlü bir mikroskop aracılığıyla mümkündür. Buna rağmen bir hücre yine de, işlev gören milyonlarca kısım ile doludur. Her hücre, iki metre uzunluğunda bulunan ve bir insanın temel özelliklerinin genetik kodu olan DNA’nın ancak mikroskop ile görülebilecek ufaklıktaki bükülmüş kenarını içerir.
Ünlü bilgisayar programcısı Bill Gates, şu beyanda bulundu: “İn- san DNA’sı, bir bilgisayar programı gibidir, ama şimdiye kadar yaratılmış olan herhangi bir bilgisayar programından çok fazla ileride olan bir programdır bu.”116 İnsan bedeninde en azından iki yüzden fazla farklı hücre tipi mevcuttur. Bu hücre tiplerinden bazı- ları kan gibi sıvılar meydana getirirler; diğerleri ise yumuşak doku- ları ve organları yaratırlar, bazıları da katı kemikler oluşturmak için bir araya gelirler. Bazı hücreler bedenin kısımlarını bir araya bağ- larlar, diğerleri ise sindirim ve üreme sistemleri gibi beden işlevle- rini organize ederler.117



Bedeninizin yapısı ve işleyen sistemleri üzerinde düşünün: kemik- leri ve başka organları birbirlerine rapteden bağlar, tendonlar, kas- lar, cilt ve saçlar ile bağlanmış ve donatılmış 206 kemiği ile iskelet; ya da yaşamın kendisine ait maddeleri ulaştıran, damarları, atar damarları ve kan ile dolaşım sistemi. Bu arada midenin, bağırsakla- rın, böbreklerin ve karaciğerin varlıklarına da değinelim. Aynı zamanda beyniniz ile temas halinde olan karışık olarak teller ile bağlı sinir sistemi de mevcuttur. Ve kalp olarak adlandırılan sadık pompayı, ya da Tanrı’nın size sağladığı gözleri, kulakları, burunu,

135

ağzı ve dili, ses kirişlerini, papillayı ve dişleri de unutmayın! Eller ve ayaklar da son derece yararlıdırlar! Size baş parmaklarınızı ver- diği için Tanrı’ya hiç teşekkür ettiniz mi? Bir süpürge ya da çekici baş parmağınızdan yararlanmadan kullanmayı deneyin! Sahip ol- duğunuz şu tırnaklarınız da oldukça yararlıdırlar….
Peygamber Davud’un yazdığı şu sözlere şaşırmamak gerekir:

“Sana övgüler sunarım, çünkü müthiş ve harika yaratılmı-

şım. Ne harika işlerin var! Bunu çok iyi bilirim.” (Mezmur

139:14)

CAN VE RUH

İnsan bedeni ne kadar harika yaratılmış olursa olsun, insanların böylesine özel olmalarının nedeni beden değildir. Hayvanların, kuşların ve balıkların da hayranlık uyandıran bedenleri vardır. İn- sanın eşsizliği, onun insan canından ve eşsiz ruhundan kaynakla- nır. Tanrı’nın benzeyişinde” özel varlıklar olarak yaratılan ilk erkeği ve kadını diğer yaratıklardan ayıran, onun canı ve ruhudur.
Tanrı, insanın bedenini topraktan biçimlendirmeyi sona erdirdikten sonra, insanın “burnuna yaşam soluğunu üfledi ve böylece insan yaşayan bir varlık oldu.” (Yaratılış 2:7)
Tanrı’nın Adem için yarattığı beden, Tanrı’nın Adem’in ruhunu ve canını içine yerleştirdiği beden insan için yalnızca bir ev ya da çadırdı
Tanrı, insana bedeni çevresindeki dünyadan, canı iç varlığından ve ruhu Tanrı’dan haberdar olabilsin diye verdi.
Can, bedeni,
Ruh, canı yönetecek
Ve ruh Tanrı’nın Kendisi tarafından yönetilecekti.118

Tanrı Ruh’tur, ve O’na tapınanlar ruhta ve gerçekte ta- pınmalıdırlar. (Yuhanna 4:24)



136

BİR AMAÇ İÇİN YARATTI

Hünerli Usta insanı üçlü-birliğin bir türü olması için “ruh, can ve bedeni” birleştirerek yarattı. (1. Selanikliler 5:23) ve insanların Yaratıcıları ile yakın bir ilişkinin tadını çıkarmalarını mümkün kıldı. Tanrı insana yaşam vermişti ve şimdi insanın Yaratıcısının- Sahibinin zevki ve övgüsü için yaşaması insanın yüceltilmiş ayrı- calığı olacaktı.

Yüceliğim için yaratıp biçim verdiğim, adım ile çağrılan herkes… Kendim için biçim verdiğim bu halk bana ait olan övgüleri ilan edecek.” (Yeşaya 43:7,21)

İnsanlar Tanrı’nın yüceliği için yaratıldılar.
Yeryüzü insanlık için yaratıldı, ama insanlık Tanrı için yaratıldı. Yaratıcının amacı, ilk insanların O’nu tanıyabilmeleri, O’ndan zevk almaları ve O’nu sonsuza kadar sevmeleriydi. Tanrı aynı şeyi sizin ve benim için de amaçlamıştır.

“Tanrın RAB’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün

aklınla ve bütün gücünle seveceksin.(Markos 12:30)

MÜKEMMEL BİR ÇEVRE

Tanrı Adem’i yarattıktan sonra, Aden adında bol bereketli bir bah- çe tasarladı ve bu bahçeyi dikti.

“Rab Tanrı doğuda Aden’de bir bahçe dikti. Yarattığı Adem’i oraya koydu. Bahçede iyi meyve veren türlü türlü güzel ağaç yetiştirdi. Bahçenin ortasında yaşam ağacı ile iyiyi ve kötüyü bilme ağacı vardı. Aden’den bir ırmak do- ğuyor, bahçeyi sulayıp orada dört kola ayrılıyordu.” (Ya- ratılış 2:8-10)




Yeri büyük olasılıkla bugün Irak119 olarak bilinen Aden, harika görünümler, sesler ve kokular, sınırsız güzelliklerle dolu büyük bir bahçeydi. Parlayarak akan bir nehir bahçeyi suluyordu. Lezzetli meyve ağaçları nehrin kenarına dizilmişlerdi. Tadına varılması için anlatılamayacak çeşitlilikte meyveler, hayranlık uyandıran tatlı

137

kokulu çiçekler, gözlerin bakmaya doyamayacağı lezzetli çayırlar, incelenecek kuşlar ve böcekler, keşfedilecek gizemli ormanlar, ortaya çıkarılacak altın ve taşlar bu bahçeye yerleştirilmişlerdi. Tanrı, gerçekten de Adem’in “zevk alması için her şeyi bol bol vermişti.” (1. Timoteos 6:17)
Tanrı, aynı zamanda bahçenin ortasına iki özel ağaç da dikti: ya-
şam ağacı ve iyilikle kötülüğü bilme ağacı.
Aden keyif anlamına gelir. Tanrı, bu harika yuvayı insanın zevk alması için yaratmıştı. Ama insan için keyiflerin en büyüğü, Yara- tıcısı ile paydaşlıktan zevk almak olacaktı.

Tanrı’yı kişisel olarak tanımak ve O’nunla birlikte olmaktan daha harika bir şey yoktur. “Bol sevinç vardır Senin huzurunda; sağ elinden mutluluk eksilmez.” (Mezmur 16:11)

TATMİN EDİCİ BİR GÖREV

Bahçenin hazırlığı tamamlandıktan sonra RAB insanı bahçeye koydu. Tanrı Adem’e bu bahçede yaşamayı isteyip istemediğini sormadı. Tanrı, insanın Yaratıcısıydı ve bu nedenle insanın Sahi- biydi. RAB, insanlık için neyin en iyi olduğunu bilir ve Yaptıkları ile ilgili hiç kimseye yanıt vermek zorunda değildir.

“RAB Tanrı, Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için

Adem’i oraya koydu.” (Yaratılış 2:15)

Tanrı, Adem’e yeni yuvasında iki sorumluluk verdi.
Birinci sorumluluk şuydu: Adem bahçeyi “işleyecekti.” Ama bu görevi terlemeden, zahmete girmeden ve yorulmadan yapacaktı. Her şey iyi olduğu için bu görevi zevk alarak yapacaktı. Bahçede battığında acı verecek dikenler ve çıkarıp temizlenecek zararlı otlar yoktu.
Adem’e verilen ikinci sorumluluk, bahçeye “bakmasıydı.” Bu son ifade evrende pusuya yatmış kötü ve tehlikeli bir unsurun varlığını ima ediyor olabilir miydi?



Bu sorunun yanıtı gereken zamanda verilecektir.

138

BASİT BİR KURAL

İnsan bir kukla değil bir kişi olduğu için, Tanrı, Adem’e aynı za- manda itaat etmesi için anlaşılması çok kolay bir kural verdi.

“Ona, ‘Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin’ diye buyurdu. ‘Ama iyi ile kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün ölürsün.” (Yaratılış 2:16-17)

Tanrı bu buyruğu erkeğe kadını yaratmadan önce verdi. Tanrı, Adem’in insan soyunun başı olmasını kararlaştırmıştı ve Adem’e yalnızca bu kurala uyma sorumluluğunu yüklemişti.

İLK KADIN

Tanrı, sonra kadını yarattı. Ve kadın çok özel bir yaratıktı!

“Sonra, ‘Adem’in yalnız kalması iyi değil’ dedi. ‘Ona uy- gun bir yardımcı yaratacağım’…RAB Tanrı Adem’e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Adem’den al- dığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem’e getirdi. Adem, ‘İşte, bu benim kemiklerimden alınmış ke- mik, etimden alınmış ettir’ dedi.’ona kadın denilecek, çün- kü o adamdan alındı.’ Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak. Adem de karısı da çıplaktılar, henüz utanç nedir bilmiyorlardı.” (Yaratılış 2:18,21-25)

Böylece Tanrı ilk eylemini gerçekleştirdi, Adem’in kaburga kemi- ğinden güzel ve zarif bir eş yarattı ve sonra onu Adem’e takdim etti.
Adem, Tanrı’nın kendisi için sağlamış olduğu bu yakın ve sevecen eşten ve “yardımcıdan” dolayı büyük sevinç duydu! Kutsal Kitap araştırmacılarından biri olan merhum Matthew Henry şöyle yaz- mıştı: “Kadın, Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldı; Adem’in üzerinde egemenlik sürmesi için onun başından ya da onu ayakları altına alması için onun ayaklarından yaratılmadı, onunla eşit olma-


139

sı için onun kaburga kemiğinden, korunması için kolunun altından ve sevilmesi için yüreğinin yanından yaratıldı.”120 Kadın da aynı erkek gibi Tanrı’nın suretinde ve benzeyişinde yaratıldı – Tanrı’nın karakterini yansıtması ve O’nunla beraber ruhsal birliğin tadını çıkarması için yaratıldı. Yaratıcı, erkek ve kadın için kesin bir dü- zen ve farklı roller belirledi; onların değerleri ve önemleri konu- sunda eşit olduklarını beyan etti.
Bugün, Tanrı’nın amacına aykırı olarak pek çok toplum, kadınları- na bir mal parçası gibi davranıyor. Ben, bir erkek çocuk doğduğu zaman sevinen ve bir kız çocuk doğduğu zaman hayal kırıklığı yaşayan insanlar gördüm. Bazı erkekler canlı hayvanlarına eşlerin- den daha fazla ilgi ve özen gösterirler. Başka toplumlar bir diğer aşırı uca yönelmişler ve erkek ve kadınların farklı rollerini önem- sememeyi tercih ederek Tanrı’nın her bir cinsiyete verdiği sorum- lulukları reddetmişlerdir. Her iki aşırı uç da kadınları hor görmek- tedir.

İLK NİKAH

İlk evlilik törenini kimin yönettiğine dikkat edin.

Yöneten, RAB’di. Kutsal Yazılar şöyle der: “Tanrı onu Adem’e getirdi.” Yaratıcı, en başından beri, Kendisi için yaratmış olduğu insanların yaşamlarına doğrudan müdahale etti. “Erkek annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak ve ikisi tek beden olacak” beyanında bulunan Tanrı’dır. “Tek” sözcüğü için İbranice’de kul- lanılan sözcük “ehad”dır. Bu sözcük, tekliği ve birliği ifade eder. Tanrı, ilk çifti mükemmel uyum içinde sonsuza kadar birbirlerin- den zevk almaları ve birbirlerine hizmet etmeleri ve O’NDAN zevk almaları ve O’NA hizmet etmeleri için tasarladı. O, kadının ve erkeğin Yaratıcılarını-Sahiplerini bireysel ve birlikte sürdürdükleri yaşamlarının merkezi yapmalarını istedi.




Günümüz dünyasında, pek çok kişi Tanrı’nın evlilik hakkındaki orijinal planını trajik bir şekilde umursamazlar ve bir erkek ve ka- dın arasındaki ilişkinin yıllar geçtikçe nasıl daha harika olabilece- ğinin farkında bile değildirler. Bu umursamazlıklarının bir sonucu

140

olarak Rab’bin başlangıçtan beri bir erkek ve karısı için tasarlamış olduğu sevecen, sadık, bencil olmayan ve birbirlerini bağırlarına basan ilişkiyi yansıtma konusunda başarısız olurlar.
Yaratıcının erkek ve karısı arasındaki evliliğin yazarı olması, Tan- rı’nın ölçülmesi mümkün olmayan sevgi yüreğinin bir yansımasını ortaya koyar. Tanrı, evlilik bağı ile şu örneği vermeyi amaçlamış- tır: Tanrı, insanları şimdi ve sonsuzluk boyunca Kendisi ile erkek ve kadın arasındaki ilişkiden daha yakın, daha harika ve gelişen bir ruhsal ilişkinin tadını çıkarmaya davet eder.

Evliliğin Yazarının evliliği nasıl tanımladığına dikkat ettiniz mi? “bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak.Ve Kutsal Yazılar bu ifadeye şunu ekler: “Adem de karısı da çıplaktılar, henüz utanç nedir bilmiyorlardı.

Tanrı’nın evlilik için planı bir çiftin, utanç nedir bilmeyerek amaç- larında ve bedenlerinde birleşmeleridir. Hatta Tanrı’nın planı bun- dan daha da yüksek bir aşamada insanların sonsuzluk boyunca Kendisi ile birlikte utanç duymadan ruhsal birliğin keyfine varma- larıdır.

İNSANLIĞA EGEMENLİK VERİLDİ

Tanrı, kadını erkeğin yanına götürdükten sonra onlara doğrudan ve kişisel olarak hitap etti. Kutsal Yazılar, “bahçede yürüyen RAB Tanrı” (Yaratılış 3:8) dan söz ettikleri için, Tanrı’nın ilk erkek ve kadına gözle görünür bir şekilde göründüğünü anlıyoruz.

Şimdi Rab’bin erkeği ve karısını Yaratıcının görkemli ve bozul- mamış yaratılışına gözlerini dikerek bakabilecekleri yüksek bir dağa götürdüğünü hayal edelim…

“Onları kutsadı ve ‘Verimli olun, çoğalın’ dedi. Yeryüzü- nü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara ege- men olun, İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak.” (Yaratılış 1:28-29)



141

Tanrı Adem ve Havva’yı121 ve onların soylarını Yaratılış üzerinde egemen yaptı. Onlara, insan soyunun “başlangıç çifti” olma ayrıca- lığını ve sorumluluğunu verdi. Tüm yaratılış üzerinde “egemenlik” bağışladı. Egemenlik, “yetki” ve “kontrol” anlamına gelir. Adem, Havva ve onların soyu yeryüzünden zevk alacaklar, ona bakacaklar ve onu bilgelikle yöneteceklerdi. Yeryüzü onlara yeryüzüne zarar getirmeleri için değil onu kullanmaları için verildi.
Yaratıcı yaratılışı insanlık ile uyum içinde bulunması için tasarladı. Yeryüzü, başlangıçta insanın istediği ve ihtiyacı olan her şey ile iş birliği yaptı. Adem ve Havva hiçbir zaman bir sonraki yiyecekleri- nin nereden geleceği konusunda merak ve endişe duymadılar. Yapmaları gereken tek şey, sayısız çeşitlilikteki meyve ağaçlarının herhangi birine uzanmaları ve bu ağacın meyvelerinden koparma- larıydı. Alın teri dökmek, diken ve çalı veren toprak, hastalık ve ölüm mevcut değildi. Yaratılışın her köşesi Adem ve Havva’ya boyun eğmişti. İnsan egemendi.
Yaratılış, insan Yaratıcısına boyun eğdiği sürece insana boyun eğecekti.

TANRI VE İNSAN BİRLİKTE

RAB Tanrı başlangıçtan beri insanların Kendisi ile yakın ve tatlı bir paydaşlık içinde yaşamalarını amaçlamıştı. Adem ve Havva’ya Kendisini anlamaları ve sevmeleri için zihinler ve yürekler (zeka ve duygular) ve O’na güvenip güvenmeyeceklerine ve itaat edip etmeyeceklerine karar verecekleri seçim özgürlüğünü (irade) ver- mesinin nedeni buydu. Gerçek sevgi ve sadakat zorlanamayacağı ve baskı altında tutulamayacağı için seçim yapma unsuru kesinlikle gerekliydi. Egemen Rab, Adem ve Havva’yı yapacakları seçimler- den sorumlu tutacaktı.
Lütfen şu konuda hataya düşmeyin: Evrenin yaratıcısı ve Sahibi hiçbir şeye ve hiç kimseye ihtiyaç duymamasına rağmen, derin ilişki kurmayı isteyen bir Tanrı’dır.


142

Bizler nasıl tanınmak ve sevilmek istiyorsak, aynı şekilde Tanrı da Kendisi için yaratmış olduğu insanlar tarafından tanınmayı ve se- vilmeyi arzular. Kendi benzeyişinde yarattığı bu kişilerle yürek seviyesinde bir dostluk arzulaması, O’nun sonsuz doğasının bir parçasıdır.
İnsanların, “Ben Tanrı’nın bir kuluyum ve bundan fazlası da deği- lim” dediklerini duyuyorum. Tanrı’ya, Efendisi için çalışan istekli bir hizmetkâr olarak hizmet etmenin büyük bir onur olduğunu ka- bul ediyorum, ama Kutsal Yazılar’ın bu konudaki ifadeleri oldukça anlaşılırdır: Tanrı, hiçbir zaman insanın bir kul olmasını tasarlama- dı, aksine onun bir evlat olmasını istedi. (Galatyalılar 4:7) “Köle ev halkının sürekli bir üyesi değildir, ama oğul sürekli üyesidir.” (Yuhanna 8:35) Tanrı, yüreğinin arzusunu insanbiçimciliğe özgü bir şekilde ifade ederek (insan terimlerle) Kendisine güvenen her- kes için ne planladığını bize anlatır:

Size Baba olacağım ve siz de oğullarım, kızlarım olacak- sınız.” (2. Korintliler 6:18)

Tanrı, bize olan sevgisini, anne ve babaların çocuklarına olan sev- gilerine benzetmekle yetinmez, bu konuda başka bir örnek daha verir; benzetmesini bir diğer seviyeye taşıyarak insanlara olan sev- gi bağını ve sevgisinin derinliğini bir erkeğin biricik gelinine olan sevgisi ile karşılaştırır.

“‘Ve o gün gelecek’ diyor Rab, ‘Bana Kocam diyeceksin, artık Efendim demeyeceksin. Seni sonsuza dek kendime eş alacağım. Doğruluk, adalet, sevgi, merhamet temelinde seninle evleneceğim. Sadakat ile seninle evleneceğim. Ve sen Rab’bi tanıyacaksın.” (Hoşea 2:16, 19-20)

Yeryüzünde bulunan iki birey arasındaki en tatmin edici ilişkiyi hayal edin ve sonra şu konu üzerinde düşünün: Tanrı’nın bizi Ken- disi ile tecrübe etmeye davet ettiği ilişki, yeryüzünde bulunması mümkün olan en iyi ilişkiden sınırsız derecede daha harikadır.
Yaratıcınız ile kişisel bir ilişkiye girmediğiniz takdirde, yaşamınız- da eksiklik olacak ve hayatınızda tatmin bulamayacaksınız. Yersel


143

mülkün miktarı, zevk, eğlence, prestij, insanlar ya da dualar, canı- nızdaki boşluğu doldurmaya yetmeyecektir. Kendisi için tasarlamış olduğu yüreğinizdeki o boş odayı yalnızca Rab’bin Kendisi doldu- rabilir.

O susamış canın susuzluğunu giderir, canı iyiliklerle doldurur.” (Mezmur 107:9)

Burada kaçırılmaması gereken bir nokta bulunur: Tek gerçek Tanrı dini törenlerden hoşlanmaz, ama Kendisine güvenenlerle içten bir ilişki arzular ve bundan zevk alır.
Tanrı, farklı düzeylerde aşağıda belirtilen kişilerle paydaşlıktan hoşlanmıştır ve sonsuza kadar da hoşlanacaktır:
KENDİSİ İLE. Tüm sonsuzluk boyunca Sonsuz Baba, Sonsuz Oğul ve Sonsuz Kutsal Ruh arasında sevgi ve paydaşlık akmış- tır. Örneğin, Kutsal Yazılar, Oğul’un Baba’ya söylediği şu söz- leri kaydederler, “Baba…Sen Beni dünyanın başlangıcından önce sevdin.” (Yuhanna 17:24)
MELEKLER İLE. Tanrı melekleri Kendisini tanımaları, sevme- leri ve O’nun sonsuz kadar sürecek olan huşu dolu görkemini takdir etmeleri için yarattı. “Tanrı’nın bütün melekleri O’na ta- pınsın.” (İbraniler 1:6)
İNSANLAR İLE. Tanrı insanları, Yaratıcılarından, meleklerin aldıkları zevkten daha büyük zevk almaları ve Yaratıcıları ile meleklerin sahip oldukları ilişkiden daha yakın bir ilişkiye sahip olmaları için yarattı. Kral Davud’un yazdıklarını okuyalım: “Seyrederken ellerinin eseri olan gökleri, oraya koyduğun ayı ve yıldızları, soruyorum kendi kendime: ‘İnsan ne ki onu ana- sın, ya da insanoğlu ne ki, ona ilgi gösteresin?’ Neredeyse bir tanrı yaptın onu, başına yücelik ve onur tacı koydun.” (Mezmur
8:3-5) Tanrı, halkı ile birlikte olmak istedi. Ama yine de insanın önce test edilmesi gerekir.


144

7. GÜN: YARATILIŞ TAMAMLANDI

Yaratılış öyküsü önemli bir bilgi ile son bulur:

“Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu. Gök ve yer bütün öğeleri ile tamamlandı. Yedinci güne geldi- ğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi.” (Yaratılış 1:31; 2:1-2)

Tanrı’nın yaratma eylemi tamamlandı. Artık yaptığı her işten zevk alma zamanı gelmişti. RAB, yedinci günde yorgun olduğu için dinlenmedi. Kendiliğinden Var Olan ve adı Ben’im Olan hiçbir zaman yorulmaz. Tanrı dinlendi – çalışmaya son verdi – çünkü yaratma eylemi sona erdi.
RAB Tanrı tatmin oldu. Her şey mükemmeldi.
Mükemmel Yaratıcıları ile gelişen bir dostluğun tadını çıkarma ayrıcalığı verilmiş iki mükemmel kişinin yaşadığı mükemmel bir dünya hayal edin. Gezegenimizin başlangıçtaki durumu buydu.
Ancak ne yazık ki bu eski yeryüzü bugün mükemmellikten çok uzaktır. Kötülük ve ahlaksızlık, üzüntü ve acı, yoksulluk ve açlık, nefret ve şiddet, hastalık ve ölümün kol gezdiği bir yeryüzü haline gelmiştir.
Tanrı’nın mükemmel dünyasına ne oldu?
Bu sorunun yanıtı öykünün bir sonraki bölümünü oluşturmaktadır.


145

11

KÖTÜ’NÜN GİRİŞİ

RAB’be övgüler sun ey canım, iyiliklerinin hiçbirini unutma… RAB’be övgüler sunun, ey sizler,

O’nun melekleri…söylediklerini yerine getirenler.

RAB’be övgüler sunun ey sizler,

O’nun bütün göksel orduları…isteğini yerine getirenler.

RAB’be övgüler sunun, ey O’nun egemen olduğu yerlerdeki bütün yaratıklar.

-- Kral Davud (Mezmur 103:2, 20-22)

anrı insanları yaratmadan önce, melekler olarak adlandırılan sayılamayacak kadar çok ruhsal varlıklar yaratmıştı. Melek- ler, O’nun bütün göksel ordularıydı”, Yaratıcılarını-

Sahiplerini sonsuza kadar tanımak, yüceltmek, O’ndan zevk almak, O’na hizmet etmek amacıyla tasarlanmışlardı. Tanrı, melekleri, temelde içgüdüleri ile yaşayan hayvanlardan farklı şekilde yarattı. Tanrı, insanoğlu ile birlikte meleklere de Sözü’ne itaat etme, İste- ğini yerine getirme ve O’na övgü sunma gibi konularda kendi ira- delerine göre seçim yapmaları için ahlaki zorunluluk verdi.


146

PARILDAYAN MELEK

En güçlü ve en büyük ayrıcalığa sahip ruhsal varlık Lüsifer olarak adlandırıldı, adının anlamı “parıldayan”dı.122 Bu ışıl ışıl parlayan melek, “kusursuzlukta örnekti, bilgelik ve güzelliği eksiksizdi.” (Hezekiel 28:12)
Tanrı tüm ayrıntıları açıklamamış olmasına rağmen biz, kötülüğün ve kusurluluğun evrene ilk kez bu muhteşem meleğin varlığı aracı- lığıyla girdiğini biliyoruz.
Tanrı’nın Lüsifer hakkında söylediklerini okuyalım:

“Yaratıldığın günden sende kötülük bulunana dek yolla- rında kusursuzdun!... Güzelliğinden ötürü yüreğin gurura kapıldı… Çünkü içinden şöyle dedin:

‘Göklere çıkacağım,

Tahtımı Tanrı’nın yıldızlarından daha yükseğe koyacağım,

İlahların toplandığı dağda, Safon’un doruğunda oturacağım. Bulutların üstüne çıkacağım.

Kendimi Yüceler Yücesi ile eşit kılacağım.’”

(Hezekiel 28:15,17; Yeşaya 14:13-14)
Tanrı’yı övmek ve O’na itaat etmek yerine Lüsifer beş kez, “Ben yapacağım, ben olacağım!” dedi. Lüsifer, Yüceler Yücesi ile ken- disini eşit kılmak istiyordu.
Kendisine verilmiş olan güzellik ve zeka Lüsifer’in gözlerini kör etti ve sahip olduğu her şeyi kendisine KİMİN verdiğini unuttu. Melek olan bu varlık, Tanrı’dan daha bilge olduğunu düşünerek kendi kendisini aldattı. Melekler ordusunun, tapınma ve övgüye tek layık olan Yaratıcılarını övmesi yerine kendisini övmelerini istedi.
Lüsifer aynı zamanda Tanrı’ya karşı başlattığı isyana katılmaları için cennet meleklerinin üçte birini de ikna ederek kendi yanına çekti.123 Böylelikle, parıldayan melek Tanrı’nın egemenliğini de- virmeyi ve cennetin tahtına oturmayı tasarladı. Günah, Tanrı’nın evrenine girmişti.


147

GÜNAH NEDİR?

Kutsal Yazılar günahı bize şöyle tanımlarlar.

“Günah işleyen, yasaya karşı gelmiş olur.” (1. Yuhanna

3:4)

“Her kötülük günahtır.” (1. Yuhanna 5:17)

“Günah, yapılması gereken iyi şeyi bilip de yapmamak- tır.(Yakup 4:17)

“Günah her türlü açgözlülüğü üretti.” (Romalılar 7:8) “Günah, Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kalmaktır.” (Ro- malılar 3:23)

“Tanrı’nın Yüceliği” Tanrı’nın mutlak saflığına ve lekesiz mü- kemmelliğine işaret eder. “Yoksun kalmak” mükemmel doğruluk hedefi üzerindeki “hedef merkezine” isabet ettirememek anlamına gelir.

Günah, Tanrı’nın kutsal doğasına ve isteğine tam uyum sağlayarak yaşama konusunda gösterilen başarısızlıktır.
Öz anlamı ile günah, melek ya da insan olan sonsuz bir varlığın, Tanrı’nın yolunu yüceltmek ya da izlemek yerine kendini yücelt- meyi ve “kendi yoluna dönmeyi” (Yeşaya 53:6) seçmesidir.
Tanrı’dan bağımsız düşünmek ya da hareket etmek, günah’tır. Lüsifer ve ona sempati duyan meleklerin seçtikleri yol buydu. Ya-
ratıcılarına bağımlı olmak yerine yüreklerinde gurura kapıldılar ve kendi yollarına döndüler.

“Rab, yüreği gururlu olandan iğrenir, bilin ki öyleleri ce- zasız kalmaz.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 16:5)

İğrenmek çok güçlü bir anlama sahip olan bir sözcüktür; “bir nef- ret objesi, tiksindirici bir eylem, bir murdarlık ya da putperestlik” gibi anlamlar taşır. Tanrı, ben-merkezli gururdan nefret eder. Çün- kü, bu günahtır.

Tanrı’nın, Huzurunda günahın var olmasına izin vermesi, sizin, evinizde çürümüş anlamına gelen bir domuz leşinin bulunmasına


148

vereceğiniz tiksinti dolu tepkinizden çok daha iğrenç bir durumdur. Nasıl çayımın içinde bulunan tek bir damla zehiri bile kabul etmem imkansız ise aynı şekilde Tanrı da tek bir günahı bile kabul ede- mez. Evimizde çürümüş, kokmuş bir cesede ya da çayımızdaki bir damla zehire katlanabilmemiz neden mümkün değildir?
Bu tür şeyler doğamıza aykırıdır.
Günah da Tanrı’nın doğasına aykırıdır; onu kabul edemez.

“Ya RAB, kutsal Tanrım! Öncesizlikten beri var olan sen değil misin? ...Kötüye bakamayacak kadar saftır gözlerin, haksızlığı hoş göremezsin.” (Habakkuk 1:12-13)

ŞEYTAN, CİNLER VE CEHENNEM

Lüsifer, Tanrı’nın yüceliğini çalmak ve O’nun yetkisini gasp etmek istediği için Tanrı onu kendisiyle birlikte olmayı seçen meleklerle birlikte en yüce göklerdeki yerinden kovdu. Lüsifer’in adı, “düş- man” anlamına gelen Şeytan olarak değiştirildi. Aynı zamanda “suçlayıcı” anlamına gelen İblis adı ile de bilinir. Düşmüş melek- ler kötü ruhlar ya da cinler olarak da bilinirler; cin sözcüğü “bilen- ler” anlamına gelir.
Şeytan ve cinleri Tanrı’nın kim olduğunu bilirler ve O’nun önünde titrerler, ama yine de O’nu yenilgiye uğratmak için ellerinden gele- ni yaparlar.
Ancak O’nu asla yenemeyeceklerdir.
Kutsal Yazılar, önceden belirlenmiş olan bir günde Şeytan’ın ve cinlerinin “İblis ve melekleri için hazırlanmış sönmez ateşe” (Mat- ta 25:41) atılacaklarını söyleyen ön bildiriler içerirler. Sözü edilen bu “sonsuz ateş” Tanrı’nın kutsal doğası ile uyum sağlamayan her şeyin sonsuza kadar Tanrı tarafından karantinaya konacağı gerçek bir yerdir.
Grekçe Yeni Antlaşma’da Şeytan ile güç birliği yapanların ceza- landırılacakları yeri tanımlamak için kullanılan sözcüklerden biri


149

‘gehenna’dır, genellikle “cehennem” olarak tercüme edilir.124 Bu sözcüğün birebir anlamı, “yanan bir çöplüktür.”
Senegal’de eşimin ve benim çocuklarımızı yetiştirdiğimiz yerin yakınlarında insanların çöplerini ve artıklarını attıkları bir çöplük vardı. Çevrede oturan kişilerin kötü kokan çöpleri yakma girişimle- ri, çöplüğün için için yanarak boğucu kesif dumanlar çıkarmasına neden olurdu. İnsanlar, değersiz gördükleri her şeyi bu için için yanan ateşe atarlardı.
Cehennem, günahları içinde ölenlerin tutuldukları bir tür “çöplük- tür.” Bir gün Şeytan, cinleri ve cehennemde ikamet eden herkes ateş ve kükürt gölü olarak adlandırılan nihai yargı yerine atılacak- lardır.125
Günah, Tanrı’nın evrenini sonsuza kadar kirletemeyecektir.

ŞEYTAN’IN HEDEFİ

Şeytan’a ve cinlerine gelince, onlar henüz ateş gölünde değildirler. Dünyamızdadırlar ve boş durmamaktadırlar. Kutsal Yazılar Şey- tan’ı, “havadaki hükümranlığın egemeni, yani, söz dinlemeyen insanlarda şimdi etkin olan ruh” (Efesliler 2:2) olarak tanımlarlar.

Şeytan’ın güçlü olmasına rağmen, tüm güce sahip olmadığını an- lamak önemlidir. O yaratılmış bir varlıktır ve düşmüştür. Şeytan asla RAB’be rakip olamaz. Şeytan, “bu çağın tanrısı” olarak da adlandırılır. Hedefi, insanların tek gerçek Tanrı’yı tanımalarına ve yaratılmış oldukları amacı benimsemelerine engel olmaktır.

“Yaydığımız Müjde (Tanrı’nın kurtuluş hakkındaki iyi ha- beri) örtülüyse de, mahvolanlar için örtülüdür… Müjde’nin ışığı imansızların üzerine doğmasın diye, bu çağın ilahı onların zihinlerini kör etmiştir.(2. Korintliler 4:3-4)

Şeytan’ın hedefi nedir? O zihinleri kör etmek ve insanların Tan- rı’nın mesajını işitmelerine ve inanmalarına engel olmak ister. Şey- tan, Tanrı ile savaş halindedir. Bu savaş, Şeytan’ın kazanamayaca- ğı bir savaştır, ama o yine de mümkün olduğu kadar çok sayıda


150

insanı da kendisi ile birlikte mahvolmaya sürüklemek için elinden geleni yapar. Ve sizin de bu mahvolacak insanların arasında bu- lunmanızı ümit eder.
Şeytan, Adem ve Havva’nın Tanrı’nın yüceliği ve zevki için yara- tılmış olduklarını bildiğinden, Tanrı ve insan arasında var olan dostluğu bozmayı planladı. “Yüreğin gizlerini bilen” (Mezmur
44:21) RAB Tanrı, Şeytan’ın yapmayı planladığı ve gerçekleşmek üzere olan her şeyi elbette biliyordu.
Tanrı’nın da Kendisine ait bir planı vardı.

TEK BUYRUK

Tanrı, insana Yaratıcısını sevmesi ya da sevmemesi, övmesi ya da övmemesi ve itaat etmesi ya da etmemesi için seçme özgürlüğü verdi. Gerçek sevgi zorlanamaz ya da önceden programlanamaz. Sevgi, bir kişinin zihnini, yüreğini ve iradesini kapsar. Tanrı’nın, yarattığı evren üzerinde Egemen Kral olduğu gerçek olmasına rağmen, Tanrı’nın, insanı etkisi sonsuz olan bir konuda seçim yapmaktan sorumlu tuttuğu da aynı şekilde gerçektir.
Tanrı, daha kadını yaratmadan önce erkeğe bir buyruk verdi. Adem, insan soyunun başı olacağı için, Tanrı, onun önüne bir de- neme koydu.

RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Adem’i oraya koydu. Ona, ‘Bahçedeki istediğin ağacın meyvesinden yiyebilirsin’ diye buyurdu. ‘Ama iyi ile kötüyü bilme ağacından yeme, çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.’ (Yaratılış 2:16-17)

Tanrı’nın basit talimatlarına dikkat edin. Adem, bir ağacın dışında bahçedeki her ağacın bütün lezzetli meyvelerinden özgürce yiyebi- lirdi. Tanrı, itaat etmediği takdirde ne olacağını Adem’e önceden söyledi. “Ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.

Bu çizginin dışına çıkmak, yasaya karşı gelmek olacaktı; yasaya karşı gelmek, günah sözcüğünün bir başka ifade ediliş şeklidir.


151

Lüsifer’in yaptığı gibi evrenin RAB’bine baş kaldırmak, ciddi so- runlarla sonuçlanacaktı.
İlk insan mükemmel olmasına rağmen, olgunlukta mükemmel de- ğildi. Bu tek buyruk ile insana, Yaratıcısı ile olan ilişkisinde bü- yüme fırsatı tanınmıştı. Tanrı, Adem’in Kendisine şükran ve sevgi dolu bir yürekle itaat etmeyi seçmesini istedi. Tanrı’nın, Adem için yaptıkları göz önüne alındığı takdirde, Adem’in itaat etmesinin yeterince kolay olması gerektiği akla gelecektir.
Bir düşünün! Tanrı, Adem’e bir beden, can ve ruh vermişti. Ona, Yaratıcısının kutsal ve sevecen doğasını yansıtma ayrıcalığı ile bereketledi. Onu görkemli bir bahçeye koydu ve yaşamını sevinçli ve doyumlu yapmak için düşünülebilecek her iyi şeyi bağışladı. Tanrı Adem’e aynı zamanda sorumluluk içeren seçimler yapması için gerekli özgürlüğü ve kapasiteyi de sağladı. Adem’e sevimli bir eş verdi ve yarattığı dünyanın gözetimini ve bakımını da Adem’in ve eşinin üstlenmelerini istedi. Tüm bu sağlayışlarının arasında en iyisi de RAB’bin Kendisinin Adem ve Havva ile yürümek ve ko- nuşmak için bahçeye gelmesiydi. Tanrı, onlara Yaratıcılarını- Sahiplerini yakından tanıma fırsatı verdi. Dünya, mükemmel bir dünyaydı.
Sonra bir gün, yılan ortaya çıktı.

“TANRI GERÇEKTEN SÖYLEDİ Mİ?”

İnsan tarihinde mevcut olan en trajik ve en etkili olay, Yaratılış
kitabının üçüncü bölümünde kaydedilmiştir.
Bir gün Havva ve Adem yasaklanmış olan ağacın yanında durur- larken, Şeytan bir yılan şekline bürünerek onlara göründü. Bu yıla- nın Şeytan olduğunu biliyoruz, çünkü daha sonra Kutsal Yazılar, onu “İblis ya da Şeytan denen, bütün dünyayı saptıran o eski yı- lan” (Vahiy 12:9) şeklinde tanımlarlar.
Tanrı’nın insanlık için nasıl bir planı varsa, Şeytan’ın da aynı şe- kilde insanlık için bir planı vardı.


152

“RAB Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, ‘Tanrı gerçekten ‘Bahçedeki ağaç- ların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?’diye sordu.” (Yaratılış 3:1)

Şeytan erkekle değil, kadınla konuşmayı seçti. Havva’ya söylediği ilk şeyin ne olduğunu duydunuz mu?

“Tanrı gerçekten… dedi mi?

Şeytan, Havva’nın Tanrı’nın sözüne inanmamasını istedi. Amacı, Havva’nın, Tanrı’nın bilgeliğini ve yetkisini sorgulamasıydı. Lüsifer olarak aynı kendisinin yapmış olduğu şeyi Havva’nın da yapmasını ve Yaratıcısına meydan okuma cüretini göstermesini istedi. Şeytan, o günden beri gerçeğe karşı savaşır, çünkü gerçek onu aşağılar ve güçsüz bırakır. Işık karanlığı nasıl yok ederse, Tan- rı Sözü de aynı şekilde Şeytan’ın yalanını yok eder.
Şeytan aynı zamanda Havva’yı Tanrı’nın iyiliğinden kuşku duy- ması için teşvik etmekle Tanrı’nın karakterine de saldırmış oldu.

“Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyve- sinden yemeyin’ dedi mi?”

Şeytan, Adem ve Havva’ya yaşam ve bahçedeki bir ağacın dışın- daki tüm ağaçlardan özgürce yeme hakkı veren cömert Yaratıcı sanki onlardan nihai iyiyi esirgemek istiyormuş gibi konuşarak Tanrı’nın sözünü çarpıttı.

“KESİNLİKLE ÖLMEZSİNİZ!”

Kadın, yılanı, “Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiye- biliriz” diye yanıtladı. Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın, yoksa ölürsü- nüz’ dedi. Yılan, ‘Kesinlikle ölmezsiniz’ dedi. Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesinin yediğiniz zaman gözleriniz açılacak, iyi ile kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.” (Yaratılış 3:2-5)



153

Şeytan, Havva’nın yalnızca Tanrı’nın sözünden ve iyiliğinden kuş- kulanmasını istemiyordu, amacı aynı zamanda Tanrı’nın doğru- luğundan da kuşkulanmasıydı; Havva yasak meyveden yediği takdirde, Tanrı’nın Havva’nın üzerine koyacağını söylediği ölüm cezasını gerçekten uygulamayacağını düşünmesini istiyordu.
Oysa Tanrı, açıkça belirtmişti:

“Ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün!(Yaratılış 2:17)

Şeytan, “Kesinlikle ölmezsiniz!” diyerek, Tanrı’nın sözünü inkar etti.
Şeytan’ın temel yöntemi değişmemiştir. Tanrı’nın mesajını çarpıt- maya ve inkar etmeye devam eder. Tanrı’nın Sözü’nden, iyiliğin- den ve doğruluğundan kuşku duymamızı ister.
Şeytan bizim Tanrı’nın güvenilemeyeceğine, O’nun gerçekten söylediği gibi biri olmadığına inanmamızı ister.

ŞEYTAN ÇOK DİNDARDIR

Şeytan, dinden aşırı derecede hoşlanır. Bugün dünya üzerinde on binden fazla din bulunmasının nedeni budur. Şeytan’ın Havva’ya, “Ağacın meyvesini yediğinizde gözlerinizin açılacağını Tanrı bili- yor” derken, nasıl Tanrı’nın Sözü’nü çarpıtarak konuştuğuna dik- kat edin.
Şeytan, Her Şeye Gücü Yeteni taklit etmeye bayılır. Tanrı’nın ger- çeğini alarak onu kendi yalanlarıyla karıştırma konusunda uzman- dır. Birbirinden farklı ilkeleri birleştiren bir taklitçi ve sahtekârdır. Dünya üzerindeki en garip inanç sistemleri bile gerçek ile ilgili imalar içerirler. Bu inanç sistemlerini inanılabilir hale getiren de bu gerçek ile ilgili imalardır. Bir Arap özdeyişi bu sözü edilen durumu çok iyi ifade eden bir örnektir: “Uyanık olun: bazı yalancılar ger- çeği söylerler!”



Sahte bir din başlatma konusundaki ilk çabasını gösteren Şeytan, Havva’ya: “İyi ve kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız” dedi. Şeytan, Havva’ya, “Tanrı gibi olacaksınız” dediği zaman, bir ya-

154

lan söyledi, çünkü günah işleyen Tanrı gibi değil, Tanrı’nın yetki- sini gasp etmek isteyen Şeytan gibidir. Ama yine de Şeytan, “İyi ile kötüyü bileceksiniz” derken gerçeği söyledi, ama onlara, böyle bir bilgiye eşlik edecek olan acılıktan, sıkıntıdan ve ölümden söz etmedi.

Şeytan’ın, Tanrı’dan söz ederken yalnızca genel olarak Tanrı keli- mesini kullandığına dikkat edin. Tanrı’yı uzak ve tanınması imkan- sız olarak algıladığınız sürece, tek bir Tanrı’ya inanmanız Şeytan’ı mutlu eder.

“Sen Tanrı’nın bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun. Cinler bile buna inanıyor ve titriyorlar!” (Yakup 2:19)

Şeytan ve cinlerinin hepsi Gücü Her Şeye Yeten Tanrı’nın önünde titreyen tektanrıcıdırlar. Bu gerçek bundan sonraki birkaç bölümde şok edici bir netlikle açıklanacaktır. Şeytan ve düşmüş melekleri yalnızca tek bir gerçek Tanrı’nın olduğunu bilirler ve O’ndan nasıl da nefret ederler!
Onlar sizin Yaratıcınızı-Sahibinizi bilmenizi, sevmenizi, O’na ta- pınmanızı ve itaat etmenizi istemezler.

SEÇİM

Adem ve Havva’nın sevecen Rablerinin sözü ve baş düşmanlarının sözü arasında seçim yapmaları gereken an gelmişti.
Zaferi sağlayacak olan formül belliydi: Yaratıcının bilgeliğine güven! Ne kadar basit bir formül! Adem ve Havva’nın yapmaları gereken tek şey, Tanrı’nın esinlediği yanılmaz Sözü tekrarlayarak, “Rab bize, ‘İyilik ile kötülüğü bilme ağacının meyvesinden yeme- yeceksiniz’ diye buyurdu’ demeleriydi. Bu ağacın meyvesinden yemeyeceğiz! Nokta.”

“Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bil- gelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi kopa- rıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi.” (Yaratılış

3:6)


155

Kadın meyveyi yedi. Erkek meyveyi yedi.
Kutsal ve sevecen Yaratıcılarının sözüne ve isteğine boyun eğmek yerine, Tanrı’nın düşmanına boyun eğdiler. Yasak bölgeye girerek yasaya karşı geldiler.
Adem yasa dışı meyveyi tadar tatmaz ani sonuçlar ortaya çıktı. “İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu

yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.

Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tan- rı’nın sesini duydular. O’ndan kaçıp ağaçların arasına giz- lendiler.” (Yaratılış 3:7-8)

Değişime dikkat edin. RAB onları ziyaret etmeye geldiği için se- vinmek yerine korku ve utanç ile doldular.
Tanrı ile yakın bir ilişki yaşayan bu varlıkları şimdi sevecen Rab’lerinden kaçmak isteyen kişiler haline dönüştüren neydi? On- lara her şeyi gören Yaratıcılarından saklanabileceklerini düşündü- ren şey neydi? İlk anne-babamız bedenlerini neden yapraklarla örtme ihtiyacı hissetmişlerdi?
Çünkü günah işlemişlerdi.


156

12

GÜNAH VE ÖLÜM YASASI

“Günah işleyen herkes, günahın kölesidir.

--Nasıralı İsa (Yuhanna 8:34)
dem ve Havva, Yaratıcılarına-Sahiplerine itaatsizlik etmiş- lerdi. Şeytan gibi onlar da Tanrı ile bağlantılarını kaybetti- ler ve günahın kölesi oldular. Babalarının belirgin buyru-
ğuna itaat etmeyen çocuklar gibi Adem ve Havva da onları seven ve ilgilenen Kişi ile artık birlikte olmak istemediler. Zevk alma ve güven duyma gibi duygularının yerine şimdi korku, kirlilik ve utanç duyguları geçmişti.
Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tan- rı’nın sesini duydular. O’ndan kaçıp ağaçların arasına giz- lendiler.” (Yaratılış 3:8)
Adem ve Havva şimdi günah tarafından kirletilmişlerdi ve günah onların Yaratıcılarından ve Efendilerinden saklanmak istemelerine neden oluyordu. Yeni elde ettikleri vicdanları, onlara kutsal bir Tanrı’nın huzurunda yalnızca kutsal insanların yaşayabileceklerini içgüdüsel olarak öğreterek iyi ve kötü kavramlarının varlığını bil-


157

dirdi. Adem ve Havva Tanrı’nın önünde artık saf değillerdi ve bu- nu biliyorlardı. Tanrı ve insan arasındaki yakın bağ kırıldı.
İlişki öldü.

KIRIK BİR DAL

Bir gün, bir caminin yanındaki bir ağacın altında birkaç erkek ile sohbet ediyordum, sohbet günah ve ölüm konusuna yöneldi.

Ağacın dallarından birini kır- dım ve onlara şunu sordum: “Bu dal ölü mü, canlı mı?”
Adamlardan biri, “Dal ölüyor”
diye yanıtladı.
Bir başkası, “Dal ölü” dedi. Onun söylediğine karşı çıka-
rak: “Dalın ölü olduğunu nasıl söyleyebilirsin? Ne kadar yeşil olduğunu görmüyor musun?” dedim.
Adam şu karşılığı verdi: “Can- lı gibi görünüyor, ama yaşamını aldığı kaynaktan ayrıldığı için aslında ölü.”
Ona şunları söyledim: “Bu söylediğin çok doğru. Biraz önceki sözlerinle Kutsal Yazılar’da ÖLÜM hakkında ifade edilen tanımın aynısını yaptın. ÖLÜM bir yok oluş değildir; Yaşam Kaynağı’ndan AYRILIŞTIR. Bu nedenle, sevdiğimiz biri öldüğü zaman, bedeni daha gömülmeden önce, o kişi hakkında, “Gitti” deriz. Kişinin ruhunun bedeninden ayrıldığını bildiğimiz için bu şekilde konuşu- ruz. Ölüm, ayrılık anlamına gelir.
Sonra, beraber olduğum bu kişilere Tanrı’nın Adem’e verdiği buy- ruktan söz ettim. Ve onlara şu soruyu sordum: “Tanrı, Adem O’na karşı günah işlediği takdirde, ne olacağını söyledi? Tanrı, Adem’e,


158

yasak meyveyi yediği takdirde, dini törenler yapmaya, dua etmeye, oruç tutmaya, ondalık vermeye ve bir cami ya da kiliseye devam etmeye başlaması gerekeceğini söyledi mi?
“Hayır”, diye yanıtladılar, “Tanrı Adem’in öleceğini söyledi.” “Doğru. Tanrı bunu açıkça belirtti; günahın cezası ÖLÜM olacaktı.
Ama sizden şu soruma cevap vermenizi istiyorum: Adem ve Havva Tanrı’ya itaatsizlik ettikten ve yasak meyveyi yedikten sonra aynı gün öldüler mi?”
“Hayır!”
“Peki o zaman Tanrı Adem’e, ‘Bu meyveyi yediğin gün kesinlikle ölürsün’ dediği zaman neyi kastediyordu?”
Bu noktadan hareket ederek konuştuğum kişilere Tanrı’nın ölüm hakkındaki tanımını anlattım: insanın Yaratıcısına itaatsizlik etme- yi seçmesi sonucunda ortaya çıkan üç-boyutlu bir ayrılık.

GÜNAHIN NEDEN OLDUĞU ÜÇ-BOYUTLU AYRILIK:

1. Ruhsal ölüm: Kişinin ruhunun ve canının Tanrı’dan AY- RILMASI


Adem ve Havva Tanrı’ya karşı ilk kez günah işledikleri gün ruhsal olarak öldüler. Adem ve Havva’nın RAB Tanrı ile olan yakın iliş- kileri dalından koparılan bir dal gibi, ölmüştü. Ve haberler daha da kötüleşir. Adem ve Havva’nın soyundan gelen herkes, bu aynı ruhsal ölü “dalın” bir parçasıdır.

“Herkes nasıl Adem’de ölü- yorsa…” (1. Korintliler

15:22)
Kutsal Yazılar’ın anlaşılır öğre- tişine rağmen, insan soyunun Adem’den geldiğini kabul eden pek çok kişi, aynı zamanda yeni doğan bebeklerin saf ve günah-


159

sız bir doğa ile dünyaya geldikleri konusunda ısrar ederler. Ağaç- tan koparılan dal üzerinde tekrar düşünelim.
Ağaçtan ayrılmasının bir bölümü olarak dalın hangi parçası “ölü- dür?” Ucundaki küçük sürgünler de dahil olmak üzere dalın tama- mı ölüdür. Eğer bu sürgünler ve yapraklar konuşabilselerdi, belki de şuna benzer bir şeyler söylerlerdi: “Şimdi bir dakika durun! Dalın ağaçtan kırılması bizim hatamız değil! Biz başka birinin yaptığı bir şeyden etkilenmeyiz!” böyle söyleyebilirler, ama ger- çek, başka birinin yaptığından etkilendikleridir. Aynı şekilde Tanrı Sözü tüm insan soyunun “Adem’de olduğunu” beyan eder. Her birimiz, ağaçtan ayrılan, aynı düşmüş “dalın” bir parçasıyız ve bunun sonuçlarının acısını çekeriz. Hoşunuza gitse de gitmese de Adem günah işlediğinde, kendini lekeledi ve insan ailesinin tama- mının onun soyundan geldiği bir gerçektir.
Yaşadığım köyün suyu, kilometrelerce ötede bulunan Senegal Neh- ri’nden gelir. Köyümüzde bir kuyu vardır, ama hiç kimse bu kuyunnun suyundan içmez. Bu kuyunun suyu tuzludur. Bu kuyu- dan çekilen her kova su tuz ile kirlenmiştir. Bu suyun tek bir dam- lası bile saf değildir, her damlası tuz ile kirlenmiştir.
Benzer şekilde Adem’den doğan her kişi günah ile kirlenmiştir. Küçük çocukların bile günah işlemesinin nedeni bu günahlı doğa- dır. Günah, doğalarının bir parçasıdır. İyi ve nazik olmak bilinçli bir çabayı ve mücadeleyi gerektirir. Oysa bencil olmak ve insanları yaralamak için özel bir çaba sarf etmek gerekmez. Peygamber Davud neden içgüdüsel olarak günah işlediğimizi şöyle açıklar:

Suç içinde doğdum ben, günah içinde annem bana hami- le kaldı.” (Mezmur 51:5) “Kötüler daha ana rahmindey- ken yoldan çıkar, doğdu doğalı yalan söyleyerek sapar.” (Mezmur 58:3) Hepsi saptı. Tümü yozlaştı. İyilik eden yok, bir kişi bile!(Mezmur 14:3)

Senegal’in Wolof halkı, bazı kişilerin bu gerçeği anlamalarına yar- dım etmiş olan birkaç güzel özdeyişe sahiptir. İlk örnek şöyledir: “Bir sıçan, kazmayan bir soy vücuda getirmez.” Aynı şekilde gü-


160

nah ile lekelenmiş Adem de günah işlemeyen bir soy vücuda geti- remez.
Bir başka özdeyiş ise şöyle der: “Bir salgın hastalık, kendisini ortaya çıktığı kişi ile sınırlamaz.” Çok üzücü, ama gerçek. Doğum ile geçen bir kusur ya da bulaşıcı bir hastalık gibi, Adem’in günahlı doğası da bize ve çocuklarımıza geçmiştir.

“Günah bir insan aracılığıyla, ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi.(Romalılar 5:12)

İlk ifadeye dikkat edin: “Günah bir insan aracılığıyla girdi.” Ve son ifade üzerinde de duralım: Hepsi günah işledi.” Her birimiz doğum ve eylem aracılığıyla günahkârız. Bizim işlediğimiz günah- lar yüzünden Adem’i suçlayamayız. Kutsal Yazılar şöyle der:

“Ama sizin suçlarınız sizi sizin Tanrı’nızdan ayırdı; ve si- zin günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez oldu- nuz.(Yeşaya 59:2)

Bir insan doğru ve yanlışı birbirinden ayıracak yaşa geldiği zaman, Tanrı o kişiyi günahlarından sorumlu tutar.126 İnsan “dalının” ta- mamı Yaratıcısından ayrılmıştır. İnsan ruhsal olarak “içinde yaşa- dığı suçlardan ve günahlardan ötürü ölüdür.” (Efesliler 2:1)

2. Fiziksel ölüm: Bir kişinin ruhunun ve canının bedeninden

AYRILMASI

Adem ve Havva günah işledikleri zaman, yalnızca ruhsal olarak ölmekle kalmadılar, aynı zamanda fiziksel olarak da ölmeye başla- dılar. Kırılmış bir dalın yaprakları nasıl hemen kurumuyorlarsa, Adem ve Havva’nın bedenleri de aynı şekilde hemen günah işle- dikleri gün ölmedi. Ama yine de bedenleri, kaçamayacakları bir düşman olan ölümün istilasına uğramıştı.
Adem, Havva ve soyları için, fiziksel ölümün onları ele geçirmesi yalnızca bir zaman meselesiydi. Arap özdeyişlerinden biri, “Ölüm,


161

hızlı giden bir deveye biner” der. Ölüm’den hiç kimse kaçamaz. Tanrı’nın Sözü ise bunu şöyle ifade eder:

“Bir kez ölmek sonra da yargılanmak insanların kaderi- dir.” (İbraniler 9:27)

3. Sonsuz ölüm: Bir kişinin ruhunun, canının ve bedeninin

Tanrı’dan sonsuza kadar AYRILMASI

Canlı bir dalın yaprak, çiçek ve meyve taşıması tasarlanmıştır. Ölü dallar toplanıp bir araya getirilerek yakılırlar. Adem Tanrı’ya karşı günah işlediği zaman, kendisi için tasarlanmış olan ayrıcalık hak- kını –Tanrı’yı yüceltmek ve sonsuzluk boyunca O’nun ile birlikte yaşamak– ceza olarak kaybetti. Sonsuza kadar var olmak için yara- tılan insan, sınırsız Yaratıcısına–sahibine itaatsizlik etmişti. Bu itaatsizliğin cezası, Tanrı’dan sonsuza kadar ayrı kalmaktı.
Eğer Rab merhameti sayesinde Adem ve Havva’nın günahı için bir çözüm sağlamasaydı, Adem ve Havva’nın bedenleri bir kez öldü- ğünde, Şeytan ve cinleri için hazırlanmış olan “çöplükte” sonsuza kadar karantinaya alınmanın dehşeti ile karşı karşıya kalacaklardı. Kutsal Kitap bunu “ikinci ölüm” olarak adlandırır, çünkü bu ölüm fiziksel ölümden sonra meydana gelir. Diğer bir adı da “sonsuza kadar süren ceza”dır.127 İnsanların bir gün kurtulacakları, geçici olarak günah cezası çekilen bir yer düşüncesi yalnızca insanların icat ettikleri bir yerdir.
Eğer “sonsuza kadar süren ceza” adaletsiz ya da mantıksız görü- nüyorsa, bunun nedeni belki de Tanrı’nın doğasını, günahın yer çekimini ve sonsuzluk kavramını anlama konusundaki başarısızlı- ğımızdır.
Daha sonra Tanrı’nın saflığı ve günahın murdarlığı üzerinde dura- cağız.
Sonsuzluk kavramına gelince, şunu itiraf edebiliriz: sonsuzluk söz- cüğünün kendisi bile zihinsel kapasitemizi aşar, çünkü bizim refe- rans çerçevemiz zaman’dır.


162

Sonsuzlukta zaman yoktur.
Bir kişinin cehennemde milyarlarca yıl geçirdiğini düşünecek olur- sak, bu düşüncemiz yanlış olacaktır. Sonsuzluk yıllardan oluşmaz. Sonsuzluk, sonsuz bir şimdidir. İnsanlar ancak bu kaçınılmaz böl- geye girdikleri zaman, onun ağır başlı mantığını kavrayacaklardır. Cehenneme giden zengin adamın öyküsünü (Bölüm 3) hatırlıyor musunuz? Bu zengin adam hala oradadır.
Tanrı, Cennete girmek için gerekli olan taleplerini açıkça belirtir:

“Oraya murdar hiçbir şey, iğrenç ve aldatıcı işler yapan hiç kimse asla girmeyecek.” (Vahiy 21:27)

Bu konuda hiçbir ödün verilmeyecektir. Nasıl Tanrı’nın doğal ya- saları ağacından koparılmış bir dalın ölmesine ve kurumasına ne- den oluyorlarsa, Tanrı’nın ruhsal yasaları da aynen bu şekilde gü- nahın ruhsal, fiziksel ve sonsuz ayrılış ile cezalandırılmasını talep ederler.

GÜNAH VE UTANÇ

Şimdi Adem ve Havva’yı en son olarak gördüğümüz yere geri dönmenin zamanı geldi – bahçenin ağaçlarının arasında Tanrı’dan gizlenmeye çalışıyorlardı.
Adem ve Havva günah işlemeden önce Tanrı’nın yüceliği ve mü- kemmelliği ile kuşatılmışlardı. Yaratıcılarının huzurunda tamamen rahattılar. Ancak, Tanrı’nın yasasını ihlal ettikleri anda kendilerini farklı bir biçimde gördüler. Ve rahatsız oldular – rahatsızlıklarının nedeni yalnızca fiziksel çıplaklıkları değildi, aynı zamanda ruhsal çıplaklıklarının da farkına vardıkları için rahatları bozulmuştu.
Adem ve Havva yasayı ihlal etmeden önce, Tanrı bilincine sahip- lerdi ve “hiçbir utanç duymuyorlardı” (Yaratılış 2:25). Şimdi do- ğal olmayan bir şekilde kendilerinin farkına vardılar ve kutsal Tan- rılarının önünde kendilerini kirli hissettiler. Adem ve Havva Yara- tıcılarının tam aksi haline dönüştüler. Şimdi kutsal değillerdi. Artık Tanrı’nın huzurunun saflığı ve parlaklığında bulunmayı istemedi-


163

ler. Bir ışık yandığında saklanmak için telaşla koşuşturan hamam böcekleri gibi, “ışık yerine karanlığı sevdiler, çünkü yaptıkları işler kötüydü. Kötülük yapan herkes ışıktan nefret eder ve yaptıkla- rı açığa çıkmasın diye ışığa yaklaşmaz.” (Yuhanna 3:19-20)
Adem ve Havva açığa çıktılar ve utandılar. Mükemmel bahçenin kendilerine yakışmadığını hissettiler. Tanrı’nın sesini duydukları zaman dehşete kapıldılar. Artık kutsal ve sevecen Yaratıcıları ile birlikte olmak istemediler. Ama her şeye rağmen O yine de onları aramak için bahçeye geldi.

“Kaybolanı arayıp kurtarmak” Tanrı’nın doğasının bir parçasıdır. (Luka 19:10)

İNSANI ARAYAN TANRI

“RAB Tanrı Adem’e, ‘Neredesin?” diye seslendi. Adem,

‘Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım. Bu yüzden gizlendim’ dedi. RAB Tanrı, ‘Çıplak olduğunu sana kim söyledi?’ diye sordu. ‘Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?’ (Yaratılış 3:9-11)

Tanrı’nın Adem’e yönelttiği ilk kaydedilmiş soruya dikkat edin.

“Neredesin?”

Tanrı, bu sevecen ve yüreğe işleyen sorusu ile Adem’in, günahın kendisine ve karısına ne yapmış olduğunu fark etmesini istedi. Tanrı, onların, yasayı ihlal ettiklerini itiraf etmelerini istedi. Güna- hın kendilerinin ve kutsal RAB’lerinin arasına girmiş olduğunu anlamalarını arzuladı.
Düştükleri bu kötü durumun nedeni, işlemiş oldukları günahtı. Utanmalarının ve ağaçların ve incir yapraklarının arkasına saklan- malarının nedeni günahlarıydı. Ama Adem ve Havva Tanrı’dan saklanamazlardı, O’nun doğruluğundan ve her şeyi bilen yargısın- dan kaçamazlardı.


164

GÜNAHIN ÜCRETİ ÖLÜMDÜR

Tanrı, Adem’i bilgilendirdiğinde şaka yapmıyordu: “Ondan yedi- ğin gün kesinlikle ölürsün.(Yaratılış 2:17) Bizler, yüreklerimizin derinliklerinde Yaratıcılarına baş kaldıran kişilerin O’ndan ayrıl- maları gerektiğini biliriz.

Çoğumuz, “kötü adamların” öldürüldükleri ve “iyi adamların” galip geldikleri filmler izlemişizdir. “Kötü adamlar” için üzülür müyüz? Hayır, onların hak ettiklerini aldıklarını düşünürüz. Ciddi gerçek ise şudur: Tanrı’nın gözünde tüm Adem soyu “kötü adam- lardır.”

Hepsi saptı, tümü yozlaştı. İyilik eden yok, bir kişi bile!”

(Mezmur 14:3)
Yaratıcının adalet ölçüsüne göre hepimiz ölüm cezasını hak ediyo- ruz. Tanrı’nın kitabı bu adalet ölçüsünü şöyle belirtir:
Günah ve ölüm yasası” (Romalılar 8:2)

Günah ve ölüm yasası, Tanrı’ya karşı işlenen her itaatsizlik eyle- minin Tanrı’dan ayrılmayla cezalandırılması gerektiği talebinde bulunur. İstisna yoktur. Günah ölüm getirir.

Tanrı’nın bu yasayı onaylamasının nedeni, kutsal ve sadık karakte- ridir. İlk atalarımız tek bir günah eylemi ile kendilerini Tanrı’nın doğruluk ve yaşam krallığından ayırdılar ve kendilerini Şeytan’ın günah ve ölüm krallığına soktular.
Hemen o anda ruhsal olarak öldüler – bir ağacın koparılmış dalı
gibi. Tanrı ile ilişkileri öldü.
Aynı zamanda fiziksel olarak da ölmeye başladılar – aynı kuruyan bir dal gibi. Bedenlerinin toprağa geri dönmesi yalnızca bir zaman sorunuydu.
En kötü olanı ise, RAB onların günah ve utancı için bir çözüm sağlamazsa, sonsuza kadar ölmenin dehşetiyle karşılaşacak olma- larıydı – Şeytan ve cinleri için hazırlanmış olan sonsuz ateşte Tan- rı’dan sonsuza kadar ayrı kalacaklardı.


165

Kutsal Yazılar bu konuyu açıklıkla dile getirirler:

Ölecek olan, günah işleyen kişidir.” (Hezekiel 18:20) “Çünkü günahın ücreti ölümdür.(Romalılar 6:23) Günah olgunlaşınca da ölüm getirir.” (Yakup 1:15)

Tanrı bu ciddi gerçeği günah ve ölüm yasası olarak adlandırmakta haklıdır. Bu ciddi gerçek, YASA’DIR.
Günahın cezasının icra edilmesi gerekir. Ve bu ceza icra edilecektir.


166

13

MERHAMET VE ADALET

nsan Tanrı’nın

Yapamayacağı neyi yapabilir?

Tanrı’nın kitabı bu bilmecenin yanıtını verir:

“Tanrı insan değil ki, yalan söylesin. İnsan soyundan değil ki, düşüncesini değiştirsin. O söyler de yapmaz mı? Söz verir de yerine getirmez mi?” (Çölde Sayım 23:19)

İnsanlar her gün yalan söylerler, düşüncelerini değiştirirler ve söz- lerini yerine getirmezler. Tanrı bu gibi şeyleri yapamaz. Sınırsız Mükemmel Olan, Kendi karakterine aykırı davranamaz.

“O, Kendini inkar edemez.” (2. Timoteos 2:13) Bir süre önce şu elektronik postayı aldım:

Siz Allah’ın keyfi olarak bağışlayamayacağını söylüyorsunuz. Allah’ın ellerinin kendi yasaları tarafından bağlandığından söz ediyorsunuz. Şöyle yazıyorsunuz: “Tanrı her şeyi yapabilir, ama Kendisini inkar edemez ve kendi yasalarını umursamazlık edemez.” Merhametlerin en büyüğüne sahip olan Yaratıcımız




167

neden bağışlanma dileyen kullarını bağışlama kapasitesine sahip olmaktan Kendisini alıkoysun ki? Merhametini neden bu şekilde sınırlasın? ...böyle bir davranışın makul olmadığını göremiyor musunuz? Eğer O, böyle bir yasa yapmış olsaydı bile, bunu hemen iptal edebilirdi, çünkü O’nun gücü her şeye yeter! Nihai güce sahip olan Allah’ın herhangi bir şekilde sınırlı olabileceğini tartışmak mantıksızlık olur. O, eğer isteseydi, hepimizi cehennem ateşine atabilirdi, ama O, en merhametli Olan’dır ve kullarını bağışlamayı her zaman ister, öyle ki, kulları yargılandıkları zaman başarılı olabilsinler. Allah hepimize bağışlamasını ihsan etsin ve hepimiz bir araya toplanıp yargılanmak üzere duracağımız günde bize merhamet etsin!


Son bölümde gözden geçirdiğimiz konunun ışığında bu kişinin muhakemesi ile ilgili bir sorun mevcut mudur? Yaratıcımız, Kendi koyduğu yasaları önemsememe ve Kendi kutsal karakteri ile çeliş- kiye düşme konusunda özgür müdür?

ADALETSİZ MERHAMET

Gözünüzün önünde bir duruşma salonu canlandırın.
Yargıç kürsüde oturmaktadır. Önünde banka soygunculuğundan ve soğukkanlılıkla adam öldürmekten sanık bir adam durur. Salon tanıklarla doludur. Öldürülen kurbanın karısı ve ailesi ile soyulan bankanın personeli de salondadırlar. Gazetecilerden oluşan bir kalabalık da olayı haber yapmak için salonda hazır bulunmaktadır- lar.
Bu katile hangi ceza verilecektir? Ölüm cezası mı? Tahliyesi ol- mayan ömür boyu hapis cezası mı?
Salonda bulunan herkese ayağa kalkmaları söylenir.
Yargıç, gözlerini sanığa dikerek şunları söyler: “Ondalık verme ve düzenli olarak dua etme gibi uygulamalarda sadık olduğunu tespit ettim. Tespih çekişin etkileyici. Ayrıca senin her zaman yemeğini bir yabancı ile paylaşmaya hazır olan konuksever bir adam oldu-


168

ğunu duydum. Bu durumdan paçanı kurtarman zordu, ama iyi işle- rin kötü işlerinden daha fazla olduğu için sana merhamet ediyorum. Bağışlandın ve şimdi gidebilirsin.”
Yargıç, davanın kapandığını belirtmek için tokmağını masaya vu- rur.
Salonu, şok olan kişilerin aldığı soluklar ve öfkeli homurdanmalar doldurur....
Şimdiye kadar böyle bir dava senaryosu duyulmamıştır. Bir sanığın suçluluğunun tartılmasını sembolize etmek için bir terazi kullanıla- bilir, ama sanık suçlu bulunduktan sonra artık yapılması gereken, ona uygun bir cezanın verilmesidir. Suçlunun “iyi işler” yapıp yapmadığının, verilmesi gereken ceza ile bir ilgisi olamaz. Bu ger- çeği hepimiz biliriz.
Bu durumda, eğer “iyi işler-kötü işleri-siler” sistemi insanların yersel davalarında hiçbir zaman kullanılmıyorsa, aynı adaletsiz sistemin Tanrı’nın göksel mahkemesinde kullanılması mümkün olabilir mi?

ADİL YARGIÇ

Tanrı, yukarda hayal ettiğimiz öyküdeki yargıç gibi değildir. “Adil Yargıç” (2. Timoteos 4:8) O’nun unvanlarından bir tanesidir. İb- rahim peygamber binlerce yıl önce şu soruyu sordu: “Bütün dünya- yı yargılayan Rab’bin adil olması gerekmez mi?” (Yaratılış 18:25)

Tanrı, merhamet göstermek için adaleti hiçbir zaman bir kenara itmez. Bunu yaptığı takdirde adil tahtının temelini aşındırmış ve kutsal adının ününü lekelemiş olur.

“Tahtın adalet ve doğruluk üzerine kurulu; sevgi ve sa- dakat önün sıra gider.” (Mezmur 89:14)

Elektronik postayı gönderen dostumuz gibi Tanrı’nın, “nihai gücü- nü”, kendi yasalarını önemsememek için kullanabileceğini düşün- mek, “yeryüzünün Yargıcı Olan’ın”, yargılayacağı günahkârlardan daha az adil olduğunu ima etmektir.


169

Biz insanların doğuştan, büyük bir adalet duygusuna sahip olma- mıza rağmen, Yaratıcımızın aynı adalet duygusuna sahip olduğu gibi aşikar bir gerçeğe direniyor olmamız ne kadar garip! Yürekle- rimizin derinliklerinde hepimiz kötüyü cezalandırmayan bir yargı- cın “iyi” olmadığını biliriz.
Yeremya peygamber şöyle yazdı:

Sadakatin büyüktür! ‘Benim payıma düşen Rab’dir’ diyor canım, ‘bu yüzden O’na umut bağlıyorum.’ (Ağıtlar 3:23-

24)
Peygamberin, Önceden haber veremeyişin büyüktür! Ya da “Dö- nekliğin büyüktür!” demediğine dikkatinizi çekerim. Böyle garip fikirli ya da kaprisli bir Tanrı’dan ne gibi bir beklentimiz olabilirdi ki? Tanrı’nın sadakati büyüktür. Tanrı’ya “Merhametli ve Şefkat- li” olarak hitap etmeye alışkın olan pek çok kişi, O’nun aynı za- manda “sadık ve adil” (1. Yuhanna 1:9) olduğunu unuturlar.
Tek taraflı bir bakış açısı, Tanrı hakkında çarpıtılmış bir görüşe neden olur.

TANRI’NIN DENGELİ DOĞASI

Bir kuşun uçabilmesi için hangi kanadı gereklidir? – sol kanadı mı
sağ kanadı mı?
Kuşun uçabilmesi için her iki kanadına da ihtiyaç duyduğu aşikar- dır! Bir kuşun tek bir kanat ile uçabileceğini düşünen herhangi biri kuşların doğasını ve yerçekimi ile aerodinamik yasalarını kaale almayan biridir.
Aynı şekilde, Tanrı’nın adaleti bir kenara iterek merhamet göstere- bileceğini kabul edebilen herhangi biri, Tanrı’nın doğası ile günah ve ölüm yasasını önemsememektedir.
Tanrı’nın merhameti ve adaleti her zaman mükemmel bir denge içindedirler. Kral Davud şu sözleri yazmıştı:


170

Merhametini ve adaletini ezgiler ile anacağım; seni ilahi- lerle öveceğim, ya RAB! (Mezmur 101:1)

Bazı çirkin günahlar işlemiş olan Davud, Tanrı’nın merhametini hak etmediğini biliyordu. Merhametin tanımında hak edilmediği yer alır.

Adalet, hak ettiğimiz cezayı almaktır.

Merhamet, hak ettiğimiz cezayı almamaktır.

Davud’un, Tanrı’ya övgü ilahileri söyleyebilmesinin nedeni, Tan- rı’nın hak etmeyen günahkârlara adaleti bir kenara itmeksizin mer- hamet göstermek için bir yol tasarladığını bilmesidir.
Günahın bağışlanması, kutsal Tanrımız için basit bir konu değildir. Tanrı bir günahkârı asla günahkârın suçlarının gereken şekilde yargılanmadan ve cezalandırılmadan bağışlamaz. Eğer biri bize bir haksızlık yaparsa insani varlıklar olarak bu kişiye şöyle diyebiliriz: “Tamam. Unutalım gitsin. Olup bitenler zaten o kadar da büyütüle- cek şeyler değil.” Biz bir kişiyi lütufkâr davranarak bu şekilde ba- ğışlamayı seçebiliriz, ama kutsallıkta sınırsız olan Yargıç bu şekil- de davranamaz.
Tanrı’nın merhameti Tanrı’nın adaletini asla iptal etmez. Tanrı hiçbir zaman, “Seni seviyorum, bu nedenle günahını yargılamaya- cağım” demez. Tanrı günahkârları sever, ama onların günahlarını ayrı tutar ve cezalandırır.
Eğer Tanrı’nın istediği buysa, o zaman suçlu günahkârlara merha- met etmesi nasıl mümkün olabilir?

ADALET İLE MERHAMET

Adem ve Havva’nın durumunu tekrar düşünelim.
Tanrı sevecen ve merhametli olduğu için Adem ve Havva’nın Kendisinden ayrılmalarını istemedi. Onların sonsuza kadar Kendisi ile birlikte yaşamalarını ve sonsuz ateşte mahvolmalarını istemedi.


“Rab… kimsenin mahvolmasını istemiyor.” (2. Petrus 3:9)

171

Ancak, Tanrı doğru ve adil olduğu için Adem ve Havva’nın güna- hını önemsememezlik edemezdi. İşledikleri günahı cezalandırmak zorundaydı.
Kötüye bakamayacak kadar saftır gözlerin.” (Habakkuk
1:13)

Bu durumda Tanrı ne yapacaktı? Günahı, günahkârı cezalandırma- dan cezalandırmanın bir yolu var mıydı? Günahın kirliliği günah- kârdan nasıl uzaklaştırılabilir ve mükemmel saflık yeniden nasıl restore edilebilirdi? Eyüp peygamberin sorusuna tatmin edici bir yanıt mevcut mudur? “Tanrı’nın önünde insan nasıl haklı çıkabi- lir?” (Eyüp 9:2) Tanrı’ya şükürler olsun ki bu sorunun tatmin edici bir yanıtı vardır.

Kutsal Yazılar Adil Yargıç’ın, Adem ve Havva gibi, sizin ve benim gibi suçlu günahkârları hem adil kalarak aklamakiçin ne yaptı- ğını açıklarlar. (Romalılar 3:26) Tanrı’nın, adaletini uygulayarak size merhamet sunmak için ne yaptığını biliyor musunuz?

Yanıt, önümüzde bizi bekliyor. Yolculuğa devam edelim.

BENİM HATAM DEĞİL

Şimdilik, günah ile lekelenmiş atalarımız ve onların artık Yargıçla- rı haline gelmiş olan Yaratıcıları arasındaki konuşmaya kulak vere- lim:

“Sonra RAB Tanrı Adem’e ‘Neredesin?’ diye seslendi. Adem, ‘Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim’ dedi. RAB Tanrı, ‘Çıplak olduğunu sana kim söyledi?’ diye sordu. Adem, ‘Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim’ diye ya- nıtladı. RAB Tanrı kadına, ‘Nedir bu yaptığın?’ diye sordu. Kadın, ‘Yılan beni aldattı, o yüzden yedim’ diye karşılık verdi.’” (Yaratılış 3:9-13)

RAB, Adem ve Havva’yı neden sorguladı?


172

Nasıl bir anne-baba itaatsiz çocuğunun ne yaptığını bilmesine rağ- men ne yaptığını ona yine de sorarsa, aynı şekilde Tanrı’da Adem ve Havva’yı sorguladı. Tanrı, Adem ve Havva’nın günahlarının ve suçlarının farkına varmalarını istedi. Ama buna rağmen, onlar gü- nahlarını itiraf etmek yerine birbirlerini suçlamayı seçtiler.
Adem, Tanrı’yı ve Havva’yı suçladı: Benim suçum değil! Yanıma koyduğun kadının suçu!
Havva, suçu yılanın üzerine attı: Yılan beni aldattı!
Adem ve Havva programlanmış robotlar değillerdi; insan oldukları için Tanrı her ikisini de yaptıkları seçimden suçlu tuttu. Suçlamala- rı gereken birileri varsa o kendileri olmalıydı.

“Ayartılan kişi, ‘Tanrı beni ayartıyor’ demesin. Çünkü Tanrı kötülük ile ayartılmadığı gibi kendisi de kimseyi ayartmaz. Herkes kendi arzuları ile sürüklenip aldanarak ayartılır. Sonra arzu gebe kalır ve günah doğurur. Günah olgunlaşınca da ölüm getirir.” (Yakup 1:13-15)

Adem ve Havva, Yaratıcılarının planını izlemek yerine, kendilerini
günah ve ölüm yoluna yönelten “kendi arzularını” izlediler.
Havva, Şeytan tarafından ayartıldı ve aldatıldı. Rab’bin, iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yememesini buyurduğu Adem ise, kendi isteği ile Yaratıcısına itaatsizlik etmeyi seçti.

“Aldatılan Adem değildi, kadın aldatılıp suç işledi.” (1. Timoteos 2:14)

Ayartıldılar ya da aldatıldılar, her ikisi de suçluydu. Ama, ancak Adem yasaklanmış meyveyi yedikten sonra Kutsal Yazılar şu be- yanda bulundular: Sonra ikisinin de gözleri açıldı.” (Yaratılış

3:7)
Tanrı, insanlığı doğruluk ve yaşam krallığından dışarı çıkartıp onu günah ve ölüm egemenliğine sokma sorumluluğunu Havva’ya değil, Adem’e yükledi. Tanrı Adem’e tüm insan soyunun başı olma


173

ayrıcalığını vermişti, ama bu büyük ayrıcalık beraberinde büyük bir sorumluluğu da getirmekteydi.
Adem’in günahı hepimizi lekeledi, ama bizim kendimizin yaptığı
seçimler için onu suçlayamayız.

Her birimiz kendi adına Tanrı’ya hesap verecektir.”

(Romalılar 14:12)


174

14

LANET


izlenmelerin ve mazeretlerin zamanı geçmişti. Adem kendi yolunu seçmişti, ama bu yolun neden olduğu sonuçları seçmeyecekti. Adil Yargıç insanın günahı aracılığıyla ge-
len bir dizi lanet ve sonucu duyururken tüm yaratılış sessiz kala- caktı.

YILAN

Rab, önce “yılan” hakkında verdiği hükmü duyurmaya başladı:

“Bunun üzerine RAB Tanrı yılana, ‘Bu yaptığından ötürü bütün evcil ve yabanıl hayvanların en lanetlisi sen olacak- sın’ dedi. ‘Karnının üzerinde sürünecek, yaşamın boyunca toprak yiyeceksin. Senin ile kadını, onun soyu ile senin so- yunu birbirinize düşman edeceğim.. Onun soyu senin başı- nı ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın.” (Yaratılış

3:14-15)
Tanrı’nın konuştuğu bu yılan kimdi? Tanrı bir sürüngene mi öfke- lenmişti?
Tanrı’nın Kutsal Yazılar’daki sözleri bazen özellikle benzetmeler- de ve ön bildirilerde iki-seviyeli bir mesaj içerirler. Birincisi, aşikar


175

olan yüzeysel anlamdır ve ikincisi ise daha az aşikar olan derin anlamdır. Tanrı’nın duyurduğu hükmü iki-seviyeli bir görünüme sahiptir.
Yılanın üzerine gelen lanet iki seviyeye sahiptir:

1. SEVİYE: SÜREKLİ BİR AÇIKLAMA

RAB, öncelikle yılanı lanetleyerek (onun hakkındaki hükmü duyu- rarak) insanlığın önüne sürekli bir ibret dersi koyuyordu. Şeytan’ın, insanı ayartmak için kullanmış olduğu sürüngen bundan böyle karnının üzerinde sürünecekti. Tüm yılanlar bu özelliğin aynısına sahip olacaklardı. Adem ve Havva günah işlemeden önce yılanların herhalde diğer sürüngenler gibi ayakları vardı. Bu güne kadar, pi- tonlar ve boğa yılanları gibi belirli türdeki yılanların üst bacak kemiklerinde bazı kalıntı parçalarının mevcut olduğu görülmüş- tür.128
Günah, aynı şekilde suç ve suçluluk nedeniyle ucu uzaklara kadar uzanan kalıntılar üretir. “Tüm yaratılışın inlemesinin” (Romalılar
8:22) nedeni, günahtır. Masum hayvanlar dünyası bile günahtan etkilenmiştir.
İnsanın günah işleme konusunda yaptığı seçimin Düşüş olarak adlandırılması yerinde bir tanımdır.

2. SEVİYE: ŞEYTAN’IN BAŞINA GELECEK OLAN MAH- KUMİYET

Kutsal Kitap, “Kutsal Yazılar’daki hiçbir peygamberlik sözünün insan isteğinden kaynaklanmadığını” bildirir (2. Petrus 1:20). Kut- sal Yazılar’ı, Kutsal Yazılar yorumlarlar. Tanrı’nın “yılan” hak- kındaki lanetinin ikinci kısmında duyurdukları, bizi, Kutsal Yazı- lar’la ilgili daha derin bir araştırma yapmaya zorlar.

“Senin ile kadını, onun soyu ile senin soyunu birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın.” (Yaratılış 3:15)



176

Tanrı’nın konuştuğu yılan kimdir? Kutsal Yazılar bu yılanı, yere yıkılan” gururlu melek olarak (Yeşaya 24:12) tanımlarlar. O, “Bü- tün dünyayı saptıran İblis ya da Şeytan denilen o eski yılan”dır. (Vahiy 12:9)129

Yılan, Şeytan’dan başkası değildi.
RAB, bir yılan için uygun düşen dili kullanarak Şeytan’ın ve onu izleyenlerin tümünün yıkımını ilan ediyordu. Şeytan’ın “tohumu” (soyu) ve kadının “Tohumu” (Soyu) arasında “düşmanlık” (uzlaş- tırılamaz düşmanlık) olacaktı. Sonunda “onun Tohumu) yılanın “başını” ezecekti.
Tüm bu söylenenlerin hepsi Tanrı’nın zamanlamasına uygun ola- rak yerine gelecekti.

İKİ “TOHUM”

Bu iki tohum hakkında söylenenlerle kast edilen nedir? Yılanın tohumu ve kadının Tohumu sözleri ile kimlere işaret edilir?

Yılanın tohumu Şeytan gibi, baş kaldıranları belirtir. Şeytan’ın yalanlarını izleyen kişiler, ruhsal anlamda, iblisin çocuklarıdırlar.

“Siz babanız İblis’tensiniz ve babanızın arzularını yerine getirmek istiyorsunuz. O, başlangıçtan beri katildi. Gerçe- ğe bağlı kalmadı. Çünkü onda gerçek yoktur. Yalan söyle- mesi doğaldır. Çünkü o yalancıdır ve yalanın babasıdır.” (Yuhanna 8:44)

Peki o zaman kadının Tohumu kimdir?
Bu ifade, eşsiz bir kavramdır. Kutsal Kitap tarihinin tamamında bir kişinin soyu her zaman kadına değil, erkeğe atfedilmiştir. Ancak, günahın dünyaya girdiği günde Tanrı bir kadının soyundan söz etti.
Neden?



Tanrı’nın bu bildirisi, bir erkekten değil bir kadından doğacak olan Mesih’e işaret eden ilk peygamberlikti. Mesih sözcüğünün birebir anlamı Meshedilmiş Olan ya da Seçilmiş Olan’dır. Kutsal Kitap’ın

177

tamamında bir kişi, ne zaman halkın önderi olması için Tanrı tara- fından seçilirse, peygamber gibi yetkili biri onun özel bir görev için Tanrı tarafından seçildiğini göstermek amacı ile onu meshederdi (başının üzerine yağ dökerdi).130

Ama Mesih tüm diğerlerinden farklı olacaktı. O, Meshedilmiş Olan olacaktı. Tarihte o doğru zaman geldiği anda, Tanrı’nın Seçilmiş Olan’ı “ölüm gücüne sahip olanı, yani iblisi etkisiz kılmak ve ölüm korkusu yüzünden yaşamları boyunca köle olanların hepsini özgür kılmak” için dünyaya girecekti. (İbraniler 2:15)

Tanrı, günahın insan soyuna girdiği günde Planının tamamını açık- lamamasına rağmen, bu olgunlaşmamış ön bildiriyi Adem’e ve Havva’ya ve onların soyuna bir umut ışığı olarak verdi. Bu ilk vaat, Tanrı’nın peygamberlerinin daha sonra ayrıntılı olarak gelişti- recekleri çok sayıdaki temel gerçeği içerir.131

LANET

Yılanın başını ezecek olan kadının Tohumu hakkında özenli bir üslup ile bildirdiği peygamberlikten sonra Tanrı, Adem ve Hav- va’yı günahlarının doğurduğu bazı pratik sonuçlar konusunda bil- gilendirdi. Bu sonuçlar Lanet adı ile bilinirler.

“RAB Tanrı kadına, ‘Çocuk doğururken sana çok acı çek- tireceğim’ dedi. ‘Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, seni o yönetecek..’ RAB Tanrı Adem’e,

‘Karının sözünü dinlediğin ve sana meyvesini yeme dedi- ğim ağaçtan yediğin için toprak senin yüzünden lanetlendi’ dedi. ‘Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacak- sın. Toprak sana diken ve çalı verecek, yaban otu yiyecek- sin. Toprağa dönünceye dek ekmeğini alın teri dökerek ka- zanacaksın, çünkü topraksın. Topraktan yaratıldın ve yine toprağa döneceksin.’” (Yaratılış 3:16-19)

Adem ve Havva’nın Yaratıcılarına karşı baş kaldırma konusundaki seçimleri, dehşet verici bir bedele mal oldu.


178

Bir aileye sahip olmanın getireceği sevinçlere şimdi zahmet ve acılar eşlik edecekti. Toprak şimdi doğal bir şekilde tahıllar, mey- veler ve sebzeler üretmek yerine, lanetlendiği için bu lanetin doğal sonucu olarak yaban otu, diken ve çalı üretecekti. Dinlenme ve keyif alma, yerini mücadele ve zahmete bırakmak zorunda kala- caktı. Hepsinden de kötüsü, insanın çabucak geçen ömrü, adı Ölüm olan bir zorba tarafından gölgelenecekti.
İnsan, Tanrı’nın kendisine vermiş olduğu egemenliği kaybetmişti. Günah, bir lanet getirmişti.

ÖLÜM NORMAL MİDİR?

Kutsal Yazılar’a önem vermeyen kişiler, zorluk, sıkıntı, kayıp, bozulan ilişkiler, hastalık, yaşlanma ve ölümün normal olduğunu düşünme eğilimindedirler. Günahın laneti hakkındaki gerçeği an- lamak, inleyen gezegenimizde olup bitenlerin nedenini kavramak için var olan anahtarlardan biridir. Pek çok zeki insan, insanlığın acıklı durumunun nedeninin Tanrı’nın var olmayışının kanıtı ola- rak görürler. Günahın dünyaya girişinin ve yarattığı etkilerin far- kında olmadıkları için böyle bir mantıkla düşünürler.132
Senegal’de insanlar bazen (daha çok cenaze törenlerinde) şöyle derler: “Tanrı, yaşamdan önce ölümü yarattı.” Bu kişilerin çoğu, bu felsefede huzur bulurlar. Bu tür düşünce hem mantık hem de ölü- mü, “ortadan kaldırılacak son düşman” (1. Korintliler 15:26) ola- rak tanımlayan Kutsal Yazılar’la çelişki içindedir.

Kötülük, yas, zorluk, sıkıntı ve ölüm normal gibi görünebilirler. Ama böyle istila edici unsurlar, sağlıklı bir kişinin bedeni için doğal olmayan kanser hücreleri kadar doğal değildirler.
Güzel kokulu bir gül ağacının dikenleri, bir ürünün hasadı için gerekli olan çaba, hayranlık du-

179

yulacak kadar sevimli küçük çocukların inatçılığı, bir kocanın gü- zel ve hoş karısına kötü davranması, bir çocuğun doğma mucizesi- ne eşlik eden acı, bir bedenin bağışıklık sistemini harap eden hasta- lıklar, yaşlılığın zalimliği, ölümün katı gerçeği ve bedenlerimizin toprağa dönmesi – bunlar Tanrı’nın orijinal planının bir parçası değildirler.
Tanrı, yaratılışı kendi kendisi ile kavga etmesi için tasarlamadı. Günah dünyaya girmeden önce, insan yaratılış üzerinde egemenli-
ğe sahipti. Her şey, Adem ve karısına mükemmel bir şekilde boyun eğiyordu. Sonra ilk atamız günah ve ölüm yolundan yürüdü ve kirlenen ve ölen insan soyunun tümü de onunla birlikte yürüdü.

TÜM YARATILIŞ ETKİLENDİ

Biri, “Ama bu adil değil, bir insan neden başka bir insanın günahı
yüzünden acı çekmek zorunda kalsın?” diyebilir.
Her birimiz kendi seçimimizi kendimiz yaparız ve Tanrı bizi bu yaptığımız seçimlerden sorumlu tutar, ama aynı zamanda lanet- lenmiş bir dünyada yaşadığımız da bir gerçektir. Wolof özdeyişinin ardındaki gerçeklik aşikardır:

“Bulaşıcı bir hastalık, kendisini hastalığa neden olan kişi ile sınırlamaz.”

Günahın doğası da böyledir. Yaşam artık adil değildir. Adem’in o tek günahının sonucu olarak, “bütün yaratılış şu ana dek birlikte inleyip doğum ağrısı çekmektedir.” (Romalılar 8:22)
Günahın lanetinden her şey etkilendi.



İyi haber, Yaratıcımızın başlangıçtan beri cesur bir kurtuluş planı- na sahip olmasıdır. Bir kol saati yapımcısı, kol saatinin içine bir mekanizma koyar ve kol saati bu mekanizma aracılığıyla yanlış zaman göstermesine neden olan güçlerle başa çıkması için uyarla- nabilir. Aynı şekilde evrenin Yaratıcısı da dünyasına Şeytan’ın, günahın ve ölümün yıkıcı güçlerine denge getirmek amacı ile bir “mekanizma” inşa etti. Tanrı, başlangıçtan beri günahın dünyaya

180

girmesine izin verirken, günahın lanetini geri çevirecek ve Kendi- sine inanan herkese Lütfu’nu sergileyecek bir amaca sahipti.

Tanrı’nın öyküsünün başında üzüntü, acı ve ölüm olmadığı gibi öyküsünün sonunda da üzüntü, acı ve ölüm yoktu. Bir gün günah ve günahın laneti iptal edilecek. “Tanrı, onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı… Artık hiçbir lanet kalmayacak.” (Vahiy 21:4; 22:3) Bu görkemli gelecek hak- kında yolculuğumuzun sonuna doğru bilgi edineceğiz.

TANRI’NIN LÜTFU

Adem ve Havva’nın iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yedikten sonra ne yaptıklarını hatırlıyor musunuz?
Kendileri için incir yapraklarından örtüler yaptılar. Bu davranış, insanın, günahını ve suçunu örtmek için bulunduğu ilk girişimiydi. Tanrı, Adem ve Havva’nın çabalarını kabul etmedi. Ve onlar için Tanrı bir şey yaptı:

“Rab Tanrı Adem ile karısı için deriden giysiler yaptı, on- ları giydirdi.” (Yaratılış 3:21)

Tanrı, Adem ve Havva için hayvan derisinden yapılmış giysiler sağladı. Bunu yapmak için, kan döküldü.
RAB’bin iki koyun ya da başka uygun hayvanlar seçtiğini, onları kurban ettiğini ve sonra onlardan Adem ve Havva için “deriden giysiler” yaptığını zihninizde canlandırın. Tanrı, onlara günahın büyük bedeli, Kendi kutsal doğası ve Kendisine uygun olmayan günahkârların Kendisi tarafından nasıl kabul edilebilecekleri hak- kında önemli dersler öğretiyordu.
Adem ve Havva’ya bu özel giysileri sağlamakla, Yaratıcıları Ken- disine karşı baş kaldırmış olan bu kişilere Lütfu’nu gösteriyordu. Tanrı’nın iyiliğini hak etmemişlerdi, ama zaten lütfun anlamı bu- dur: hak edilmemiş iyilik.


Adalet, hak ettiğimizi (=sonsuz ceza) almaktır.

181

Merhamet, hak ettiğimizi (=ceza yok) almamaktır.

Lütuf, hak etmediğimizi (=sonsuz yaşam) almaktır.

TANRI’NIN DOĞRULUĞU

Tanrı, Adem ve Havva için hayvanlar öldürerek, onların, Kendisi- nin yalnızca “lütfeden Tanrı” (Mezmur 86:15) olmadığını, aynı zamanda “adil Tanrı” (Mezmur 7:9) olduğunu da anlamalarını istedi. Günah, ölüm ile cezalandırılmalıdır. Bu güzel, masum hay- vanlardan bir nabız gibi atarak dökülen kanı gördükleri zaman Adem ve Havva’nın aklından geçenleri düşünün. Tanrı, Adem ve Havva’nın önünde çok etkileyici bir örnek sergilemişti: işledikleri günahın cezası ölümdü.
Kanı dökülen ilk kurbanı Tanrı’nın Kendisi sağlamıştı. Bu kurbanı, milyonlarcası izleyecekti.
Aynı zamanda onları, Kendisinin sağlamış olduğu hayvan derileri ile “giydirenin” de RAB olduğuna dikkat edin. Adem ve Havva günahlarını ve utançlarını örtmeye çalışmışlardı, ama onların bu konudaki çabaları Tanrı’yı tatmin etmemişti. Günah sorunlarına çözüm getirebilecek Olan, yalnızca Tanrı’ydı. Tanrı, Adem ve Havva’nın bu gerçeği anlamalarını istedi. Bizlerin de aynı gerçeği anlamamızı istiyor.

GÜNAHKÂRLAR BAHÇEDEN DIŞARI ÇIKARILDI

Yaratılış kitabının 3. bölümü aşağıdaki ayetlerle sona erer:

“RAB Tanrı sonra, ‘Adem iyi ile kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu’ dedi. ‘Artık yaşam ağacına uzanıp meyve almasına, yiyip ölümsüz olmasına izin verilmemeli.’ Böyle- ce RAB Tanrı, yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere Adem’i Aden bahçesinden çıkardı. Onu kovdu. Yaşam ağa- cının yolunu denetlemek için de Aden bahçesinin doğusuna Keruvlar (Tanrı’nın göksel tahtının çevresinde duran özel



182

melekler) ve her yana dönen alevli bir kılıç yerleştirdi.”
(Yaratılış 3:22-24)
Aynı, günah işleyen Lüsifer ve meleklerinin Tanrı’nın isteğine karşı gelerek kendi isteklerine göre hareket ettikten sonra göksel Cennetten kovulmaları gibi, adem ve karısı da Tanrı’nın isteğine aykırı hareket ettikleri zaman yersel cennetten dışarı çıkarıldılar.
Böylece, Tanrı’nın kutsal huzuru ve yaşam ağacı (iyilik ve kötülü- ğü bilme ağacı ile karıştırılmasın) insana yasaklanmış oldu. Kutsal Yazılar’da yapmakta olduğumuz yolculuğumuzun sonuna doğru göksel Cennetteki bu özel ağacın bir başka görünümüyle karşılaşa- cağız. Yaşam ağacı, Tanrı’nın, Kendisine ve Planına güvenen her- kese verdiği sonsuz yaşam armağanını sembolize eder.
Adem ve Havva iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yemekle son- suz yaşam yolunu reddettiler ve sonsuz ölüm yolunu seçtiler. Gök- yüzü ve yeryüzü arasındaki keyifli bağlantı günah yüzünden kesil- di.
Adem ve Havva, ciddi bir sorunla karşı karşıyaydılar. Biz de öyle.


183

15

ÇİFTE SIKINTI


006 yılının Mayıs ayındaki bir gazetenin başlığı şu haberi duyuruyordu:

Bir mahkum 38 yıl kaçtıktan sonra tekrar yakalandı.

Soygunculuk suçundan hapis cezasını çekmekte olan Bay Smith adlı bir mahkum 1968 yılında Kaliforniya’daki bir cezaevinden kaçtı.
38 yıl boyunca, annesinin kızlık soyadını kullanarak sürekli yer değiştirdi, sonunda orta Amerika’da sık ağaçlı bir bölgede, bir römorkun içinde yaşamaya karar verdi. Yetkililer kendisini bu bölgede ele geçirdiler.
Adamı yakalayan İlçe Şerif Bürosu Dedektifi olayla ilgili şunları söyledi: “Kısa bir süre yere baktı ve sonra başını kaldırarak bana şöyle dedi: ‘Evet, ben o aradığınız kişiyim.’ İnsanların bu kadar uzun süre onu arayacaklarını düşünmemişti.”133
Bay Smith yasanın ısrarlı gücünden kaçmayı başaramadıysa, Tan- rı’nın yasalarını ihlal eden biri de Adil Yasa-Koyucu ve Yargıcın sınırsız erişim alanından kaçamayacaktır.
Ve şimdi yasayı ihlal eden bu kişilerin kimler olduklarına bakalım:


184

Günah işleyen herkes yasaya karşı gelmiş olur; çünkü günah demek, yasaya karşı gelmek demektir.” (1. Yuhanna

3:4)
Tanrı’nın iyi ve mükemmel yasalarına itaatsizlik eden herkes yasa- ya karşı gelmiştir. Lüsifer de böyle yaptı. Adem ve Havva’nın yap- tığı da buydu. Aynı şeyi biz de yaptık.
Günahın tümü, Tanrı’ya karşıdır. Pek çok kişi günahlarını önemsiz olarak görür, ama Tanrı’nın gözünde tövbe etmemiş ve bağışlan- mamış tüm günahkârlar –ne kadar “iyi” ya da dindar olurlarsa ol- sunlar– yasaya karşı gelen suçlu kişilerdir.

İYİMSER SERAP İZLEYİCİLERİ

Bir süre önce bir komşu bana şöyle dedi: “Ben bir iyimserim; sanı- rım cennete gideceğim.”
Yargılanma zamanı geldiğinde, bu komşumun iyimserliği ve çaba- ları onu sonsuz cezadan kurtarabilir mi?
Bir kez Kaliforniya’nın Ölüm Vadisi’nde (yeryüzündeki en sıcak çöllerden bir tanesi) yolculuk ederken, uzakta parıldayan bir göle benzer bir yer gördüm, ama yaklaştığımda “göl” gözden kayboldu. İleriye baktığımda bu “göl” gibi bir başka yer daha gördüm. Ama, bu “göl” de aynı şekilde kayboldu.
Gördüklerim, seraptı.
Bir serap, havanın farklı ısı ve yoğunluk katmanları aracılığıyla kırılan ışık ışınları tarafından oluşturulur. Göller gerçek gibi görü- nüyorlardı, ama gerçek değillerdi. Aynı şekilde bir günahkâr da kendisini cennete gitme konusunda iyimser hissedebilir, ama Kut- sal Yazılar gerçeği açıkça ortaya koymaktadırlar. Adem’in soyu, kendisini yargıdan kurtaracak “güce sahip değildir.” (Romalılar
5:6)
Kavrulmuş bir çölde kalan suyunun hepsini dökmüş olan kaybol- muş biri gibi insanlık da günah nedeniyle kaybettiği sonsuz yaşamı yeniden kazanmak konusunda çaresizdir.


185

“Hepimizin öleceği kesin, toprağa dökülüp yeniden topla- namayan su gibiyiz.” (2. Samuel 14:14)

Kaybolan kişi, yaşamını kurtaracak bir vaha olduğuna içtenlikle inandığı şeyi görebilir, ama “vaha” yalnızca vücudun daha çok su toplamasına neden olan sıcak dalgalarına dönüşür. Çaresiz ve su- suz kalmış kişi sonunda ölünceye kadar bir seraptan diğerine zah- met içinde yürür durur.
Aynı durum bir günahkârın iyimserliği, içtenliği ve insan çabaları- na dayanan tutum için de geçerlidir.

“Öyle yol var ki, insana düz gibi görünür, ama sonu

ölümdür.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 14:12)

Bugün dünyadaki milyarlarca kişi kirlenmiş konumları ile başa çıkma çabası göstererek kendilerine doğru görünen yolları izlerler. Dini törenler uygularlar, mekanik bir şekilde dualar ezberlerler, törensel biçimde bedenlerini temizlerler, belirli yiyeceklerden uzak dururlar, sadaka verirler, mum yakarlar, tespih çekerler, kurallar tekrarlarlar, ve “iyi işler” olduklarına inandıkları şeyleri yaparlar. Bazıları ise ruhsal önderlerine boyun eğmeye odaklanırlar ve bazı- ları da kutsal ve adil zannettikleri bir neden uğruna şehit olup öle- rek cennete girme hakkını kazanacaklarını ümit ederler.
Bu şekilde davranarak bir serabın peşinden koşuyor olmaları
mümkün müdür?

BENLİK HAKKINDA DOĞRU BİR GÖRÜŞ

Bir Wolof özdeyişi, “Gerçek, acı bir biberdir” der.
Tanrı, bundan rahatsızlık duymamıza rağmen bize kendimiz hak- kındaki zalim gerçeği bildirir. Bizi, günahımız hakkında O’nunla dürüst davranmaya davet eder. Bu tür bir içtenliğe sahip değilsek, eşimin ve benim tanıdığım ciddi bir hastalığı olan komşumuz gibi oluruz. Bu komşumuz uygun bir doktora olan ihtiyacının farkına varmayı reddetti ve iyileşeceği konusunda ısrarlı bir tutum takındı. Birkaç hafta sonra öldü.


186

Mesih, yeryüzündeyken, kendi doğruluklarına inanan bir grup dini öndere şunları söyledi:

“Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var. Ben doğru kişileri (yeterince iyi olduklarına inananlar) değil, günahkârları çağırmaya geldim.” (Markos 2:17)

Kutsal Yazılar’ın açık ve net ifadesine rağmen, günümüzde pek çok kilise, cami, ve sinagog yetkilileri insanlara yalnızca ne kadar iyi olmaları ya da biraz daha gayret sarf etmeleri gerektiğini söylü- yorlar. Bu yetkililer, insanlara Tanrı’nın bozulmamış doğruluğu ve günahın ciddi sonuçları hakkında öğretiş vermiyorlar.
Kanada’da bulunan bir cami, giriş kapısının üstündeki bir afişte şu mesajı duyurmuştur:
“BİZ HERKESİ KABUL EDİYORUZ
VE HİÇ KİMSEYE BİR GÜNAHKÂR OLDUĞUNU SÖYLEMİYORUZ”
Tanrı, Cennetin girişine koyduğu afişte farklı bir mesaja yer ver- miştir:
BURAYA MURDAR OLAN BİR ŞEY ASLA GİRMEYECEK” (Vahiy 21:27)
Kutsal Yazılar şöyle der:

Herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.” (Romalılar 3:23) Tanrı, hiç kimseyi kendi çabalarını ya da işlerini temel alarak kabul etmez ve herkesin günahkâr olduğunu söyler.

Cennete, yalnızca Tanrı’nın mükemmel adalet ve mükemmel saflık ölçütünü tatmin edecek bir şekilde temizlenmiş olan kişiler girebi- leceklerdir.

TANRI HAKKINDA KESİN BİR GÖRÜŞ




Yeşaya peygambere bir gün, RAB’bin mutlak saflık ve kişiyi huşu içinde bırakan görkemi ile ilgili bir görüm verildi. Ve Yeşaya şun- ları yazdı:

187

“Kral Uzziya’nın öldüğü yıl yüce ve görkemli Rab’bi gör- düm; tahtta oturuyordu, giysisinin etekleri tapınağı doldu- ruyordu. Üzerinde Seraflar duruyordu; her birinin altı ka- nadı vardı; ikisi ile yüzlerini, ikisi ile ayaklarını örtüyor, öbür ikisi ile de uçuyorlardı. Birbirlerine şöyle sesleniyor- lardı: “Her Şeye Egemen Rab kutsal, kutsal, kutsaldır! Yüceliği bütün dünyayı dolduruyor. Seraflar’ın sesinden kapı söveleri ile eşikler sarsıldı, tapınak duman ile doldu.

‘Vay başıma, mahvoldum!’ dedim. ‘Çünkü dudakları kirli bir adamım. Dudakları kirli bir halkın arasında yaşıyo- rum. Buna rağmen Kral’ı, Her Şeye Egemen Rab’bi göz- lerim ile gördüm.(Yeşaya 6:1-5)

Tanrı’nın cennetteki tahtını çevreleyen ateşli görkem öylesine yü- cedir ki, saflıkta mükemmel olan melekler bile yüzlerini ve ayakla- rını örterler. Bu melekler, Tanrı’nın kutsallığı ve görkemi karşısın- da öylesine büyük bir huşuya kapılmışlardır ki, O’nun Huzuru’nda oturamazlar. Oturmak yerine O’nun tahtının çevresinde “Her Şeye Egemen Rab kutsal, kutsal, kutsaldır! Yüceliği bütün dünyayı doduruyor” diye birbirlerine seslenerek uçarlar.
Neden insanların çoğu günahın gerçek yüzünü görmeyi başaramaz- lar?
Bunun nedeni belki de, Tanrı’nın Kim olduğunu hiçbir zaman gö- rememiş olmalarıdır. O’nun alevler saçan saflığı üzerinde asla dü- şünmemişlerdir. Yeşaya Tanrı’nın peygamberlerinden biriydi, ama yine de Rab’bin kutsal görkemi hakkında kendisine verilen görüm, ne kadar murdar olduğunu anlamasına neden oldu. “Vay başıma, mahvoldum! Çünkü dudakları kirli bir adamım!” dedi. Yeşaya, kendisinin ve tüm İsrail ulusunun, Rab ile kıyaslandıkları takdirde, çaresiz bir durumda olduklarını biliyordu!


Yeşaya, daha sonra şunları yazdı: “Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık; her birimiz kendi yoluna döndü… Hepimiz murdar olanlara benzedik ve bütün doğru işlerimiz kirli adet bezi gibidir.” (Yeşaya 53:6; 64:6) Yeşaya, törensel yıkanmaların ya da insan çabalarının miktarı ne olursa olsun, bu işlerin Rab’bin önünde saf

188

olabilmesini sağlayamayacaklarını biliyordu.134 Kutsal Yaratıcımı- zın önünde “hepimiz murdar olanlarabenzeriz.
Eyüp peygamber insanın bu murdar konumu hakkındaki anlayışını şu soruyla gösterir: “Tanrı’nın önünde insan nasıl haklı çıkabi- lir?” … Sabun otu ile yıkansam, ellerimi kül suyu ile temizlesem, beni yine pisliğe batırırsın, giysilerim bile benden tiksinir.” (Eyüp
9:2, 30, 31)
Ve peygamber Yeremya, Tanrı’nın şu sözlerini yazdı: “‘Çamaşır sodası ile yıkansan, bol kül suyu kullansan bile, suçun önümde yine leke gibi duruyor’ diyor Egemen RAB.” (Yeremya 2:22)
Tanrı hakkında kesin bir görüşe sahip olmak, kendimiz hakkında kesin bir görüşe sahip olmamızı sağlar. Eğer Yaratıcımız hakkın- daki düşüncelerimiz kesin değilse, o zaman kendimizle ilgili gurur- lu düşüncelere sahip olacağız demektir.
Üzerinde kirli ve mikroplu, yırtık pırtık giysiler taşıyan biri, kendi- sini temiz ve kabul edilebilir olarak görebilir, ama bu şekilde dü- şünmesi, o kişiyi temiz ve kabul edilebilir yapmaz. Aynı şekilde, bir günahkâr, kendisinin doğru olduğunu düşünebilir, ama bu dü- şüncesi onu doğru yapmaz.
En iyi işlerimiz, Tanrı’nın görkemi ve doğruluğu ile kıyaslandıkları
zaman, “kirli adet bezi” gibidirler.

HERKESİN ÖĞRENMESİ GEREKEN BİR DERS

Tanrı’nın İsrail ulusunu oluşturmasının amaçlarından biri, tüm uluslara bazı önemli dersler öğretmek içindi. RAB, İsrail’e karşı sürekli sadık kalmasına rağmen, İsrailliler, O’nu sürekli ihmal etti- ler. Tanrı, İsraillilerin davranışlarından ders almamızı ister. Bu olaylar onlar gibi kötü şeylere özlem duymamamız için bize ders olsun diye oldu.” (1. Korintliler 10:6)
Tevrat’ın ikinci kitabı olan Mısır’dan Çıkış’ta Musa, İsraillilerin günahı Tanrı’nın gördüğü gibi görme konusunda nasıl başarısız olduklarını yazar. Tanrı, onları güçlü kolu ile yaklaşık dört yüzyıl


189

süren kölelikten kurtarmıştı. Ama yine de RAB ve O’nun karakteri hakkında hala anlamadıkları çok şey vardı. İsrailliler, Tanrı’nın yargısından kaçmak için bir şekilde yeterince itaatkar olabilecekle- rini düşündüler.
İsrail halkı kendisine o kadar çok güveniyordu ki, bütün halk bir ağızdan Musa’ya şu sözleri söyleyebildiler:

“RAB’bin söylediği her şeyi yapacağız.(Mısır’dan Çıkış 19:8) Kendilerini çaresiz günahkârlar olarak görmediler ve Tanrı’nın

isteğinin kusursuz doğruluk olduğunu anlamadılar. Adem ve Hav-
va’yı, Yaratıcılarından ayıran nedenin yalnızca tek bir günah oldu- ğunu unutmuşlardı. Günahlarını görmeleri ve bundan utanç duyma- ları içinTanrı İsraillilere on maddelik bir sınav uyguladı.

Kutsal Yazılar Rab’bin Sina Dağının üzerine nasıl güç ve görkemle indiğini tanımlarlar. “Gök gürledi ve şimşekler çaktı. Dağın üze- rinde koyu bir bulut vardı. Derken, çok güçlü bir boru sesi duyul- du. Ordugahta herkes titremeye başladı.” (Mısır’dan Çıkış 19:16) Sonra, Tanrı’nın Sesi gürledi ve on maddeyi bildirdi:

ON BUYRUK

1. “Benden başka Tanrın olmayacak.” RAB’den başka biri- ne tapmak günahtır. Tanrı’yı her günün her anında tüm yü- reğimiz, tüm aklımız ve tüm gücümüzle sevmemek, günah- tır. (Mısır’dan Çıkış 20)135
2. “Canlıya benzer herhangi bir put yapmayacak- sın…onların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacak- sın.” Bu buyruk, bir putun önünde eğilmemek ya da bir ob- jeye saygı göstermekle sınırlı değildir. Tanrı’nın yerini alan herhangi bir şey, bu yasayı ihlal etmek anlamına gelir.
3. “Tanrın RAB’bin adını boş yere ağzına almayacaksın.” Eğer tek gerçek Tanrı’ya boyun eğdiğinizi iddia ediyor, ama O’nu tanımak ve Sözü’ne itaat etmek istemiyorsanız, o


190

zaman O’nun kutsal Adı’nı boş yere ağzınıza alıyorsunuz demektir.
4. “Şabat Günü’nü kutsal sayarak anımsa… o gün hiçbir iş yapmayacaksınız.” Tanrı, İsraillilerden Kendisini onurlan- dırmaları için haftanın yedinci günü hiçbir iş yapmamaları- nı talep etti.
5. “Annene babana saygı göster.” Kusursuz olmayan itaat günahtır. Bir çocuğun annesine ve babasına saygısızlık et- mesi, ya da onlara karşı kötü bir tavır takınması bile bu buyruğu ihlal ettiği anlamına gelir.
6. “Adam öldürmeyeceksin.” Tanrı, aynı zamanda, “Karde-

şinden nefret edenin katil olduğunu” söyler. (1. Yuhanna


3:15) Nefret etmek ile adam öldürmek aynı şeydir. Tanrı yüreğe bakar ve yü- rekte her zaman bencil olmayan sevgi ister.
7. “Zina etmeyecek- sin.” Bu yasa, yal- nızca bedenin ah- laksızca kullanımı- na işaret etmez, ay- nı zamanda zihin ve
yürekte bulunan, saf olmayan arzuları da ifade eder. “Bir kadına şehvet ile bakan her adam, yüreğinde o kadın ile zi- na etmiş olur.” (Matta 5:28)
8. “Çalmayacaksın.” Hakkınız olandan fazlasını almak, vergi öderken ya da sınava girdiğinizde hile yapmak, ya da işve- reniniz için sadakatle çalışmamak hırsızlığın çeşitli şekille- ridir.


191

9. “Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin.” Biri ya da bir şey hakkında tam doğru olmayan bir beyanda bu- lunmak günahtır.
10. “Komşunun… hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin” Bir baş- kasına ait olan bir şeyi şiddetle arzu etmek günahtır. Sahip olduklarımız ile tatmin olmalıyız.

SUÇLU!

RAB bu on kuralı duyurduktan sonra Kutsal Yazılar İsraillilerin nasıl korktuklarını şöyle anlatır: “Halk gök gürlemelerini, boru sesini duyup şimşekleri ve dağın başındaki dumanı görünce korku- dan titremeye başladı ve uzakta durdu(Mısır’dan Çıkış 20:18).

Artık “Rab’bin söylediği her şeyi” yapabileceklerini söyleyerek övünmüyorlardı.
Sınavı geçememişlerdi.
Durum sizin için nasıl? Sınavda siz ne yaptınız?
Eğer on buyruğu eksiksiz olarak sürekli yerine getiremediyseniz, (yani günün 24 saatinde, haftanın 7 gününde doğduğunuz andan başlayarak tam şu ana kadar kusursuz itaat) o zaman siz de İsrailoğulları ve benim gibi sınavı geçememişsiniz demektir.

“Kişi, yasanın her dediğini yerine getirse de, tek konuda

ondan saparsa, bütün Yasa’ya karşı suçlu olur.” (Yakup

2:10)


Okuduğunuz bu kitabın ilk bölümünde, Kutsal Kitap’ın yalnızca dünyanın en çok satan kitabı olmadığına dikkatinizi çekmiştik; Kutsal Kitap aynı zamanda dünyanın en çok kaçınılan kitabıdır. Rağbet görmemesinin nedenlerinden biri, günahımızı ortaya çı- karması ve gururumuzu silip atmasıdır. Kutsal Kitap hakkımızda şunu söyler: “‘Zenginim, zenginleştim, hiçbir şeye gereksinmem yok diyorsun,’ ama zavallı, acınacak durumda, yoksul, kör ve çıplak olduğunu bilmiyorsun,” ve: Yeryüzünde hep iyilik yapan, hiç günah işlemeyen doğru insan yoktur.” (Vahiy 3:17; Vaiz 7:20)

192

Tanrı’nın Yasası bize kendimizi iyi hissettirmez.

ON BUYRUK NEDEN VERİLDİ?

O zaman bu buyrukların amacı nedir? Eğer Tanrı’nın ölçüsüne hiç kimse ulaşamıyorsa, Tanrı bu buyrukları bildirme zahmetine neden katlandı?
Tanrı’nın bu buyrukları vermesinin belirgin nedenlerinden biri, insanoğluna toplum yaşamında düzen elde edebilmesi için net bir ahlak ölçütü sağlamaktır. Neyin doğru neyin yanlış olduğu konu- sunda hemfikir olmayan her uygarlık anarşi ya da baskı tarafından kontrol edilecektir. Tanrı, insanlığın, toplumda bir yasa kuralına ihtiyaç duyduğunu bilir. Ancak yine de Tanrı’nın On Buyruğu vermesinin bundan daha önemli başka bazı nedenleri vardı.

Rab, Yasasını verdi, öyle ki, “her ağız kapansın, bütün dünya Tan- rı’ya hesap versin. Bu nedenle Yasa’nın gereklerini yapmakla Tan- rı katında hiç kimse aklanmayacaktır. Çünkü Yasa sayesinde gü- nahın bilincine varılır.(Romalılar 3:19-20)

ON BUYRUĞUN ÜÇ İŞLEVİ

1. Tanrı’nın Yasası kendi doğruluğuna güvenen kişileri sustu- rur. “Her ağız kapansın ve bütün dünya Tanrı katındaki suçlulu- ğunu kabul etsin.” On Buyruk, bize şunu anlatır, “Siz çok iyi ol- duğunuzu düşünseniz bile Tanrı’nın mükemmel doğruluk ölçütünü hiçbir zaman yerine getiremeyeceksiniz. Siz yasayı ihlal etmekten suçlusunuz. Övünmekten vazgeçin!136

2. Tanrı’nın Yasası bizim günahımızı ortaya çıkarır. “Çünkü Yasa sayesinde günahın bilincine varılır.” Yasa bir röntgen cihazı gibidir. Radyografi kırılan bir kemiği meydana çıkarabilir, ama onu iyileştiremez. Aynı şekilde, “Yasa’nın gereklerini yapmakla Tanrı katında hiç kimse aklanmayacaktır (suçsuzluğu bildirilmeyecek- tir). Yüzü kirli olan biri için ayna ne işe yarıyorsa, On Buyruk da bir günahkâr için aynı işe yarar. Ayna yüzün kirini gösterebilir,



193

ama onu temizleyemez. Tanrı’nın Yasası günahımızı ve murdarlı-
ğımızı açıklar, ama bunları bizden uzaklaştıramaz.
Birkaç yıl önce, Senegal’deki bir Roman Katolik ortaokulunun matematik öğretmenine Tanrı’nın yasasının amacını açıkladım. Öğretmen bu açıklamam karşısında şok geçirdi. Ses tonunda hisse- dilen büyük bir hayal kırıklığıyla şu yorumu yaptı: “TAMAM, On Buyruk bize kutsal olan ve günahı yargılaması gereken Tanrı’nın katında çaresiz günahkârlar olduğumuzu ve iyi işlerimiz ya da etti- ğimiz dualar ve tuttuğumuz oruçlar sayesinde kendimizi kurtara- mayacağımızı öğretiyor. O zaman Tanrı katında kabul edilebilir hale nasıl GETİRİLEBİLİRİZ? Çare neDİR?”
3. Tanrı’nın Yasası, bize Tanrı’nın çözümünü işaret eder. Aynı bir hastanede çalışan röntgen teknisyeninin ayağı kırılmış hastaya kırılan kemiği tedavi edebilecek uzman bir doktorun adını vermesi gibi, Yasa ve Peygamberler bize, “bizi Yasa’nın lanetinden kurta- rabilecek” olan (Galatyalılar 3:13) tek “Doktoru” bildirirler. Biraz sonra bu Doktor hakkında daha fazla bilgi alacağız.137

İMDAT!

Eğer boğulmak üzere olsaydınız ve sizi boğulmaktan kurtarabile- cek biri bulunduğunuz yerin yakınında olsaydı, size yardım etmesi için bağırmayacak kadar gururlu davranır mıydınız?
Sizi günahın ölüm cezasından kurtaracak olan gücünüzün olmadı- ğını fark etmeniz bir yenilgi değildir; zafere atılan adımların ilkidir. İnsanın yardıma ihtiyacı vardır – ve bu yardımı yalnızca Tanrı sağlayabilir.
Belki siz de şu özdeyişi duymuş olabilirsiniz: “Tanrı, kendilerine yardım eden kişilere yardım eder.” Bu atasözü yaşamın bazı alanla- rına uygulanabilir olmasına rağmen, bizim günahlı ve ruhsal ölü olduğumuz gerçeği söz konusu olduğu zaman, bu atasözünün tam aksi doğrudur: Tanrı, kendilerine yardım edemeyeceklerini bilen kişilere yardım eder.


194

Tanrı, bir Kurtarıcı’ya ihtiyaçları olduğunu itiraf eden kişilere yar- dım eder.
Rağbet gören bir Afrika özdeyişi şöyle der: “Bir kütük uzun süre suyun içinde kalarak sırılsıklam olsa bile, hiçbir zaman bir timsaha dönüşmeyecektir.”
Aynı şekilde insan da kirlenmiş doğasını değiştiremez ve kendisini doğru yapamaz.

KİRLİ

Dönüp tekrar Adem’i düşünelim. Tanrı ona bir tek kural vermişti:

İyilik ve kötülüğü bilme ağacından yeme!

Eğer Adem ve Havva Yaratıcılarına itaat etmiş olsalardı, O’nunla harika bir ilişkide büyüyerek, sonsuza kadar yaşayabileceklerdi. Ama böyle olmadı.
Atalarımız bu kuralı yerine getirmediler ve Tanrı ile olan ilişkileri bozuldu. Artık günahkâr oldukları için Tanrı’dan saklanmaya çalış- tılar. Utandılar ve çıplaklıklarını incir yapraklarıyla örtmeye uğraş- tılar. Ancak Tanrı onları bırakmadı ve peşlerinden gitti, onlara kısa bir an için Merhametini ve Adaletini gösterdi, sonra onları Huzu- rundan çıkardı. Tanrı bu konuda bir çözüm sağlamadığı takdirde, sonsuza kadar Tanrı’nın Huzurundan uzak kalacaklardı. Kutsal Yaratıcıları ve Yargıçlarının önünde kirli ve suçlu bir konumda kaldılar.
Burada önemli bir soru sorulmalıdır: Tanrı’nın, onları mükemmel Aden Bahçesi’nden çıkarmadan önce Adem ve Havva’nın kaç tane günah işlemeleri gerekiyordu?
Tek bir günah işlemeleri yeterliydi.
Önceki “iyiliklerinin” ya da sonraki çabalarının hiçbiri işledikleri bu tek günahın sonuçlarını onların lehine olacak şekilde ortadan kaldıramazdı.


195

“İyi”, Tanrı’nın normal ölçütüdür. Adem günah işlediği zaman, Tanrı’nın değerlendirme ölçütüne göre artık “iyi” değildi. Birinin bir bardak saf suya bir damla siyanür koyduğunda onu kirletmesi gibi Adem de işlediği bir tek günah sonucunda kirlenmişti. Eğer içinde zehirli su olan bir bardağınız varsa, bu bardağa saf su ekle- me gayretiniz bardaktaki zehiri yok eder mi? Hayır. Aynı şekilde ne kadar çok iyilik yaparsak yapalım, günah sorunumuzun çözül- mesini sağlayamayız. Ve hatta eğer iyi işler günahı uzaklaştırabil- selerdi, yine de günahlı doğamıza ekleyecek “saf suya”, yani ger- çekten doğru işlere sahip olmadığımız gerçeği değişmezdi.
Tanrı’nın değerlendirme ölçütüne göre en iyi çabalarımız bile kirli bir adet bezine benzetilecek kadar kirlidirler.
Havva’nınki gibi Adem’in canı da günah tarafından lekelenmişti. Ve aynı şekilde bizim canlarımız da kirlidir. Hepimiz aynı kirli kaynaktan geliriz. Davud peygamber Tanrı’nın hükmünü bize şu sözlerle aktarır:

“RAB göklerden bakar oldu insanlara… Hepsi saptı, tümü

yozlaştı. İyilik eden yok, bir kişi bile.(Mezmur 14:2-3)

ÇİFTE SIKINTIMIZ

Yüz yıl önce İngiltere’deki bir hapishanede ölüme mahkum olarak yatmakta olan bir adam hakkında şu öykü anlatılır. Bir gün bu mahkumun bulunduğu hücrenin kapısı sallanarak açılır ve gardiyan hücreden içeri girer:
“Geçmiş olsun! Kraliçe seni bağışladı” der.
Adam, hiçbir duygu belirtisi göstermeyince gardiyan şaşırır:
“Hey, sana söylüyorum, geçmiş olsun!” diye bağırır ve adama elinde tuttuğu bir belgeyi gösterir, “İşte afnamen. Kraliçe seni af- fetti!”



Bunun üzerine adam üstündeki gömleği çıkartır ve vücudundaki korkunç görünümlü bir tümörü gardiyana göstererek, “Birkaç gün ya da birkaç hafta içinde beni öldürecek olan bir kanser hastalığına

196

yakalandım. Eğer Kraliçe beni bu hastalıktan da kurtaramazsa, bağışlamış olmasının bana hiçbir yararı olmaz” der.
Adam, suçlarının bağışlanmasından daha fazlasına ihtiyaç duydu-
ğunu biliyordu; ihtiyacı, yeni yaşamdı.
Adem soyunun her üyesi, ölüm cezasına mahkum edilmiş olan bu adama benzer.
Hem günah işlemeyi seçerek hem de doğuştan günahkâr olan bizler iki zorluk ile karşı karşıyayız: Hem Tanrı’ya karşı işlemiş olduğu- muz suçların bağışlanmasına hem de O’nun kutsal huzurunda ya- şayabilmemiz için bize ehliyet verecek olan, Tanrı tarafından sağ- lanacak doğru ve sonsuz yaşama ihtiyacımız vardır.
Çifte sıkıntımız şudur:
GÜNAH: Bizler suçlu günahkârlarız. Bizi günahtan temizleye- bilecek ve günahın sonsuza kadar süren cezasından kurtarabile- cek tek Kişi yalnızca Tanrı’dır.

Tanrı’nın bağışlamasına ihtiyacımız vardır..

UTANÇ: Bizler, ruhsal olarak çıplağız. Yalnızca Tanrı, bize
Doğruluğunu giydirebilir ve Sonsuz Yaşamını verebilir.

Tanrı’nın mükemmelliğine ihtiyacımız vardır.

Günahımız ve utancımız, bizim üretemeyeceğimiz bir çifte şifa gerektirmektedirler.
İyi haber ise, Tanrı’nın bu çifte şifayı bizler için sağlamış olduğu- dur.


197

16

BİR KADININ SOYU


isli, soğuk bir gecede iki küçük çocuk, derin ve kaygan bir çukura düştüler. İkisi de yaralandı, korktu ve çaresiz kaldı.
Durumları aynı olduğu için birbirlerini de kurtaramadılar. Çukurun dışından bir yardım gelmediği takdirde, ölüm, kısa bir süre sonra onları ele geçirecekti. Daha sonra üç adam çocukları buldu. Adamlardan biri, bir ip kullanılarak karanlık, nemli ve ya- pışkan çukurun içine indirildi. Çocuklar çukurdan dışarı çıkartıldı- lar.
Kurtuluşları yukardan geldi.
Adem ve Havva ilk günahı işlediklerinde, bu iki çocuk gibi oldular. Kendilerini içine düşmüş oldukları günah çukurundan çıkartma konusunda çaresizdiler. Eğer sonsuz ölümden kurtarılmaları gere- kiyorsa, bu kurtarış düşmüş insan soyunun dışından gelmek zorun- daydı; kurtarışın yukardan gelmesi gerekiyordu.



Bu konuda yanılgıya düşmeyin. İnsanın durumu, kendisinin çöze- meyeceği kadar ciddidir. Yüzyıllar boyunca, hiç istisnasız olarak Adem’in soyunun tümü –erkek ve kadından doğan– günah tarafın- dan bağlanmış olan bir doğa miras aldı. Hepsi günahın laneti altın- da dünyaya geldiler.

198

Tanrı, günahkârları günahın lanetinden ve sonuçlarından kurtarmak için günah çukurundan kurtarılmayı isteyen herkese kurtuluş sağ- layacak olan günahsız bir Adam’ı dünyaya göndermeyi planladı.
Tanrı bu planını nasıl uygulayacaktı? Biri, Adem’in günahlı doğa- sını miras almadan insan ailesinden nasıl doğabilecekti? Tanrı, günahın insan soyuna bulaştığı ilk gün, planı hakkındaki ipucunu verdi.
RAB, “Yılan”ı yani Şeytan’ı önceden uyardı:

“Seninle kadını, onun Soyu ile senin soyunu birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın.” (Yaratılış 3:15)

RAB, “kadının soyu” ifadesini kullanarak, kurtuluşun bir kadından doğacak olan bir erkek çocuk aracılığıyla gerçekleşeceğini, O’nun günahkârları kurtaracağını ve Şeytan’ı nihai olarak ezeceğini ve kötüyü ortadan kaldıracağını önceden haber veriyordu. Bu önbildiri, daha sonra bildirilecek olan, her biri, bu Kurtarıcı- Mesih’in dünyayı ziyaret edeceği zamanda gerçekleşecek olan tarihteki o ana giderek çoğalan bir netlikle işaret eden yüzlerce peygamberlikten yalnızca ilkiydi.

NEDEN “KADININ SOYU”?

Mesih insan soyuna neden kadının soyu” olarak girecekti? Neden bir erkekten değil de, “bir kadından doğması” gerekiyordu? (Galatyalılar 4:4)

Bu sorunun yanıtı şudur: Günahkârların Kurtarıcısı Adem’in gü- nahkâr soyunu bir insan olarak ziyaret edecekti ve günah çukuru- nun dışından gelmesi gerekiyordu. Yukardan aşağı inecekti.
Tanrı’nın bir kadının Soyu hakkındaki ilk ön bildirisini duyurma- sından çok sonra, peygamber Yeşaya şunu yazdı:

“RAB’bin kendisi, size bir belirti verecek: İşte kız gebe ka- lıp bir Oğul doğuracak ve adını Immanuel (‘Tanrı bizim- ledir’ anlamına gelir) koyacak.” (Yeşaya 7:14)



199

Kurtarıcı, bir erkek ile asla fiziksel bir ilişki kurmamış olan genç bir hanımın rahmi aracılığıyla dünyaya girecekti. Bu şekilde Me- sih, Adem’in günahlı doğasını miras almadan Adem’in düşmüş soyunu ziyaret edebilecekti.
Biri şöyle diyebilir: “Ama dur bir dakika, Kadınlar da günahkâr. Mesih, bir kadından eşsiz bir şekilde doğduğunda, Annesinin gü- nahlı doğası aracılığıyla kirlenmeyecek mi?”
Bir-iki sayfa sonra Tanrı’nın Kendisinin Kutsal Ruhu’nun bu kut- sal Çocuğu ana rahmine mucizevi bir şekilde nasıl düşürdüğünü işiteceğiz. Ama yine de, önce, Tanrı’nın, günahsız Oğlu’nu dünya- ya bir bakirenin rahminde getirmek için yaptığı planındaki daha az belirgin olan birkaç unsur üzerinde duralım. Mesih nasıl oldu da Adem’in tüm soyuna yayılmış olan günah tarafından lekelenmeden doğabildi?

GÜNAH TARAFINDAN LEKELENMEDİ

Daha önce 13. bölümde öğrendiğimiz gibi Tanrı, insan soyunun Şeytan’ın günah ve ölüm egemenliğine yönlendirilmesi konusun- dan Adem’i sorumlu tutmuştu. Aldatılan Havva’ydı, Adem değildi. Kadınlar da aynı erkekler gibi günahlı doğalara sahip olarak doğsa- lar da, Kutsal Yazılar bizim günahlı bir doğa ile dünyaya gelmemi- zin nedeninin Adem ile olan bağlantımız olduğunu açıklarlar.138
İbranice’de, Adem (Adamah) sözcüğünün birebir anlamı “kırmızı
toprak”tır.

Tanrı, Adem’in bedenini yerin toprağından oluşturdu. Adem günah işledikten sonra, Tanrı ona şöyle dedi: “Topraksın ve yine toprağa döneceksin.(Yaratılış 3:19)

Bunun tam aksi olarak, Havva “yaşam” anlamına gelir, çünkü “o bütün insanların annesiydi.” (Yaratılış 3:20) Günahın dünyaya girdiği gün Tanrı, günah sorunumuzu çözmek ve “kadının Soyu” (Yaratılış 3:15) aracılığıyla dünyaya sonsuz yaşam sağlamak hak- kındaki planını duyurdu.



200

Mesih, et ve kandan oluşan bir bedene bürünecekti, ama Adem’in günah-bulaşmış soyundan gelmeyecekti. O, günah ile lekelenme- yecekti.
Tamamen biyolojik bir bakış açısına göre, bugün bir çocuğun cin- siyetinin annesinin “tohumu” (yumurta) tarafından değil, babasının “tohumu” (sperm) tarafından belirlendiğini bildiğimizi de eklemek isterim. Aynı zamanda anne rahminde döllenen bir bebeğin annesi- ninkinden farklı bir dolaşım sistemine sahip olduğunu da biliyoruz. Tıp bilimi bize şu açıklamayı yapar: “Plasenta, yiyecek ve oksije- nin embriyoya geçirilmesine izin verirken, aynı zamanda annenin kanının embriyonunkinden ayrı tutulmasını düzenleyen eşsiz bir engel de oluşturur.”139

Tanrı, daha ilk insanı bile yaratmadan önce, Mesih’in yeryüzüne gelişi ile ilgili her ayrıntıyı planlamıştı.
Ağaçtan kesilen dal örneğini hatırla- yın. Aynı, bu ağaçtan ayrılmış, ölü dal gibi insan ailesi de Yaşam Kaynağın- dan ayrıldığı için ruhsal olarak ölüdür.
Günahkârların Kurtarıcısının, Adem’in ruhsal olarak ölü ve günah- la-kirlenmiş ailesi arasında yaşayacak olmasına rağmen, bu aileden gelmeyecekti. O, Yaşam Kaynağı, “gerçek asma” olacaktı. (Yu- hanna 15:1)
O, mükemmel olacaktı.
“Mükemmel” olacağı, O’nun vücudunda hiçbir zaman bir sivilce, yara ya da çizik olmayacağı anlamına gelmiyordu. O, karakter olarak mükemmel olacaktı. Günahsız bir doğaya sahip olacaktı. Tanrı’nın Yasasını hiçbir zaman ihlal etmeyecekti. O, “kutsal, suçsuz, lekesiz, günahkârlardan ayrılmış, göklerden daha yücelere çıkarılmış” (İbraniler 7:26) olacaktı.
Günahsız Mesih’in “ikinci İnsan” ve son Adem” olarak adlandı- rılması bir sürpriz olabilir mi?


201

İKİNCİ İNSAN

Şöyle yazılmıştır: ‘İlk insan Adem yaşayan can oldu.’ Son Adem ise yaşam veren ruh oldu. Önce ruhsal olan de- ğil, doğal olan geldi. İlk insan yerden, yani topraktandır. İkinci insan göktendir.” (1. Korintliler 15:45-47)

“İlk insan” tüm insan nüfusunu nasıl kirletme ve ölümün karanlık krallığına sürüklediyse, aynı şekilde “ikinci İnsan” da birçok insa- nı Şeytan’ın krallığından çıkartarak Tanrı’nın doğruluğunun ve yaşamının görkemli krallığına götürecekti. RAB, bu nedenle insan soyunun günah ile lekelendiği gün, Şeytan’a bir gün bir kadının Soyu’nun onu yaralamak ve başını tamamen ezmek için yeryüzüne geleceğini bildirmişti.

Peygamber Mika, vaat edilen Kurtarıcı hakkında şunları yazdı:

“Ama sen, ey Beytlehem Efrata, Yahuda boyları arasında önemsiz olduğun halde, İsrail’i benim adıma yönetecek olan senden çıkacak, O’nun kökeni, öncesizliğe, zamanın başlangıcına dayanır… Bütün dünya O’nun büyüklüğünü kabul edecek, O, halkına esenlik getirecek.” (Mika 5:2,4-5)

Mika, yalnızca Mesih’in “Beytlehem” kentinde140 doğacağını ön- ceden bildirmedi, aynı zamanda Kurtarıcının önceden var oluşunu da “öncesiz, zamanın başlangıcından beri” olarak beyan etti.
Öncesiz ve Sonsuz Olan, sonsuzluktan çıkarak zamandan içeri girecekti.

PEYGAMBERLER TARAFINDAN ÖNCEDEN BİLDİRİLDİ

Mesih’in Beytlehem kentinde bir bakireden doğacağını bildiren peygamberler, aynı zamanda O’nun geleceğini önceden duyuracak olan bir haberciden de söz ettiler. Peygamberler, Tanrı’nın Seçil- miş Olanının Tanrı Oğlu ve İnsanoğlu unvanlarını taşıyacağını yazdılar. O’nun körlerin görmesini, sağırların işitmesini ve kötü- rümlerin yürümesini sağlayacağını önceden bildirdiler. Yeruşa- lim’e bir eşeğe binerek girecek ve kendi halkı tarafından reddedile-


202

cekti. O’nunla alay edecekler, üzerine tükürecekler, kırbaçlayacak- lar ve çarmıha gereceklerdi. Kendisinin hiçbir günahı olmayacaktı, ama başkalarının günahları uğruna ölecekti. Zengin bir adamın me- zarına gömülecekti, ama ölü bedeni çürümeyecekti. Aksine, ölümü yenecek, dirildiğini gösterecek ve gelmiş olduğu göklere geri döne- cekti.141
Tarihte, peygamberler tarafından kaleme alınan bu profile uyan kişi kimdir?
Aynı Kişi dünyanın takvimini ikiye ayırdı. Bu Kişi’nin adı İsa’dır.

TANRI SÖZÜNÜ TUTAR

Tanrı, Kurtarıcıyı dünyaya İbrahim, İshak, Yakup, Davut, ve Sü- leyman’ın ailesi aracılığıyla göndermeyi vaat etti. Yeni Antlaş- ma’nın (İncil) ilk kitabı olan Matta’nın Müjdesi şu sözlerle başlar:

İbrahim oğlu, Davut oğlu İsa Mesih’in soy kaydı şöyle- dir: İbrahim İshak’ın babasıydı, İshak Yakup’un babasıydı, ve Yakup Yahuda’nın babasıydı…”

Bu satırların devamı uzun bir soy listesini oluşturur; liste “Kral Davut Süleyman’ın babasıydı,” ifadesine de yer vererek şu satırlar- la son bulur: “Yakup Meryem’in kocası Yusuf’un babasıydı, Mer- yem’den Mesih diye tanınan İsa doğdu” (Matta 1:1-2, 16). Grekçe Hristo sözcüğü, İbranice’deki Mesih sözcüğünün karşılığıdır ve Meshedilmiş (Seçilmiş) Olan anlamına gelir.142 Bu soyağacı, İsa’nın Kral Davut’un tahtı üzerinde sahip olduğu yasal hakkı bel- geler ve İsa’nın İbrahim, İshak ve Yakup’un soyundan geldiğini gösterir. Tanrı bu soy aracılığıyla yeryüzündeki tüm insanlara Be- reketlerini sunacağına söz vermişti.
Tanrı’nın, kurtuluş planını eyleme koyma zamanı gelmişti: “Tanrı, Oğlu Rabbimiz İsa Mesih ile ilgili bu Müjde’yi peygamberleri ara- cılığıyla Kutsal Yazılar’da önceden vaat etti…” (Romalılar 1:2)


203

EN YÜCE OLAN’IN OĞLU

Luka’nın birinci bölümü, melek Cebrail’in Zekeriya’yı ziyareti hakkındaki çekici öyküyü yazar; Zekeriya, Yeruşalim’deki tapı- nakta kâhinlik görevi yapan biriydi. Zekeriya ve karısı Elizabet, çocuk sahibi olamayacak kadar yaşlı olmalarına rağmen, Cebrail, Zekeriya’ya, karısının bir oğlu olacağını bildirdi, ve çocuğa Yahya adını vermesini söyledi. Bu Yahya adlı kişi, Mesih’in habercisi olacaktı.
Bu olaylar dizisi, daha sonra Cebrail’in Meryem adında tanrısayar bir genç kızı ziyaret etmesi ile devam eder:
Tanrı melek Cebrail’i Celile’de bulunan Nasıra adlı ken- te, Davut’un soyundan Yusuf adlı bir adam ile nişanlı kıza gönderdi. Kızın adı Meryem’di. Onun yanına giren melek,

‘Selam, ey Tanrı’nın lütfuna erişen kız! Rab seninledir’

dedi.

Söylenenlere çok şaşıran Meryem, bu selamın ne anlama gelebileceğini düşünmeye başladı. Ama melek ona, ‘Kork- ma, Meryem’ dedi. ‘Sen Tanrı’nın lütfuna eriştin. Bak, ge- be kalıp bir oğul doğuracak, adını İsa koyacaksın. O bü- yük olacak, kendisine, ‘Yüceler Yücesi’nin Oğlu’ denecek. Rab Tanrı O’na Davut’un tahtını verecek. O da sonsuza dek Yakup’un soyu üzerinde egemenlik sürecek, egemenli- ğinin sonu gelmeyecektir.’

Meryem, meleğe, ‘Bu nasıl olur? Ben erkeğe varmadım ki!’ dedi. Melek ona şöyle yanıt verdi: “Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, Yüceler Yücesi’nin gücü sana gölge sa- lacak. Bunun için doğacak olana kutsal, Tanrı Oğlu de- necek… çünkü Tanrı’nın yapamayacağı hiçbir şey yok- tur.” (Luka 1:26-37)

GÜNAHKÂRLARIN KURTARICISI




Birkaç ay sonra Yusuf, nişanlısı Meryem’in hamile olduğunu öğ- rendi. Ve Meryem’in ona sadık kalmadığını düşünme yanılgısına

204

düştü. Meryem’den sessizce ayrılmaya karar verdi.

“Yusuf doğru bir adam olduğu ve onu herkesin önünde utandırmak istemediği için ondan sessizce ayrılmak niye- tindeydi. Böyle düşünmesi üzerine Rab’bin bir meleği rü- yada ona görünerek şöyle dedi: ‘Davut oğlu Yusuf, Mer- yem’i kendine eş olarak almaktan korkma, çünkü onun rahminde oluşan Kutsal Ruh’tandır. Meryem bir oğul do- ğuracak. Adını İsa koyacaksın. Çünkü halkını günahla- rından O kurtaracak.(Matta 1:19-21)

Yaratılış kitabının ilk bölümünde açıklanmış olduğu gibi, Kutsal Ruh, Tanrı’nın Kendisidir.143 Meryem’in rahmine Sonsuz Sözü’nü doğaüstü bir şekilde yerleştiren Tanrı’dır.
İngilizce’deki JESUS sözcüğü, Grekçe’deki IESOUS sözcüğünün karşılığıdır ve İbranice’deki YEOŞUA ya da kısaltılmış şekli ile YEŞU sözcüğünden gelir.
Bu ad, RAB kurtarır anlamına gelir.

“Bütün bunlar, Rab’bin peygamber aracılığıyla bildirdiği şu söz yerine gelsin diye oldu: ‘İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İmmanuel koyacaklar.’ İmmanuel, Tanrı bizimle demektir.

Yusuf uyanınca Rab’bin meleğinin buyruğuna uydu ve Meryem’i eş olarak yanına aldı. Ama oğlunu doğuruncaya dek Yusuf ona dokunmadı. Doğan çocuğun adını İSA koy- du.” (Matta 1:22-25)144

YERİNE GELEN TANRI SÖZÜ

Tanrı, günahın dünyaya girdiği gün açıklamaya başladığı Planını
yerine getiriyordu. “Kadının Soyu” doğmak üzereydi!
Birkaç sayfa önce Mika’nın, Mesih’in nerede doğacağı ile ilgili peygamberliğini okuduk. RAB, Beytlehem’de doğacağını önceden söyledi Beytlehem, Kral Davud’un doğduğu kentti.


205

Ama bir sorun vardı.
Meryem ve Yusuf, Nasıra’da yaşıyorlardı ve Nasıra kentinden Beytlehem’e ulaşabilmek için birkaç gün yolculuk yapmak gereki- yordu.
Mika’nın peygamberliği nasıl yerine gelecekti? Bu durum bir sorun yaratamazdı.
Tanrı, bu peygamberliğin yerine gelmesine yardım etmek için Ro- ma İmparatorluğu’nu harekete geçirecekti.

“O günlerde Sezar Avgustus, bütün Roma dünyasında bir nüfus sayımının yapılması için buyruk çıkardı. Bu ilk sa- yım, Kirinius’un Suriye valiliği zamanında yapıldı. Herkes yazılmak için kendi kentine gitti.

Böylece Yusuf da Davut’un soyundan ve torunlarından ol- duğu için Celile’nin Nasıra kentinden Yahudiye bölgesine, Davut’un kenti Beytlehem’e gitti. Orada, hamile olan ni- şanlısı Meryem ile birlikte yazılacaktı. Onlar oradayken Meryem’in doğurma vakti geldi ve ilk oğlunu doğurdu. Onu kundağa sarıp bir yemliğe yatırdı. Çünkü handa yer yoktu.” (Luka 2:1-7)

Vaat edilen Mesih, rahat ve görkemli bir sarayda doğmak yerine, mütevazi bir barakada dünyaya geldi ve bir hayvan yemliğine yatı- rıldı. Böyle bir yerde doğmasının nedeni, en yoksul ve en sıradan insanların bile O’na korkmadan gelebilmeleri içindi.

MELEĞİN DUYURUSU

“Aynı yörede sürülerinin yanında nöbet tutarak geceyi kır- larda geçiren çobanlar vardı. Rab’bin bir meleği onlara göründü ve Rab’bin görkemi çevrelerini aydınlattı. Büyük bir korkuya kapıldılar. Melek onlara, “Korkmayın!” dedi.

Size bütün halkı çok sevindirecek bir haber müjdeliyo- rum: Bugün size Davut’un kentinde bir Kurtarıcı doğdu.



206

Bu, Rab olan Mesih’tir.” İşte size bir işaret: Kundağa sa- rılmış ve yemlikte yatan bir bebek bulacaksınız.

Birdenbire meleğin yanında, göksel ordulardan oluşan bir top- luluk belirdi. Tanrı’yı överek, “En yücelerde Tanrı’ya yücelik olsun, yeryüzünde O’nun hoşnut kaldığı insanlara esenlik ol- sun!’ dediler.” (Luka 2:8-14)

Dünya tarihinde çok önemli bir andı. Uzun bekleyiş sona ermişti.

“Ve Meryem ilk oğlunu doğurdu…” (Luka 2:7) Kadının Soyu gelmişti.

Her şey peygamberlerin söylediği gibi, Tanrı’nın planına ve zama- nına göre kusursuz bir şekilde yerine geliyordu.145
Tanrı, İsa’nın doğumunu duyurmak ve kutlamak için yalnızca me- lekleri göndermedi, aynı zamanda bu sevinçli olayı onurlandırmak için gece, gökyüzüne özel bir yıldız da yerleştirdi. Doğu’dan gelen bir grup yıldızbilimci ve varlıklı bilge adamlar bu yıldızı gözlem- lediler ve onu izlediler. Bu yıldızın, vaat edilen Mesih’in gelişini işaret ettiğini biliyorlardı. Çok uzaklardaki eski İran’dan kalkıp gelmiş ve çok yorucu bir yolu tamamlamışlardı; bu seçkin adamlar Yeruşalim’deki Kral Hirodes’in146 yanına gittiler. Ona soracakları bir soru vardı:

“Yahudiler’in Kralı olarak doğan çocuk nerede? Doğuda

O’nun yıldızını gördük ve O’na tapınmaya geldik.” (Matta

2:2)

BEBEKTEKİ KİŞİ

Bir barakada dünyaya gelen, bir hayvan yemliğine yatırılan, pey- gamberler tarafından gelişi önceden bildirilen, meleklerin müjdele- yerek haber verdikleri, çobanların ziyaret ettikleri, bir yıldız ile onurlandırılan ve bilge adamlar tarafından kendisine tapınılan bu erkek bebek kimdi?


207

Şimdi, meleklerin çobanlara neler söylediklerine tekrar kulak vere- lim:

Bu minicik bedendeki Kişi, Rab’di.

“Korkmayın!

Size bütün halkı çok sevindirecek bir ha- ber müjdeliyorum. Çünkü bugün size, Davut’un kentinde

Bir Kurtarıcı doğdu. Bu, Rab olan Me- sih’tir.(Luka 2:10-

11)


208

17

BU KİŞİ KİM OLABİLİR?

“Sıçrayarak giden ceylanlar tünel kazarak yuva yapan bir soy doğurmazlar.”

--Wolof atasözü
eylanlar nasıl ceylana-benzer özelliklere sahip olan bir soy üretirlerse, aynı şekilde günahkârlar da günahlı özellikler taşıyan bir soy üretirler. İnsan kendi başına bırakıldığında
çaresizdir; bu günah çemberini hiçbir şekilde kıramaz. Ve gördük- lerimiz de bu gerçeği kanıtlar.

GÜNAHLI OLANLAR

Amerika’daki sinema filmi endüstrisi üzerinde düşünelim. Holly- wood her yıl bencillik, ahlaksızlık, sapıklık, küfürlü konuşmalar, vahşet, intikam ve hile sergileyen erkek ve kadın kahramanların başrolde oynadıkları filmler üretir ve bu filmleri diğer ülkelere satar. Senaryo yazarları filmlerinde, portrelerini çizdikleri “iyi adamlar”ın günahlı özelliklerine neden kasten yer verirler? Neden “kahramanı” doğru, nazik, bencil olmayan, bağışlayan ve içten bir kişi olarak canlandıran filmler yapmazlar? Yapmazlar, çünkü insan soyuna günah bulaşmıştır. İnsanın yarattığı en iyi hayali karakterler


209

bile kusurludurlar. Ve insan soyundaki bu bozukluk yalnızca
Hollywood kahramanları ile sınırlı değildir.
İnsanın günaha-eğilimli doğası, kendisini pek çok gizli şekillerde ortaya koyar. Örneğin, eğer Arap dünyasına ait biri iseniz, yüzyıl- lık geçmişe sahip bir edebiyatın figürü olan Juha adlı kişiyi büyük olasılıkla tanıyorsunuzdur. Juha ve eşeği hakkında anlatılan halk öykülerini okuduğumuz zaman gülümseriz. Sözleri ve davranışları zeka ve mizah –ve aynı zamanda ben-merkezcilik, hakaret eden bir ruh, saf olmayan düşünceler, intikam, hile ve yerine getirilmeyen vaatler– ile karakterize edilen bu akıllı karakter hakkında yüzlerce fıkra yazılmıştır. Düşünün! En sevdiğimiz hayali kahramanlar bile bozulmuş bir doğayı sergilemektedirler! Size Juha ile ilgili yazıl- mış olan kısa bir fıkradan, bu bozulmuş doğayı ortaya koyan basit bir örnek aktarayım:
Bir arkadaşı, Juha’ya gelir.
“Bana biraz borç para vereceğine söz vermiştin” der, “şimdi bu parayı almaya geldim.”
Juha, arkadaşına, “Dostum, ben kimseye borç para vermem, ama sana gönlünü hoş edecek sözler verebilirim!” yanıtını verir.147
Bizler de bu hayali halk kahramanı Juha’ya benzeriz, çünkü yerine getirmeyi hiçbir zaman düşünmememize rağmen yine de vaatlerde bulunmuşuzdur. Düşmüş insan doğamız yüzünden aynı Juha gibi davranırız.
Ama her şeye rağmen, tarihte148 verdiği tüm Vaatleri yerine getiren bir Kişi mevcuttur. O, her zaman gerçeği konuştu. Asla aldatmadı, hakaret etmedi, tehdit etmedi ya da intikam peşinde koşmadı.
Bu Kişi’nin adı İsa’dır.

O, günah işlemedi, ağzından hileli söz çıkmadı. Kendisi- ne sövüldüğünde, sövgü ile karşılık vermedi, acı çektiğin- de kimseyi tehdit etmedi.(1. Petrus 2:22-23)



210

GÜNAHSIZ OLAN

İsa’nın yaşamı dünyanın günahın egemen olduğu kültürleriyle güç- lü bir karşıtlık içindedir. O, dünyaya gelen tek günahsız kişidir. O “her alanda bizim gibi denenmiş, ama günah işlememiştir” (İbra- niler 4:15). O’nun aklından hiçbir zaman saf olmayan bir düşünce geçmedi. Dudaklarından asla sert bir söz çıkmadı. İsa, Nasıra’daki mütevazi bir evde üvey erkek ve kız kardeşleriyle birlikte büyür- ken,149 On Buyruğa ve Tanrı’nın diğer her yasasına –hem bedende hem düşüncede– doğal olarak itaat etti. İsa bizimkine benzer fizik- sel bir bedene sahipti, ama bizimki gibi günaha eğilimli bir doğası yoktu.

“Mesih günahları kaldırmak için ortaya çıktı ve kendisin- de günah yoktu(1. Yuhanna 3:5).

İsa, otuz yaşına geldiğinde, yeryüzündeki görevine resmen başla- dı.150 Tanrı ve Şeytan arasındaki savaş kızışmak üzereydi. Şeytan, Tanrı’nın Oğlu’nun onu ezmek için gelmiş olduğunu biliyordu, ama İsa’nın bunu nasıl yapacağını bilmiyordu.
Şeytan, ilk mükemmel insanı, Tanrı’nın Yasası’na itaatsizlik etme- si için ayartmıştı, ve şimdi aynı şeyi ikinci Mükemmel İnsan’ın Tanrı’nın Yasalarına karşı gelmesi için yapmayı deneyecekti.

“Sonra İsa… Ruh’un yönlendirmesi ile çölde dolaştırılarak kırk gün İblis tarafından denendi. O günlerde hiçbir şey yemedi. Dolayısıyla bu süre sonunda acıktı.

Bunun üzerine İblis ona, ‘Eğer Tanrı’nın Oğlu’ysan, şu taşa söyle ekmek olsun’ dedi. Ama İsa, ‘İnsan yalnız ek- mekle yaşamaz’ diye yazılmıştır’ karşılığını verdi.” (Luka

4:1-4)



Şeytan’ın, İsa’ya herhangi “kötü” bir şey yaptırmaya çalışmadığına dikkat edin. İblis, (“kendisinin” egemenliğini istila etmiş olan) bu günahsız İnsan’ın göklerdeki Baba Tanrı’dan bağımsız hareket etmesini istiyordu, çünkü daha önce 11. bölümde gördüğümüz gibi Tanrı’dan bağımsız olarak düşünmek ya da hareket etmek günah- tır.

211

Burada üzerinde durulan düşünce şudur: Eğer Mesih tek bir günah işlemiş olsaydı, Adem’in lanetlenmiş soyunu günah ve ölüm yasa- sından kurtarma görevini yerine getiremezdi.
Borca batmış bir insan nasıl bir başka insanın borcunu ödeyebile- cek durumda değilse, aynı şekilde bir günahkâr da başka bir gü- nahkârın günahlarının cezasını ödeyebilecek durumda değildir. Ama, İnsanoğlu151 olan Tanrı Oğlu’nun hiçbir günah-borcu yoktu. Günahtan özgür olduğu için ölümü bertaraf edebilirdi, ama biraz sonra göreceğimiz gibi Tanrı’nın planı böyle değildi.
Bu arada Şeytan, sürekli olarak, Tanrı’nın mükemmel planından bağımsız hareket etmesi ve günah işlemesi için İsa’yı ayartma giri- şimlerinde bulundu. İsa, iblisin her ayartma girişimine Kutsal Yazı- lar’dan aktarmalar yaparak karşılık verdi.152

“Sonra İblis İsa’yı yükseklere çıkararak bir anda O’na dünyanın bütün ülkelerini gösterdi. O’na, ‘Bütün bunların yönetimini ve zenginliğini sana vereceğim’ dedi. ‘Bunlar bana teslim edildi, ben de dilediğim kişiye veririm. Bana taparsan hepsi senin olacak.” İsa ona şu karşılığı verdi: “Tanrın Rab’be tapacak, yalnız O’na kulluk edeceksin’ diye yazılmıştır.’” (Luka 4:5-8)

Tanrı, Adem’e tüm yaratılış üzerinde egemenlik vermişti, Şeytan da şimdi aynı şekilde, Adem’in kendisini izlemeyi seçtiği zaman gasp etmiş olduğu “egemenliği” İsa’ya sunuyordu.153
İsa, Adem gibi yapmadı, İsa, Şeytan’a itaat etmedi.
Tanrı Sözü beden almıştı.

İSA’NIN İZLEYİCİLERİ

İsa, resmi hizmetine başladıktan kısa bir süre sonra, gittiği her yer- de Kendisine eşlik etmeleri için on iki erkek seçti. Aynı zamanda, pek çok kadın da İsa’yı izledi. Bu erkekler ve kadınlar İsa’nın söy- lediği ve yaptığı her şeye tanık oldular.


212

İsa on iki öğrencisi ile birlikte köy kent dolaşmaya başladı. Tanrı’nın Egemenliği’ni duyurup müjdeliyordu. Kötü ruh- lardan ve hastalıklardan kurtulan bazı kadınlar …ve bir- çokları kendi olanakları ile İsa’ya yardım ediyorlardı.” (Luka 8:1-3)

İsa, erkeklere, kadınlara ve çocuklara aynı saygıyı gösterdi. İncil, İsa’nın kadınlara, o dönemin Yahudi ve Roma kültüründen üstün olan bir saygı ve nezaket gösterdiğini anlatan çok sayıda öyküyle doludurlar.
İsa, yeryüzünde bulunan herkese büyük değer verdi. Ama hiç kim- seyi hiçbir zaman, Kendisini dinlemesi, Kendisine inanması ya da Kendisini izlemesi için zorlamadı. O, ödeyecekleri bedel ne olursa olsun, zihinleri ve yürekleri gerçeği işitmeye ve benimsemeye eği- lim gösteren kişilerle zaman geçirmekten hoşlandı.

BİR ANAHTAR SORU

Sıradan insanların çoğu İsa’nın ardından gittiler, ama Yahudi din önderleri İsa’yı izlemediler.
İsa, bir gün, onlara önemli bir soru sordu:

“Mesih ile ilgili olarak ne düşünüyorsunuz? O kimin Oğ- lu’dur?” (Mata 22:42)

Onlar Mesih’in Kral Davut’un soyundan gelecek olan biri olduğu- nu söyleyerek karşılık verdiler. İsa onlara, Davut’un, vaat edilen Kurtarıcının hem Davut’un yersel oğlu hem de Tanrı’nın göksel Oğlu olacağı hakkında söylemiş olduğu peygamberliği hatırlattı.154
İsa daha önce öğrencilerine buna benzer bir soru sormuştu:

“Halk, İnsanoğlu’nun kim olduğunu söylüyor? Öğrenci- leri şu karşılığı verdiler, ‘Kimi…peygamberlerden biridir’ diyor. İsa onlara, ‘Siz ne dersiniz? Sizce ben kimim?’ de- di. Simun Petrus, ‘Sen yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih’sin’ yanıtını verdi. İsa ona, ‘Ne mutlu sana Yunus oğlu Simun…



213

bu sırrı sana açan insan (et ve kan) değil, göklerdeki Ba- bam’dır’ dedi.” (Matta 16:13-17)

Er ya da geç hepimiz bu soruyu yanıtlamak zorundayız:
İsa hakkında ne düşünüyorsunuz? İsa kimin Oğlu’dur?

KİMİLERİNİN SÖYLEDİKLERİ

Pek çok Batılı için İsa aşina oldukları bir lanet sözcüğünden daha fazlası değildir.
Kimileri ise O’nun yalnızca büyük bir ahlak öğretmeni olduğunu söylerler.
Ortodoks Yahudiler İsa’nın adını ağızlarına bile almaktan kaçınır- lar, ve ondan yalnızca “o adam” olarak söz ederler.
Hintliler İsa’yı çok sayıdaki tanrı ve tanrıçalarının arasında bulu- nan tanrısal şekil almış biri olarak görürler.

Müslüman komşularım ise bu konu hakkında şunları söylerler: “İsa’nın büyük bir peygamber olduğunu kabul ediyor ve ona saygı duyuyoruz, ama o Tanrı’nın Oğlu değildir.” Elektronik posta gön- derenlerden biri İsa hakkında şunları yazıyor:

Ben Suudi Arabistan’da yaşıyorum. Biz İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olmadığına, yalnızca bir peygamber olduğuna inanı- yoruz. İsa öldürülmedi. Geri gelecek ve herkes onun hangi tarafa ait olduğunu görecek. Sizin de bizim güzel dinimize inanabilmeniz ve gerçek ışığı görebilmeniz için onun, siz hayattayken gelmesini umuyorum.

Ve yazıştığımız bir Malezyalı’nın bu konule ilgili düşüncesi ise
şöyle:


214

Tanrı’nın Tek olduğuna inanıyorum ve hiçbir zaman bir insan olduğuna ya da bir insana benzediğine inanmıyo- rum… eğer Tanrı’nın insan biçiminde var olduğuna inanan biri varsa, o kişi büyük bir küfürbazdır.


Bu görüşlerin kaynağı, Kuran’ın (ya da Kuran) İsa hakkında bildir- dikleridir.

KURAN NE DİYOR?

Kuran sürekli olarak İsa’nın “sadece bir peygamber” olduğunu bildirir (Sure 4:171-173; 5:75; 2:136). Her şeye rağmen Müslü- manlar’ın saygı duyduğu kitap, aynı zamanda biyolojik babası olmadığı için peygamberler arasında eşsiz olduğunu beyan eder ve O’nu İsa ibn Meryem, “Meryem’in Oğlu İsa” olarak adlandırır. (Sure 19:34) Kuran peygamberlerin günahlarına işaret eder, ama hiçbir zaman İsa’ya günah atfetmez. O’ndan, “kutsal Oğul” olarak söz edilir.155 Kuran aynı zamanda İsa’yı körlerin gözlerini açma, cüzamlıları iyileştirme, ölüleri diriltme ve hatta yaratma gücüne sahip olan tek peygamber olarak tanıtır.156 Ve Kuran El Mesih (Mesih), Ruhullah (Tanrı’nın Ruhu) ve Kelamullah (Tanrı’nın Sözü) gibi yüksek unvanları yalnızca İsa’ya atfeder.157

İsa’nın eşsizliği hakkındaki Kuran’ın bu ifadelerini belirttikten sonra, Kuran’ın “Mesih, Meryem Oğlu İsa” ile ilgili portresinin Kutsal Kitap’ınkinden tamamen farklı olduğunu da ifade etmek gerekir. Örneğin, İsa’ya yukarda sözü edilen unvanları atfeden aynı Kuran ayeti, şunları bildirir: “Meryem oğlu İsa Mesih ancak Al- lah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve peygam- berlerine iman edin, ‘(Allah) üçtür’ demeyin. Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah ancak bir tek ilahtır. O çocuk sahibi olmak- tan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur.” (Sure

4:171)


215

Senegal’de, hem çocuklar hem de yetişkinler, “İsa Tanrı’nın Oğlu değildir! Tanrı’nın Oğlu yoktur!” demekte yalnızca çabuk davran- makla kalmaz, “İsa’nın çarmıha gerilmediğini” de ilk söyledikleri- ne eşit derecede bir inançla duyururlar.
İsa’nın çarmıha gerilmediği düşüncesini nereden edinmişlerdir?

Bu düşüncenin kaynağı Kuran’da bildirilen şu ayetlerdir: “İnkarla- rından ve Meryem’e büyük bir iftira atmalarından ve ‘Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük’ demelerinden dolayı Yahudiler’in kalplerini mühürledik; oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi.Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna dayanıyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler. Fakat Allah onu kendisine yükseltmiş- tir. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Sure

4:156-158)

KUTSAL KİTAP NE DER?

Kuran yazılmadan yüzlerce yıl önce, Eski ve Yeni Antlaşma Yazı- larını kaleme alan kırk peygamber ve elçi Mesih ve Mesih’in Gö- revi konusunda farklı bir portre çizdiler.
Üç yıldan uzun bir süredir İsa ile yürüyen ve konuşan Yuhanna,
İsa’nın “Tanrı Oğlu” unvanı ile ilgili olarak şu tanıklıkta bulundu:

“İsa, öğrencilerinin önünde, bu kitapta yazılı olmayan başka birçok doğaüstü belirti gerçekleştirdi. Ne var ki ya- zılanlar, İsa’nın Tanrı’nın Oğlu Mesih olduğuna iman edesiniz ve iman ederek O’nun adı ile sonsuz yaşama ka- vuşasınız diye yazılmıştır.” (Yuhanna 20:30-31)

Elçi Yuhanna aynı zamanda şunları da yazdı:

“Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı ile birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. Başlangıçta O Tanrı ile birlikteydi. Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı…Söz insan olup aramızda yaşadı. O’nun yüceliği-



216

ni –Baba’dan gelen lütuf ve gerçek ile dolu biricik

Oğul’un yüceliğini– gördük.” (Yuhanna 1:1-3,14)

Yıllar önce bir Müslüman arkadaşım bana güvenerek şu sırrı verdi: “Kuran İsa’ya Kelamullah (Tanrı’nın Sözü) ve Ruhullah (Tan- rı’nın Canı) unvanlarını verir. Eğer İsa, Tanrı’nın Sözü ve Canı ise, o zaman İsa Tanrı’dır!”

Daha sonra bazı kişiler bu arkadaşımı küfürbazlık ve şirk (Arapça: Tanrı’ya eş koşmak158) ile suçladılar. Arkadaşım hiç olmazsa iyi dostlarla birlikteydi! İsa’nın zamanındaki Yahudi din önderleri, İsa’yı da aynı şekilde suçlamışlardı.
İsa şöyle dedi:

“Ben ve Baba biriz.

Yahudi yetkililer O’nu taşlamak için yerden yine taş aldı- lar.

İsa onlara, ‘Size Baba’dan kaynaklanan birçok iyi işler gösterdim’ dedi. Bu işlerden hangisi için beni taşlıyorsu- nuz?’

Yahudiler O’na şöyle yanıt verdiler, ‘Seni iyi işlerden ötü- rü değil, küfür ettiğin için taşlıyoruz. İnsan olduğun hal- de Tanrı olduğunu ileri sürüyorsun.(Yuhanna 10:30-

33)
Yahudiler, İsa’yı, Lüsifer’in yapmaya çalıştığı aynı şeyle suçladı: Yalnızca Tanrı’ya ait olan eşsiz ve yüce konumu gasp etmek! İsa’yı, Kendisini Tanrı’nın yerine koymak ile suçladılar.

BEDEN ALMA! TANRILAŞTIRMA DEĞİL!

Ne İsa ne de peygamberler bir insanın Tanrı olacağını öğretmedi- ler. Aksine, Kutsal Yazılar Tanrı’nın insan olacağını açıkça belirt- tiler. Örneğin, Mesih doğmadan 700 yıl önce peygamber Yeşaya şunları yazdı:


“Karanlıkta yürüyen halk büyük bir ışık görecek; ölümün gölgelediği diyarda yaşayanların üzerine ışık parlaya-

217

cak…Çünkü bize bir çocuk doğacak, bize bir oğul verile- cek. Yönetim O’nun omuzlarında olacak. O’nun adı Hari- ka Öğütçü, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Önderi ola- cak.” (Yeşaya 9:2,6)159

Yeşaya aynı zamanda gelecek olan Mesih hakkında şu sözleri de yazdı:

“Ey Yeruşalim’e müjde getiren! Yükselt sesini bağır, sesini yükselt korkma. Yahuda kentlerine: ‘İşte Tanrınız!’ de.” (Yeşaya 40:9)

Beden alma (Tanrı’nın insan bedenine bürünmesi), başlangıçtan beri Tanrı’nın planına dahildi, ama tanrılaştırma (bir insanın ken- disini Tanrı yerine koyması) hiçbir zaman Tanrı’nın planında yer almadı. Bir insanın Tanrı olduğunu ileri sürmek küfürdür, ama sonsuz Söz’ün insan olduğunu fark etmek, Tanrı’nın planını be- nimsemektir.

KAĞIT ÜZERİNDE Mİ, YÜZ YÜZE Mİ?

Eğer birini iyi tanımak istiyorsanız, işe yarayacak en iyi yöntem hangisidir?
İletişiminizi yazılı mektuplarla sınırlamak.
Ya da, belirli bir süre mektuplaştıktan sonra o kişiyle yüz yüze gelmek ve birlikte zaman geçirmek.
Kutsal Yazılar ne kadar harika olurlarsa olsunlar, bir zamanlar Adem ve Havva ile birlikte yürüyen ve konuşan ve onların soyları- nın Kendisini kişisel olarak tanımalarını tasarlayan Tanrı, iletişimi- ni kağıt ile sınırlamayı hiçbir zaman düşünmedi. Başlangıçtan beri bir Kişi olarak bizimle iletişim kurmayı planladı. Yüzlerce yıldır Sözü’nü peygamberlerine papirüs tomarları ve hayvan derileri üzerine yazdıran RAB, insanlığa Kendisini insan derisi içinde açıklamayı vaat etti. Tanrı, sözlerini bize yalnızca bir kitap içinde sağlamayı tasarlamadı, Sözü’nü aynı zamanda bir beden içinde de sağlayacaktı.


218

Mesih dünyaya gelirken şöyle diyor: ‘Bana bir beden ha- zırladın.” (İbraniler 10:5)160

“Kuşkusuz Tanrı yolunun sırrı büyüktür: O bedende gö- ründü.” (1. Timoteos 3:16)

GÖRKEMİNE YAKIŞMAZ

Tanrı’nın, insan bedeninde konut kuracağı ile ilgili planını defalar- ca beyan etmiş olmasına rağmen, insanların şöyle dediklerini du- yuyorum: “Tanrı’nın insan olması gerektiğinin söylenmesi, O’nun her şeyden üstün olan görkemine yakışmaz!”
Beden alma kavramı zihinleri ürküten bir kavram olmasına rağ- men, gerçekten Tanrı’nın görkeminin üstünlüğüne aykırı mıdır? Yoksa bu kavram, Tanrı’nın, Kendisi için yaratmış olduğu insanlar ile yakın bir ilişki kurmak için sahip olduğu doğasının ve yaptığı planın gerekli bir parçası mıdır?
Yaşamda, kendimizi en yakın hissettiğimiz kişiler genellikle bizim yaşadıklarımızı yaşamış olan kişilerdir. En iyi teselliyi ve yardımı sağlayabilecek olanlar, birbirine benzeyen mücadelelerden ve sı- kıntılardan geçmiş olan kişilerdir. Yaratıcımız, Nihai Avutucudur.

Bu çocuklar etten ve kandan oldukları için İsa… onlar ile aynı insan yapısını aldı… Çünkü kendisi denenip acı çektiği için denenenlere yardım edebilir… Çünkü başkâhinimiz zayıflıklarımızda bize yakınlık duyamayan bi- ri değildir; tersine her alanda bizim gibi denenmiş, ama günah işlememiştir.(İbraniler 2:14,18; 4:15)

Başlangıçtan beri Tanrı’nın planı, et ve kandan oluşan bir bedenin sınırlanmalarını ve rahatsızlıklarını üzerine almaktı; Tırnaklarının içinin kirlenmesi, açlık, acı ve bizim yaşadığımız her şeyi yaşamak. Burada sözü edilenden farklı bir öğretiş verenler, Tanrı’nın pey- gamberlerini ve planını yalnızca reddetmekle kalmazlar, aynı za- manda Tanrı’nın doğasını ve davranışlarını da reddetmiş olurlar. Bu kişiler, Tanrı’yı, insanların Kendisini kişisel bir şekilde tanıma-


219

sını isteyen sadık ve sevecen Yaratıcı olarak kabul etmek yerine, O’nu tanınamaz ve bilinemez olarak beyan ederler.
Hizmet etmek ve bereketlemek amacıyla bir başkasının seviyesine inmek için isteksiz olma konusunda “görkemli” olan hiçbir şey yoktur. Yaratıcımız, tarihte hiçbir zaman, bizim seviyemize inme düşüncesini küçümsememiştir. Seviyemize inmek O’nun planıydı ve bunu isteyerek yaptı.161

“O’nun yoksulluğu ile siz zengin olasınız diye, zengin ol- duğu halde sizin uğrunuza yoksul oldu.(2. Korintliler

8:9)
Sonsuz Söz –Kişi olarak– gezegenimizi sizin uğrunuza ve benim uğruma ziyaret etti. Görkem ve onur yönünden “zengin olan” ev- renin Yaratıcısı, bir kulun yerine geçerek “yoksul oldu.” Bunu, bizim zengin olabilmemiz için yaptı. Para ve maddesel mallarla ifade edilen bir zenginlikten söz etmiyoruz. Zenginlik ile, bağışla- ma, doğruluk, sonsuz yaşam ve O’nun sevgisi, sevinci, esenliği ve kutsal arzuları ile doldurulmuş bir yürek gibi tüm ruhsal bereketleri kast ediyoruz.

BÜYÜKLÜĞÜN TANIMI

Çok kişi Tanrı’nın, et ve kandan oluşan bir beden alarak yeryüzüne gelemeyecek kadar büyük olduğunu düşünür. Acaba bunun nedeni, bu kişilerin büyüklük tanımı ile Tanrı’nın büyüklük tanımının bir- birlerinden farklı olmaları mıdır?
İsa, gerçek büyüklüğü öğrencilerine şöyle tanımladı:

“Bilirsiniz ki, ulusların önderleri sayılanlar, onlara ege- men kesilir, ileri gelenleri de onlara ağırlıklarını hissetti- rirler… Sizin aranızda böyle olmayacak. Aranızda büyük olmak isteyen ötekilerin hizmetkârı olsun. Aranızda birinci olmak isteyen, hepinizin kulu olsun. Çünkü İnsanoğlu bi- le hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçok- ları için fidye olarak vermeye geldi.(Markos 10:42-45)



220

Kendisini en çok alçaltan ve diğerlerine en iyi hizmeti veren kişi, en büyük kişidir.162

RÜZGARIN VE DALGALARIN EFENDİSİ

İsa ve öğrencileri bir gün öğrencilerin balıkçı teknesinde Celile
Gölü’nün üstündeydiler.

“Gölde ansızın büyük bir fırtına koptu. Öyle ki, dalgalar teknenin üzerinden aşıyordu. İsa bu arada uyuyordu.

Öğrenciler gidip O’nu uyandırarak, ‘Ya Rab, kurtar bizi, yoksa öleceğiz’ dediler.

İsa, ‘Neden korkuyorsunuz, ey kıt imanlılar?’ dedi. Sonra kalkıp rüzgarı ve gölü azarladı. Ortalık sütliman oldu.

Hepsi hayret içinde kaldı. ‘Bu adam nasıl bir adam ki, rüzgar da göl de O’nun sözünü dinliyor?’ dediler. (Matta

8:24-27)

“BU ADAM KİM OLABİLİR?”

İsa’nın bir insan olduğu aşikardı. Bir teknede uyudu; O, yorgun, aç ve susuz olmanın ne demek olduğunu biliyordu. Ama sonra uyan- dı, ayağa kalktı ve fırtınayı azarladı. Şiddetli rüzgar hemen o anda durdu ve kabarmış dalgalar sakinleştiler.
Öğrencilerin şu soruyu sormalarına şaşırmamak gerekir:

“Bu adam kim olabilir?”

Bu olaydan bin yıl önce, Mezmur yazarı şöyle yazmıştı:

Ya Rab, senin gibi güçlü RAB var mı? ...Sen kudurmuş denizler üzerinde egemenlik sürer ve dalgalar kabardıkça onları dindirirsin.(Mezmur 89:8-9)

“Bu adam kim olabilir?” Müjde, aynı zamanda denizin üzerinde yürüyen İsa’dan da söz eder.163 İsa’nın öğrencileri bir kez daha “büyük bir şaşkınlık içindeydi” (Markos 6:51). Ama İsa denizin dalgaları üzerinde insanları şaşırtmak için yürümedi; bunu, öğren-


221

cilerinin, Kendisinin kim olduğunu anlamalarına yardımcı olmak için yaptı.
Peygamber Eyüp, iki bin yıl önce Tanrı hakkında konuşurken bu konudan söz etmişti:

O’dur tek başına gökleri geren ve denizin dalgaları üze- rinde yürüyen.(Eyüp 9:8)

“Bu adam kim olabilir?” Tanrı bizi noktaları birleştirmeye ve İsa’nın önce ve şimdi kim olduğunu anlamaya davet eder. Ama ne yazık ve ne üzücüdür ki, çok kişi bunu hiçbir zaman yapmaz.

“O dünyadaydı, dünya O’nun aracılığıyla var oldu, ama

dünya O’nu tanımadı.(Yuhanna 1:10)

“Bu adam kim olabilir?” Bir gün, İsa’nın Kendisi, düşman bir dindar topluluk ile konuşurken, bu soruya yanıt verdi:

“BEN’İM”

“İsa yine halka seslenip şöyle dedi:’Ben dünyanın ışığı- yım. Benim ardımdan gelen, asla karanlıkta yürümez, ya- şam ışığına sahip olur…Bir kimse sözüme uyarsa ölümü asla tatmayacaktır.’ Sonra Yahudiler O’na, ‘Seni cin çarp- tığını şimdi anlıyoruz’ dediler…. ‘İbrahim öldü, peygam- berler de öldüler. Oysa sen, ‘Bir kimse sözüme uyarsa ölümü asla tatmayacaktır’ diyorsun. Yoksa sen babamız İbrahim’den üstün müsün? O öldü, peygamberler de öldü- ler. Sen kendini kim sanıyorsun?

İsa şu karşılığı verdi: ‘Babanız İbrahim günümü göreceği için sevinç ile coşmuştu. Gördü ve sevindi.

Yahudiler, ‘Sen daha elli yaşında bile değilsin. İbrahim’i de mi gördün?’ dediler. İsa, ‘Size doğrusunu söyleyeyim, İbrahim doğmadan önce BEN VARIM’ dedi. O zaman İsa’yı taşlamak için yerden taş aldılar, ama O gizlenip ta- pınaktan çıktı.” (Yuhanna 8:12,52-53,56-59)



222

Yahudiler İsa’yı neden taşlamaya kalktılar? Çünkü İsa, “Bir kimse sözüme uyarsa asla ölümü tatmayacaktır” ve “İbrahim doğmadan önce, BEN VARIM’ dedi. İsa yalnızca ölüm üzerindeki yetkisini ve İbrahim’den (1900 yıl önce ölmüştü) önce var olduğunu iddia etmekle kalmamış, aynı zamanda BEN VARIMdiyerek Tan- rı’nın kişisel adını da kullanmıştı.164

İsa’nın dinleyicileri O’nun ne demek istediğini anladılar. Bundan dolayı O’nu küfür etmekle suçladılar ve O’na atmak için yerden taş aldılar.

YALNIZCA TANRI’YA TAPININ

İsa, yalnızca Tanrı’nın tapınmamızın Objesi olmaya layık olduğu- nu sürekli öğretti. İsa, bu nedenle, Tanrın Rab’be tapacak ve yalnızca O’na kulluk edeceksin’ dedi (Matta 4:10). Ama buna rağ- men, Müjde’de insanların İsa’nın önünde eğildiklerini ve O’na tapındıklarını yazan ifadelerin sayısı onu bulmaz.

Bir gün, ‘bir cüzamlı geldi’ ve ‘YA Rab, istersen beni temiz kılabi- lirsin’ diyerek ‘O’na tapındı.’165 Sonra İsa elini uzatıp adama do- kundu, ‘İsterim, temiz ol!’ dedi. Adam anında cüzamdan temizlen- di.” (Matta 8:2-3) İsa cüzamlı adamı, O’nun ayaklarına kapanarak O’na tapındığı için azarladı mı?

Hayır, sadece ona dokundu ve onu iyileştirdi.

İsa ölümden dirildikten sonra Tomas adlı bir öğrencisi İsa’nın önünde yere kapandı ve O’na, “Rabbim ve Tanrım!” dedi. İsa, onu küfür etmekle suçlayarak azarladı mı?

Hayır, İsa yalnızca şöyle dedi: “Tomas, sen beni gördüğün için iman ettin. Görmeden iman edenlere ne mutlu!” (Yuhanna 20:28-
29)
Bu ifade bize İsa’nın kimliği hakkında ne öğretir?


223

SİZ KARAR VERECEKSİNİZ

Her birimizin İsa’nın kimliği konusunda neye karar vereceği, kişi- sel bir seçimdir, ama hiç kimse O’nun hakkında kendisi ile çelişen bir değerlendirmeyi benimsemesin. Eğer İsa, komşularımın bana söyledikleri gibi “büyük bir peygamber” ise, peygamber olduğu için aynı zamanda olduğunu iddia ettiği Kişiydi de: Tanrı’nın Son- suz Sözü ve Oğlu. İsa’nın, “peygamberden başka biri olmadığını” beyan etmek, hem İsa’nın tanıklığını hem de peygamberlerin mesa- jını inkar etmektir.166
Daha önceleri bir septik (şüpheci) ve yirminci yüzyılın büyük ente- lektüellerinden biri olan C.S. Lewis, İsa hakkında şunları yazdı:
“Burada, insanların genellikle O’nun hakkında söyledikleri gerçekten ahmakça olan bir ifadeyi belirtmek istiyorum ve herhangi birinin bu ahmakça ifadeyi söylemesini bu ifade- ye vereceğim karşılık ile engellemeye çalışıyorum: ‘İsa’yı büyük bir ahlak öğretmeni olarak kabul etmeye hazırım. Ama O’nun Tanrı olduğunu belirten iddiasını kabul etmi- yorum.’ Bu sözler, söylemememiz gereken sözlerdir. Yal- nızca insan olan biri, İsa’nın söylediği türde ifadelerde bu- lunursa, büyük bir ahlak öğretmeni olması mümkün değil- dir. Böyle biri ya delidir ya da Cehennem Şeytanıdır. Se- çiminizi yapmak zorundasınız. Bu adam ya Tanrı’nın Oğ- lu’ydu ve Oğlu’dur; ya da çıldırmış biridir ya da daha da kötüsüdür. Ya O’nu bir ahmak yerine koyabilir, O’na tükü- rebilir ve O’nun bir cin olduğunu söyleyerek O’nu öldüre- bilirsiniz; ya da O’nun ayaklarına kapanarak ve O’na Rab ve Tanrı olarak hitap eder ve O’nun ayaklarına kapanabi- lirsiniz. Ama O’nu, insan ve büyük bir öğretmen olduğu saçmalığı ile hor görmeyelim. Bunu yapmamıza izin ver- memiştir. O, kim olduğunu belirtirken bunları kast etme- di.167


224

“BİZE AÇIKÇA SÖYLE”

Sık sık: “Bize Kutsal Kitap’ta, İsa’nın, ‘Ben Tanrı’yım!’ dediği bölümleri göster” diyen birileri karşıma çıkar. İsa’nın zamanındaki din önderleri de, Tanrı olduğunu söylemesi için O’na baskı yapma- ya çalıştılar.

İsa şöyle dedi: Kapı Ben’im. Bir kimse benim aracılığım- la içeri girerse kurtulur” …Yahudi yetkililer O’nun çevre- sini sararak, ‘Bizi daha ne kadar zaman kuşkuda bıraka- caksın?’ dediler. Eğer Mesih isen, bize açıkça söyle.’

İsa onlara şu karşılığı verdi. ‘Size söyledim, ama iman et- miyorsunuz. Babam’ın adı ile yaptığım işler bana tanıklık ediyor… Ben ve Baba biriz.

Yahudi yetkililer O’nu taşlamak için yerden yine taş aldı- lar.

İsa onlara, ‘Size Babam’dan kaynaklanan birçok iyi işler gösterdim’ dedi. ‘Bu işlerden hangisi için Beni taşlıyorsu- nuz?’

Yahudiler şöyle yanıt verdiler: ‘Seni iyi işlerden ötürü de- ğil, küfür ettiğin için taşlıyoruz. İnsan olduğun halde Tanrı olduğunu ileri sürüyorsun.’” (Yuhanna 10:9, 24-

25, 30-33)
Bu dindar topluluk O’nu neden taşlamak istedi?

Çünkü İsa, “Ben ve Baba birizdemişti. İsa’nın Tanrı ile bir oldu- ğunu söylemesi, onların düşüncelerine göre küfür etmekti. Ama her şeye rağmen bu aynı Yahudiler düzenli olarak, ‘Tanrımız Rab, Rab birdir(çoğul bir birlik) anlamını taşıyan ‘Adonay Eloheynu Adonay ehadsözlerini beyan etmekle Tanrı’ya olan imanlarını duyurmaktaydılar. İsa, Kendisini, her zaman Tanrı ile bir olan Tan- rı’nın Oğlu olarak ilan ediyordu.168 Yahudiler’in, O’nu küfür et- mekle suçlamalarının nedeni buydu.

İsa Tanrı’nın Sözü ve Oğlu olarak sahip olduğu sonsuz varlığı ile hiçbir zaman kibirlenmedi ya da bu varlığı ile gösteriş yapmadı.


225

Etrafta, “Ben Tanrı’yım! Ben Tanrı’yım diyerek dolaşmadı. Aksi- ne, yeryüzündeki yaşamını tüm insanlığın yaşamasını amaçladığı şekilde –mükemmel bir alçakgönüllülükle ve Tanrı’ya istekle bo- yun eğerek– sürdürdü.
İsa, “Kendi isteğimi değil, beni gönderenin isteğini yerine getir- mek için gökten indim” (Yuhanna 6:38) diyebilen tek Kişi’dir. Tanrı’nın yüceltilmiş Oğlu olan İsa’nın yaşamının görkemi, İnsa- noğlu olmak için Kendisini alçaltmış olmasıdır.
İsa, başkalarına Kim olduğunu açıklarken, bu açıklamayı alçakgö- nüllü ama yine de güçlü bir şekilde yapmayı seçti.

Bir gün, varlıklı genç bir adam İsa’ya geldi ve O’na “İyi Öğret- men” unvanı ile hitap etti. Bunun üzerine İsa, adama şu soruyu sordu, Bana neden iyi diyorsun? İyi olan yalnız Biri var; O da Tanrı’dır.(Luka 18:19)169 Bu zengin adam, İsa’nın Tanrı olduğu- na inanmadı, ama İsa –şahıslandırılmış tanrısal iyilik– bu zengin genç adamı bilmecenin parçalarını bir araya getirmeye ve O’nun Kim olduğunu anlamaya davet ediyordu.

İsa, bizlerin de O’nun Kim olduğunu anlamamızı istiyor.170

SÖYLENEN SÖZLERİ YAPILAN İŞLERLE DESTEKLEMEK

İsa’nın yaptığı sayısız güçlü mucizeler, O’nun, düşmüş ve günah ile lanetlenmiş olan yaratılışın her unsuru üzerindeki yetkisini ve gücünü ortaya koydu. O, insanların ne düşündüklerini bildi, günahı bağışladı, binlerce kişinin yemesi için ekmeği ve balığı çoğalttı, fırtınaları dindirdi, ve kötü ruhlara defolup gitmelerini buyurdu. Tek bir söz ya da dokunuşla hastaları iyileştirdi, kötürümlerin yü- rümesini, körlerin görmesini, sağırların işitmesini ve ölülerin ya- şama dönmesini sağladı. Mesih, aynı peygamberlerin önceden bildirmiş oldukları gibi, “RABBİN yeryüzündeki Kolu’ydu.”171



İsa’nın her şeyden üstün olan görkemi, gören gözlere sahip olan kişiler için Varlığının her yanından parladı. İsa’nın yaptığı işler, söylediği sözlerin doğru olduklarını kanıtladı. Örneğin, daha önce

226

okuduğumuz gibi, İsa, “Yaşam” olduğunu ileri sürdü. O, bu iddia- sının doğru olduğunu nasıl kanıtladı? İsa, “Yaşam” olduğunu, ölü- lere dirilmelerini buyurarak ispatladı.
Rab İsa bir gün, dört gün önce ölmüş olan Lazar adlı bir adamın mezarının yanındaydı. Lazar’ın bedeni taştan oyulmuş bir mezara gömülmüştü. İsa, Lazar’ın kız kardeşine ağlamamasını, kardeşinin tekrar yaşayacağını söyledi:
Lazar’ın kız kardeşi İsa’ya, “Son gün, diriliş günü onun di- rileceğini biliyorum” dedi.

İsa, onu, Diriliş ve Yaşam Ben’im. Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır” diye yanıtladı. (Yuhanna 11:24-25)

İsa, sonra, iddiasının doğru olduğunu kanıtlamak için, “yüksek sesle, ‘Lazar, dışarı çık!’diye bağırdı. Ve ölü elle- ri, ayakları sargılarla bağlı, yüzü peşkir ile sarılmış olarak dışarı çıktı.

İsa oradakilere, ‘Onu çözün, bırakın gitsin’ dedi.

O zaman İsa’nın yaptıklarını gören Yahudiler’in birçoğu İsa’ya iman etti. Ama içlerinden bazıları Ferisilere giderek İsa’nın yaptıklarını onlara bildirdiler… Böylece, o günden itibaren İsa’yı öldürmek için düzen kurmaya başladılar… Başkâhinler ise Lazar’ı da öldürmeyi tasarladılar, çünkü onun yüzünden birçok Yahudi gidip İsa’ya iman ediyordu.” (Yuhanna 11:43-46, 53; 12:10-11)172

İnsan yüreği ne kadar da sert!

SERT YÜREKLER

İsa’nın iddiaları ve Kendisinin giderek rağbet görmesi üzerine Ya- hudiler’in kıskanç din ve politik önderleri yüreklerinde büyüyen bir tutku ile bir araya geldiler: İsa’nın susturulması gerekiyordu! O’nu öldürebilmeleri için suçlayacak bir neden –herhangi bir neden– arıyor, ama bulamıyorlardı. Tek mükemmel İnsan olarak doğmuş olan Biri nasıl suçlanabilirdi?


227

Bir Şabat günü İsa havrada öğretiyordu…

“Orada eli sakat bir adam vardı. Bazıları, İsa’yı suçlamak amacı ile, Şabat Günü hastayı iyileştirecek mi diye O’nu gözlüyorlardı. İsa, eli sakat adama, ‘Kalk, öne çık!’ dedi. Sonra havradakilere, ‘Kutsal Yasa’ya göre, Şabat Günü iyilik yapmak mı doğru, kötülük yapmak mı?’ Can kurtar- mak mı doğru, can almak mı?’ diye sordu. Onlardan ses çıkmadı.

İsa, çevresindekilere öfke ile baktı. Yüreklerinin duygu- suzluğu O’nu kederlendirmişti. Adama, ‘Elini uzat!’ dedi. Adam elini uzattı, eli yine sapasağlam oluverdi.

Bunun üzerine Ferisiler dışarı çıktılar, İsa’yı yok etmek için Hirodes yanlıları (politik parti) ile hemen görüşmeye başladılar.

Ama İsa öğrencileriyle birlikte göl kıyısına çekildi… büyük bir kalabalık O’nun ardından geldi… Birçoklarını iyileş- tirmiş olduğundan, çeşitli hastalıklara yakalanmış olanlar, O’na dokunmak için üzerine üşüşüyordu. Kötü ruhlar O’nu görünce ayaklarına kapanıyor, ‘Sen Tanrı’nın Oğlu’sun!’ diye bağırıyorlardı.” (Markos 3:1-11)

KÖTÜ RUHLARIN ANLAYIŞI

Kötü ruhlar, bu Şifa Verenin Kim olduğunu biliyorlardı, bu neden- le O’na sahip olduğu doğru unvanı ile hitap ederek, “Sen Tanrı’nın Oğlu’sun” diye bağırıyorlardı.
Bu düşmüş meleklerin hepsinin İsa’nın önceki geçmişinden haber- leri vardı.
Binlerce yıl önce, O, göklere ve yeryüzüne var olmaları için bu- yurduğunda, bu düşmüş melekler O’nun kudretli gücüne ve aklı aşan bilgeliğine tanık olmuşlardı. O’nun, haklı gazabı ile, Kendisi- ne baş kaldıran Şeytan’ı izlemek için yaptıkları seçimden sonra kendilerini gökyüzünden dışarı atmış olduğu o günü hatırladıkları


228

zaman korkudan titriyorlardı.173 Ve O şimdi burada, yeryüzünde insanların arasında yaşıyordu!
Bu durum tehlike belirtisiydi ve başarısızlıklarını işaret ediyordu. Kendi efendilerinin yetkisi çöküyordu.
Günahın laneti tersine dönmeye başlıyordu.

Bir kadının Soyu olan Sonsuz Oğul’un Kendisi egemenliklerini ele geçirmişti. Bu nedenle, kötü ruhlar, “O’nun önünde yere kapana- rak, ‘Sen Tanrı’nın Oğlu’sun’ diye bağırıyorlardı!” Bu arada din önderleri, “O’nu nasıl yok edebileceklerini düşünerek O’na karşı düzen kurmaya başladılar.”

Bir defasında, ben bu öyküyü bazı konuklarıma anlattıktan sonra aralarından bir erkek şu yorumda bulundu: “İnanılmaz bir şey! Kötü ruhlar İsa’ya, din önderlerinden daha fazla saygı duymuşlar!”
Evet, inanılmaz! Ama gerçek.


229

18

TANRI’NIN

SONSUZ TASARISI

“Bunları ta başlangıçtan bildiren Rab,işte böyle diyor.”

(Elçilerin İşleri 15:18)
amanın başlangıcından önce, Tanrı’nın zihninde insanlar için hazırlamış olduğu net bir plan vardı. Günahın insan ailesini lekelediği aynı günde, RAB bu planı duyurmaya

başladı, ama bu duyuruyu net değil, kapalı bir şekilde yaptı. Kutsal Yazılar bu plandan “Tanrı’nın sırrı(Vahiy 10:7) olarak söz eder- ler.

Bu güne kadar, Tanrı’nın insanlık hakkındaki planı ve amacı insan- ların çoğu için bir sır olarak kalmıştır, ama bu gereksiz bir durum- dur, çünkü “geçmiş çağlardan ve kuşaklardan gizlenmiş olan sırşimdi açıklanmıştır.(Koloseliler 1:26)

PEYGAMBERLERDEN DAHA FAZLA AYRICALIĞA SAHİP

Burada insanı hayrete düşüren bir düşünceyle karşılaşırız. Konu, Tanrı’nın öyküsünü ve mesajını anlamak olunca, sizler ve ben Kut- sal Yazılar’ı yazan peygamberlerden daha fazla ayrıcalığa sahibiz.


230

Bizler, Tanrı’nın açıklamasının tamamına sahibiz; onlar değillerdi. Bizler, Tanrı’nın kitabının sonunu okuyabiliyoruz; onlar okuyama- dılar.

“Size bağışlanacak olan lütuftan söz etmiş olan peygam- berler, bu kurtuluş ile ilgili dikkatli araştırmalar, incele- meler yaptılar. İçlerinde olan Mesih Ruhu, Mesih’in çeke- ceği acılara ve bu acıların ardından gelecek yüceliklere tanıklık ettiğinde, Ruh’un hangi zamanı ya da nasıl bir dö- nemi belirttiğini araştırdılar. Şimdi size de bildirilen ger- çekler ile kendilerine değil, size hizmet ettikleri onlara açıkça gösterildi. Bu gerçekleri Kutsal Ruh’un gücü ile si- ze Müjde’yi iletenler bildirdi. Melekler bile bu gerçekleri yakından görmeye büyük özlem duyarlar.(1. Petrus

1:10-12)

TANRI, PLANINI NEDEN GİZLİ TUTTU?

Bazı insanlar şu soruyu sormuşlardır: “Tanrı, yapmayı tasarladığı şeyi düşmüş insanlığa neden hemen anlatmadı? Tanrı, mesajını neden bir sır olarak gizledi?”
Evrenin Egemen Tanrısı’nın bize hiçbir açıklama borcu olmaması- na rağmen, O, nazik davranmış ve insan için olan Planını neden gizlediği hakkında bize bazı bilgiler vermiştir. Tanrı’nın, Planını yavaş yavaş ve sağduyulu bir şekilde açıklamayı seçmesinin üç nedeni vardır:
Tanrı önce, beşinci ve altıncı bölümlerde açıklanmış olduğu gibi, Planını yavaş yavaş açıkladı ve daha sonraki kuşakların tek gerçek Tanrı’nın mesajını kesin olarak bilebilmeleri için insanlığa mesajı- nı onaylayan çok sayıda peygamberlikler ve semboller ile birlikte çağrısını doğrulayan tanıklar sağladı.

Tanrı, ikinci olarak, gerçeğini yalnızca onu gayretle aramak için yeterince özen gösteren kişilerin keşfedebilecekleri bir şekilde açıkladı. “Tanrı’yı gizli tuttuğu şeyler için, kralları ise açığa çı- karttıkları için yüceltiriz” (Süleyman’ın Özdeyişleri 25:2). Pek çok



231

kişinin gerçeği bulamamasının nedeni ile bir hırsızın bir polis me- muru bulamamasının nedeni aynıdır; bulmak istemezler.174
Üçüncü neden, Tanrı’nın, planını örtmüş olmasıdır; çünkü planını,
Şeytan’dan ve izleyicilerinden gizlemek istedi.

Tanrı’nın saklı bilgeliğinden gizemli bir biçimde söz edi- yoruz. Zamanın başlangıcından önce Tanrı’nın bizim yüce- liğimiz için belirlediği bu bilgeliği bu çağın önderlerinden hiçbiri anlamadı. Anlasalardı yüce Rab’bi çarmıha ger- mezlerdi.(1. Korintliler 2:7-8)

Eğer Şeytan ve yandaşları, Tanrı’nın onları yenilgiye uğratacak planını tam olarak anlasalardı, İsa’yı çarmıha germezlerdi. Tanrı, planını öyle bir şekilde tasarladı ki, planına engel olmayı amaçla- yanlar, bu planı yerine getirenler oldular!
Bu plan neydi?

KURTARMA!

Tanrı, Adem’in dik başlı, inatçı ve yasayı ihlal eden soyunu sonsuz mahkumiyetten kurtarmak için dünyaya günahsız bir Kurtarıcı –bir kadının Soyu olarak– göndereceğine söz verdi. İnsanlık tarihinde doğru an geldiği zaman, Tanrı vaadini yerine getirdi.

“Ama zaman dolunca Tanrı, Yasa altında olanları özgürlüğe kavuşturmak için kadından doğan, Yasa altında doğan öz Oğ- lu’nu gönderdi.” (Galatyalılar 4:4-5)

Kurtarmak, talep edilen ücreti ödeyerek geri satın almak anlamına gelir.

Kaliforniya’da büyüyen bir erkek çocuk olarak küçük bir köpeğim vardı. Bu dişi köpeği besler, ihtiyaçlarını karşılar ve onunla oyun- lar oynardım. O ise her zaman benim etrafımda dolanır ve ben okuldan eve döndüğüm zaman heyecanlanırdı. Bazen oturduğum semtte yürüyüşe çıkar, ama her zaman eve dönerdi. Ama bir gün, eve dönmedi.


232

Okuldan eve geldim, ancak köpeğim evde beni karşılamadı. Yatma zamanı geldiğinde, onu hala hiçbir yerde bulamamıştık. Ertesi gün, babam yerel hayvan sığınağına telefon etmemizi önerdi; bu yer evlerinden kaçan kedileri ve köpekleri belirli bir zaman için barın- dırmaktaydı. Bu süre sonunda aranmayan hayvanlar acı çektirme- den öldürülürlerdi.
Hayvan sığınağına telefon ettim. Evet, orada benim tanımıma uyan küçük bir köpek vardı. Kentin “köpek toplayıcısı” onu bulmuştu. Köpeğim kendini kurtaramayacak kadar çaresizdi. Biri onu kur- tarmaya gelmediği takdirde, kaybolmasının bedelini yaşamı ile ödeyecekti.
Hayvan sığınağına gittim. Köpeğimi geri almak üzereydim! Ama ön bürodaki memur bana köpeğimi geri alabilmem için ceza öde- mek zorunda olduğumu söyledi. Bir köpeğin sahipsiz olarak cad- dede koşması yasalara aykırıydı. Talep edilen fidyeyi ödedim ve köpeğim serbest bırakıldı. O korkunç kafesten çıktığı ve kendisi ile ilgilenen kişiye kavuştuğu için öylesine sevinçliydi ki! Kurtarıl- mıştı.
Çocukluğumda yaşadığım dik başlı köpeğimi geri alma deneyi- mim, bize kendi durumumuz hakkında soluk bir fikir verir. İsyan- kar ve suçlu günahkârlar olarak kendimizi kurtarma konusunda hiçbir çaremiz yoktur. Tanrı, öz Oğlu’nu gerekli fidyenin bedelini ödeyerek bizi kurtarması için dünyaya gönderdi. Bu bedel, hiçbi- rimizin ödeyemeyeceği kadar yüksekti.

“Kimse kimsenin hayatının bedelini ödeyemez, Tanrı’ya fidye veremez – Çünkü hayatın fidyesi büyüktür …ama Tanrı beni ölüler diyarının pençesinden kurtaracak...” (Mezmur 49:7, 15)

O zaman kurtarılmamızın bedeli neydi?

PEYGAMBERLER BEDELİN NE OLDUĞUNU BİLDİRDİLER




Yaratılış kitabının üçüncü bölümünde, Tanrı’nın günahkârları Şey- tan’ın elinden kurtarmak için tasarladığı plan ile ilgili örtülü ve

233

henüz gelişmemiş olan peygamberliği gördük. Şimdi, Tanrı’nın
Şeytan’a ne söylediğine tekrar kulak verelim:

“Seninle kadını, onun soyu ile senin soyunu birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın.” (Yaratılış 3:15)

Tanrı, söylediği bu sözler aracılığıyla, kutsal Doğası ile uyumlu olarak Şeytan ve günah ile başa çıkacak olan Planının gizemli ve düzenli ana hatlarını başlattı. RAB, insanlığa Şeytan’ı, “başını” ezerek yenilgiye uğratacak bir kurtarıcı-Mesih sağlayacağını ilan etti. Peygamberlik, aynı zamanda Şeytan’ın Mesih’in “topuğuna” saldıracağını da bildirmekteydi.

“O (Mesih), senin (Şeytan’ın) başını ezecek ve sen O’nun

(Mesih’in) topuğuna saldıracaksın.”
Kadının Soyu, Şeytan’ın başını nasıl ezecekti? İbranice’den ezmek olarak çevrilen sözcük “incitmek, kırmak, yaralamak, ya da sık- mak” anlamına gelir. Bu ilk peygamberlik bildirisine göre, hem Şeytan hem de Mesih “ezileceklerdi”, ama iki yaralanmadan yal- nızca bir tanesi geri dönüşü imkansız bir şekilde ölümcül olacaktı. Ezilen bir baş ölüm ile sonuçlanır, ama ezilmiş bir topuk için aynı şey söz konusu değildir.
Tanrı, vaat edilen Kurtarıcının Şeytan ve izleyicileri tarafından “yaralanacağı” gerçeğine rağmen, sonunda Şeytan üzerinde zaferli olacağını önceden bildiriyordu.
Tanrı, daha sonra Davut peygambere Mesih’in şu sözlerini yazması
için esin verdi:

“Ellerimi, ayaklarımı deliyorlar.” (Mezmur 22:16)

Davut, aynı zamanda Mesih’in öldürülecek olmasına rağmen, be- deninin mezarda çürümeyeceği hakkında da peygamberlikte bu- lundu:

“Sadık kulunun çürümesine izin vermezsin.” (Mezmur

16:10)


234

Vaat edilen Kurtarıcı, ölüm üzerinde zafer kazanacaktı.
Peygamber Yeşaya Mesih’in acılarının, ölümünün ve dirilişinin amacını önceden duyurdu:

Bizim isyanlarımız yüzünden O’nun bedeni deşildi, bi- zim isyanlarımız yüzünden O eziyet çekti… Ne var ki, Rab O’nun ezilmesini uygun gördü. Canını suç sunusu olarak sunarsa, soyundan gelenleri görecek ve günleri uzayacak. Rab’bin isteği O’nun aracılığıyla gerçekleşecek.” (Yeşaya

53:5, 10)175
Şeytan, insanları Tanrı tarafından gönderilen Mesih’e işkence et- meleri ve O’nu öldürmeleri için ikna edecekti, ama yine de her şey peygamberler tarafından duyurulan plan ile uyumlu olarak gerçek- leşecekti. Nihai sonuç, Rab ve Meshedilmiş Olan’ı için kesin zafer olacaktı.

BİLGELİK SÖZLERİ VE UYARI

Mesih doğmadan bin yıl önce, Davut şunları yazdı:

Nedir uluslar arasındaki bu kargaşa, neden boş düzen- ler kurar bu halklar? Dünyanın kralları saf bağlıyor, hü- kümdarlar birleşiyor. Rab’be ve Meshettiği Kral’a karşı… Göklerde oturan Rab gülüyor, onlarla eğleniyor. Sonra öf- ke ile uyarıyor onları. Gazabı ile dehşete düşürüyor. Ve,

‘Ben Kralımı Kutsal dağım Siyon’a oturttum’ diyor. Ey krallar, akıllı olun! Ey dünya önderleri, ders alın! Rab’be korku ile hizmet edin. Titreyerek sevinin. Oğul’u öpün ki öfkelenmesin, yoksa izlediğiniz yolda mahvolursunuz. Çün- kü öfkesi bir anda alevleniverir. Ne mutlu O’na güvenen- lere ve O’na sığınanlara!” (Mezmur 2:1-2,4-6,10-12)

Güreşin geleneksel bir spor olduğu Senegal’de, şöyle bir halk öz- deyişi bulunur:

“Bir yumurta bir kaya ile güreşmemelidir.”



235

Bir yumurtanın bir kaya ile neden güreşmemesi gerekir? Çünkü bir yumurtanın bu güreşi kazanma şansı kesinlikle yoktur! Aynı şekil- de, “Rab’be ve Meshettiği Kral’a karşı birleşenlerin” hiçbiri başa- rılı olmayacaktır. Tanrı’nın planına karşı koymak “boş yere kötü niyetli plan yapmaktır.”176
Senegallilerin başka bir özdeyişleri daha vardır:

“Bir odun kesicisi toplanma-yeri ağacını kasten kesmez.”

Dünyanın bu kurak bölgesinde köylerin çoğu, köyün merkezinde bulunan çok büyük bir gölgelik ağaca sahiptir. Bu “toplanma-yeri ağacı”, yoğun öğlen sıcağından kaçmak için bir sığınak yeri sağlar. İnsanlar burada dinlenir, sohbet eder ve çaylarını yudumlarlar. Eğer bir odun kesicisi “toplanma yeri ağacını” kesmeye başlasaydı, köylülerin tepkisi ne olurdu bir düşünün! Büyük bir hiddete kapılır ve hemen o anda bu kesim işini durdururlardı!
Tanrı’nın kurtuluş planına karşı çıkan herkes, köylülerin gözde ağacına balta vuran bir odun kesicisine benzer.
Asla başarılı olmayacaklardır.

“Ey krallar, akılı olun!... Oğlu öpün ki öfkelenmesin. Yok- sa izlediğiniz yolda mahvolursunuz. Çünkü öfkesi bir anda alevleniverir. Ne mutlu O’na güvenenlere ve O’na sığınan- lara!” (Mezmur 2:10-12)

TANRI’NIN PLANINI GÖREMEMEK

İsa, yeryüzündeki görevinin son haftalarında öğrencilerini şu ko- nuda bilgilendirmeye başladı: politik ve ruhsal önderler O’nu Kral- ları olarak kabul etmek yerine, O’nun öldürülmesini talep edecek- lerdi. İsa’nın ölümünü planlayan kişilerin fark etmedikleri şey, aslında kendilerinin, peygamberlerin önceden bildirmiş olduklarını yerine getirecek kişiler olmalarıydı: Mesih’in elleri ve ayakları, Tanrı’nın, Adem’in dik başlı ve çaresiz soyunu Şeytan’ın pençe- sinden kurtarmak için yaptığı planın bir parçası olarak, delinecekti.


236

“Bundan sonra İsa, kendisinin Yeruşalim’e gitmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı.

Bunun üzerine Petrus O’nu bir kenara çekip azarlamaya başladı. ‘Tanrı korusun, ya Rab! Senin başına asla böyle bir şey gelmeyecek!’ dedi.

Ama İsa Petrus’a dönüp, ‘Çekil önümden, Şeytan!’ dedi.

‘Bana engel oluyorsun. Düşüncelerin Tanrı’ya değil, in- sana özgüdür.’” (Matta 16:21-23)

Petrus’un düşüncesi, ünlü bir tartışmacıdan dinlemiş olduğum şu ifadeye benziyordu, “Çarmıha gerilmiş bir Mesih, evli bir bekara benzer!”
Bu tartışmacı gibi Petrus da Tanrı’nın planını henüz anlamamıştı. Petrus, Mesih’in vaat edilmiş olan dünya çapındaki yönetimini bir çarmıha çivilenmenin dehşetine ve aşağılamasına boyun eğmeden hemen bina edeceğini düşündü!
Petrus, Tanrı’nın İsa’yı Egemen Yönetici olarak tüm yeryüzünün başına getireceğini planladığını düşünmekte haklıydı, ama Me- sih’in, çarmıhın acısını ve utancını bir kenara bırakabileceğini dü- şünmekle hata ediyordu. Petrus daha sonra Tanrı’nın planını anla- yacak ve cesaretle gerçeği ilan edecekti: “Peygamberler… Me- sih’in çekeceği acılara ve bu acıların ardından gelecek yüceliklere tanıklık ettiler!” (1. Petrus 1:10-11)177
Mesih’in çarmıha gerilmesi bir rastlantı olmayacaktı. Tanrı önce davrandı ve bunu “sonsuzlukta” planladı. Peygamberler bu kurtarış planını önceden bildirdiler. Kadının Soyu bu planı yerine getirmek için geldi.
Bir süre önce bana aşağıdaki şu elektronik posta gönderildi:


237

Öylesine körsünüz ki, Tanrı’nın, öz oğlunu çarmıha gerilmekten kurtaramayacağına dahi inanıyorsunuz. Bu inancınızla, oğlunun insanlar tarafından aşağılanmasına ve öldürülmesine izin verdiği için Tanrı’nın sınırlı ve zayıf olduğunu söylemiş oluyorsunuz. Tanrı nihai güce sahip- tir. O, biriciktir ve hiçbir şey O’nunla eşit tutulamaz.

Allahüekber.

Aynı Petrus’un da önceleri anlamamış olduğu gibi bu elektronik postayı gönderen kişi de Mesih’in neden “öldürülmesi ve üçüncü gün yaşama dönmesi gerektiğinihenüz anlamamıştı.

Böyle korkunç bir planın neden gerçekleşmesi gerekiyordu? Bize elektronik posta gönderen kişinin haklı olarak belirttiği gibi, “Tan- rı nihai güce sahiptir.” O zaman Tanrı neden Şeytan’ı hemen ce- henneme atmadı ve Adem’in günahlı soyunun bağışlandığını açık- lamadı? Tanrı, dünyayı yalnızca Sözü aracılığıyla, yani konuşarak yarattı, o zaman neden dünyayı aynı şekilde yine yalnızca konuşa- rak kurtarmadı?
Yaratıcı-Söz’ün neden insan olması gerekti? Tanrı, planında neden acı çeken, kanı dökülen ve ölen bir Mesih’e yer verdi?
Yolculuğumuzun bundan sonraki aşaması bu soruların yanıtlarını
verir.


238

19

KURBAN YASASI

“Kan yaşam karşılığı günah bağışlatır.

--Rab (Levililer 17:11)
lk ailenin tarihi, Yaratılış kitabının dördüncü bölümünde kayıt- lıdır. Adem ve Havva’nın pastoral Aden Bahçesi’nden dışarı atıldıkları zaman tüm insan soyunun da dışarı atıldığını ilk kez
bu bölümde öğreniriz. Adem ve Havva’nın soyundan gelen herkes, düşmanın kontrolü altında olan lanetlenmiş bir dünyaya doğacaklar ve bu dünyada yetiştirileceklerdi.

İLK DOĞAN GÜNAHKÂR

“Adem karısı Havva ile yattı. Havva hamile kaldı ve Kayin’i doğurdu. ‘RAB’bin yardımı ile bir oğul dünyaya getirdim’ dedi.” (Yaratılış 4:1)

Kayin, elde etmek, kazanmak anlamına gelir. İlk çocuk doğumunun acısı ve hayreti içinde Havva, ‘Rab’den bir oğul kazandım!” dedi. Hatta belki de Kayin’in Tanrı tarafından onları günahın ölümcül sonuçlarından kurtarmak için gönderilecek olan, vaat edilen Kurta- rıcı olduğunu bile düşünmüş olabilir.



239

Havva, vaat edilen Kurtarıcı’nın “Rab’den geleceğine” inanmakta haklıydı. Aynı zamanda Mesih’in bir kadından doğacağına inan- makta da haklıydı, ama eğer kocasının soyunun vaat edilen Kurta- rıcı olabileceğini düşündüyse, bu düşüncesinde yanılmıştı.
Adem ve Havva çok geçmeden ilk doğan sevgili küçük oğullarının yaradılıştan günahlı bir doğaya sahip olduğunun farkına vardılar. Kayin doğal olarak günah işledi. Aynı Şeytan’ın ve anne-babasının yapmış olduğu gibi gururu ve kendi iradesini sergiledi. Kayin, vaat edilen Kurtarıcı değildi. Yalnızca kurtarılmaya ihtiyacı olan başka bir günahkârdı.
İkinci oğulları dünyaya gelene kadar Adem ve Havva, insanın ko- numu ile ilgili daha gerçekçi bir bakış açısına sahip olmuşlardı.

“Havva daha sonra Kayin’in kardeşi Habil’i doğurdu.”

(Yaratılış 4:2)
Adem ve Havva ikinci oğullarına, boş şey ya da hiçbir şey anlamı- na gelen Habil adını koydular. Günahsız, doğru bir çocuk ürete- bilmelerine imkan yoktu. Günahkârların vaat edilen Kurtarıcısı, Adem’in günahlı soyundan gelemezdi. Adem ve Havva’nın birlikte üretebilecekleri çocuklar ancak kendileri gibi günahkâr olabilirdi. Eğer onları günahın cezasından kurtarmak için doğru bir İnsan gerekiyorsa, bu Kişi RAB’den gelmek zorundaydı.
Yaratılış kitabının birinci bölümünde öğrenmiş olduğumuz gibi, ilk erkek ve kadın Tanrı’nın suretinde ve benzerliğinde yaratıldılar. Bu insanı hayrete düşüren ayrıcalık, doğru seçimler yapmak gibi ciddi bir sorumluluğu da beraberinde getiriyordu. Tanrı’nın, Adem, Havva ve onların soyları için isteği, Yaratıcılarının kutsal ve seve- cen doğalarını yansıtmalarıydı. Ama yine de Adem ve Havva, Ya- ratıcılarına-Sahiplerine itaatsizlik etmeyi seçtikleri zaman, O’nun benzeyişini yansıtamaz oldular. Günaha düştükleri anda, Tanrı- merkezli olmaktan çıkıp ben-merkezli oldular. Ve aynı kendilerine benzeyen çocuklar dünyaya getirdiler.


“Adem’in kendi suretinde, kendisine benzer oğulları ve kızları oldu.” (Yaratılış 5:3)

240

Wolof özdeyişini hatırlayalım: “Sıçrayarak giden ceylanlar tünel kazarak yuva yapan bir soy doğurmazlar.Günahlı anne-babalar da doğru kişilerden oluşan bir soy dünyaya getirmezler. Kutsal Yazılar şöyle der: “Günah bir insan aracılığıyla, ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı, çünkü hepsi günah işledi. (Romalılar 5:12)

GÜNAHKÂRLARIN TAPINMASI

Habil çoban oldu, Kayin ise çiftçi. Günler geçti. Bir gün Kayin toprağın ürünlerinden RAB’be sunu getirdi. Habil de sürüsünde ilk doğan hayvanlardan bazılarını, özellikle de yağlarını getirdi.” (Yaratılış 4:2-4)

Kayin, bir çiftçi, Habil ise bir çoban oldu. Çevrelerinde ve içlerin- de günahın etkileri bulunmasına rağmen, hala Tanrı’nın yaratılışı- nın görkemi ile kuşatılıyorlardı ve O’nun sevecen sağlayışları ile destekleniyorlardı. Hem Kayin hem de Habil günahkârdılar, ama Tanrı onları sevdi ve onların Kendisini tanımalarını ve O’na tapı- narak yaklaşmalarını istedi. Ancak, Tanrı’nın bu isteğinin gerçek- leşmesi için Kayin ve Habil’in günah sorunlarına bir çözüm geti- rilmesi gerekiyordu. Tanrı kutsaldır ve “O’na tapınanların ruhta ve gerçekte tapınmaları gerekir.” (Yuhanna 4:24)
Anne-babaları bir zamanlar Yaratıcıları ile yakın ilişkinin tadını çıkarmış kişiler olarak çocuklarına çok iyi öğretiş vermişlerdi. Kayin de Habil de günahın Tanrı’yı gücendirdiğini anladılar. Onlar da anne-babaları gibi Tanrı’nın huzurundan dışarıda bırakılmışlar- dı. Eğer Tanrı ile bir ilişkiye sahip olacaklarsa, bu ilişkinin Tan- rı’nın kurallarına göre sağlanması gerekiyordu.
İyi haber şuydu: Tanrı Kayin ve Habil için bir yol açmıştı; eğer Tanrı’ya güvenirlerse ve O’nun bina ettiği bir yol aracılığıyla O’na yaklaşırlarsa, günahlarının örtülmesi mümkün olabilecekti.
Gelin, öyküye tekrar kulak verelim:

“Günler geçti. Bir gün Kayin toprağın ürünlerinden



RAB’be sunu getirdi. Habil de sürüsünde ilk doğan hay-

241

vanlardan bazılarını, özellikle de yağlarını getirdi. Rab, Habil’i ve sunusunu kabul etti. Kayin ile sunusunu ise red- detti.” (Yaratılış 4:3-5)

Anlatımı iyi olan her öyküde olduğu gibi, öykünün ayrıntılarının hepsi bir kerede verilmemiştir. Öykü, yalnızca Kayin ve Habil’in ne yaptıklarını anlatır. Yaptıklarını neden yaptıkları Kutsal Yazı- lar’ın bir başka bölümünde açıklanır. Her iki genç adam da tek gerçek Tanrı’ya tapınmak istediler. Her ikisi de, ‘RAB’be bir sunu getirdi.”
Kayin, çaba göstererek yetiştirmiş olduğu meyve ve sebzelerinden en iyilerini seçerek RAB’bin huzuruna getirdi.
Habil ise masum ve lekesiz bir kuzu getirdi ve onu öldürdü, sonra taştan ya da topraktan yaptığı basit bir sunak üzerinde bu kuzunun bedenini yaktı.178
Dışarıdan bakıldığında Habil’in kanlı sunusu, dehşete düşürecek kadar vahşiydi, Kayin’in toprağın ürünlerinden oluşan sunusu ise göze güzel görünüyordu ve çekiciydi. Ama Kutsal Yazılar şu bildi- ride bulunurlar:

“Rab Habil’i ve sunusunu kabul etti, ama Kayin ile su- nusunu reddetti. Kayin çok öfkelendi, suratını astı.” (Ya- ratılış 4:4-5)

Tanrı Habil’in sunusunu neden kabul etti ve Kayin’in sunusunu neden reddetti?
Habil, Tanrı’nın planına güvendi. Kayin ise güvenmedi.

HABİL’İN İMANI VE KUZU

Kutsal Yazılar bize Habil’in Tanrı’ya iman ile” geldiğini söylerler ve Tanrı’nın Kayin’e ve Habil’e neyi Talep Ettiğini bildirdiğini belirtirler.


242

(Tanrı’nın planına inanan) Habil’in Tanrı’ya (Tanrı’nın planına inanmayan) Kayin’den daha iyi bir kurban sun- ması iman sayesinde oldu. (Habil) İmanı sayesinde doğru biri olarak Tanrı’nın beğenisini kazandı... İman olmadan Tanrı’yı hoşnut etmek olanaksızdır.(İbraniler 11:4,6)

Tanrı’yı hoşnut eden iman, Tanrı’nın planına inanan ve bu plana boyun eğen imandır.

Adem ve Havva ilk kez günah işledikleri zaman, Tanrı, onların günah-sorunlarına çözüm sağlamak için çabalarını ya da iyi işlerini reddetti. Tanrı, onların çabaları yerine ilk hayvan kurbanını kesti ve günah ve utançlarından örtünmeleri için deriden giysiler sağladı. Tanrı, bazı masum hayvanları öldürmekle onlara, şunu öğretiyor- du: “Günahın ücreti ölümdür, ama Tanrı’nın armağanı sonsuz yaşamdır…” (Romalılar 6:23)

Habil, Tanrı’ya iman ile yaklaştı, ilk doğan kuzularından sağlıklı
bir tanesini alçakgönüllülükle ve itaat ile Tanrı’ya sundu.

Habil’in elini kuzunun başı- na koyduğunu ve Rab’be sessizce teşekkür ettiğini gözlerinizin önüne getirin; Habil, ölüm cezasını hak etmiş olmasına rağmen, Tanrı, sunulan kuzunun kanını günahın cezası için verilen geçici bir ödeme olarak kabul edecekti.
Habil, daha sonra bıçağı alır ve narin yaratığın boğazını uzunlamasına keser ve ku- zuya yaşam veren kan dışarı akarken kanın nabız atışla- rını izler.



Habil, kuzuyu öldürmekle

243

Tanrı’nın kutsal doğasına ve günah ve ölüm yasasına duyduğu saygıyı göstermiş oldu. Habil, Tanrı’nın planına güvendiği için onun günahlarını bağışladı ve onu doğru ilan etti. Habil, günahın cezasından özgür kılındı, çünkü günahın cezası kuzunun üzerine yüklendi. Habil’in kurbanı bir gün dünyanın günahını ortadan kal- dıracak olan Tanrı’nın vaat ettiği mükemmel Kurban’ı sembolize ediyor ve aynı zamanda bu Kurban’a da işaret ediyordu.
Tanrı, işte bu nedenle, “Habil’e ve sunusuna saygı duydu.”

KAYİN’İN İŞLERİ VE DİN

Gelelim Kayin’in sunusuna. Kayin ne kadar de dindar bir genç adamdı! Alın teri ile çalışarak ürettiği meyvelerden ve sebzelerden hayran olunacak bir düzenleme hazırladı ve Tanrı’nın önüne getir- di. Ama Tanrı, Kayin’i ve sunusunu reddetti.
Kayin’in yaptığı hata sahte bir Tanrı’ya tapınmak değildi, yaptığı
yanlış, tek gerçek Tanrı’ya sahte bir tapınma sunmaktı.
Kayin, Yaratıcısına imanla yaklaşmak yerine kendi düşünceleri ve çabaları ile yaklaştı. Tanrı, Kayin’in anne-babasının kendi düşün- celerine göre hareket ederek incir yapraklarıyla örtünmelerini ka- bul etmemişti ve şimdi de aynı şekilde Kayin’in kendi anlayışına dayanan ürün sunusunu da kabul etmeyecekti.
Bazı kişiler bu konu üzerinde tartışmaya girerek şu düşünceyi ileri sürerler: “Ama Kayin elinde olanı getirdi!”
Tanrı, Kayin’in elinde olanı istemedi. Kayin’in O’na güvenmesini ve O’na bir ölüm cezası –bir kuzunun kanı– temelinde tapınmasını istedi. Kayin’in belki bir kuzusu yoktu, ama Habil’in kuzularından biri ile kendi meyvelerini ve sebzelerini takas edebilirdi ya da Rab’be, Habil’in kuzusunun kanının dökülmüş olduğu sunakta alçakgönüllülükle yaklaşabilirdi. Ama Kayin, böyle bir şey yap- mayacak kadar gururluydu. Tanrı’ya kendi elinin işleri ile “tapın- mayı” tercih etti.

Tanrı, işte bu nedenle, “Kayin’e ve sunusuna saygı göstermedi.



244

GÜNAH BORCU

RAB neden bu kadar kategorik ya da kesin davrandı? Habil’in kesilen kuzusunu neden kabul etti ve Kayin’in taze meyvelerini ve sebzelerini neden reddetti?
Tanrı’nın Kayin’in sunusunu reddetmesinin nedeni basitti: günahın cezası insan çabası değil, ölümdü. Tanrı’nın, Adem’e önceden bil- dirmiş olduğu günah ve ölüm yasası değişmemişti. Tanrı’nın yasa- larını ihlal edenlerin hepsi, yalnızca ÖLÜM ile ödenebilecek bir borcun altına girmişlerdi. Evrenin Adil Yargıcı, yasalarına karşı hareket edildiği zaman, bedelin, ölümden daha az bir ceza ile ödenmesine izin veremezdi.
İçtenlik, insan çabası ya da iyi işler, miktarları ne olursa olsun, günah borcunu iptal edemezler.
Bu konuyla ilgili şöyle bir örnek verelim: Büyük bankalardan biri- nin bana birkaç milyon dolar borç verdiğini düşünün. Bu büyük miktardaki parayla hikmetli bir yatırım yapmak yerine, parayı boş yere harcayıp çar çur ediyorum ve borçlarımın taahhütlerini yerine getirmiyorum. Polis evime geliyor ve beni tutukluyor. Mahkemeye çıkarıldığımda yargıca şunları söylüyorum: “Borcum olan milyon- larca doları ömrüm boyunca ödeyecek güce sahip olamam, ama bu borcumu silmek için bir planım var. Yapmayı tasarladığım şey şu: Borcumu parayla geri ödemek yerine yapacağım iyi işlerle ödeye- ceğim! Bankanın müdürüne her gün bir tabak pilav getireceğim. Her hafta bir gün bir öğün yemek yemeyecek ve bu yiyecekle yok- sul birini doyuracağım. Aynı zamanda günde birkaç kez borcumun utancından temizlenmek için törensel bir şekilde yıkanacağım. Borcum bitene kadar tüm bu iyi işleri yapmayı sürdüreceğim.”
Yargıç, bir para borcunun, böyle mantıksız bir düzenlemenin uygu- lanması aracılığıyla ödenmesini kabul edecek midir? Asla! Tüm yeryüzünün Yargıcı da bir günah-borcunun dua, oruç ve iyi işlerle ödenmesini kabul etmeyecektir. Günah borcunun ödenmesi için yalnızca tek bir yol vardır. Günah borcu ÖLÜM Tanrı’dan son- suza kadar ayrı kalmak– ile ödenmek zorundadır.


245

Çaresiz günahkârların asla ödün vermeyen bu günah ve ölüm yasa- sından kurtarılmaları için bir yol mevcut mudur?
Tanrı’ya şükürler olsun ki, böyle bir yol mevcuttur.

KURBAN YASASI

Ben kağıt oyunları oynamam, ama bazı kartların diğer kartlar önünde “koz” olarak kullanıldıklarını bilirim. Bu kartlar, bir kartın belirlenmiş olan değerine uygun olarak daha az değer taşıyan kart- lardan üstündürler ve bu kartlar karşısında her zaman kazanırlar.
Eski Antlaşma’daki Daniel ve Ester adlı kitaplar, yasalar koyan eski krallardan söz ederler. Bu yasalar, “Medler ve Perslerin de- ğişmez yasası uyarınca imzalanır ve değiştirilemezler.” (Daniel
6:8) Eğer bir kral belirli bir yasayı alt etmek isterse, bu yasayı iptal etmek yerine daha güçlü bir yasa çıkartırdı, o zaman bir önceki yasa daha güçlü olan yeni yasa tarafından değersiz kılınmış olur- du.179
Benzer şekilde başlangıçtan beri Tanrı’nın “günah ve ölüm yasası- nı” alt etmek konusundaki adil çözümü “Günah sunusu yasası” (Levililer 6:25) ya da aynı zamanda “Esenlik kurbanı yasası” (Levililer 7:11) olarak adlandırılan daha güçlü bir yasayı devreye sokmak oldu.
Yasalarının hepsini destekleyen Tanrı yasal geçerliliğini halen sürdüren günah ve ölüm yasasını değersiz kılmak için esenlik kur- banı yasasını çıkartı.
Esenlik kurbanı yasası, hem suçlu günahkârlara merhamet sundu, hem de aynı zamanda günaha karşı adaleti sağladı. (Bu konuyu tekrar gözden geçirmek isterseniz, Tanrı’nın merhamet ve adaleti neden mükemmel bir denge içinde koruması gerektiği hakkında 13. bölüme bakınız.) Kanı akıtılan kurban yasası, Tanrı’ya günahkârı cezalandırmadan günahı cezalandırması için bir yol sağladı. Tanrı, bunun nasıl mümkün olabileceğini şöyle açıklar:


246

“Canlılara yaşam veren kandır. Ben onu size sunakta ken- dinizi günahtan bağışlatmanız için verdim. Çünkü kan ya- şam karşılığı günah bağışlatır.” (Levililer 17:11)

Bu yasa üç temel ilkeden oluşuyordu:
1. KAN YAŞAM SAĞLAR – Tanrı, “Canlılara yaşam veren kandır” dedi. Modern bilim, Kutsal Yazılar’ın binlerce yıldan beri duyurduklarını onaylar: bir yaratığın canı kanındadır. Sağlıklı kan, yaşamın sağlanması ve saf olmayan kirliliklerin temizlenmesi için gerekli olan tüm elementleri taşır. Kan, değerlidir; insanlar ve hay- vanlar kanları olmadığı takdirde ölüden farksızdırlar.
2. GÜNAH ÖLÜM TALEP EDER – Tanrı, aynı zamanda “Kan yaşam karşılığı günah bağışlatır” da dedi. Kefaret sözcüğü, İbra- nice’deki kaphar sözcüğünden gelir ve anlamı, “örtmek, iptal et- mek, temizlemek, bağışlamak ve barışmak”tır.180 Günahkârlar yal- nızca dökülen-kan aracılığıyla temizlenebilir ve adil Yaratıcıları ile barışabilirlerdi. Günahın cezası ölüm olduğu için, Tanrı, kabul edilebilir bir kurbanın kanını (ceza olarak kaybedilmiş yaşam) insanın günahının bir ödemesi ve örtüsü olarak kabul edeceğini söylüyordu.

YERİNE GEÇMEK

Esenlik kurbanı yasasının temel ilkesi, tek bir sözcükle özetlenebi- lir:

Yerine geçmek. Masum bir hayvan, suçlu günahkârın yerine geçe- rek ölecekti.




Mesih’in gelişinden önceki kuşaklarda Rab, Adem’in soyuna bir kuzu, bir koyun, bir keçi ya da bir boğa gibi uygun bir hayvanın dökülmüş kanını günahkârın kurban sunusu sayarak geçici olarak kabul edeceğini bildirdi. Bir güvercin ya da kumru dahi sunulabi- lirdi.181 Kişiler ne kadar zengin ya da yoksul, iyi ya da kötü olurlar- sa olsunlar, hepsi, Tanrı’ya günahlarının farkında olarak ve Tan- rı’nın dökülen kurban kanı sayesinde onlara bağışlama ihsan ede- ceğine inanarak yaklaşmak zorundaydılar.

247

Hüküm giymiş yaratığın “suçsuz ve lekesiz” olması182 gerekiyordu. Hiçbir hastalığı, kırık kemiği, bedeninde herhangi bir kesik ya da çizik olmamalıydı. Kanı dökülecek kurbanın sembolik bir şekilde mükemmel olması şarttı. Kurbanı sunan günahkâr, “elini hayvanın başına koymalı ve onu keserek öldürmeliydi… bu bir günah sunu- sudur.” Hayvanın yağı daha sonra sunağın üzerinde yakılırdı.
Ve Tanrı böyle bir sununun ne için yarar sağlayacağı konusunda ne dedi?

“Kişinin günahı bağışlanacaktır.(Levililer 4:23-26)

Elini kurbanın başına koyan kişi, bu davranışıyla günahının kusur- suz yaratığa geçeceğini sembolize ederdi. Böylece günah-taşıyıcısı, günahkârın yerine geçerek ölürdü.
Bu yerine geçme ilkesinin temelinde, günah cezalandırılır ve gü- nahkâr bağışlanırdı. Günahın yol açtığı ölüm cezasını, suçlu erkek ya da kadın yerine masum hayvan, “mükemmel” kurban üzerine alırdı.

Esenlik kurbanı sunusu, günahkârlara, Tanrı’nın kutsal olduğunu ve kan dökülmeksizin (bir ölüm cezası), bağışlanma olmayaca- ğını (günahın cezasının uzaklaştırılması) öğretti.” (İbraniler 9:22)

Tanrı, bir hayvanın kurban edilmesi aracılığıyla günah karşısındaki Adaletini yerine getiriyor ve Kendisine güvenen günahkârlara Merhametini gösteriyordu. Tanrı, bu yol ile Kendisine gelecek olan herkesi bereketlemeyi vaat etti. Tanrı, aynı gün, eski dönemdeki halkına On Buyruğu verdi ve onlara, Kendisi tarafından kabul edilmelerini sağlayacak olan tek yolun, bir sunakta takdim edile- cek, kanı dökülmüş bir kurban aracılığıyla O’na yaklaşmak oldu- ğunu bildirdi.

Benim için toprak bir sunak yapacaksınız. Yakmalık ve esenlik sunularınızı onun üzerinde sunacaksınız. Adımı anımsattığım her yere gelip sizi kutsayacağım.(Mı- sır’dan Çıkış 20:24)



248

Bu günaha-karşılık-kan sağlayışının temel amacı, vaat edilen Kur- tarıcı gelinceye kadar geçecek olan zaman içinde Tanrı’nın günaha karşı olan adil gazabının gösterilmesiydi.
Mesih’in amacı, esenlik kurbanı yasasının gerçek anlamını yerine getirmek olacaktı.
Tanrı’nın değer anlayışına göre, tek bir insanın yaşamı, bütün dün- yadaki tüm hayvanların değerinden çok daha fazla değerliydi. Hayvanlar Tanrı’nın benzeyişinde yaratılmadılar. Hayvanların canları sonsuz değildir. Sonuç olarak hayvan kanı, insanın günah borcunun iptal edilmesi için neyin gerekli olduğunu yalnızca sem- bolize edebilirdi.
Habil’in kesilen kuzusu, Eski Antlaşma’da yazılı olan sayısız hay- van kurbanlar arasında ilk kaydedilmiş olanıdır. Eski Antlaşma öykülerinde imanlıların Tanrı’ya tapınmak için masum ve lekesiz hayvanların dökülen kanları ile geldiklerini görürüz. Bu hayvan kurbanlarından söz eden sayısız öyküler arasında yer alan bir tanesi diğerlerinden farklı olarak öne çıkmaktadır.


249

20

ÖNEMLİ BİR KURBAN


üm aile çevresine toplanır.
Zorla boyun eğdirilen yaratık yere yatırılır.
Yaşlılar ve gençler bir arada ellerini koyunun üzerine ya da bıçağı tutan babanın elinin üzerine koyarlar.
Hızlı bir bıçak darbesinin ardından hayvanın yaşamı kumun üze- rinde nabız gibi atar.
Kurban sunusu yerine getirilmiştir – bir sonraki yıl tekrarlanıncaya kadar.
“Kurban Bayramı’nda” –Eyd el-Adha– Müslümanlar dört bin yıl önce meydana gelmiş olan bir Kutsal Kitap olayına işaret ederler; bu olayda Tanrı, İbrahim’in oğlunun yerine ölmesi için bir koç sağlamıştı.183 Kuran bu klasik öykünün kısa özetini şu sözlerle tamamlar: “Biz (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İs- mail’i) kurtardık.(Sure 37:107)
Bu dramatik öykünün önemini tam olarak anlamak için Yaratılış
kitabına geri dönelim.


250

İBRAHİM

İbrahim184 günümüzde Irak adını taşıyan Ur ülkesinde M.Ö. yakla- şık 2000 yılında dünyaya geldi. Adem’in soyundan gelen her insan gibi o da günah doğası ile doğdu. İbrahim, putlara tapınanlar ara- sında büyümesine rağmen, tek gerçek Tanrı’ya iman eden biri ol- du. İbrahim, bugün pek çok insanın aksine, anne-babasının inancı ne olursa olsun, onların inancına bağlı kalması gerektiğini düşün- müyordu.
İbrahim de Habil gibi, Tanrı’ya, kurban edilen hayvanların dökülen kanları aracılığıyla tapınarak yaklaştı.
İbrahim yetmiş beş, karısı altmış beş yaşına geldiklerinde, RAB
ona görünerek şöyle dedi:

“Ülkeni, akrabalarını, baba evini bırak, sana göstereceğim ülkeye git. Seni büyük bir ulus yapacağım ve seni kutsa- yacağım. Sana ün kazandıracağım, bereket kaynağı ola- caksın. Seni kutsayanları kutsayacak, seni lanetleyeni la- netleyeceğim. Ve yeryüzündeki tüm halklar senin aracılı- ğınla kutsanacak.(Yaratılış 12:1-3)

Tanrı, İbrahim’den yeryüzündeki tüm uluslar için aracılığıyla kur- tuluş sağlayacağı “büyük bir ulus” yapacağını vaat etti. Bu ulus, “büyük” olacaktı, ama sayıca değil, sahip olacağı önem açısından büyük olacaktı.
Bu yeni ulusun gerçekleşmesi için Tanrı, İbrahim’e ve çocuğu olmayan karısı Saray’a onların soylarına –henüz hiç çocukları ol- mamasına rağmen– vermeyi vaat etmiş olduğu bir ülkeye doğru yola çıkmalarını buyurdu.
İbrahim, Tanrı’nın görünürde gerçekleşmesi imkansız gibi olan bu vaatlerine nasıl karşılık verdi? İbrahim Tanrı’ya güvendi ve itaat etti, baba evini bıraktı ve bugün İsrail ve Filistin olarak bilinen Kenan ülkesine doğru yola çıktı.


251

İBRAHİM’İN İMANI

İbrahim Kenan’a vardıktan sonra Tanrı, ona şöyle dedi:”Bu top- rakları senin soyuna vereceğim. İbrahim (Avram) kendisine görü- nen RAB’be orada bir sunak yaptı.” (Yaratılış 12:7)

Tanrı’nın vaadi, o ülkenin koşulları düşünüldüğünde insanı şaşırtı- yordu, çünkü Kenan ülkesinde birbirlerinden farklı, çok sayıda insan grupları yaşamaktaydılar. İbrahim ve soyu bu ülkeye nasıl sahip olabilirlerdi? Onun ve karısının soyu yoktu.
Yaşlı bir çiftin uzak bir ülkeden sizin ülkenize ziyaret amacı ile geldiğini gözünüzün önünde canlandırın. Ülkenize geldikleri za- man, bu yaşlı çifte şunları söylersiniz: “Bir gün siz ve soyunuz bu ülkenin tamamına sahip olacaksınız!” Yaşlı adam güler ve size şöyle der: “Çok komik doğrusu! Ben bir soya bile sahip değilim! Ben yaşlı bir adamım; çocuklarım yok ve karım kısır ve siz bana benim soyumun çoğalacağını ve bu ülkeye sahip olacağını söylü- yorsunuz! Siz hasta mısınız?”

İşte Tanrı’nın İbrahim’e vermiş olduğu vaat insanı böylesine hay- rete düşürecek türden bir vaatti. İbrahim’in bu vaade verdiği tepki nasıldı? Kutsal Yazılar, onun “Rab’be iman ettiğini ve Rab’bin bunu ona doğruluk saydığını” bildirirler. (Yaratılış 15:6) İbrahim, Tanrı’nın vaadine bir çocuğunkine benzer bir iman ile iman ettiği için Tanrı bu imanını ona doğruluk saydı. İbrahim öldükten sonra Cennette RAB ile sonsuza kadar yaşayacaktı.

Orijinal İbranice metinde, “iman etti” sözcüğünün karşılığı, aman’dır ve “Amin!” ifadesi bu sözcükten gelir; “Öyle olsun!” ya da “Söylenilen güvenilir ve gerçektir!” anlamına gelir.
Bu önemli noktayı lütfen gözden kaçırmayın; Rab’be iman etmek, O’nun bildirdiğini işitmek ve yürekten inanarak “Amin!” karşılığı- nı vermektir. Bu iman, Tanrı ile ilişki kuran bir çocuğun imanı kadar saf ve kuşku duymayan bir imandır. Tanrı’nın Sözü’nü ger- çek olarak kabul edip etmediğimiz, eylemlerimiz aracılığıyla beli olacaktır. İbrahim’i imanı, zor olan yolu seçmesi aracılığıyla doğ-


252

rulandı; İbrahim RAB’bi izlemek için babasının inancına sırt çe- virdi.

İbrahim Tanrı’ya iman etti ve böylece aklanmış sayıldı

ve İbrahim’e Tanrı’nın dostu dendi.” (Yakup 2:23)

İbrahim, Tanrı’nın dostuydu, çünkü Tanrı’nın Sözü’ne inandı. An- cak yine de bu durum, İbrahim’in Tanrı’ya her zaman yaşamının her alanında güvenmiş olduğu anlamına gelmez. Tanrı onun yasal olarak mükemmel bir biçimde doğru olduğunu duyurdu, ama İbra- him günlük yaşamındaki eylemlerinde mükemmel değildi. Kutsal Yazılar, peygamberlerin günahlarını ve hatalarını gizlemezler.

İSMAİL

İbrahim ve Saray, Kenan ülkesinde göçebe olarak yaşadılar, çadır- larda oturdular, bir yerden bir yere hareket ederek yaşamlarını sür- dürdüler. Zaman içinde İbrahim’in sürülerindeki hayvanlar çoğal- dıkça çoğaldılar.
Tanrı’nın İbrahim’i büyük bir ulus yapacağına ilişkin verdiği vaa- din üzerinden on yıldan fazla zaman geçmişti. Şimdi İbrahim sek- sen altı, karısı ise yetmiş altı yaşına gelmişlerdi ve hala hiç çocuk- ları yoktu. Eğer soyu olmazsa İbrahim büyük bir ulus haline nasıl gelecekti? İbrahim ve karısı, Vaadini yerine getirmesi için Tanrı’ya “yardım etmeye” karar verdiler.
İbrahim ve karısı, RAB’bin Kendi Planını Kendi Zamanında ger- çekleştirmesini beklemek yerine, sağ duyularına ve yerel kültürle- rine uygun olarak hareket etmeyi tercih ettiler. Saray, Mısırlı cariye kız Hacer’i kocası İbrahim’e verdi; İbrahim Hacer ile yatacak ve böylece bir çocukları olacaktı. Hacer, İbrahim’e bir oğul doğurdu, adını İsmail koydular.
Aradan on üç yıl geçti, İbrahim doksan dokuz yaşına geldiğinde, Her Şeye Gücü Yeten Tanrı, İbrahim’e göründü ve ona karısı Sa- ray’dan bir oğlu olacağını söyledi:


253

“İbrahim yüz üstü yere kapandı ve güldü. İçinden, ‘Yüz ya- şında bir adam çocuk sahibi olabilir mi?’ dedi. ‘Doksan yaşındaki Sara doğurabilir mi?’ Sonra Tanrı’ya, ‘Keşke İsmail’i mirasçım kabul etseydin!’ dedi. Tanrı, ‘Hayır, ama karın Sara sana bir oğul doğuracak, adını İshak koyacak- sın’ dedi. ‘Onunla ve soyu ile antlaşmamı sonsuza dek sür- düreceğim. İsmail’e gelince, seni işittim. Onu kutsayacak, verimli kılacak, soyunu alabildiğince çoğaltacağım. On iki beyin babası olacak. Soyunu büyük bir ulus yapaca- ğım. Ancak antlaşmamı gelecek yıl bu zaman Sara’nın doğuracağı oğlun İshak ile sürdüreceğim.(Yaratılış

17:17-21)

İSHAK

Tanrı, vaadini yerine getirdi. Doksan yaşındaki Sara İbrahim’e bir oğul doğurdu, adını İshak koydular.

“Çocuk büyüdü. Sütten kesildiği gün İbrahim büyük bir şö- len verdi. Ne var ki Sara, Mısırlı Hacer’in İbrahim’den olma oğlu İsmail’in alay ettiğini gördü.” (Yaratılış 21:8-9)

İsmail Tanrı’nın İshak ile ilgili planını takdir etmedi; Tanrı, dünya- ya gerçeğini iletmek ve kurtuluşunu sağlamak amacıyla kuracağı ulus için İshak’ı kullanacaktı. İsmail, Tanrı’nın bu planını takdir etmek yerine üvey kardeşi İshak ile alay etti. Bu durumun neden olduğu gerginlik o kadar büyüdü ki, İbrahim sonunda İsmail’i ve Hacer’i göndermek zorunda kaldı. Oğlu İsmail’i çok seven İbrahim için bu olay çok acı veren bir tecrübe oldu.

“Ancak Tanrı İbrahim’e, ‘Oğlun (İsmail) ile cariyen (Hacer) için üzülme’ dedi. ‘…çünkü senin soyun İshak ile sürecektir.’ Çocuk (İsmail) büyürken Tanrı onunlaydı. Ço- cuk çölde yaşadı ve okçu oldu. Paran Çölü’nde yaşarken annesi ona Mısırlı bir kadın aldı.” (Yaratılış 21:12, 20-21)

RAB’bin söz vermiş olduğu gibi, İsmail Tanrı’nın pek çok şekilde bereketlemiş olduğu büyük bir ulusun babası oldu. Ancak RAB


254

yine de İbrahim’e, dünya için sağlayacağı kurtuluşla ilgili antlaş- mayı “İshak ile” yerine getireceğini net bir şekilde belirtti.

İSRAİL

Daha sonra İshak evlendi ve Esav ile Yakup adında ikiz oğulları oldu. Tanrı, “Bundan böyle adın İsrail olacak” (Yaratılış 35:10) diyerek Yakup’a sonunda yeni bir ad verdi. Yakup on iki oğula sahip oldu, Tanrı, Musa’nın zamanında İsrail’in on iki oymağının ataları olan bu on iki oğuldan bir ulus organize etti. RAB, İbrahim, İshak ve Yakup’un bu soylarını “Kendi seçilmiş halkı” olarak ad- landırdı.185

Tanrı neden onları seçti? Onlar diğer uluslardan daha mı iyiydiler? Hayır. Aslında Tanrı onlara,”sayıca öbür halklardan az oldukları- nı” (Yasanın Tekrarı 7:7) söyledi. RAB, bu zayıf, güçsüz ve kü- çümsenen İbrani halkını seçti, çünkü Tanrı, tamamlamayı planladı- ğı kurtarışında hiçbir insanın çabasının olmamasını ve hiç kimsenin övünmemesini istiyordu.

Tanrı, bu şekilde çalışmaktan zevk alır.

“Dünyanın önemli gördüklerini hiçe indirmek için dünya- nın önemsiz, soysuz, değersiz gördüklerini seçti. Öyle ki, Tanrı’nın önünde hiçbir insan övünemesin.(1. Korintli- ler 1:28-29)

BİR HABERLEŞME KANALI

Tanrı, bu yeni ulus aracılığıyla mesajını yeryüzünün dört bir yanına ulaştırmayı tasarlamıştı. Tanrı, radyo ve televizyon henüz ortada yokken, bu “haberleşme kanalını” yarattı, ama Tanrı’nın haberleş- me kanalı radyo ve televizyondan daha fazla etkili olacaktı. Bu ulusun arasındaki tek gerçek Tanrı’nın kudretli işleri, tüm dünyada işitilecekti. Örneğin, Kutsal Yazılar’a bakacak olursak, Kenanlı bir kadının şu tanıklığının yazılı olduğunu görürüz: “Mısır’dan çıktı- ğınızda, RAB’bin Kızıldeniz’i önünüzde nasıl kuruttuğunu işittik…



255

Tanrınız Rab, hem yukarda göklerde hem de aşağıda yeryüzünde

Tanrı’dır.” (Yeşu 2:10-11)

Tanrı ayrıca bu ulustan Kutsal Yazılar’ı yazacak olan peygamber- leri de seçecekti.
En önemlisi ise, dünyaya bereket kanalı olacak olan bir Soyu Tanrı yine bu ulus aracılığıyla sağlayacaktı. Daha önce görmüş olduğu- muz gibi (16. bölümde), bu Soy, bakire olan, yoksul bir Yahudi genç kızdan doğmak için göklerden gelen, kadının vaat edilen So- yu’ndan başkası değildi.
Bizler onaylasak ta onaylamasak ta bu eski ulus, Tanrı’nın gerçe- ğini ve sonsuz bereketlerini yeryüzündeki her ulusa sunabilmek için Tanrı tarafından kurulmuş olan bir haberleşme kanalıydı. Ve her şey, RAB’bin İbrahim’e baba evini terk etmesi ve Kenan diya- rına gitmesini söylemesiyle başladı.
Tanrı’nın İbrahim ile yaptığı büyük antlaşmanın iki önemli kısmı
vardı:

1) “Seni büyük bir ulus yapacağım ve kutsayacağım…”

2) “Ve yeryüzündeki tüm uluslar senin aracılığınla kut- sanacaklar.”

Tanrı’nın sevgisi yalnızca tek bir özel grup ile sınırlı değildir. Tan- rı yalnızca İbrahim’i ya da İsrail’i bereketlemek istemedi. O’nun şefkat dolu yüreği, “yeryüzündeki tüm insanları” özler. Eski Ant- laşma, Tanrı’nın yeryüzündeki tüm uluslara ve dil gruplarına Lütfu’nu sunmak için sayıca az ve dik başlı İsrail ulusunu kullan- dığını anlatan öykülerle doludur.186 Tanrı’nın, bu hor görülen ulus aracılığıyla diğer tüm ulusları bereketleme amacı, Kutsal Kitap’ta, RAB’bin İsraillileri kendilerini yok etme girişiminde bulunanlar- dan koruduğunu anlatan her bölüm okunduğunda hatırlanmalıdır.
Tanrı, onları savunuyordu, ama bunun nedeni, İsraillilerin diğer uluslardan daha iyi olmaları değildi, onları savunuyordu, çünkü onlar aracılığıyla gücünü ve görkemini göstermeye ve dünyaya kurtuluş sağlamaya kararlıydı; İsrailliler Tanrı’nın bu amacını ger-


256

çekleştirecek olan kanaldılar. Tanrı, İbrahim, İshak ve Yakup’un soylarını korumakla, aynı zamanda “yeryüzündeki tüm insanlara” sunmak istediği Bereketlerini de korumuş oluyordu.
Daha da önemlisi, RAB Tanrı’nın adının ünü tehlikede bulunuyor- du. O, bu zayıf ve hor görülen ulus aracılığıyla tüm ulusları bereketleyeceğine dair Kendi büyük adı üzerine ant içmişti.187
Tanrı vaat ettiğini Adının onuru uğruna titizlikle ve kesinlikle yeri- ne getirecekti. Eğer adımızın ünü, ya da ailemizin onuru tehlikede bulunsaydı, bizler de aynı şekilde davranmaz mıydık?

TANRI İBRAHİM’İ DENER

Gelin şimdi İbrahim’in büyük ve önemli kurbanı hakkındaki klasik öyküye geri dönelim.
Öykünün ortamı şudur: İbrahim çok yaşlanmıştı. İsmail’i göndereli yıllar olmuştu. Evde kalan yalnızca İbrahim’in oğlu İshak’tı.
Tanrı, İbrahim’in imanına çok güçlü bir deneme uygulamak üze- reydi. RAB Tanrı aynı zamanda Adem’in çocuklarını günahın ölüm cezasından kurtarmak için yapmayı planladığı şey hakkında dünyaya bazı örnekler ve peygamberlikler göstermek üzereydi.

“Daha sonra Tanrı İbrahim’i denedi. ‘İbrahim!’ diye ses- lendi. İbrahim, ‘Buradayım!’ dedi. Tanrı, ‘İshak’ı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya bölgesine git’ dedi.’Orada sana göstereceğim bir dağda oğlunu yakmalık sunu olarak sun.’” (Yaratılış 22:1-2)

Tanrı, İbrahim’i belirli bir dağ sırtına yolculuk etmesi ve orada biricik oğlunu öldürmesi ve sonra bir sunakta yakması için yönlen- dirdi! Ne kadar dehşet verici bir talep! Bu talep, Tanrı’nın daha önce bir insandan hiçbir zaman yapmasını istemediği ve daha sonra da hiçbir zaman istemeyeceği türde bir talepti. Ama yine de, İs- hak’ın –Adem’in tüm soyu gibi– bir günah-borcu vardı, bu nedenle hakkında verilen yargı adildi: ölüm.


257

“İbrahim sabah erkenden kalktı. Eşeğine palan vurdu. Ya- nına uşaklarından ikisini ve oğlu İshak’ı aldı. Yakmalık sunu için odun yardıktan sonra, Tanrı’nın kendisine belirt- tiği yere doğru yola çıktı.” (Yaratılış 22:3)

İbrahim Tanrı’ya güvendi, ama kolay değildi. Büyük acılar içinde geçen üç gün süreyle İbrahim, oğlu ve iki uşağı yolculuk ettiler, attıkları her adım onları infaz yerine daha da yaklaştırmaktaydı.

“İbrahim, üçüncü gün gideceği yeri uzaktan gördü. Uşak- larına, ‘Siz burada, eşeğin yanında kalın’ dedi. ‘Tapınmak için oraya gidip oğlum ile birlikte döneceğiz.’” (Yaratılış

22:4-5)
İbrahim, uşaklarına, ‘Oğlum ile birlikte yanınıza döneceğiz’ dedi. Eğer İshak öldürülecek ve bir sunak üzerinde yakılacaksa, İbrahim
ve oğlu, birlikte nasıl geri dönebilirlerdi? Kutsal Yazılar’ın bir bölümünde bu sorunun yanıtı verilir. Tanrı, İshak’tan büyük bir ulus yapacağını vaat ettiği için, İbrahim, oğlunu kurban ettikten sonra Tanrı’nın onu tekrar dirilteceğine inandı.188 İbrahim, RAB Tanrı’nın vaatlerini her zaman yerine getirdiğini öğrenmişti!

TANRI İSHAK’IN YERİNE GEÇEN BİR KURBAN SAĞLAR

“İbrahim yakmalık sunu için yardığı odunları İshak’a yük- ledi. Ateşi ve bıçağı kendisi aldı, birlikte yürüdüler.” (Ya- ratılış 22:6)

Baba ve oğul dağda birlikte yürürlerken İshak, İbrahim’e seslendi:

‘Baba!’

İbrahim onu, ‘Evet, oğlum!’ diye yanıtladı.

İshak, ‘Ateş ile odun burada, ama yakmalık sunu kuzusu nerede?’ diye sordu.

İbrahim, ‘Oğlum, yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı ken- disi sağlayacak’ dedi. İkisi birlikte yürümeye devam ettiler.



258

Tanrı’nın kendisine belirttiği yere varınca İbrahim bir su- nak yaptı. Üzerine odun dizdi. Oğlu İshak’ı bağlayıp su- naktaki odunların üzerine yatırdı. Onu boğazlamak için uzanıp bıçağı aldı.

Ama RAB’BİN meleği göklerden, ‘İbrahim, İbrahim!’ diye seslendi. İbrahim, ‘İşte buradayım!’ diye karşılık verdi. Melek, ‘Çocuğa dokunma’ dedi. ‘Ona hiçbir şey yapma.

Şimdi Tanrı’dan korktuğunu anladım, biricik oğlunu ben-

den esirgemedin.’

İbrahim, gözlerini kaldırıp çevresine bakınca, arkasında duran, boynuzları sık çalılara takılmış bir koç gördü. (Ya- ratılış 22:7-13a)

Rab müdahale etti. İbrahim’in oğlu, ölüm cezasından esirgenecek- ti!
İbrahim çevresine baktı ve uzakta aynı dağın sırtında, ağaçların altındaki çalıların içinde hareket eden bir şey dikkatini çekti. Neydi bu? Yoksa, yoksa…olabilir miydi? Evet! Tanrı’ya övgüler olsun! “Boynuzları sık çalılara takılmış, kusursuz bir koç!”
Tanrı, ‘kurban sunusu yasası’ ile uyumlu olarak günahkârın yerine geçen bir kurban sağlamıştı.



259

“İbrahim gitti ve koçu alıp getirdi. Oğlunun yerine onu yakmalık sunu olarak sundu. (Yaratılış 22:13b)

İbrahim’in oğlu, üzerinde hüküm süren bu ölüm yargısından neden kurtuldu? “İbrahim’in oğlunun yerine” koç ölmüştü.
Tanrı, günahkârın yerine geçen bir kurban sağlamıştı.

RAB SAĞLAYACAKTIR

“Ve İbrahim oraya, Yahve yire (RAB – Sağlar) adını ver- di. ‘Rab’bin dağında sağlanacaktır’ sözü bu yüzden bugün de söyleniyor.” (Yaratılış 22:14)

İbrahim, oğlunun yerine koçu öldürdükten sonra, neden o yere,

‘RAB – Sağlaya – caktır” adını verdi? İbrahim o yere neden ‘RAB

– Sağla ’ adını vermedi?

İbrahim peygamber “RAB sağlayacaktır,” sözleriyle o günden yaklaşık iki bin yıl sonra gerçekleşecek olan gelecekteki bir olayı ilan ediyordu. Çünkü Rab, yalnızca tek bir insanı ölümden kurtar- mak için değil, tüm dünyaya eksiksiz ve nihai bir kefaret sağlamak için bu aynı dağın sırtında (daha sonra Yeruşalim kenti burada kuruldu) başka bir kurban tedarik edecekti.

İbrahim, oğlu İshak ile birlikte kurbanın sunulacağı dağa varmak için yavaş yavaş ve zorlukla yürürken oğluna ne söylediğini hatır- lıyor musunuz? Ona şöyle dedi:

“Yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı kendisi sağlayacak.”

İbrahim’in söz ettiği şey neydi? Tanrı, İbrahim’in oğlunun yerine geçerek ölmesi için bir kuzu mu sağlamıştı? Hayır, Tanrı bir kuzu sağlamadı. Tanrı bir koç sağladı. O zaman İbrahim peygamber Tanrı’nın kendisi için bir kuzu sağlayacağından söz ettiğinde ne demek istedi?
Bu sorunun şaşırtıcı yanıtı çok yakında ortaya çıkacak, ama daha önce birkaç öykünün daha anlatılması gerekiyor.


260

21

DAHA ÇOK DÖKÜLEN KAN


elin, dürüst olalım.
Konu ruhsal gerçek olduğu zaman, öğrenmekte yavaş dav- ranırız.
Tanrı, şu gerçeği bilir:

“Şimdiye dek öğretmen olmanız gerekirken, Tanrı sözleri- nin temel ilkelerini size yeni baştan öğretecek birine ihti- yacınız var. Size yine süt gerekli, katı yiyecek değil.” (İbra- niler 5:12)

Ah!
Tanrı, merhameti sayesinde öğretmenlerin en sabırlısıdır. Uzun zaman önce öğrenmiş olmamız gereken temel ilkeleri tekrarlamak- tan ve yeniden ifade etmekten asla kaçınmaz. Tanrı, bize yardımcı olmak için Kitabına, en önemli gerçeklerden birini grafiksel olarak resmeden yüzlerce öykü dahil etmiştir.

“Kan dökülmeden bağışlama olmaz.” (İbraniler 9:22)




Günahın bağışlanması, kutsallığı mükemmel olan Yaratıcımız tara- fından, hiçbir zaman basit bir mesele olarak görülmemiştir. Tanrı, günahın dünyaya girdiği günden itibaren günahkârlara, yalnızca

261

uygun bir kurbanın kanının günaha kefaret edebileceğini (günahı örtebileceğini) öğretmeye başladı. Adil Yargıç olan Tanrı, günahı, günahkârı cezalandırmadan ancak bu şekilde yargılayacaktı.
RAB, Adem ve Havva’nın günahlarını örtmek için uyguladıkları kişisel çabaları reddetti. Günahın ücreti ölüm ile ödenmedikçe, Tanrı günahı bağışlayamazdı. Kayin ve Habil’in öyküsü bize aynı dersi öğretti. İbrahim ve İshak’ın öykülerinde de aynı öğretişi gör- dük.
Yaratılış kitabını izleyen, Mısır’dan Çıkış ve Levililer gibi Eski Antlaşma kitapları bu kurban yasasına boyun eğen erkeklerin ve kadınların öyküleriyle doludurlar.189

“ÜZERİNİZDEN GEÇECEĞİM”

Mısır’dan Çıkış kitabı, Tanrı’nın daha önce vaat etmiş olduğu gibi, İbrahim’in soyunu bir ulus olarak organize etmesi hakkında yazıl- mış olan çok çekici bir öykü içerir.
Tanrı’nın, İbrahim’e daha önceden söylemiş olduğu gibi190, tanrısal bir biçimde düzenlenmiş olan olaylar dizisi aracılığıyla, İsrail soyu, Mısırlı firavunların yönetimi altında baskı gören köleler haline geldiler. Tanrı, belirlediği zaman geldiğinde onları bu kölelikten kurtaracağını vaat etti ve Tanrı bu süreç içinde dünyaya, Adem’in çocuklarını günaha olan tutsaklıklarından kurtarmak için yaptığı Planının “resimlerini” aktaracaktı.
Fısıh’ın öyküsü işte budur.
M. Ö. 1490 yılı sıralarında, RAB, Musa’nın sözü aracılığıyla Mısır ülkesinin üzerine on korkunç bela getirdi. Bu mucizevi belirtilerin ilk dokuz tanesi –Rab, bu dokuz bela ile çok tanrılı Mısır’ın sahte tanrılarına meydan okudu ve onları yenilgiye uğrattı– Firavun’un Tanrı’nın sözüne boyun eğmesini ve İsraillilere gitmeleri için izin vermesini sağlamadı.191 Tanrı, bunun üzerine Musa’ya, Mısırlı ve İsrailli her ailenin ilk doğan erkek çocuğunun ölüme mahkum edil- diğini insanlara bildirmesini söyledi. Gece yarısı belirlenen zaman


262

geldiğinde, ölüm meleği ülkeden geçecek ve her evde bulunan ilk doğan erkek çocuğu öldürecekti.
Bu duyuru, kötü haberdi.
İyi haber ise şuydu: Tanrı, bu ölüm belasından kurtulmak için bir yol sağlamıştı. RAB Musa’ya, her aileye, ‘koyun ya da keçilerden, kusursuz, erkek ve bir yaşında bir kuzu” (Mısır’dan Çıkış 12:5) seçmelerini söylemesini buyurdu. Sonra belirlenen zaman geldi- ğinde, kuzunun öldürülmesi ve kanının her evin yan ve üst kapı sövelerine sürülmesi gerekecekti. Kuzunun kanını yan ve üst kapı sövelerine süren ve ölüm belası ülkeden geçtiğinde o evin içinde kalan herkes kurtulacaktı.
RAB vaat etti:

Kanı görünce üzerinizden geçeceğim; Mısır’ı cezalandı- rırken ölüm saçan size hiçbir zarar vermeyecek.” (Mı- sır’dan Çıkış 12:13)

Her şey Tanrı’nın söylemiş olduğu gibi gerçekleşti. Tanrı o gece kan altında olan tüm ilk doğan erkek çocukları korudu; diğerlerinin hepsi mahvoldular. Ölüsü olmayan ev yoktu.
Evet, her evde bir ölü vardı.
Ya bir kuzu ya da ilk doğan erkek çocuk ölmüştü.
O gece, evlerinin yan ve üst kapı sövelerine kan sürmüş olanlar baskı ve tutsaklık yaşamından kurtuldular; kölelikleri sona erdi ve özgür ve kurtarılmış bir halk haline geldiler.
Kurtuluşlarının kefaret bedeli neydi?

Bir kuzunun kanı.

Kurban yasası, bir kez daha günah ve ölüm yasası üzerinde zafer kazanmıştı. Bu olayı izleyen yıllarda Yahudiler Fısıh’ı kutlayacak- lardı; Tanrı’nın bir kuzunun kanı aracılığıyla kendilerine sağlamış olduğu büyük kurtarışı hatırlamaları gerektiği için Fısıh, Yahudiler tarafından her yıl bir bayram olarak kutlanacaktı.



263

HALKINA ÖNDERLİK EDEN TANRI

Tanrı, ilk Fısıh gecesinde, İsrailoğullarını Mısır’daki dört yüz otuz yıllık tutsaklıklarından kurtardı ve onları Mısır’dan çıkartarak çöle götürdü. Tanrı’nın planı, onları İbrahim, İshak ve Yakup’a ve onla- rın soylarına vaat etmiş olduğu ülkeye geri götürmekti. Yolculuk ettikleri süre zarfında Tanrı’nın Kendisi onlara gözle görünen ve onları rahatlatan bir şekilde eşlik etti.

“Gece gündüz ilerlemeleri için RAB gündüzün bir bulut sütunu içinde yol göstererek ve geceleyin bir ateş sütunu içinde ışık vererek onlara öncülük ediyordu.(Mısır’dan Çıkış 13:21)

Rab çöldeki halkına yalnızca önderlik etmekle ve onlara ışık ver- mekle kalmadı, aynı zamanda Kudretli Kolu aracılığıyla Kızılde- niz’in ortasında onlara bir yol açtı ve peşlerinde olan Firavun’un ordusundan onları kurtardı. Ve sonra aynen Musa’ya söz vermiş olduğu gibi onları Sina Dağı’na getirdi.192
Orada, bu dağın eteklerinde sayıları iki milyonun üzerinde olan bu yeni ulus tam bir yıl kamp kurdu. Bu kurak çölde nasıl ayakta ka- labileceklerdi? İyiliği sınırsız, lütfu sonsuz olan Tanrı, onlar için gökyüzünden ekmek ve kayadan su sağladı.193 İsrailliler, kendileri- ni tutsaklıktan kurtaran Tanrı’ya teşekkür etme, O’na güvenme ve itaat etme gibi konularda sürekli başarısız oldular, ama Rab yine de onlara her zaman sadık kaldı. O’na karşı günah işlediklerinde onla- rı yargıladı ve O’na iman ettiklerinde onları bereketledi. RAB, seçmiş olduğu ulus ile bu şekilde çalıştı, öyle ki çevredeki uluslar O’nun kurtarış yolunu görebilsinler, üzerinde düşünebilsinler ve bu yolun nasıl olduğunu bilebilsinler. Tanrı, aynı zamanda insanların Kendisini kişisel bir şekilde tanıyabileceklerini anlamalarını da istedi.
RAB, İsrail’e On Buyruğu ve diğer yasaları verdikten sonra, halkı- na Konut ya da Buluşma Çadırı olarak adlandırılan eşsiz bir kutsal yer yapmalarını buyurdu.


264

KONUT

Aralarında yaşamam için Bana kutsal bir yer yapsınlar. Konutu ve eşyalarını sana göstereceğim örneğe tıpatıp uygun yapın.” (Mısır’dan Çıkış 25:8-9)

Tanrı’nın eski halkının bu özel çadırı yapmasının amacı neydi? Ve bu çadırın Tanrı tarafından gösterilecek “örneğe tıpatıp uygun” yapılması neden bu kadar çok önemliydi?
Tanrı, bu çadırı onlara, Kendisinin nasıl olduğunu ve Kendisine nasıl yaklaşılması gerektiğini çok görsel bir şekilde öğretmek için kullanmayı tasarladı.
Kutsal Kitap, çadır ve çadır ile ilgili konular hakkında elli bölüm içerir; bu nedenle bu konuların hepsinin burada açıklanması müm- kün değildir. Biz, yalnızca en temel konuların bazılarına işaret etmekle yetineceğiz.

TEK YOL

Tanrı çadırı dünyaya, Kendisi mükemmel kutsallığa sahip olmasına rağmen hala insanlarla bir arada oturmak istediğini öğretmek için tasarladı. Ancak yine de Tanrı ve insan arasında çok büyük bir engel mevcuttur.
Bu engel GÜNAHTIR.
Tanrı’nın insanlar arasındaki mevcudiyetini sembolize eden özel çadırın çevresinde, dikdörtgen şeklinde çok büyük bir avlu vardı. Bu avlunun etrafındaki çit, özenle dokunmuş ince keten perdeler- den ve perdeler için yapılmış tunç direklerden oluşturulmuştu. Perdelerin boyunun yüksekliği iki buçuk metreydi – böylece dışa- rıdan hiç kimse içeriyi göremeyecekti. Tanrı, insanların Kendi yüce katının dışında bırakıldıklarını anlamalarını istiyordu. İşte kötü haber buydu.



İyi haber ise, Tanrı’nın, günahkârların Kendisine yaklaşabilmeleri için bir yol hazırlamış olduğuydu. Duvarın, lacivert, mor ve kırmızı iplikle dokunmuş ince ketenden perdesi olan bir kapısı vardı. Gü-

265

nahkârların bir kuzu ya da diğer uygun olan kan kurbanları ile Tan- rı’nın huzuruna girebilecekleri tek yol, bu tek kapı194 aracılığıyla sağlanıyordu.
RAB, İsraillilere akasya ağacından büyük bir sunak yapmalarını ve bu sunağın üzerini tunç ile kaplamalarını söyledi. Bu sunak, kapı ile Tanrı’nın özel çadırının arasında bir yere konması gerekiyordu. Bir günah sunusu getiren kişiler ellerini masum hayvanın başına koyacak ve içinde bulundukları konumu, yani çaresiz günahkârlar olduklarını itiraf edeceklerdi. Sonra hayvan öldürülecek ve bedeni sunağın üzerinde yakılacaktı. Tanrı, günah ve ölüm yasasını yal- nızca kurban yasasının yenebileceğini, insanlara bu buyrukları aracılığıyla bir kez daha söylemiş oluyordu.195
Tanrı’nın kuralı açık ve netti: Kan dökülmeksizin, günahın örtül- mesi mümkün değildi. Günaha kefaret edilmediği takdirde, Tanrı ile barışmak (doğru ilişki) imkansızdı.
Tanrı aynı zamanda Musa’ya içi ve dışı saf altınla kaplanmış, akasya ağacının tahtasından eşsiz bir sandık yapmasını da söyle- mişti. Tanrı’nın konutuna ait bu eşyanın adı Antlaşma Sandığı’ydı. Bu Antlaşma Sandığı, Tanrı’nın gökteki tahtını sembolize ediyor- du. Tanrı’nın On Buyruğu yazdığı taş levhalar bu altın sandığın içine kondu. Sandığın, Bağışlanma Kapağı olarak adlandırılan saf altından yapılmış kapağının iki yanında dövme altından birer Keruv figürü yer alıyordu. Keruvlar, Tanrı’nın gökteki tahtının etrafını çevreleyen görkemli meleklerdir. Tanrı, Musa’ya Antlaşma Sandığı’nı konutun en iç bölümüne (En Kutsal Yer’e) koymasını söyledi.

EN KUTSAL YER

Tanrı’nın konutu, iki odaya ayrılmıştı. Öndeki oda Kutsal Yer ve en iç bölümdeki oda En Kutsal Yer ya da Kutsallar Kutsalı olarak adlandırılmıştı. Bu iç bölümdeki kutsal yer, “asıl kutsal yerin, yani asıl göğün yalnızca bir örneğiydi.” (İbraniler 9:24)



266

En Kutsal Yer, Tanrı’nın oturduğu yer olan Cenneti sembolize ediyordu. Bu özel oda, kübü andıran bir biçimde yapılmıştı – oda- nın uzunluğu, genişliği ve yüksekliği birbirlerine eşittiler. Kutsal Yazılar’da yaptığımız yolculuğun sonuna yaklaşırken, bir gün tüm imanlıların evi olacak olan ve yine aynı şekilde bir küp biçiminde bina edilmiş bu göksel kenti göreceğiz.

Günümüzde pek çok kişi bir katedralin, kilise binasının, caminin, havranın ya da bir türbenin kutsal yerler olduklarını ileri sürer, ve bu tür yerler genellikle Tanrı’nın kurtarış planını reddeden kişilerle dolup taşar. Gerçek kutsallık, bir yerde bulunmaz. Gerçek kutsal- lık, yalnızca Tanrı’nın bağışlama ve doğruluk sağlayışını almakla bulunabilir.

PERDE

Konutun dış görünüşü sadeydi: hayvan derilerinden yapılmış çok büyük bir çadır. Konuta dışardan bakıldığında, hiç de etkileyici değildi, ama iç kısmı insanı hayrete düşürecek kadar güzeldi.196
Konutun iki odası perde olarak adlandırılan ince ketenden kalın bir kumaş ile ikiye ayrılmıştı.

Lacivert, mor, kırmızı iplik ile özenle dokunmuş ince ke- tenden bir perde yap; üzerini Keruvlar ile ustaca süsle.” (Mısır’dan Çıkış 26:31)

Perde, insanı, Tanrı’nın Varlığı’nın görkemini ve ışığını barındıran En Kutsal Yer’den uzak tutacaktı.Perdenin herkese bildirdiği buy- ruk şuydu: UZAK DUR yoksa ÖLÜRSÜN!
Bu özel perde Tanrı’nın doğruluk standardını sembolize ediyordu. Tanrı Musa’ya On Buyruğu vererek insanlığa, Kendi doğruluk standardı hakkında bilgi vermişti. Yine de her şeye rağmen bu on buyruk Tanrı’nın talep ettiği hakkında yalnızca sınırlı bir görüş sağlamaktaydı. Tanrı’nın nihai planı, talep etiği şeyi sergileyecek olan Oğlu’nu yeryüzüne göndermekti. Tanrı’nın istediği, MÜ- KEMMELLİKTİ.


267

Tanrı’nın Standardı, Mesih olacaktı. Tanrı perdeyi bize Kendisini
düşündürmek için tasarladı.
Bu güzel perde saf keten kumaştan yapılmıştı ve Mesih’in saflığına örnek oluşturuyordu. Mesih günahsız; kutsal olacaktı.
Saf keten üç parlak renkli iplik ile dokunmuştu – lacivert, mor ve kırmızı.

Lacivert = göklerin rengi. Mesih, göğün Rabbi olacaktı.

Kırmızı = yeryüzünün, insanın ve kanın rengi.197 Mesih günahkâr- ların yerini alarak acı çekmek ve ölmek için et ve kandan oluşan bir beden alacaktı.

Mor = mavi ve kırmızı renklerin karışımı. Mesih, Tanrı-İnsan ola- caktı. Mor, kraliyeti sembolize eden bir renktir; Mesih, Kendisine güvenen herkesin yüreğinde ruhsal krallığını kuracaktı. Daha sonra ise yeryüzünde fiziksel krallığı ile hüküm sürecekti.

Mor, nasıl mavi ve kırmızı renkleri arasında bulunan bir renk ise, Mesih de aynı şekilde Tanrı ve insan arasında aracılık etmek için yeryüzüne gelecekti.

“Çünkü tek Tanrı ve Tanrı ile insanlar arasında tek Aracı vardır. O da insan olan ve kendisini herkes için fidye ola- rak sunmuş bulunan Mesih İsa’dır. Uygun zamanda verilen tanıklık budur.” (1. Timoteos 2:5-6)

GÖRKEM BULUTU

Konutun yapımı tamamlandıktan ve her şey Tanrı’nın planına uy- gun olarak konutun içine yerleştirildikten sonra, Tanrı, göklerdeki tahtından Varlığı’nın görkemini büyük bir bulutun içine koyarak yeryüzüne gönderdi ve bu görkem bulutu konutu doldurdu.

“O zaman bulut buluşma Çadırı’nı kapladı ve

RAB’bin görkemi konutu doldurdu. Musa, Buluşma Çadırı’na giremedi, Çünkü bulut her yeri kaplamış,



268

RAB’bin görkemi konutu doldurmuştu.”

(Mısır’dan Çıkış 40:34-35)
Rab, Varlığı’nın göz kamaştıran ışığını, Antlaşma Sandığı’nın Bağışlama Kapağı üzerindeki iki Keruv arasında bulunan En Kut- sal Yer’e yerleştirdi.
Tanrı, halkı ile bir arada olabilmek için halkının arasına gözle gö- rülebilir bir şekilde gelmişti.

“RAB egemenlik sürüyor, titresin halklar! Keruvlar ara- sında tahtına oturmuş, sarsılsın yeryüzü!” (Mezmur 99:1)

Görkemi ile en kut- sal yeri doldurarak ve Bulutunu çadırın üstüne yerleştirerek Yaratıcı, dünya uluslarına ve doğa- cak olan kuşaklara çok önemli bir ders öğretiyordu: tek gerçek Tanrı günah- kârları Kendisi ile bir ilişkiye sahip olmaya davet eder, ama bu daveti yal- nızca belirli koşullar altında geçerlidir.

GÖRSEL ÖRNEKLER

Konut, Tanrı’yı ve Tanrı’nın insanlar hakkındaki planını bilmek isteyen kişilere çok sayıda görsel malzeme sağladı.
Şu görüntüyü gözlerinizin önünde canlandırın.
Tanrı’nın titiz ve kesin talimatları ile uygun olarak bu kurtarılmış
köle ulus –İsrail’in on iki oymağı– çadırlarını Sina Dağı’nın etekle-


269

rinde bir çarmıh biçiminde düzenlenmiş bir tarzda kurmuşlardı. Konut, tam merkezde yer alıyordu. Konutun güneyinde üç oymak, kuzeyinde üç oymak, batısında üç oymak ve doğusunda üç oymak olmak üzere on iki oymak konutun çevresine çadırlarını kurmuş- lardı.198 Üzerlerinde duran parlak görkem bulutu nedeniyle tek gerçek Tanrı’nın aralarında bulunduğunu hiç kimse inkar edemez- di.
Konut-çadırın yalnızca tek bir kapısı olan yüksek, beyaz keten kumaştan yapılmış bir kapı ile çevrelendiği gerçeği bize başka görsel dersler de öğretebilirdi. Kapının iç tarafında bir sunak vardı. Günahkârlar Tanrı’ya sembolik mükemmellikteki bir kurbanın dökülmüş kanı temelinde yaklaşmadıkları takdirde Tanrı’nın yüce- liğinden yoksun kalırlardı.

“Canlılara yaşam veren kandır. Ben onu size sunakta kendinizi günahtan bağışlatmanız için verdim. Çünkü kan, yaşam karşılığı günah bağışlatır.(Levililer 17:11)

Bir ölüm cezası ödenmedikçe, günah bağışlaması olamazdı. Ve insanların her günah işledikleri zaman konuta bir kurban getirmele- ri imkansız olduğu için Tanrı, yılın her gününde bir kuzunun öldü- rülmesini ve sunakta yakılmasını buyurdu: her sabah ve her akşam. RAB’be ve O’nun planına güvenen herkes bu günlük sunuların yararlarının keyfini çıkartabilir ve Yaratıcısı ile yenilenmiş bir ilişkiden tat alması mümkün olabilirdi.

Düzenli olarak her gün sunağın üzerinde bir yaşında iki erkek kuzu sunacaksınız. Kuzunun birini sabah, öbür ku- zuyu akşamüstü sunun.Bu yakmalık sunu Buluşma Çadı- rı’nın giriş bölümünde, Rab’bin huzurunda kuşaklar boyu sürekli sunulacaktır. Sizinle konuşmak için orada buluşa- cağım.(Mısır’dan Çıkış 29:38-39,42)

KEFARET GÜNÜ

Tanrı, Gerçeğini halkına daha fazla gösterebilmek amacı ile, onla- ra, En Kutsal Yer’e – asıl göğü sembolize eden o özel oda) giril-


270

mesinin tek bir şekilde mümkün olabileceğini söyledi. Yılda bir gün, başkâhin olarak adlandırılan özel bir şekilde seçilmiş bir kişi- ye, içerideki bu kutsal yere girmesi için izin verilecekti. Bu Kefaret Günü’nde199 perdenin arkasındaki iç bölüme geçecekti. Yanına kurban edilmiş bir keçinin kanını alacak ve bu kanı yedi kez Bağış- lama Kapağı’nın, yani Antlaşma Sandığı’nın kapağının üzerine serpecekti. Eğer bu başkâhin bu uygulamanın dışında herhangi bir şekilde Tanrı’nın Huzuru’na girerse, o anda ölecekti.
O’na ve Sağlayışına bir çocuk gibi güvendikleri takdirde, Tanrı, İsraillilerin günahlarını bu serpilen kan uygulaması sayesinde bir yıl boyunca bağışlayacağına söz vermişti.
Çadırın tüm ayrıntıları, eşyaları ve uygulamalarının tasarlanmasın- daki amaç şuydu: dünyaya, suçlu günahkârların günahları için nasıl kefaret edileceği ve mükemmel kutsallığa sahip Yaratıcıları ile bozulmuş ilişkilerinin nasıl yenileneceği bu canlı örnekler aracılı- ğıyla aktarılacaktı. Çadır ve çadır ile ilgili her şey, vaat edilen Me- sih’i ve O’nun görevini işaret ediyordu.
Rab, böylece, yüzyıllar boyunca seçmiş olduğu Ulusu’nun kanalını kullanarak günah içinde kaybolmuş bir dünyaya yüzlerce resim ile pek çok harika vaadin haberini iletti.

TAPINAK VE TAPINAK KURBANLARI

Musa’nın ve İsrailoğullarının RAB’bin Huzuru’nun barınması için kurdukları bu özel çadırın yapılmasından beş yüz yıl sonra, Tanrı Kral Süleyman’ı bu taşınabilir çadırın yerine daha kalıcı bir tapı- nak inşa etmesi için yönlendirdi. Yeruşalim’deki bu yeni yapının planı çadırınkine benziyordu, ama bu yeni yapı eskisine kıyasla daha büyük ve hatta eskisinden daha güzeldi. Süleyman’ın Tapına- ğı, eski dünyanın mimarlık harikalarından biri haline geldi.
Çadırın açılış töreninin yapıldığı günde, Tanrı’nın görkemi En Kutsal Yer’i doldurmak için nasıl gökten indiyse, tapınağın açılış gününde de Tanrı’nın Varlığı’nın görkemli ve yaratılmamış ışığı gökten aşağı indi ve tapınağı doldurdu.


271

“Süleyman duasını bitirince gökten ateş yağdı, yakmalık sunular ile kurbanları yiyip bitirdi. Ve Rab’bin görkemi tapınağı doldurdu. Tapınağı O’nun görkemi ile dolunca kâhinler tapınağa giremediler.” (2. Tarihler 7:1-2)

Tapınak, bin yıl önce, İbrahim’in, oğlunun yerine bir koç kurban etmiş olduğu aynı dağın sırtında bina edildi.200
Bu özel tapınağı Tanrı’ya adamak amacıyla Kral Süleyman,
120.000 koyun ve 22.000 boğanın kurban edilmesini buyurdu.201
Bu aşırılık, bin yıl sonra bu dağ sırtının yakındaki bir tepede dökü- lecek değerli kanın paha biçilmez kıymetini sembolize ediyordu.
Böylece, Adem’in, Habil’in, İbrahim’in ve diğerlerinin zamanla- rında günaha kefaret etmeleri için sunaklarda milyonlarca sembolik kan kurbanları sunuldu – yıldan yıla sürekli sunulan son bulmayan kan kurbanları.
Sonra Mesih geldi.


272

22

KUZU

Sbölümünde açıklanır.

“Tanrı, sevgidir.(1.Yuhanna 4:8)

“Tanrı, büyüktür.(Eyüp 36:26)

evgi olan Tanrı, halkı ile yakın bir ilişki kurmak ister. Tan-

rı’nın sosyal ilişkilerle ilgili doğasının konusu Kitabının ilk
Tanrı, Adem ve Havva’yı, onlarla paydaşlığın tadını çıkarabilmek için “Kendi benzeyişinde” yarattı (Yaratılış 1:27). Bu aynı “Tanrı bizimle” konusu202 Tanrı’nın kurtarılmış halkının “O’nun yüzünü göreceği” ve O’nunla birlikte sonsuza kadar yaşayacağı (Vahiy
22:4) zamanlardan söz eden, Tanrı’nın kitabının son bölümüne kadar devam eder.

Büyük olan Tanrı, yapmak istediği her şeyi yapabilir:

“Bütün insanlığın Tanrısı RAB benim. Var mı yapamaya- cağım bir şey?” (Yeremya 32:27)

Tektanrıcı biri, eğer içtense, Tanrı’nın, istediği takdirde insan ola- bileceğini kabul eder. Eğer Her Şeye Gücü Yeten’in yapamayacağı bir şey olsaydı (Kendisi ile çelişmesinin dışında), o zaman Tanrı olamazdı.


273

Soru şu değildir: Tanrı insan olabilir mi?
Soru şudur: Tanrı insan olmayı seçti mi?

TANRI’NIN GERÇEK TAPINAĞI

Tanrı’nın İsrailoğullarına, “aralarında yaşayabilmesi için” (Mı- sır’dan Çıkış 25:8) eşsiz bir tapınak-çadır yapmalarını buyurma- sından bin beş yüz yıl sonra Kutsal Yazılar şu beyanda bulunurlar:

“Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı ile birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı… Söz insan oldu ve aramızda yaşadı. O’nun yü- celiğini –Baba’dan gelen, lütuf ve gerçek ile dolu biricik Oğul’un yüceliğini– gördük.” (Yuhanna 1:1,14)

“Aramızda konut kurdu – aramızda yaşadı” şeklinde dilimize çev- rilen bu ifade, bir çadır ya da tapınak kurmak anlamına gelen Grekçe bir sözcükten türetilmiştir. Birebir anlamı ile şu şekilde çevrilebilir: “Aramızda Çadırını kurdu.” Kutsal Yazılar, bir kişinin bedenini, içinde canının ve ruhunun yaşadığı “çadır” ya da “tapı- nak” olarak tanımlarlar.203 16. bölümde öğrenmiş olduğumuz gibi, Tanrı’nın sonsuz Oğlu, bir erkek bebek olarak dünyaya geldi. O’nun insan bedeni, içinde yaşamayı seçtiği “çadır”dı.
Musa’nın zamanında, Tanrı’nın, Varlığının görkemli ve yaratıl- mamış ışığını içine yerleştirdiği tapınağın binası, hayvan derileri ile örtülüydü. Ama İsa’nın Kişiliğinde Tanrı’nın görkemli, yaratıl- mamış ışığı ve Varlığı insan derisinin içinde konut kurmak için gelmişti. Bu nedenle O’nun öğrencileri, “Baba’dan gelen biricik Oğul’un yüceliğini gördük!” diyebiliyorlardı.

Kutsal Yazılar, İsa’nın, “insanın değil, Tanrı’nın kurduğu asıl tapınma çadırıolduğunu beyan ederler. (İbraniler 8:2)

Eski Antlaşma zamanında, tapınma çadırı ve daha sonra tapınak günahkârların günahlarını örtmek için hayvan kurbanları sunabil- dikleri bir yerdi. İsa küçük bir çocukken ve ergenlik çağına girdi- ğinde, Yeruşalim’deki tapınağı pek çok kez ziyaret etti, ama O’nun günah için bir kurban sunduğu hiçbir yerde yazılı değildir. İsa ne-


274

den kurban sunmadı? Çünkü O’nun günahı yoktu. İsa, “Kendisini bir kez kurban ederek günahı ortadan kaldırmak için” ortaya çık- mıştı (İbraniler 9:26). İsa, kurban sunusu ve bir Roma çarmıhı da sunak olacaktı.
İsa, sembollerin ardındaki gerçeklikti.

Tanrı bedende göründü.” (1.Timoteos 3:16)

İsa, bir gün, Yeruşalim’deki büyük tapınağın yanında ayakta duru- yordu; yanında toplanmış olan bir grup erkeğe şunları söyledi:

“‘Bu tapınağı yıkın, üç günde onu yeniden kuracağım.’ Yahudi yetkililer, ‘Bu tapınak kırk altı yılda yapıldı, sen onu üç günde mi kuracaksın?’ dediler.

Ama İsa’nın sözünü ettiği tapınak kendi bedeniydi. Bu nedenle İsa ölümden dirilince öğrencileri bu sözü söyledi- ğini hatırladılar. Kutsal Yazı’ya ve İsa’nın söylediği bu sö- ze iman ettiler.” (Yuhanna 2:19-22)

Yahudiler, İsa’nın sözünü ettiği tapınağın O’nun bedeni olduğunu anlamadılar. Onlar, İsa’nın Yeruşalim’deki harika tapınağın binası hakkında konuştuğunu düşündüler. Ama Tanrı Varlığı’nın ışığı ve görkemi artık insan eli ile yapılmış olan o En Kutsal Yer’de değil- di.
Tanrı’nın Varlığı şimdi, İsa’nın bedeninin “tapınağındaydı.”
İsa, yeryüzündeki görevinin sonuna doğru öğrencilerinden üçüne, Tanrı’nın bu görkemli yüceliğine tanıklık etmeleri için izin verdi.

“İsa yanına yalnız Petrus, Yakup ve Yakup’un kardeşi Yuhanna’yı alarak yüksek bir dağa çıktı. Onların gözü önünde İsa’nın görünümü değişti. Yüzü güneş gibi parla- dı, giysileri ışık gibi bembeyaz oldu. O anda, parlak bir bulut onlara gölge saldı, buluttan gelen bir ses,

‘Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum.

O’nu dinleyin!’ dedi.” (Matta 17:1-5)



275

Cennetteki meleklerin yüzlerini örtmelerine neden olan Tanrı’nın parlak, göz kamaştıran, saf ışığı İsa’daydı.
Bir zamanlar tapınağa gölge salan parlak bulut, şimdi İsa’nın dur- duğu yerin üzerine gölge salıyordu.
İsa, Tanrı’nın yeryüzünde gözle görülebilen Varlığı’ydı.
Tanrı Oğlu’nun yüceliğinin bu parlaklığına, Baba’nın göklerden gelen sesi eşlik ediyordu:

Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum. O’nu dinle- yin!

Tanrı, bu söyledikleri konusunda ciddidir.
Tanrı Oğlu, İnsanoğlu olmadan bin yıl önce, peygamber Davut
şunları yazdı:



276

Oğul’u öpün ki öfkelenmesin, yoksa izlediğiniz yolda mahvolursunuz. Çünkü öfkesi bir anda alevleniverir, ne mutlu O’na sığınanlara!” (Mezmur 2:12)

“Oğul’u öpün” Oğul’u onurlandırın anlamına gelir.

Arada bir insanların din önderlerinin başlarını ve ellerini öptükleri- ni görüyorum – din önderleri de kendileri gibi çaresiz ve günahkâr insanlar. Yine bu aynı insanların bedenleri toprağa geri dönen in- sanları onurlandırmak için yolculuklar yaptıklarını görüyorum. Bu arada Tanrı’nın dünyaya şu duyuruda bulunmuş olduğunu ekleye- lim: Herkes Baba’yı onurlandırdığı gibi Oğul’u onurlandırsın. Oğul’u onurlandırmayan O’nu gönderen Baba’yı da onurlandır- maz… Çünkü Baba Oğul’u sever.” (Yuhanna 5:23, 20)

HABERCİ

Yeşaya, ‘Rab’bin yolunu hazırlayacak olan’ (Yeşaya 40:3) özel olarak seçilmiş bir haberci hakkında yazan iki peygamberden biri- dir.
Bu haberci, Zekeriya’nın oğlu peygamber Yahya’ydı.204 daha ön- ceki peygamberler, “Tanrı Mesih’i dünyaya gönderecek,” ifadesini kullanarak konuşmuşlardı, ama Yahya peygamber bu konuda farklı bir onura sahipti, Yahya peygamberin duyurusu şöyleydi: “Vaat edilen Mesih, Rab’bin kendisi buradadır!”

“O günlerde Vaftizci Yahya Yahudiye Çölü’nde ortaya çık- tı. Şu çağrıyı yapıyordu: ‘Tövbe edin! Göklerin egemenli- ği yaklaşmıştır.’ Nitekim peygamber Yeşaya aracılığıyla sözü edilen kişi Yahya’dır. Yeşaya şöyle demişti: ‘Çölde haykıran, ‘Rab’bin yolunu hazırlayın, geçeceği patikaları düzleyin’ diye sesleniyor.” (Matta 3:1-3)

TÖVBE

Yahya’nın, insanları Rab’bin gelişine hazırlamak için onlara verdi-
ği mesaj basitti.


277

“Tövbe edin!”

Tövbe sözcüğü, Grekçe’deki metanoeo sözcüğünden gelir. Bu söz- cük, iki kısımdan oluşur: meta ve neo. Sözcüğün ilk kısmının an- lamı, “hareket” ya da “değişim”dir. Sözcüğün ikinci kısmı, zihin- deki düşüncelere işaret eder. Bu nedenle tövbe sözcüğünün temel olarak, bir zihniyet değişimine sahip olmak; yanlış düşüncelerin yerine doğru düşünceleri koymak anlamına gelir.

“Tövbe” sözcüğünü, her gün içinde yaşadığımız çevre ve koşulla- rın içine yerleştirelim: Bir kentten bir başka kente otobüsle yolcu- luk etmek istediğimi varsayalım – diyelim ki Beyrut’tan Amman’a gitmek istiyorum. Doğru olduğuna inandığım otobüse biniyorum ve koltuğuma yerleşip uykuya dalıyorum. Bir süre sonra otobüs ana yolda hızla ilerlerken, otobüsün güneye, Amman’a doğru değil, kuzeye, İstanbul’a doğru yol aldığının farkına varıyorum. Bu du- rumda ne yapmam gerekir?
İki seçim hakkım var:
Ya hata yaptığımı kabul edemeyecek kadar gururlu davranır ve otobüste kalabilirim; bu davranışım sonucunda yanlış yere varırım.
Ya da kendimi alçaltabilirim ve tövbe ederim, yani düşüncemi değiştirir ve yanlış otobüse bindiğimi kabul ederim. Tövbemin içtenliği bir sonraki durakta otobüsten inerek doğru otobüse bin- memle ortaya çıkar.
Gerçek tövbe bir kişiyi yanlıştan dönmeye ve gerçeğe güvenmeye
yönlendirir.
Tövbe, bir paranın iki tarafı ile karşılaştırılabilir. Bir tarafı: ‘TÖVBE ET!’ der.
Diğer tarafı ise: ‘İMAN ET!’ der.
İki taraf da aynı gerçeğin parçalarıdır:

…tövbe edip Tanrı’ya dönmeye ve Rabbimiz İsa’ya

inanmaya…(Elçilerin İşleri 20:21)



278

Tövbe, kurtuluş için güvendiğiniz şey hakkındaki düşüncenizin değişmesi anlamına gelir. İman, Tanrı’nın sağladığı kurtuluşa gü- venmek anlamına gelir.

Ancak tövbe edildiği takdirde gerçek iman mevcut olabilir.
Bu gerçek ile uyumlu olarak peygamber Yahya’nın ilettiği mesaj, şu anlamı içeriyordu: “Yanlış düşüncenizden tövbe edin! Kendinizi kurtaramayacağınızı kabul edin ve Cennet’ten gelen, vaat edilen Mesih-Kralı kabul edin! O, sizi, en kötü düşmanlarınızdan kurtar- mak için geldi – eğer kendinize güvenmekten vazgeçer ve O’na güvenmeye başlarsanız!”
Tanrı’nın önündeki günahlı tutumlarını kabul eden kişiler, Yahya tarafından nehirde vaftiz edildiler. Yahya’nın, Vaftizci Yahya ola- rak bilinmesinin nedeni budur. Suda vaftiz olmak günahı yıkaya- mazdı ve yıkayamaz. Nehirdeki suya batırılarak vaftiz olan kişile- rin dışsal bir şekilde ifade ettikleri şuydu: tövbe eden ve inanan günahkârları murdar konumlarından temizlemek için gelen Mesih hakkındaki Tanrı mesajını içsel olarak benimsediklerine tanıklık etmek.

SEÇİLMİŞ OLAN

İsa, yeryüzündeki görevinin başlangıcında Yahya tarafından vaftiz edilmek üzere Şeria Nehri’ne geldi. Günahsız Mesih’in herhangi bir şey için tövbe etmeye ihtiyacı yoktu, ama vaftiz olarak, kurtar- mak için gelmiş olduğu insan soyu ile Kendisini özleştirdi.
İsa’nın vaftizini izleyen olay asla unutulamaz. Bu olay bize tek ve gerçek Tanrı’nın birleşik birliğinin ve görkeminin bir diğer görü- nümünü sunar.

İsa vaftiz olur olmaz sudan çıktı; o anda gökler açıldı ve İsa, Tanrı’nın Ruhu’nun güvercin gibi inip üzerine kon- duğunu gördü. Göklerden gelen bir ses, Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum’ dedi.” (Matta 3:16-17)



279

Yaratılış’ın ilk gününde olduğu gibi, bu öyküde de Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un Varlığı açıklanır. Ancak yine de tarihin bu çok önemli anında Tanrı, çoğul tekliğini daha belirgin bir biçimde açık- lıyordu. Kutsal Yazılar’da yaptığımız yolculuğumuzda, şimdi öyle bir yerdeyiz ki, yolculuğu yapmakta olan her birimizin bu noktada durmamız, birkaç fotoğraf çekmemiz ve düşünmemiz gerekmekte- dir.
Bulunduğumuz bu yeri gözlerinizin önüne getirin. Dramatik görü- nümlü, parlak gökyüzünün altında, Tanrı’nın Oğlu (aracılığıyla gökyüzünün ve yeryüzünün yaratıldığı Söz), batırıldığı nehrin sula- rından dışarı çıkarak yürür. Aynı anda, Tanrı’nın Ruh’u (Yaratılı- şın ilk gününde suların üzerinde dalgalanan Ruh) gökyüzünden iner, havada süzülür ve bir güvercin şeklinde İsa’nın üzerine iner. Ve son olarak, gökyüzünden Baba Tanrı’nın sesi duyulur: “Sevgi- li Oğlum budur, O’ndan hoşnudum.”
İlk otuz yıl boyunca İsa mütevazi Nasıra kentinde yoksul bir ailede yaşamıştı. İnsanların dikkatini çekmediği bu dönemde Göklerdeki Baba, gözlerini biricik Oğlu’ndan hiç ayırmamıştı. Ve şimdi Tan- rı’nın, İsa’nın yaşamı ile ilgili düşüncesini işitiyoruz: “O’ndan hoşnudum.”
Tanrı, bu ifadeyi şimdiye kadar dünyaya gelmiş olan hiçbir insan için söyleyemezdi. Tanrı’yı yalnızca İsa –hem içsel hem de dışsal anlamda– yaşamının her ayrıntısı ile hoşnut etti. Cennet’teki Oğul olarak O, kutsaldı, lekesizdi ve yerine getirmek için gelmiş olduğu görevi tamamlayacak niteliklere sahipti. O, Mesih’ti –Meshedilmiş Olan– Tanrı’nın Seçilmişi’ydi. Tanrı, O’nu yağ ile değil (kâhinler ve krallar yağ ile meshedilirlerdi205) Kutsal Ruh’un Kendisi ile meshetti.

“Tanrı Nasıralı İsa’yı Kutsal Ruh ile ve kudretle

meshetti…” (Elçilerin İşleri 10:38)

İsa, tüm peygamberlerin kendisi hakkında yazmış olduğu Kişi’ydi.


280

TANRI’NIN KUZUSU

“Yahya ertesi gün İsa’nın kendisine doğru geldiğini gö- rünce şöyle dedi:‘İşte, dünyanın günahını ortadan kaldı- ran Tanrı Kuzusu!” (Yuhanna 1:29)

Peygamber Yahya’nın duyurusu, çok anlamlıdır.

“İşte! Tanrı’nın Kuzusu…”

Yahya’yı dinleyenler, kuzunun ne anlama geldiğini bir dereceye kadar anladılar. Günah dünyaya girdikten sonra insanlar yakma- lık sunular olarak kuzular getirmişlerdi.

On beş yüzyıl gibi uzun bir zaman boyunca pirinç sunak üze- rinde her sabah ve her akşam kuzular kurban edilmişlerdi. Ve şimdi Tanrı’nın Kendi Kuzusu gelmişti! İkibin yıl önce İbrahim İshak’a, “Oğlum, yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı’nın Kendisi sağlayacak!” demişti. (Yaratılış 22:8)

Tanrı gerçekten de, İbrahim’in oğlunun yerine geçecek bir kur- ban sağladı, ama bu kurban, “kuzu” değildi. Bir “koç”tu. (Ya- ratılış 22:13) İbrahim’in, peygamberliğinde sözünü ettiği “Ku- zu”, Mesih’in kendisiydi. İbrahim’in peygamberliği İsa’yı işaret ediyordu. İsa bu nedenle şöyle dedi: “Babanız İbrahim Günümü göreceği için sevinçle coşmuştu. Gördü ve sevindi.” (Yuhanna
8:56)

“…günahı kaldıran..”

Adem’in zamanından beri masum hayvan kanı Tanrı’ya ve Tan- rı’nın Planına güvenen kişilerin günahını sembolik olarak örttü. O, günahı tamamen ve sonsuza kadar kaldıracaktı.

“…dünyanın…”

Günah için kanları dökülen önceki kurbanlar bir kişi, bir aile ya da bir ulus adına sunulmuşlardı. Ama İsa’nın kanı tüm dünya- nın geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki günah-borcunun tam ve nihai olarak ödenmesini mümkün kılacaktı.


281

Tanrı’nın Kuzusu’nun dünyanın günahını ortadan kaldırması, dün- yaya gelen herkesin Tanrı tarafından kendiliğinden bağışlandığı anlamına mı gelir? Hayır. Günahın insan soyuna girdiği andan itibaren Tanrı her zaman Kendisine ve Sağlayışına kişisel olarak iman edilmesini talep etti.206

“Kendi yurduna geldi, ama kendi halkı O’nu kabul etmedi. Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tan- rı’nın çocukları olma hakkını verdi.“ (Yuhanna 1:11-12)

GÖLGELER VE SEMBOLLER

Geçen yıllar zarfında günah için kurban edilen her masum ve leke- siz kuzu, “gelecek iyi şeylerin sadece bir gölgesiydi.(İbraniler


10:1)
Bir gölge, gölgeyi meydana getiren nes- ne ile karıştırılmamalıdır. Eğer bir arka- daşınız size doğru yürürken yere doğru bakarsanız, arkadaşınızı görmeden önce onun gölgesini görebilirsiniz, ama arka- daşınız gelip sizin önünüzde durduğu zaman, arkadaşınıza bakar ve gölgesi yerine arkadaşınızın kendisi ile konuşur- sunuz, öyle değil mi?
Eski Antlaşma kurbanları gelecek olan Mesih’in ana hatlarını çizen ve O’nu duyuran, Tanrı tarafından tasarlanmış gölgelerdi.
Tanrı’nın Kuzusu İsa bu gölgeleri savurup attı.


“Boğalarla tekelerin kanı günahları ortadan kaldıramaz. Bunun için Mesih dünyaya gelirken şöyle diyor:’Kurban ve sunu istemedin, ama bana bir beden hazırladın. Yakma- lık sunudan ve günah sunusundan hoşnut olmadın. O za- man şöyle dedim (Mesih): ‘Kutsal Yazı tomarında benim için yazıldığı gibi, senin isteğini yapmak üzere ey Tanrı, iş- te geldim!’… İkinciyi geçerli kılmak için (Kendi kurbanı-

282

nı), birinciyi (hayvan kurbanlarını) ortadan kaldırıyor. Tanrı’nın bu isteği uyarınca İsa Mesih’in bedeninin ilk ve son kez sunulması ile kutsal kılındık.” (İbraniler 10:4-7,9-

10)
Hayvan-kanı kurbanları Tanrı’nın nihai talebinin yalnızca sembol- leriydiler. Hayvanlar Tanrı’nın benzeyişinde yaratılmamışlardı. Bir kuzunun değeri bir insanın değeriyle eşit değildir. Nasıl bir oyun- cak model arabayı bir araba satıcısına götürüp gerçek bir arabanın bedeli olarak sunamazsanız, bir kuzunun kanı da yanı şekilde insa- nın günah-borcunu ödeyemez. İnsanın günah-borcu karşılığında eşit ya da daha büyük bir değer talep ediliyordu.
İsa, bu Kurban’ı sağlamak için geldi.

TANRI, BAŞARISIZ BİR PLANCI MI?


Birkaç yıl önce, bir felsefe doktoruyla yazıştım. İsa’nın “dünyanın günahını kaldırmak için geldiği” duyurusuna karşılık olarak bana şunları yazdı:

Tanrı yalnızca 2000 yıl önceki bu pandomim oyununu düzen- lemek için karar vermeden önce doğan ve ölen insanlara ne olacak? Öyle görünüyor ki, Hristiyan Tanrısı, başarısız plan- lar yapan biri ve bazı şeyleri sonradan düşünüyor, çünkü insanlığın ‘günahlarını’ bağışlamak için bir yol bulması onun milyonlarca olmasa da binlerce yılını aldı.

Artık hayatta olmayan bu adamın, kurban edilen milyonlarca ku- zunun ve yüzlerce peygamberliğin ardındaki anlamı fark edememiş olduğu görülüyor; kurban edilen kuzuların ve yazılan peygamber- liklerin hepsi, Mesih’in, insanlığın, geçmişteki, şimdiki ve gelecek- teki günahlarının cezasına katlanacağı güne işaret ettiklerini anla- mamıştı. Tanrı’nın kurtuluş planı başlangıçtan itibaren, “şimdiki zamanda kendi adaletini göstermek amacıyla, daha önce işlenmiş



283

günahların cezalarının” da ödenmesini içeriyordu. (Romalılar

3:25-26)
Tanrı, Mesih’in zamanından önceki günahkârları aynı bugünkü günahkârları bağışladığı şekilde –Tanrı’nın vaatlerine ve sağlayışı- na iman aracılığıyla– bağışladı.
Ama elbette, bir farklılık mevcuttu.
İsa Mesih’in zamanından önce yaşayan imanlıların günahları örtü- lüydü. Bir günahkârın borcunun, yazılı kitaplardan sonsuza kadar iptal edilmesi ancak İsa’nın kanını dökmesinden ve ölümü yenme- sinden sonra mümkün olabilecekti.

Tanrı’nın Kuzusu İsa, yeryüzüne gelmeden önce, sunakta bir hay- van kurbanı sunan kişi, bankadan ödünç para almak için mücadele veren bir iş adamına benzetilebilir.

Varlıklı bir arkadaşı aldığı borç için ortak imza atmayı kabul eder ve böylece iş adamı ödünç aldığı parayı ödeyemediği takdirde, borcu kendisinin ödeyeceğine dair söz vermiş olur. Her geçen yıl iş adamı borcunu ödeme konusunda daha çok zorlanmaya başlar ve borç büyüdükçe büyür. Ve her yıl iş adamının zengin arkadaşı sı- kıntı içindeki arkadaşının borcunu örtmek için bankada bir başka senet daha imzalamak zorunda kalır. Başarısız iş adamını iflas etmekten ve hapse girmekten koruyan nedir? Yalnızca zengin ve güvenilir dostunun onun borcunu örten garanti senetleri.
Eski Antlaşma’daki hayvan kurbanları, bir günahkârın,Tanrı tara- fından geçici olarak kabul edilen, “garanti senetleri” gibiydiler. Antlaşmalarını onaylama ve Kitaplarını dengede tutma konusunda lekesiz bir tarihçeye sahip olan evrenin Kayıt Tutucusu lekesiz hayvanların kanını günah için bir örtü olarak kabul edeceğini vaat etti. Ama hayvan kanı insanın birikmiş günah-borcunu iptal ede- mezdi. Hayvan kanı yalnızca “yıldan yıla günahları anımsatma- ya” hizmet ederdi. “Çünkü boğalarla tekelerin kanı günahları ortadan kaldıramaz.” (İbraniler 10:3-4)


284

İNSANLARIN VE PEYGAMBERLE- RİN KRONOLOJİK SIRALAMASI

Bu kitapta belirtilenler. Kutsal Kitap’ın kendisi diğer yüzlerce- sinin adlarını ve öykülerini yazar.

Adem & Havva Zaman başlar

Kayin & Habil

Şit

Nuh (Tufan) M.Ö. 2500

Babil halkı

Eyüp

İbrahim M.Ö. 2000

İsmail İshak Yakup Yahuda Yusuf

Musa (Çadır tapınak) M.Ö. 1500

İlyas

Elişa

Davut M.Ö. 1000

Süleyman (Tapınak) Yunus

Amos

Hoşea

Yeşaya M.Ö. 700

Mika Yeremya Habakkuk Daniel Hezekiel

Zekeriya M.Ö. 500

Malaki

Zekeriya & Elizabet Meryem & Yusuf Vaftizci Yahya

Mesih İsa M.S. başlar

Günah, yalnızca Tanrı’nın sonsuz Oğlu’nun kanının dökülmesi ile çözümlenebile- cek, ciddi bir sorundur. Tan- rı’nın Kuzusu İsa, insanlığın günah-borcunu ödemek için geldi.

Sizin düşünceniz nedir?

Tanrı, “Başarısız planlar ya- par mı, bazı şeyler aklına sonradan gelir mi?” Ya da Yahya peygamber ve onun izleyicileri Nasıralı İsa’yı “Musa’nın yasasında ve aynı zamanda peygamberlerin kitaplarında yazmış oldukları Mesih” ve dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı kuzu- su” olarak kabul etmekte haklı mıydılar? (Yuhanna 1)
Plan yapanların En İyisi olan Tanrı’nın, günahın üstesinden gelebilecek herhangi başka bir planı hiç olmadı. Tan- rı’nın zamanın dışındaki son- suz görüş açısına göre, O’nun biricik Oğlu, dün, bugün ve sonsuza kadar:

“…dünya kurulalı beri boğazlanmış Kuzu’dur.(Vahiy 13:8)

285

23

KUTSAL YAZILAR’IN

YERİNE GELMESİ

“Bir vaat, bir buluttur, vaadin yerine gelmesi yağmurdur.”

--Arap atasözü

eygamberler binlerce yıl süreyle Tanrı’nın, Kurtarıcı’yı yer- yüzüne gönderme planını duyurdular, “ama zaman dolunca, Tanrı, Oğlu’nu gönderdi.” (Galatyalılar 4:4)

Tanrı’nın peygamberleri, vaat bulutlarını sağladılar. Nasıralı İsa, Tanrı’nın yerine gelen vaadinin yağmuruydu. Yaratıcı’nın planı sonradan düşünülmüş bir plan değildi. “Tanrı,

Oğlu İsa Mesih ile ilgili bu Müjde’yi, peygamberleri aracılığıyla

Kutsal Yazılar’da önceden vaat etti.(Romalılar 1:2-3)

Kutsal Yazılar bulutlar, Mesih ise yağmurdur.

YERUŞALİM’E BİR EŞEK ÜSTÜNDE GİRMEK

Mesih, Görevi’ni biliyordu. Peygamber Zekeriya beş yüz yıl önce, O’nun çarmıh yolunda ilerlerken yaşayacağı pek çok olaydan bir tanesi hakkında şunları yazmıştı:


286

“Sevinç çığlıkları at, ey Yeruşalim kızı! İşte kralın! O adil kurtarıcı ve alçakgönüllüdür. Eşeğe, evet, sıpaya, eşek yavrusuna binmiş sana geliyor!(Zekeriya 9:9)

İsa bu peygamberliği yerine getirdi. Dört Müjde’nin hepsinde bu olay yazılıdır. İsa’nın bir tanığı ve öğrencisi olan Matta şöyle yaz- dı:

“Yeruşalim’e yaklaştıklarında… İsa iki öğrencisini önden gönderdi. Onlara, ‘Karşınızdaki köye gidin’ dedi.’ Hemen orada bağlı bir dişi eşek ve yanında bir sıpa bulacaksınız. Onları çözüp bana getirin. Size bir şey diyen olursa,

‘Rab’bin bunlara ihtiyacı var, hemen geri gönderecek’ dersiniz.. bu olay, peygambr aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu: ‘İşte alçakgönüllü Kralın, eşeğe,

evet sıpaya, eşek yavrusuna binmiş sana geliyor.’” (Matta

21:1-5)
Böylece İsa, Kendisini ulusa Kralları olarak sunmuş oldu – ama ulusu, peygamberlerin önceden bildirmiş oldukları gibi, O’nu red- detti.207
Müjdeler, İsa bir eşek sırtında Yeruşalim’e girdikten sonra neler olduğunu ayrıntılarıyla yazarlar. İsa tapınağa girdi ve tapınağı para kazanmak için kullanan herkesi dışarı attı. Sonra korkup şaşıran satıcılara şunları söyledi: “‘Evime dua evi denecek’ diye yazılmış- tır. Ama siz onu haydut evine çevirdiniz!’ Sonra İsa tapınaktayken, kendisine gelen kör ve kötürümleri iyileştirdi.” (Mata 21:13-14)
İsa birkaç gün süreyle tapınakta oturdu ve insanlara Tanrı’nın ger- çek sözlerini öğretti. Din önderleri, O’nu suçlayabilmek ve öldür- mek amacıyla O’na tuzak sorular sorarak şaşırtmak istediler. Ama başarılı olamadılar.
İsa onların sorularına göksel bilgelikle karşılık verdi, bu bilgeliği karşısında şaşkına döndüler.208
Sonra, zaman geldi.


287

SAAT GELMİŞTİ

İsa, ne zaman öleceğini,

nerede öleceğini,

nasıl öleceğini,

ve neden öleceğini kesin olarak bilen tek Kişi’dir.

“İsa bütün bunları anlattıktan sonra öğrencilerine, ‘İki gün sonra Fısıh Bayramı olduğunu biliyorsunuz’ dedi,

‘İnsanoğlu çarmıha gerilmek üzere ele verilecek.’

Bu sırada başkâhinlerle halkın ileri gelenleri, Kayafa adındaki başkâhinin sarayında toplandılar. İsa’yı hile ile tutuklayıp öldürmek için düzen kurdular. ‘Ama bayramda olmasın da halk arasında kargaşalık çıkmasın’ diyorlar- dı.” (Matta 26:1-5)

Kendilerine hizmet eden din önderleri çaresizlik içindeydiler. Çe- şitli zamanlarda,’O’nu yakalamak istediler, ama kimse O’na el sürmedi. Çünkü O’nun saati henüz gelmemişti.(Yuhanna 7:30)

Sonra istedikleri fırsatı ellerine geçirdiler.
İsa’nın içsel değil dışsal bir öğrencisi olan Yahuda tapınak kâhinle- rine gitti ve İsa’yı onların ellerine teslim etmeyi teklif etti. Kâhin- ler, bu ihanetinin karşılığı olarak Yahuda’ya otuz gümüş altın ödemeyi kabul ettiler. Yahuda’nın bu hainlik eylemi Eski Antlaş- ma’daki pek çok peygamberliğin yerine gelmesine neden oldu.209
Böylece, İsa’nın, öğrencilerine, “Saat geldi!” dediği gün geldi çattı. Tanrı Kuzusu’nun ölme zamanıydı.

FISIH HAFTASI

Yeruşalim’in dar sokakları yerel halk ve kenti ziyarete gelmiş olan yabancılarla doluydu. Meleyen koyunların ve böğüren boğalarla öküzlerin sesleri havayı doldurdu. Alıcılar, uygun bir kuzunun fiyatı konusunda satıcılarla sıkı bir pazarlığa giriştiler. Fısıh hafta- sıydı.


288

Fısıh, Tanrı tarafından on beş yıl önce düzenlenmiş olan bir hafta- lık bir kutlamanın bir parçasıydı. Fısıh, İsraillilere şu fırsatı veri- yordu: geçmişe bakmak ve Tanrı’nın “iletişim içinde olduğu ulusu- nu”, tarihi önem taşıyan o gecede tutsaklık ve ölümden nasıl kur- tardığını hatırlamak; o gece, İsraillilerin ataları kuzunun kanını evlerinin kapı sövelerine sürerek kurtulmuşlardı. Tanrı’nın bakış açısına göre Fısıh, aynı zamanda Mesih’in, Fısıh’ın anlamını daha derin bir şekilde yerine getireceği günü özlemle beklemekti.
Ama yine de az da olsa birkaç kişi, Nasıralı İsa’nın nihai Fısıh Kuzusu olarak kanını dökmek ve Musa’nın zamanından beri her yıl kurban edilmiş olan tüm kuzuların sembolizmini yerine getirmek üzere olduğunu anlamıştı. Musa’nın insanları, insan angaryacıları- nın fiziksel baskısından kurtarma görevinin karşıtı olarak Mesih’in görevi, insanları Şeytan’ın, günahın ve ölümün ruhsal baskısından kurtarmaktı.

Burada ilginç olan, din önderlerinin İsa’yı öldürme konusunda kararlı olmalarına rağmen, “bunu halk arasında kargaşalık çıkma- ması amacı ile bayram sırasında yapmak istememeleriydi.(Matta

26:5) Ama İsa tam bu bayram sırasında ölmeyi tasarlamıştı! Tan- rı’nın Kuzusu Fısıh Bayramı esnasında boğazlanmalıydı.210 Her şey Tanrı’nın planlamış olduğu şekilde gerçekleşecekti.
Tanrı’nın planını reddeden kişiler istihzalı bir şekilde Tanrı’nın planının yerine getirilmesi konusunda en büyük rolü üstlenecekler- di!
Şeytan –din önderlerini İsa’yı öldürmeleri için tahrik etmekle– kendi felaketini hazırladığının farkında değildi. Kutsal Yazılar, bu olayların çarpıtılmasını, “zamanın başlangıcından önce Tanrı’nın belirlediği bu bilgeliği bu çağın önderlerinden hiçbirinin anlama- dığı; eğer anlasalardı yüce Rab’bi çarmıha germezlerdi” (1.Korintliler 2:7-8) ifadesi ile açıklarlar.


289

EKMEK VE KASE


Önceden belirlenmiş olan akşam geldiğinde, İsa ve öğrencileri Fısıh yemeği için üst kattaki özel bir odada toplandılar. Kuzu ve acılı otlardan oluşan bir yemeği paylaştıktan sonra Rab bir parça ekmek aldı, şükretti, ekmeği böldü, öğrencilerine dağıttı ve onlara bu ekmekten yemelerini söyleye-
rek, “Bunu Beni anmak için ya- pın” dedi. (Luka 22:19)

Kırılan ekmek, onların uğruna ezilecek ve ceza görecek olan Bedenini sembolize ediyordu.

Daha sonra, içinde ezilmiş üzüm- lerden yapılmış şarabın bulundu- ğu bir kaseyi elden ele dolaştırdı.
Öğrencilerine şöyle dedi: “Bu kase günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır.” (Matta 26:28)

Kase, İsa’nın, vaat edilen Yeni Antlaşma’nın resmen başlatılması

için dökülen kanını temsil ediyordu.
Bu iki basit sembol, Tanrı’nın peygamberlerinin şu ana mesajına işaret ederler: Yaratıcımız, Adem’in günahlı soyu için acı çekmek ve Kanını dökmek için insan bedenine bürünecekti.
İsa, öğrencilerini eşsiz harikalıktaki vaatler ve gerçekler211 ile tesel- li ettikten sonra onları yakında bulunan Getsemani adındaki bir bahçeye götürdü. İsa, orada yüzü koyun yere uzandı, çok terledi ve canı yoğun bir acı içindeydi, şöyle dua etti, “Baba, mümkünse bu kase Benden uzaklaştırılsın; yine de Benim değil, Senin isteğin olsun.” (Matta 26:39)
İsa’yı bu kadar büyük dehşete düşüren “bu kase” neydi? Bu kase, İsa’nın günah için çekeceği acı kasesiydi. Kısa bir süre sonra Ba- bası ile yaşayacağı, katlanması gereken benzeri görülmemiş bir ayrılık ve sizin ve benim için çekeceği yoğun cehennem dehşeti.


290

Aynı duayı üç kez tekrarladıktan sonra Oğul, Babasının arzusuna isteyerek boyun eğdi. Peygamber Davut’un önceden bildirmiş ol- duğu gibi, Mesih almadığını geri verecekti. “Çalmadığım malı nasıl geri verebilirim?” (Mezmur 69:4)
İsa, günah uğruna verilen eksiksiz ve nihai Kurban olacaktı.

TUTUKLAMA

İsa, Babası ile yaptığı konuşmayı bitirir bitirmez, başkâhinler, ya- zıcılar ve ileri gelenler tarafından gönderilmiş olan bir müfreze asker bahçeden içeri yürüdü. El fenerleri, sopaları ve kılıçları ile fırtınaları dindiren, kötü ruhları kovan, ve ölüleri dirilterek tekrar yaşama döndüren Kişi’yi tutuklamaya gelmişlerdi.

İsa başına geleceklerin hepsini biliyordu, öne çıkıp onla- ra, ‘Kimi arıyorsunuz?’ diye sordu.

‘Nasıralı İsa’yı’ diye karşılık verdiler.

İsa onlara,‘Ben’im’ dedi… İsa, ‘Ben’im’ deyince gerileyip yere düştüler. Bunun üzerine İsa onlara yine, ‘Kimi arıyor- sunuz?’ dedi.

‘Nasıralı İsa’yı’ dediler.

İsa, ‘Size söyledim, Ben’im’ dedi.” (Yuhanna 18:4-8)

İsa, O’nu tutuklamak için gelen kişilere, Kendisini Tanrı’nın adı ile özdeşleştirerek karşılık verdi, ‘BEN’İM.”212 Eğer İsa onlar ile bir- likte gidecekse, bunu ancak Kendisi böyle karar verdiği için yapa- cağı aşikardı.
Askerler yaklaştıkları zaman, öğrenci Petrus kılıcını çekti, ama tek yapabildiği başkâhinin kölesine vurup sağ kulağını koparmak oldu. İsa lütfederek adamın kulağını iyileştirdi ve sonra Petrus’a şöyle dedi:

“Kılıcını kınına koy! Kılıç çekenlerin hepsi kılıç ile ölecek. Yoksa Babam’dan yardım isteyemez miyim sanıyorsun? İs- tesem hemen şu anda bana on iki tümenden fazla melek



291

gönderir. Ama böyle olması gerektiğini bildiren Kutsal

Yazılar o zaman nasıl yerine gelir?” (Matta 26:52-54)

İsa burada din adına vahşet kullanan herkese nasıl da tazeleyici bir karşıtlık sağlamaktadır! İsa bu adamların Kendisi ile alay edecekle- rini, işkence yapacaklarını ve O’nu öldüreceklerini bilmesine rağ- men, onlara nefret ve öç alma yerine sabır ve iyilik sundu.

PEYGAMBERLER BU OLAYI ÖNCEDEN BİLDİRDİLER

Sonra İsa, Kendisini tutuklamaya gelenlere şunları söyledi: “Niçin bir haydutmuşum gibi Beni kılıç ve sopalar ile yakalamaya geldi- niz? Her gün tapınakta oturup öğretiyordum, beni tutuklamadı- nız.” Ve Kutsal Yazılar İsa’nın bu sözlerine şu yorumu eklerler:

“Ama bütün bunlar peygamberlerin yazdıkları yerine gel- sin diye oldu.”

O zaman öğrencilerin hepsi O’nu bırakıp kaçtı. İsa’yı tu- tuklayanlar O’nu başkâhin Kayafa’ya götürdüler. Din bil- ginleri ile ileri gelenler de orada toplanmışlardı.” (Matta

26:55-57)
Fırtınayı ve dalgaları kontrol eden, neden Kendisinin tutuklanma- sına, bağlanmasına ve götürülmesine izin verdi?
Babası’na olan sevgisi ve itaati nedeniyle bunu yaptı.
Sizi ve beni sonsuz yargıdan kurtarmak için tüm bunlara izin verdi.

“Peygamberlerin Kutsal Yazılar’ının yerine gelebilmesi için” böy- le davranmalarına izin verdi.

Yüzlerce yıl önce, peygamber Yeşaya şunu yazmıştı: “Kesime

götürülen kuzu gibi ağzını açmadı.” (Yeşaya 53:7)

İbrahim peygamber, “Yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı’nın Kendi- si tedarik edecek” demişti. (Yaratılış 22:8)



292

Ve Musa peygamber, “Sonra kâhin, erkek kuzulardan birini alıp sunacak… Erkek kuzuyu günah sunusunun kesildiği kutsal yerde kesecek.” (Levililer 14:12-13)

Buradaki istihzayı kaçırmayın.
Tapınağın pirinç sunağında kuzuları öldürmek ve yakmakla sorum- lu olan kâhinler, İsa’yı öldürmek için tutuklayan kişilerdi. Ama yine de tüm peygamberlerin hakkında yazmış olduğu Kuzu’yu kurban etmek üzere oldukları hakkında en ufak bir ipucuna bile sahip değillerdi.

DİN ÖNDERLERİ TARAFINDAN YARGILANDI

“İsa’yı görevli başkâhine götürdüler. Bütün başkâhinler, ileri gelenler ve din bilginleri de orada toplandı.” (Markos

14:53)
Yahudiler’in din önderleri gece vaktinde yasal olmayan bir duruş- ma düzenlemişlerdi.

“Başkâhinler ve Yüksek Kurul’un öteki üyeleri, İsa’yı ölüm cezasına çarptırmak için kendisine karşı tanık arıyor, ama bulamıyorlardı. Birçok kişi O’na karşı yalan yere tanıklık ettiyse de, tanıklıkları birbirini tutmadı.

Sonra başkâhin topluluğun ortasında ayağa kalkarak İsa’ya, ‘Hiç yanıt vermeyecek misin? Nedir bunların sana karşı ettiği bu tanıklıklar?” diye sordu.

Ne var ki İsa susmaya devam etti, hiç yanıt vermedi

Başkâhin O’na yeniden, ‘Yüce Olan’ın Oğlu Mesih sen misin?’ diye sordu

İsa, ‘Ben’im’ dedi. Ve sizler İnsanoğu’nun, kudretli Olan’ın sağında oturduğunu ve göğün bulutları ile geldi- ğini göreceksiniz’ dedi.

Başkâhin giysilerini yırtarak, ‘Artık tanıklara ne ihtiyacı- mız var?’ dedi. ‘Küfürü işittiniz!” (Markos 14:55-56,60-63)



293

Başkâhin neden hiddete kapıldı, giysilerini yırttı ve İsa’yı küfret- mekle suçladı? Çünkü İsa Kendisinin Tanrı’nın Oğlu ve İnsanoğlu
–hakkında tüm peygamberlerin yazmış olduğu Mesih– olduğunu söyledi. İsa aynı zamanda Kendisini Tanrı’nın kendi özel ismi ile de adlandırmıştı. “BEN’İM!” Ve İsa, peygamberlerin Yazıla- rı’ndan alıntılar yapmış ve Kendisini tüm yeryüzünün Yargıcı ola- rak ilan ederek. “İnsanoğlu’nun Kudretli Olan’ın sağında oturdu- ğunu ve göğün bulutları ile geldiğini göreceklerini” beyan etmiş- ti.213 Başkâhin bu nedenle giysilerini yırtmış ve şu sözleri söylemiş- ti:

“‘Artık tanıklara ne ihtiyacımız var? Küfürü işittiniz. Buna ne diyorsunuz?’

Hepsi İsa’nın ölüm cezasını hak ettiğine karar verdiler. Bazıları O’nun üzerine tükürmeye, gözlerini bağlayarak

O’nu yumruklamaya başladılar. ‘Haydi, peygamberliğini

göster!’ diyorlardı. Nöbetçiler de O’nu aralarına alıp to- katladılar.” (Markos 14:63-65)

Yedi yüz yıl önce Yeşaya peygamber Mesih’in gönüllü olarak çe- keceği acıları önceden bildirdi: “Bana vuranlara sırtımı açtım. Yanaklarımı uzattım sakalımı yolanlara. Aşağılamalardan, tükü- rükten yüzümü gizlemedim.” (Yeşaya 50:6)

POLİTİK ÖNDERLER TARAFINDAN YARGILANDI

Gün doğarken, kâhinler ve din önderleri İsa’yı Yahudiye’nin Roma Valisi Pontius Pilatus’a götürdüler. Din önderleri Pilatus’dan İsa’yı çarmıha gererek öldürülmesi için hüküm vermesini talep ettiler. Tarihin o döneminde Yahudiler Roma İmparatorluğu’nun egemen- liği altındaydılar ve bir suçluyu ölüm cezasına çarptırma yetkisine sahip değildiler.

“Yargılama” sırasında Pilatus üç kez, “O’nda hiçbir suç bulamıyo- rum!” dedi, ama kalabalık, Şeytan’ın tahrik ettiği kâhinler tarafın- dan kışkırtıldı ve seslerini daha da yükselterek bağırdılar, Öldü- rülsün, öldürülsün! Çarmıha gerilsin! O’nu çarmıha ger!214



294

Pilatus din önderlerinin baskılarına teslim oldu ve İsa’yı, Roma Yasasının en ağır cezasına mahkum etti: deriyi parçalayarak ke- mikleri ortaya çıkartan vahşi bir kırbaçlama ve ardından çarmıha gerilme.

“Ve İsa’yı kamçılattıktan sonra çarmıha gerilmek üzere askerlere teslim etti.

Sonra Vali’nin askerleri İsa’yı Vali’nin konağına götürüp bütün taburu başına topladılar. O’nu soyup üzerine kır- mızı bir kaftan geçirdiler. Dikenlerden bir taç örüp başı- na koydular. Sağ eline de bir kamış tutturdular. Önünde diz çöküp, ‘Selam ey Yahudiler’in Kralı!’ diyerek O’nunla alay ettiler.

Sonra üzerine tükürdüler, kamışı alıp başına vurdular. O’nunla böyle alay ettikten sonra kaftanı üzerinden çıka- rıp kendi giysilerini giydirdiler ve çarmıha germeye gö- türdüler.(Matta 27:26-31)

RAB’BİN DAĞI

Böylece Yücelik Rabbi –parçalanmış bir et ve kan yığını haline gelen kutsal Bedeni, dikenlerden örülmüş bir taç taşıyan Başı, ve sırtında ağır tahta bir çarmıh ile– kentin dışına çıkarıldı ve yaklaşık iki bin yıl önce İbrahim’in peygamberlikte bulunmuş olduğu aynı dağın tepesine götürüldü:

Yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı kendisi sağlayacak… Rab’bin dağında sağlanacaktır.(Yaratılış 22:8,14)

Tüm unsurlar bir noktada birleşmişlerdi – insanlar, yargılama usul- leri, Kişi, yer.
Her şey peygamberlerin daha önceden bildirmiş oldukları gibi geli-
şiyordu.
Çağların işi için zaman gelmişti.


295

24

TAMAMI ÖDENDİ


armıha germe, şimdiye kadar tasarlanmış olan ve devlet tara- fından desteklenen en zalim ölüm yöntemiydi. Roma İmpara- torluğu, bu ölüm cezasını en tehlikeli suçlulara verirdi.
Biz insan soyu, Yaratıcımız bizi ziyaret etmeye geldiği zaman, O’nu çarmıha gererek öldürmeyi seçtik.215

“İsa ile birlikte idam edilmek üzere ayrıca iki suçlu da gö- türülüyordu. Kafatası216 denilen yere vardıklarında İsa’yı, biri solunda biri sağında olmak üzere, iki suçlu ile birlikte çarmıha gerdiler.” (Luka 23:32-33)

ÇARMIHA GERİLDİ!

Çarmıha germe, bir kurbana ıstırabın en büyüğünü ve mümkün olan en kötü aşağılanma cezasını vermek için tasarlandı. İsa, çar- mıhta asılıyken katlandığı utanç ve acıyı tam olarak sergileyen bir filmi ya da bir ressamın tablosunu şimdiye kadar ne gördüm ne de görmek istedim. Örneğin, ressamlar ve senaryo yazarları İsa’yı her zaman üzerinde bir parça giysi ile resmederler, ama aslında tarihi gerçek, Romalı askerlerin yargılanmış suçluları, bir ağaca ya da çarmıha sadistçe yatırıp bağlayarak bileklerine ve topuklarına bü-


296

yük çiviler çakmadan önce üzerlerindeki giysileri çıkartarak soy- duklarıdır.
Çarmıha gerilerek ölmek utanç ve acı vericiydi ve kurbanın ölümü yavaş olurdu.
İsa bu cezaya –utanca ve acıya– sizin için, benim için ve Adem’in bütün soyu için gönüllü olarak katlandı. İsa’nın üzerine yığılan yoğun işkence, günahımızın hak ettiği ciddi cezayı anlamamıza yardım etmek için amaçlandı.
Romalılar daha çarmıhı icat etmeden yüzlerce yıl önce peygamber
Davut Mesih’in çarmıh acılarını şöyle tanımladı:

“Kötüler sürüsü çevremi sarıyor. Ellerimi, ayaklarımı de- liyorlar. Bütün kemiklerimi sayar oldum. Gözlerini dikmiş bana bakıyorlar. Giysilerimi aralarında paylaşıyor, elbi- sem için kura çekiyorlar… ‘Sırtını RAB’BE dayadı, kurtar- sın bakalım O’nu, madem O’nu seviyor, yardım etsin!” (Mezmur 22:16-18,8)

Ve peygamber Yeşaya şu ön bildiride bulundu:

“Canını feda ettiği için gördükleri ile hoşnut olacak. Rab’bin doğru kulu kendisini kabul edenlerin birçoklarını aklayacak, çünkü onların suçlarını O üstlendi.” (Yeşaya

53:12)
Müjde’den alınmış aşağıdaki seçme parçada, biraz önce okumuş olduğumuz peygamberliklerin temelinde yerine gelen kaç peygam- berlik olduğunu tanımlayabilirsiniz.

“İsa’yı biri sağında biri solunda olmak üzere iki suçlu ile birlikte çarmıha gerdiler. Sonra İsa, ‘Baba, onları bağışla’ dedi. ‘Çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.” O’nun giysileri- ni aralarında paylaşmak için kura çektiler. Halk orada durmuş, olanları seyrediyordu. Yöneticiler İsa ile alay ede- rek, ‘Başkalarını kurtardı, eğer Tanrı’nın Mesih’i, Tan- rı’nın seçtiği O ise, kendisini de kurtarsın’ diyorlardı. As- kerler de yaklaşıp İsa ile eğlendiler.



297

Sonra çarmıha asılan suçlulardan biri, ‘Sen Mesih değil misin? Haydi, kendini de bizi de kurtar’ diye küfür etti.

Ne var ki öbür suçlu onu azarladı. ‘Sende Tanrı korkusu da mı yok?’ diye karşılık ver- di.’Sen de aynı cezayı çekiyorsun. Nitekim biz haklı olarak cezalandı- rılıyor, yaptıklarımızın karşılığını alıyoruz. Oysa bu adam hiçbir kötülük yapmadı.’

Sonra, ‘Ey İsa, kendi egemenliğine girdiğinde beni an’ de- di.

Ve İsa ona, ‘Sana doğrusunu söyleyeyim, sen bugün benim ile birlikte cennette olacaksın’ dedi.

Öğleyin on iki sularında güneş karardı, üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü…” (Luka 23:33-36,39-45)

TAMAMLANAN İŞ

Yüzlerce yıl boyunca sayısız kurban, çarmıha gerilmenin acılarına katlandı. M.S. 70 yılında Yeruşalim’in düşmesinden önce Romalı askerler bir günde beş yüz Yahudi’yi çarmıha geriyorlardı.217 Bazı kurbanlar ölmeden önce çarmıhta günlerce baygın halde asılı kalı- yorlardı. İsa, ölmeden önce çarmıhta, diğer ölenlere kıyasla daha kısa bir süre –altı saat– acı çekti. İsa’nın acılarını eşsiz kılan neydi?
Peygamberlerin İsa’nın acılarını ve ölümünü önceden bildirmeleri, önemli bir farklılık oluşturmaktadır. Diğer bir farklılık ise –pek çok


298

kişi bir çarmıha çakılıyken kanlarını döktüler– yalnızca Rab İsa’nın dökülen kanının mükemmel olmasıydı. Ve şimdi okuduğumuz öy- kü, İsa’nın ölümü hakkında nihai eşsizliğe sahip bir diğer boyutu açıklar.

“Öğleyin on iki sularında güneş karardı ve üçe kadar bü- tün ülkenin üzerine karanlık çöktü.(Luka 23:44)218

İsa, sabah dokuzda çarmıha çivilendi. Öğlen saat on ikiden saat üçe kadar tüm yeryüzünü karanlık kapladı. Neden? Bu üç saat boyunca dünyanın gözlerinden gizlenmiş olarak tüm zamanların en önemli olayı gerçekleşiyordu. Tanrı, biz günahımız ile sonsuzlukta uğraş- mak zorunda kalmayalım diye günahımızın icabına şimdi yani zaman içinde bakıyordu.
Bu doğaüstü karanlığın hakim olduğu saatlerde göklerdeki Tanrı biricik, doğru Oğlu’nun üzerine bizim günahlarımızın talep ettiği yoğun ve sonsuz cezayı yüklemekteydi. Tanrı Oğlu’nun et ve kan- dan oluşan bir beden almasının nedeni bu amaç içindi.

“O, günahlarımızı, yalnız bizim günahlarımızı değil, bütün dünyanın günahlarını da bağışlatan (Tanrı’nın gazabını kendi içine çeken yeterli günah sunusu) kurbandır.” (1. Yuhanna 2:2)

Yedi yüz yıl önce peygamber Yeşaya bu çağların olayını daha ön- ceden tanımlamıştı:

“Bizim isyanlarımız yüzünden O’nun bedeni deşildi, bizim suçlarımız yüzünden O eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza O’na verildi. Bizler O’nun yaraları ile şifa bul- duk… Rab hepimizin cezasını O’na yükledi… bir kuzu gi- bi kesime götürüldü… Rab O’nun ezilmesini uygun gör- dü, acı çekmesini istedi. Canını suç sunusu olarak sunar- sa… canını feda ettiği için gördükleri ile hoşnut olacak. Rab’bin istemi aracılığıyla Rab’bin doğru Kulu kendisini kabul eden birçoklarını aklayacak.” (Yeşaya 53:5-7,10-11)



299

Gezegenin karanlık tarafından çevrelendiği bu çarmıhta geçen saat- ler sırasında RAB günahlarımızın kirliliğini ve cezasını gönüllü ve günahsız Oğlu’nun üzerine koydu. Baba ve Oğul arasında tam ola- rak neler geçtiğini biz hiçbir zaman tam olarak anlayamayız, ancak kesin olan şey şudur: Gerçekleşen olay, tüm zamanların en büyük olayıydı.

TEK BAŞINA

Koyu karanlık yeryüzünü kapladığı zaman, “İsa, yüksek sesle, ‘Eli, Eli, lema şevaktani?’ yani, ‘Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?’ diye bağırdı.” (Matta 27:46)

İsa çarmıhta neden bu insanın içini burkan feryat ile bağırdı? Bu şekilde bağırdı, çünkü Tanrı O’nu günahın cezasını ödemesi için tek başına bıraktı.
İsa, herkesin uğruna, günahın neden olduğu ayrılığın üç seviyeli
acısını çekti.
- Ruhsal ölüm deneyimi yaşadı. Göklerdeki Tanrı, yeryüzündeki Olu’ndan kutsal Yüzü’nü çevirdi. Çünkü O’na tüm insan soyu- nun günahlarını eklemişti.
- Fiziksel ölümden geçti. İsa, kendi isteği ile öldüğü anda, Ruhu ve Canı Bedeninden ayrıldı.
- Aynı zamanda ikinci ölümü de tattı. Sizin ve benim için cehen- nemin acısını çekti.
Cehennem, Tanrı’nın terk etmiş olduğu karanlık ve kişilerin tek başlarına bırakıldıkları bir yerdir. Cehennem, iyi olan her şeyden mahrum bir yerdir. Göksel Baba’nın Varlığı’ndan ve sevgisinden ayrı düşülen bir yerdir. Sonsuz Oğul çarmıhtayken, sonsuzlukta ilk ve son kez olarak Sonsuz Babasından ayrıldı. Biz bu dehşetli ayrı- lığı hiçbir zaman yaşamayalım diye onun dehşetine katlandı.
Tanrı’nın kutsal Kuzusu, bizim Günah-Taşıyıcımız oldu: Bizim yerimize geçti. Utancı, acıyı, dikenleri ve çivileri kabul ederek


300

günahın lanetinin tüm ağırlığını üstünde taşıdı. Çarmıh sunağında günah için tam ve nihai “yakmalık sunu” oldu.219

BİRKAÇ SAAT İÇİNDE CEHENNEM?

İsa, bizim cehennemimizi aldı.
Bir İnsan tüm insan soyunun cezasını nasıl ödeyebilirdi? İsa, birkaç saatlik bir zaman içinde ceza ile dolu bir sonsuzluğun acısını nasıl çekebilirdi?
Tüm bunları yapabilmesinin nedeni Kim olduğundan kaynaklanı- yordu.
O’nun, Kimliği nedeniyle bizim yapmak zorunda kalacağımız gibi tüm sonsuzluk boyunca günahlarımızın bedelini ödemeye devam etmesi gerekmiyordu. Tanrı’nın sonsuz oğlu ve Sözü olarak Kendi- sinin ödemesi gereken hiçbir günah-borcu yoktu. Ve aynı zamanda O, bizler gibi zamana bağımlı da değildi.
O, Kimliği nedeniyle sınırlı bir zaman süresi içinde “herkes için ölümü tadabilecek” (İbraniler 2:9) kudretteydi.
Rab Tanrı nasıl karmaşık dünyamızı yaratmak için herhangi bir zaman süresine ihtiyaç duymadıysa (dünyayı altı günde yaratmayı seçmiş olmasına rağmen) insanlığı kurtarmak için çarmıhta da aynı şekilde herhangi belirli bir zaman süresine ihtiyacı olmadı (çarmıh- ta altı saat kalmayı seçmiş olmasına rağmen).
Tanrı için zaman, hiçbir şey gibidir.

“Öncesizlikten sonsuzluğa dek Tanrı sensin!... Çünkü senin gözünde bin yıl geçmiş bir gün, dün gibi, bir gece nöbeti (bir bekçinin birkaç saatlik görevi) gibidir. (Mezmur

90:1,4)

“TAMAMLANDI!”

Daha sonra İsa her şeyin artık tamamlandığını bilerek

Kutsal Yazı yerine gelsin diye, ‘Susadım!’ dedi. Orada ekşi



301

şarap dolu bir kap vardı. Şaraba batırılmış bir süngeri mercanköşk dalına takarak O’nun ağzına uzattılar. İsa, şa- rabı tadınca, ‘Tamamlandı!’ dedi ve başını eğerek ruhu- nu teslim etti.” (Yuhanna 19:28-30)

İsa, tam ölmeden önce şu duyuruda bulundu:

“Tamamlandı!”

Bu ifade, Grekçe’deki tek bir sözcükten çevrilmiştir, ‘Tetelestai.” Bu Roma iş dünyasında çok sık kullanılan bir ifadeydi. Bir borcun tamamının ödendiğini belirtmek için kullanılırdı. Üzerlerinde

‘tetelestai’ yazılı olan eski makbuzlar bulunmuştur, tamamen ödendianlamını taşırlar.

Tetelestai ifadesi, aynı zamanda bir görevin yerine getirildiğini bildirmek için de kullanılırdı. Bir hizmetkâr, kendisini bir görev için göndermiş olankişiye geri dönüp rapor verdiğinde, Görev yerine getirildianlamına gelen ‘Tetelestai’ sözcüğünü söyleyebi- lirdi.

Diğer tüm Müjde yazarlarının hepsi aynı kayda yer vermişlerdir.

“İsa yüksek sesle bağırarak son nefesini verdi.” (Markos 15:37) Bu ifade bir zafer çığlığıydı!

Tanrı’nın kurban edilecek Kuzusu’na işaret eden peygamberlikler ve semboller yerine gelmişlerdi.
İsa, lanetin nedeni olan günahı etkili bir şekilde bozguna uğratmış- tı. Adem’in kirli, küstah, lanetlenmiş soyunu kurtarmak için Tan- rı’nın talep ettiği fidyeyi ödemişti. Tanrı’nın adil doğası ve günaha karşı olan gazabı, bütünüyle tatmin edilmişti. Yasaları yerine geti- rilmişti.
Tamamlandı! Borcun tamamı ödendi! Görev başarı ile yerine geti- rildi!

“Boş yaşayışınızdan altın ya da gümüş gibi boş şeyler ile değil, kusursuz ve lekesiz kuzuyu andıran Mesih’in de- ğerli kanının fidyesi ile kurtuldunuz. Dünyanın kurulu-



302

şundan önce bilinen Mesih, çağların sonunda sizin yararı- nıza ortaya çıktı.” (1. Petrus 1:18-20)

Yüzlerce yıl boyunca kan kurban edilen milyonlarca lekesiz hay- vandan akmıştı. Ama şimdi İsa’nın Kendi kanı günahtan özgür bedeninden akmıştı.
“İsa Mesih’in sınırsız değerdeki kanı” günahı yalnızca geçici ola- rak örtmeyecekti. Günahın kaydını sonsuza kadar silecekti.
Bu, Tanrı’nın ilk antlaşmasının önceden bildirmiş olduğu müjdey- di.

Yeni bir antlaşma yapacağım günler geliyor’ diyor Rab… Suçlarını bağışlayacağım ve günahlarını artık anmayaca- ğım. (Yeremya 31:31,34)

Sonra Yeni antlaşma Kutsal Yazılar’ı şu açıklamayı yaparlar: “Tanrı ‘Yeni bir antlaşma demekle ilkini eskimiş saymıştır.” (İb- raniler 8:13) Artık günah sunularına ihtiyaç duyulmayacaktı. Su- nakta kurban edilen hayvanların sunulması, Mesih’in çarmıhtaki ölümü aracılığıyla ortadan kalkmış ve geçersiz kılınmıştı.

RAB Tanrı nasıl ilk kan kurbanını uyguladıysa (Adem ve Hav- va’nın günah işledikleri gün), aynı şekilde kabul edilebilir son kan kurbanını da yine Kendisi sağlamıştı.

İbrahim’in önceden bildirmiş olduğu gibi, Tanrı, ‘yakmalık sunu için kuzuyu Kendisi’ sağlamıştır.

(Yaratılış 22:8) İbrahim’in oğlunu esirgeyen Tanrı, öz Oğlu’nu bile esirgememiş, O’nu hepimiz için ölüme teslim etmiştir.” (Ro- malılar 8:32)

İsa’nın dökülen kanı, günah ve ölüm yasasını tatmin etti ve kur- ban yasasını yerine getirdi.”

Rab İsa’nın, Tamamlandı!diye bağırması şaşılacak bir şey de-

ğildir.


303

YIRTILAN PERDE

İsa, ‘Tamamlandı!’ diye bağırdıktan sonra ne oldu?

“Ve İsa yüksek sesle bağırarak son nefesini verdi. O anda tapınaktaki perde yukardan aşağıya yırtılarak ikiye bö- lündü.” (Markos 15:37-38)

Eski tarihçiler tapınak perdesinin bir elin avucu kadar kalın oldu- ğunu yazarlar ve perdenin çevrilmesi için 300 adama ihtiyaç du- yulduğunu belirterek onu çok ağır bir perde olarak tanımlarlar.220
Bu kalın ve ağır perdeyi ikiye bölerek yırtan neden neydi? 21. bö- lüme geri döndüğümüz zaman, orada Tanrı’nın, halkına bu özel perdeyi önce çadırda ve daha sonra tapınakta asmalarını buyurmuş olduğunu öğrendiğimizi hatırlarız. Perde, insanı, bir zamanlar Tan- rı’nın, Varlığının gözleri kör eden ışığını yerleştirdiği o iç bölüm- deki kutsal yerin –En Kutsal Yer– dışında bırakırdı. Lacivert, mor ve kırmızı ipliklerle dokunmuş olan bu perde, gökyüzünden yeryü- züne gelecek olan Tanrı’nın biricik Oğlu’nu sembolize ediyordu. Aynı zamanda günahkârlara kutsal Yaratıcılarından ayrı oldukları- nı hatırlatma görevini görüyordu. Yalnızca Tanrı’nın mükemmel doğruluk ölçüsünü yerine getirenlere Tanrı’nın sonsuz konutuna girebilme izni ihsan edilirdi.
Yılda bir kez –Kefaret Günü’nde– perdeyi geçme ve En Kutsal Yer’e girmesi için yalnızca özel olarak mesh edilmiş başkâhine izin verilirdi. Başkâhin için Tanrı’nın Huzuru’na yok olmadan girebilmenin tek yolu, bir kase içindeki kurban edilmiş bir keçinin kanını (Mesih’in dökülen kanını sembolize eden) yanına almasıydı. Başkâhinin aynı zamanda saf ketenden bir tünik giymesi (Mesih’in doğruluğunu sembolize eden) de gerekiyordu. Başkâhin En Kutsal Yere girdikten sonra, Antlaşma Sandığı’nın Bağışlama Kapağı’nın üzerine bu kanı yedi kez (bütünlüğün sembolize edilmesi) serpmesi gerekiyordu. Sandık’ın içinde tüm günahkârları ölüme mahkum eden Tanrı’nın Yasası bulunurdu. Ama Tanrı, günahkârlara mer- hamet gösterdi ve onların yerine masum bir hayvanın ölmesine izin verdi.


304

On beş yüz yıl boyunca, perde Tanrı’nın mutlak kutsallığına ve Mesih’in dökülen kanı olmaksızın günah için kalıcı bir kefaretin mümkün olamayacağına tanıklık etti.
Yalnızca perdenin sembolize ettiği Tanrı’nın günahsız, Seçilmiş Olan’ı günahın ücretini tam olarak ödeyebilirdi. Tanrı, bu nedenle zaman dolduğunda, Kendisinin yasalarına mükemmel bir şekilde itaat eden bir yaşam sürmesi ve sonra Adem’in yasayı ihlal eden soyunun hak ettiği cezanın tamamını Kendi kanı ile gönüllü olarak ödemesi için biricik, öz Oğlu’nu gönderdi.
O zaman tapınak perdesini yukardan aşağıya doğru kim yırttı? Tanrı yırttı. Baba Tanrı, bu eylemi ile, Oğlu’nun, ‘Tamamlandı!’ sözlerine ‘Amin!’ dedi.221
Tanrı, tatmin oldu.

ARTIK GÜNAH KURBANLARINA GEREK KALMADI

İsa’nın çarmıhta kurban olması ile, tam kefaret (günahın bağışlan- ması ve Tanrı ile barışma) sağlanmıştı. Yerimize Geçen Mükem- mel Kurban dünyanın günahı için gönüllü olarak Kanını döktü.
Artık bundan böyle Tanrı’nın halkı her yıl günah kurbanı sunma sıkıntısına girmeyecekti.
Tanrı artık bundan sonra tapınak törenleri ya da başkâhinler talep etmeyecekti.
İlk-ve-son Kurban sunulmuştu. Gölgelerin ve sembollerin arkasın- daki Gerçeklik konuşmuştu: “Tamamlandı!” 222
Tanrı’nın Kendisi, inanan herkese şöyle der:

“‘Onların günahlarını ve suçlarını artık anmayacağım.’ Bunların bağışlanması durumunda artık günah için sunu- ya gerek yoktur. Bu nedenle ey kardeşler, İsa’nın kanı sa- yesinde perdede, yani kendi bedeninde bize açtığı yeni ve diri yoldan kutsal yere girmeye cesaretimiz vardır. Tan- rı’nın evinden sorumlu büyük bir kâhinimiz vardır. Öyley-



305

se, imanın verdiği tam güvence ile, yürekten bir içtenlikle

Tanrı’ya yaklaşalım.” (İbraniler 10:17-22)

ÖLDÜ

İsa’nın öldüğü anda, yalnızca tapınak perdesi ikiye bölünerek yır- tılmakla kalmadı, aynı zamanda yer sarsıldı ve dehşete düşen kala- balık kaçarak dağıldı:

“İsa’yı bekleyen yüzbaşı ve beraberindeki askerler depre- mi ve öbür olayları görünce dehşete kapıldılar. ‘bu, ger- çekten Tanrı’nın Oğlu’ydu’ dediler.” (Matta 27:54)

Daha sonra Romalı bir asker, İsa’nın gerçekten öldüğünden emin olmak için İsa’nın böğrüne bir kargı soktu. İsa’nın böğründen kan ve su aktı. Bu durum, O’nun gerçekten ölmüş olduğuna tıbbi kanıt sağladı. Bu Romalı askerin eylemi aynı zamanda birçok başka peygamberliği de yerine getirmiş oldu.

GÖMÜLDÜ

“Akşama doğru Yusuf adında zengin bir Aramatyalı geldi. O da İsa’nın bir öğrencisiydi. Pilatus’a gidip İsa’nın cese- dini istedi. Pilatus da cesedin ona verilmesini buyurdu. Yu- suf cesedi aldı, temiz keten beze sardı, kayaya oydurduğu kendi yeni mezarına yatırdı. Mezarın girişine büyük bir taş yuvarlayıp oradan ayrıldı.” (Matta 27:57-60)

Peygamber Yeşaya, Mesih’in mezarının, “öldüğünde zenginin ya- nında olacağını” (Yeşaya 53:9) önceden bildirmişti. Tanrı’nın pla- nı tüm ayrıntıları ile yerine getiriliyordu. Böyle olmasına rağmen İsa’nın öğrencileri bu planı hala anlamadılar. Onlar, İsa’nın, krallı- ğını yeryüzünde kuracak olan Mesih olduğuna gerçekten inanmış- lardı, ama O’nun öldüğünü gördükleri zaman umutlarının da O’nunla birlikte ölmesine izin verdiler. Mucizeler yapan Efendileri ve sevgili Dostları öldürülmüş ve gömülmüştü.
Her şey bitmişti, ya da onlar böyle düşünüyorlardı.


306

İsa’nın öğrencileri O’nun üçüncü gün yaşama tekrar geri döneceği konusundaki vaadini unutmuşlardı, ama buna rağmen ne gariptir ki, İsa’nın ölümünü planlamış olan din önderleri O’nun bu vaadini hatırlıyorlardı.

“Başkâhinlerle Ferisiler Pilatus’un önünde toplanarak,

Efendimiz,’ dediler, ‘O aldatıcının, daha yaşarken, Ben

307

öldükten üç gün sonra dirileceğimdediğini hatırlıyoruz. Onun için buyruk ver de üçüncü güne dek mezarı kontrol altına alsınlar. Yoksa öğrencileri gelir, cesedini çalar ve halka, ‘Ölümden dirildi’ derler. Son aldatmaca ilkinden beter olur.’ Pilatus onlara, ‘Yanınıza asker alın, gidip me- zarı dilediğiniz gibi güvenlik altına alın’ dedi. Onlar da askerlerle birlikte gittiler, taşı mühürleyip mezarı güvenlik altına aldılar.” (Matta 27:62-66)

İsa’nın cesedinin yattığı soğuk mezarın taş kapısı mühürlendi. Si- lahlı Roma askerleri mezarın çevresinde nöbet tutarak güvenliği sağladılar.
Sonra, Pazar sabahı geldi!


308

25

ÖLÜM YENİLDİ


utsal Yazılar, Adem’in öldüğünü” söylerler. (Yaratılış
5:5) ve onun yersel öyküsü böylece son bulur. Aynı durum
Adem’in soyu için de geçerlidir. Yaratılış kitabının beşinci
bölümünde onların mezar kitabeleri de yazar:

“Ve o öldü.

…o öldü.

… o öldü.

…o öldü.

…o öldü.”

Günah hastalığının bulaşmış olduğu erkeklerin ve kadınların tarihi böyledir. Yaşadılar, öldüler ve gömüldüler; bu durum her kuşak ve her yüzyıl için geçerliliğini sürdürdü.
Ama Mesih’in öyküsü bir mezarda sona ermedi!

BOŞ MEZAR

“Şabat Günü’nü izleyen haftanın ilk günü, tan yeri ağarır- ken, Mecdelli Meryem ile öbür Meryem, mezarı görmeye gittiler. Ansızın büyük bir deprem oldu. Rab’bin bir meleği



309

gökten indi ve mezara gidip taşı bir yana yuvarlayarak üzerine oturdu. Görünüşü şimşek gibi, giysileri ise kar gibi bembeyazdı. Nöbetçiler korkudan titremeye başladılar, sonra ölü gibi yere yıkıldılar.

Melek kadınlara şöyle seslendi: ‘Korkmayın! Çarmıha ge- rilen İsa’yı aradığınızı biliyorum. O burada yok; söylemiş olduğu gibi dirildi. Gelin, O’nun yattığı yeri görün. Ça- buk gidin, öğrencilerine şöyle deyin: ‘İsa ölümden dirildi. Sizden önce Celile’ye gidiyor, kendisini orada göreceksi- niz.’ İşte, ben size söylemiş bulunuyorum.

Kadınlar korku ve büyük sevinç içinde hemen mezardan uzaklaştılar; ko-

şarak İsa’nın öğ- rencilerine haber vermeye gittiler. İsa ansızın karşı- larına çıktı, ‘Se- lam!’ dedi.

Yaklaşıp İsa’nın ayaklarına sarı- larak O’na ta- pındılar. O za- man İsa, ‘Kork- mayın!’ dedi.

‘Gidip kardeşle- rime haber verin, Celile’ye gitsin- ler, beni orada görecekler.’” (Matta 28:1-10)

Ölüm, Mesih’i tutsak alamazdı. İsa’nın hiçbir günahı olmadığı için Tanrı O’nu ölümden diriltti. İsa, yalnızca dünyanın günahının ce- zasını ödemekle kalmadı, aynı zamanda bu cezanın üzerinde zafer kazandı. O, ölümün kendisini yendi!


310

Şeytan ve cinlerinin ürpermeleri ve korkudan titremiş olmaları
gerekir.
Din önderleri çileden çıkarak kendilerini kaybettiler.

“Kadınlar (biraz önce dirilmiş Rablerini görmüş olan) da- ha yoldayken nöbetçi askerlerden bazıları kente giderek olup bitenleri başkâhinlere bildirdiler. Başkâhinler ileri gelenlerle birlikte toplanıp birbirlerine danıştıktan sonra askerlere yüklü para vererek dediler ki: ‘Siz şöyle diyecek- siniz: ‘Öğrencileri geceleyin geldi, biz uyurken O’nun ce- sedini çalıp götürdüler.’ Eğer bu haber valinin kulağına gidecek olursa biz onu yatıştırır, size bir zarar gelmesini önleriz.’ Böylece askerler parayı aldılar ve kendilerine söylendiği gibi yaptılar. Bu söylenti Yahudiler arasında bugün de yaygındır.” (Matta 28:11-15)

İsa’nın düşmanları mezarın boş olduğunu biliyorlardı. Gerçeği gizlemek için ne yapacaklarını şaşırdılar. Öldürmüş oldukları Adam’ın, yaşama geri dönmüş olduğunu insanların bilmesini iste- miyorlardı.

ÖLÜM YENİLDİ

Tanrı, Aden Bahçesi’nde Adem’i, Yaratıcısı’nın tek bir kuralına dahi itaatsizlik ettiği takdirde, kesinlikle öleceğikonusunda uyarmıştı. Şeytan’ın yanıtı, Tanrı’nın yanıtının tam aksiydi: “Ke- sinlikle ölmeyeceksin!ve Adem’i ve tüm insan soyunu bir ölüm ve yıkım yolundan aşağıya doğru yönlendirmeye devam etti. Ölüm, binlerce yıl erkekleri, kadınları ve çocukları, acımasız pençelerinin elinde tuttu. Sonra Tanrı’nın Oğlu ölüme meydan okudu, onu ye- nilgiye uğrattı ve sonsuz yaşama giden kapıyı açtı.

Herkes nasıl Adem’de ölüyorsa, herkes Mesih’te yaşa- ma kavuşacak.” (1. Korintliler 15:22)

Dün, yaşlı bir hanım komşumuz bana, ‘Yaşamda korktuğum tek
şey, ölüm’ dedi. Bu hanıma ölerek ve tekrar dirilerek o korkunç


311

düşmanı yenen Sonsuz Kişi’den söz edebildiğim için öyle çok sevindim ki!

“Tanrı’nın Kendisine verdiği çocuklar etten ve kandan ol- dukları için, İsa ölüm gücüne sahip olanı, yani İblis’i ölüm aracılığıyla etkisiz kılmak üzere onlar ile aynı insan yapı- sını aldı. Bunu, ölüm korkusu yüzünden yaşamları boyunca köle olanların hepsini özgür kılmak için yaptı.” (İbraniler

2:14-15)
İsa’nın günahımız uğruna yalnızca öldüğünü, ama ölümden diril- mediğini varsayalım. O zaman ölüm hala korkulacak bir şey olur- du.
Rab İsa, ölümü yenerek Şeytan’ın en güçlü silahından ve insanın en çok korktuğu düşmandan daha büyük olduğunu sergiledi. İsa ölümü yendiği için, Ona güvenenlerin bu yaşamda ya da diğer yaşamda korkacakları hiçbir şey yoktur.
Tanrı’nın mesajı, açık sözlüdür. Eğer siz Yerinize Geçen olarak çarmıhta acı çeken, ölen ve üçüncü gün dirilen Tanrı oğlu’na gü- veniyorsanız, O sizi ölümün boğucu egemenliğinden özgür kılacak ve size Sonsuz Yaşamı’nı verecektir.
Günah tarafından tutsak edilmiş bir dünyaya Tanrı’nın verdiği İyi
Haber budur.

Kutsal Yazılar uyarınca Mesih, günahlarımıza karşılık öldü… gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi.” (1. Korintliler 15:3-4)

İsa Mesih, inanan herkese şöyle der:

“Ben yaşadığım için siz de yaşayacaksınız… Korkma! İlk ve Son Ben’im. Diri Olan Ben’im. Ölmüştüm, ama işte son- suzluklar boyunca diriyim. Amin. Ölümün ve ölüler diyarı- nın anahtarları bendedir.” (Yuhanna 14:19; Vahiy 1:17-

18)


312

ŞEYTAN YENİLDİ

İsa, ölüm bölgesine girdiği ve üç gün sonra bu bölgeden çıktığı zaman, savaş alanındaki yüksek yerlere çıktı; zafer O’nun asla vaz- geçmeyeceği bir avantajıydı. Şeytan, yenilmiş bir düşmandır. O ve onun cinleri umutsuz bir şekilde savaşmaya devam etmelerine rağmen, savaşı kazanamazlar.
Tanrı’nın, Adem ve Havva’nın Aden Bahçesi’nde günah işledikleri o günde duyurmuş olduğu peygamberliği nasıl yerine getirdiğini anlıyor musunuz? Tanrı’nın, söz vermiş olduğu gibi, kadının Soyu (İsa) Yılan (Şeytan) tarafından yaralandı, ama aslında bu yaralar Şeytan’ın uğrayacağı felaketi mühürlemiş oldular.

“Tanrı’nın Oğlu, İblis’in yaptıklarına son vermek için or- taya çıktı.” (1. Yuhanna 3:8)

İsa, ölümü, gömülmesi ve dirilişi aracılığıyla …toprağa dönecek- sin” (Yaratılış 3:19) ifadesi ile belirtilen günahın laneti üzerinde zafer kazandı.

Şeytan binlerce yıl boyunca, Adem’in ölen soyunu toprağa geri döndüren ölümün çürüten sürecini küçümsedi ve alay etti. Ama şimdi karşısında bedeni toprağa geri dönmeyen Biri vardı!

O’nun bedeni mezarda neden çürümedi?

Ölümün O’nun üzerinde gücü yoktu, çünkü O, Günahsız Olan’dı. Bin yıl önce peygamber Davut şu duyuruda bulunmuştu:

“Sadık Kulu’nun çürümesine izin vermezsin.” (Mezmur

16:10)
Kutsal Olan, Şeytan’ı ve ölümü bizim için yenilgiye uğrattı.

KANIT

İsa’nın dirilişi hakkındaki kanıtların sayısı çoktur ve ikna edicidir- ler.223
Mezar boştu.


313

Ceset hiçbir yerde bulunamadı.
Mezarın boş olduğuna önce kadınlar tanık oldular, meleğin bildiri- sini işittiler, İsa’yı diri olarak gördüler, O’na dokundular ve O’nun- la konuştular. Eğer Müjde kayıtları gerçek değil de uydurulmuş olsalardı, bu Müjdeleri yazan dört erkek, sizce, kadınlara her konu- da öncelik tanımak gibi bir ayrıcalık verirler miydi?!
İsa’nın dirildikten sonra çok sayıda kişiye görünmesi belgelerle kanıtlanmıştır. Diriliş olayını izleyen onlarca yıl güvenilir yüzlerce tanık dirilmiş Mesih ile birlikte yürüdüklerine ve O’nunla konuş- tuklarına tanıklık edeceklerdi.
İsa’nın öğrencileri, O’nun acı çektiğini ve öldüğünü görmüşlerdi. Hayalleri yıkılmıştı. Mesih’in asla ölemeyeceği gibi yanlış bir dü- şünceye sahip oldukları için umutları kırılmıştı. Evlerine korku içinde ve cesaretleri kırılmış olarak döndüler.
Sonra bir şey oldu. İsa’yı diri olarak gördüler.
İsa’nın, kendilerine çarmıha gerileceğini ve üç gün sonra dirilece- ğini söylemiş olduğunu aniden hatırladılar.224 Sonunda nihayet peygamberlerin sözlerinin ne anlama geldiğini anladılar.
Önce korkak davranan öğrenciler, şimdi Mesih’in cesur tanıkları haline dönüştüler. İsa’nın ölümden dirilişinden kısa bir süre sonra zihni karışmış ve korku içinde olan Petrus, Yeruşalim’in düşman sokaklarında İsa’nın çarmıha gerilmesini planlayan kişilere hiçbir korkuya kapılmaksızın şu duyuruyu yaptı:

“Kutsal ve Adil Olan’ı reddettiniz… Yaşam Önderini öl- dürdünüz, ama Tanrı O’nu ölümden diriltti. Biz bunun tanıklarıyız… Şimdi, ey kardeşler, yöneticileriniz gibi sizin de bilgisizlikten ötürü böyle davrandığınızı biliyorsunuz. Ama bütün peygamberlerin ağzından Mesihi’nin acı çe- keceğini önceden bildiren Tanrı, sözünü bu şekilde yerine getirmiştir. Öyleyse, günahlarınızın silinmesi için tövbe edin ve Tanrı’ya dönün.” (Elçilerin İşleri 3:14-19)



314

İsa’nın öğrencileri için kendilerine sonsuz yaşam vermiş Olan uğ- runa katlanamayacakları hiçbir zorluk yoktu.
Mesih’in öğrencileri (aynı zamanda Hristiyanlar olarak da adlandı- rılırlar225) Rab İsa adına yaptıkları cesur tanıklıkları nedeniyle alay edilmiş, hapse atılmış, kırbaçlanmışlardı, hatta aralarından pek çoğu öldürülmüştü. Petrus işkence görmüş ve dünyasal tarih bilgi- lerine göre sonunda baş aşağı olarak çarmıha gerilmişti. Ama Petrus yine de diğer öğrencilerle birlikte Kurtarıcıları’nın ve Rable- ri’nin ölümü ve cehennemi yendiğini bildiği için bu tür işkenceleri sevinçle kabul etti.226 Onlar, Tanrı’nın, kendilerine bağışlama, doğ- ruluk ve sonsuz yaşam vermiş olduğunu biliyorlardı. Ölüm artık onları korkutmuyordu, çünkü fiziksel bedenlerinin öldüğü anda sonsuz can ve ruhlarının, cennette “Rab ile birlikte olacağını” biliyorlardı. (2. Korintliler 5:8)
Şimdi onları hiçbir şey korkutamazdı. Dünyaya iletecekleri bir mesajları vardı – bu mesaj, onlar için yaşamlarından daha önem- liydi!
Aşağıda size Mesih’in izleyicilerinden birinin eski Atina kentinde- ki kuşkucu ve alaycı bir topluluğa ilettiği mesajına nasıl son verdi- ğini aktarmak istiyorum:

“Tanrı şimdi her yerde herkesin tövbe etmesini buyuru- yor, çünkü dünyayı atadığı Kişi aracılığıyla yargılayacağı günü saptamıştır. Bu Kişi’yi ölümden diriltmekle bunun güvencesini herkese vermiştir.” (Elçilerin İşleri 17:30-31)

Pavlus’un mesajının sonucu açık ve basitti: Tövbe edin! Kendi kendinizi Tanrı’nın kesin yargısından kurtarabileceğinizi düşün- meye artık bir son verin! Bunun yerine, günahlarınız uğruna Kanını dökmüş olan ve ölümden dirilen Kurtarıcınıza tamamen güvenin.

OLUMLU KANIT



Siz ve ben İsa’nın dünyanın Kurtarıcısı ve Yargıcı olduğundan nasıl emin olabiliriz? Yanıtı biraz önce okuduk. Tanrı, “O’nu ölümden diriltmekle bunun güvencesini herkese vermiştir.”

315

Yalnızca İsa’nın tek Kurtarıcı olduğuna ilişkin daha fazla kanıta ihtiyaç var mıdır? Sonsuz yazgımız konusunda neden başka birine güvenelim?
Ne yazıktır ki, dünya üzerindeki insanlar, Tanrı’nın öyküsüne ve mesajına, yaşadıkları süre içinde karşı çıkan ölü kişilere saygıda kusur etmezler. Neden bir insan, ölümü yenecek güce sahip olma- yan ve Tanrı’nın Sözü’ne karşı çıkan kişilere güvenmeyi seçer?
Yerine getirilen peygamberliğin, Kutsal Kitap’ın Tanrı Sözü oldu- ğuna dair tartışılmaz kanıt sağlaması gibi, İsa’nın üçüncü gün diri- lişi de aynı şekilde yalnızca İsa’nın bizi sonsuz ölümden kurtarabi- leceği ve bize sonsuz yaşam verebileceğine dair Tanrı’nın tartışıl- maz kanıtıdır.

TÜM İNSANLAR İÇİN KURTARICI

Kutsal Yazılar gayet açıktır: İsa’nın ölümü ve dirilişi hakkındaki mesaj, “her yerdeki herkes içindir.” Bu noktanın vurgulanması gerekir, çünkü bazı kişiler size İsa’nın yalnızca Yahudiler için gelmiş olduğunu söyleyeceklerdir. Söylenecek hiçbir söz gerçekten bu kadar uzak olamaz.227
Mesih’in yersel hizmetinin Yahudiler’i hedef aldığı doğrudur, ama O’nun bu ulusa gelmesindeki amaç, tüm dünyaya kurtuluş sağla- maktı. Yedi yüz yıl önce, peygamber Yeşaya, Tanrı’nın, Oğlu’na vermiş olduğu vaadi kayda geçirmişti: Seni onlara ışık yapaca- ğım, öyle ki, kurtarışım yeryüzünün dört bucağına ulaşsın.” (Yeşaya 49:6)
Mesih dünyaya Yahudi önderlerin O’nu Kralları olarak kabul et- meyi reddedeceklerini bilerek geldi. Aynı zamanda, bu reddedilişi aracılığıyla günahın cezasını ödeyeceğini ve dünyaya kurtuluş su- nacağını da biliyordu.

“O dünyadaydı, dünya O’nun aracılığıyla var oldu, ama dünya O’nu tanımadı. Kendi yurduna geldi, ama kendi halkı O’nu kabul etmedi. Kendisini kabul edip adına iman



316

edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını ver- di.” (Yuhanna 1:10-12)

İsa Mesih tüm insanların Kurtarıcısıdır, ama yalnızca O’nun adına
–yani O’nun Kimliğine ve günahkârları kurtarmak için yaptığına–
inananlara, “Tanrı’nın çocukları olma hakkı” ihsan edilecektir.
Dostum, Tanrı sizi seviyor ve sizi, sizden Oğlu’nun yaşamını esir- gemeyecek kadar değerli görüyor. Ancak her şeye rağmen inanma- nız için sizi zorlamayacaktır.
Bu seçimi size bırakıyor.

“Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğ- lu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvol- masın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.” (Yuhanna 3:16)

ZİHİN KARIŞIKLIĞI SONA ERDİ

İsa, ölümden dirildiği aynı günde aklı karışmış bir grup öğrenci ile yürüdü ve konuştu; bu öğrenciler Mesih’in Kanını dökmesinin ve yaşama geri dönmesinin neden gerekli olduğunu hala anlamış de- ğillerdi. İsa onlara şöyle dedi:

Sizi akılsızlar! Peygamberlerin bütün söylediklerine inanmakta ağır davranan kişiler! Mesih’in bu acıları çekmesi ve yüceliğine kavuşması gerekli değil miydi?

Sonra Musa’nın ve bütün peygamberlerin yazılarından başlayarak, Kutsal Yazılar’ın hepsinde Kendisi ile ilgili olanları onlara açıkladı.” (Luka 24:25-27)

Sonunda nihayet zihinleri aydınlanmıştı. Nasıl bu kadar kör olabi- lirlerdi? Mesih geçici politik düşmanların egemenliğine son ver- mek için gelmemişti; gelişinin nedeni Şeytan, günah, ölüm ve ce- hennem gibi daha acımasız ruhsal düşmanlar üzerinde zafer ka- zanmaktı.
İsa aynı gün daha sonra Yeruşalim’de misafir kaldıkları üst kattaki odada öğrencilerine göründü. Onlara çivi deliklerinin izlerini taşı-


317

yan ellerini ve ayaklarını gösterdi, onlarla birlikte yemek yedi ve sonra onlara şunları söyledi:

“Daha sizlerle birlikteyken, ‘Musa’nın Yasası’nda, pey- gamberlerin yazılarında ve Mezmurlar’da benimle ilgili yazılmış olanların tümünün gerçekleşmesi gerektir’ de- miştim. Ve bundan sonra Kutsal Yazılar’ı anlayabilmeleri için zihinlerini açtı. Onlara dedi ki, ‘Şöyle yazılmıştır: Me- sih acı çekecek ve üçüncü gün ölümden dirilecek; günahla- rın bağışlanması için tövbe çağrısı da Yeruşalim’den baş- layarak bütün uluslara O’nun adı ile duyurulacak. Sizler bu olayların tanıklarısınız.” (Luka 24:44-48)

İsa, öğrencilerine, uluslara “bu olaylar hakkında tanıklık edecekle- rini” söyledi. Tanıkların duyuracakları mesaj açıktı: Göklerin Rab- bi günahın cezasını ödedi ve ölüm üzerinde herkes için zafer ka- zandı. Tanrı, Mesih’e ve O’nun kurtarma eylemine iman (yürek- seviyesinde güven) ile birleşmiş bir tövbe (bir düşünce değişimi) ile gelen herkese tam bağışlama ve gerçek huzur ihsan eder.

HUZUR DİYARINA DAVET

Başa dönelim ve yaratılışın yedinci günü üzerinde düşünelim. Rab, o gün ne yaptı? Dinlendi.

Neden dinlendi? Dinlendi, çünkü İşi, tamamlandı… Yedinci güne gelindiğinde, Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi.” (Yaratılış 2:1-2)

Tanrı’nın yarattıklarına eklenmesi gereken hiçbir şey yoktu. Tan- rı’nın işi tamamlanmıştı. Aynı şekilde Tanrı’nın kurtarma eylemine eklenmesi gereken hiçbir şey yoktur. “Tamamlandı!”

Tanrı yaratma eyleminden sonra nasıl dinlendiyse ve sevindiyse, aynı şekilde bizleri de tamamlamış olduğu kurtarma eyleminde dinlenmeye ve sevinmeye davet eder. Tanrı işlerinden nasıl din- lendiyse, O’nun huzur diyarına giren de kendi işlerinden öyle dinlenir.” (İbraniler 4:10)



318

Dünya üzerinde on binlerce din, ‘Hiçbir şey tamamlanmadı. Bunu yapın! Şunu yapın! Daha fazla gayret gösterin!’ derken İsa, ‘Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririmder. (Matta 11:28)

Tanrı’nın sizin için sağlamış olduğu kurtuluşta dinleniyor ve sevi- niyor musunuz?

RAB İLE KIRK GÜN

Rab İsa, ölümden dirildikten sonra kırk gün süreyle öğrencileriyle bir arada oldu. Onlara Tanrı’nın egemenliği ile ilgili birçok şey öğretti. O’na baktılar ve dirilen bedenine dokundular; Bedeni, za- man ve yerden bağımsız, kalıcı ve görkemliydi. Tüm gerçek ina- nanlar bir gün O’nun bedeni gibi bir bedene sahip olacaklar.
Öğrenciler Rab İsa ile birlikte yürüdüler, O’nunla konuştular ve beraber yemek yediler. Onlara, yakında yanlarından ayrılacağını hatırlattı, ama O yokken Baba’nın içlerinde yaşaması için Kutsal Ruh’u göndereceğini de söyledi. O’nun Ruh’u öğrencilerine reh- berlik edecek ve onlara dünyadaki uluslara yapacakları tanıklık konusunda güç verecekti. Sonra bir gün O –İsa– dünyayı mükem- mel doğruluk ile yargılamak üzere geri dönecekti.
İsa’nın dirilişinin üzerinden kırk gün geçtikten sonra, İsa Yeruşalim’in doğu yakasındaki Zeytinlik Dağı’nda öğrencileriyle bir araya geldi. “Babası’nın evine” (Yuhanna 14:2) dönme zamanı gelmişti.

GÖĞE ALINDI

“Kendileriyle birlikteyken onlara şu buyruğu verdi:

‘Yeruşalim’den ayrılmayın. Baba’nın verdiği ve benden duyduğunuz sözün gerçekleşmesini bekleyin. Şöyle ki, Yah- ya su ile vaftiz etti, ama sizler birkaç güne kadar Kutsal Ruh ile vaftiz edileceksiniz… Kutsal Ruh üzerinize inince güç alacaksınız. Yeruşalim’de, bütün Yahudiye ve Samiri-



319

ye’de ve dünyanın dört bucağında Benim tanıklarım ola- caksınız.

İsa bunları söyledikten sonra onların gözleri önünde yu- karı alındı. Bir bulut O’nu alıp gözlerinin önünden uzak- laştırdı.

İsa giderken, onlar gözlerini göğe dikmiş bakıyorlardı. Tam o sırada, beyaz giysiler içinde iki adam yanlarında belirdi. ‘Ey Celileliler! Neden göğe bakıp duruyorsunuz?’ diye sordular. ‘Aranızdan göğe alınan İsa, göğe çıktığını nasıl gördünüzse, aynı şekilde geri gelecektir.” (Elçilerin İşleri 1:4-11)

GÖKLERDEKİ ZAFER KUTLAMASI

Böylece, aynı, peygamberlerin önceden bildirmiş oldukları gibi, Tanrı’nın Oğlu “göğe alındı.”228
Otuz üç yıl kadar önce, cennetteki meleklerin hayranlığını gönüllü olarak insanların hor görmesi ile değiştirmiş Olan eve dönüyordu! Ama şimdi O’nunla ilgili değişmiş olan bir şey vardı. İnsanı Kendi benzeyişinde yaratmış olan, şimdi insanın benzeyişini taşımaktay- dı.
Kutsal Yazılar, Tanrı’nın Oğlu’nun cennete geri dönüşü hakkında çok fazla ayrıntı açıklamazlar. Ama bizler yine de bu dönüşün gör- kemli olduğunu biliriz!
Sayılamayacak kadar çok olan melekler ordusunun ve Adem’in soyundan kurtarılmış olanların Rab cennetin kapılarından girerken, soluklarını tutmuş olduklarını gözlerimizin önünde canlandırabili- riz. Hepsi O’nu Tanrı’nın Oğlu ve Yücelik Rabbi olarak çok iyi tanıyorlardı, ama şimdi O’nunla İnsanoğlu ve Tanrı’nın Kuzusu olarak ilk kez karşılaşacaklardı.
Cennetteki herkes soluğunu tutmuş bekliyordu.


320

Aniden çalan borazanların görkemli korosu ve bir meleğin yükse- len sesiyle bu sessizlik bozuldu: “Kaldırın başınızı ey kapılar! Açılın, ey eski kapılar! Yüce Kral girsin içeri!” (Mezmur 24:7)
Kapılar ardına kadar açılır, ve cennetin yeri göğü inleten alkışları arasında Şampiyon, Tanrı’nın biricik Oğlu, Söz, Kuzu, savaş- yaraları taşıyan İnsanoğlu –İsa– içeri girer. Kendisine tapınan ka- labalığın arasından geçerek yürür ve Babası’nın tahtına doğru gi- der. Dönerek, Adem’in sayılamayacak kadar çok olan kurtarılmış soyuna bakar ve yerine oturur.229
Görevini başarıyla tamamlamıştır.
Kurtarılmış olanlar O’nun önünde eğilirler ve adeta tek bir ses halinde ilan ederler:

“Boğazlanmış Kuzu övgüyü almaya layıktır!” (Vahiy

5:12)
Kim bilir nasıl harika bir kutlamaydı! Bu kutlama hala sürüyor. Bu kutlama, hiçbir zaman sona ermeyecek bir kutlama olacaktır.


321

26

DİNDAR VE TANRI’DAN

UZAK OLMAK


elki şu atasözünü duymuş olabilirsiniz: “Bir şeyin neden ve nasıl olduğunu o şey gerçekleştikten sonra anlama standar- dı her zaman 20/20’dir.” “20/20”, Kuzey Amerikalı
optometristler (görme bozukluğunu ölçen gözlükçüler) tarafından net görüş için tayin edilmiş olan standarttır. Eğer görme yeteneği- niz 20/20 ise, gözlük kullanmaya ihtiyaç duymazsınız.

Bir şeyin neden ve nasıl gerçekleştiğini o şey gerçekleştikten sonra anlamak, daha önce olmuş bir şeye dönüp bakmakla ilgilidir. Bu tür bir anlayış bize, bizim ya da başka birinin yapması gereken bir eylemi görmemiz için izin verir, ama yalnızca iş işten geçtikten sonra. Bu yüzden bu tür bir anlayışın bize fazla bir yararı yoktur.

Ancak yine de, birçok yüz yıl boyunca Tanrı tarafından açıklanmış olan öyküyü ve mesajı anlamak söz konusu olduğunda, bu tür bir anlayış çok büyük yarar sağlar. Büyük engellerin üstesinden gel- memize ve gerçeği yanlıştan ayırmamıza izin verir. İsa, bu nedenle öğrencilerine şöyle dedi:


Ne mutlu size ki, gözleriniz görüyor, kulaklarınız işitiyor. Size doğrusunu söyleyeyim, nice peygamberler, nice doğru kişiler sizin gördüklerinizi görmek istediler, ama göreme-

322

diler. Sizin işittiklerinizi işitmek istediler, ama işitemedi- ler.” (Matta 13:16-17)

Mesih’in yeryüzüne ilk gelişinden sonra yaşayan kişiler olarak dönüp tarihe geri bakabildiğimiz, tamamlandığımız Kutsal Yazı- lar’ı inceleyebildiğimiz ve Tanrı’nın mükemmel planını açıkça görebildiğimiz için ne mutlu bize!
Şimdi zihnimizde bu düşünce ile ve Kutsal Yazılar’daki yolculu- ğumuz sırasında tanık olduğumuz tüm konuları hatırlayarak bir kez daha Başlangıçlar Kitabına geri dönelim.

KAYİN VE HABİL’E SONRADAN BAKMAK

Yaratılış kitabının dördüncü bölümü nettir: Hem Kayin hem de Habil bir günah sorunu ile dünyaya geldiler. Birer yetişkin oldukla- rında Tanrı’ya tapınmak istediler, ama yalnızca birinin tapınması kabul edildi.

“RAB, Habil’i ve sunusunu kabul etti. Kayin ile sunusunu ise reddetti.” (Yaratılış 4:4-5)

Günahkârların Kurtarıcısı İsa’nın öyküsünü işittikten sonra şimdi Kutsal Kitap’a özgü bir sonradan bakış anlayışı ile RAB’bin neden binlerce yıl önce “Habil’i ve sunusunu kabul ettiğini, ama Kayin’i ve sunusunu reddettiğinianlamak kolaylaşır.

Habil’in boğazladığı kuzu günahkârlar uğruna Kanını dökecek olan Tanrı kuzusu İsa’ya işaret ediyordu. Kayin’in sunduğu toprak ürünleri ise İsa’ya işaret etmiyordu.
Habil, ileride gerçekleşecek olan olaya doğru bakarken, bizler bu- gün İsa’nın ölümü ve dirilişi aracılığıyla geçmişte bizim için ta- mamlamış olduğu olaya bakıyoruz.

“İsa Mesih’in kanı bizi her günahtan arındırır.” (1. Yu- hanna 1:7)



323

KURTARAN İMAN

Tanrı Habil’i, bugün günahkârları bağışladığı şekilde bağışladı. Bir günahkâr günah işlediğini kabul eder ve Rab’be ve O’nun kurtarı- şına güvenirse, bağışlanır ve kendisine Tanrı’nın doğruluk armağa- nı ihsan edilir. Bu gerçek, her çağdaki peygamberler ve imanlılar için geçerlidir.

Örneğin, daha önce öğrenmiş olduğumuz gibi, İbrahim, “RAB’be iman etti ve Rab bunu ona doğruluk saydı” (Yaratılış 15:6). İbra- him, “RAB’be iman etti” ifadesi, İbrahim’in Tanrı’nın söylediği şeyin gerçek olduğuna güven duyduğu anlamına gelir. İbrahim, Tanrı’nın Sözü’ne güvendi. Yalnızca Tanrı’ya iman etti.

İbrahim peygamber gibi Kral Davut da Tanrı’nın vaatlerine inandı. Davut, sevinç dolu bir yürekle şunları yazdı: “Ne mutlu isyanı bağışlanan, günahı örtülen insana! Suçu Rab tarafından sayılma- yan insana ne mutlu!” (Mezmur 32:1-2). Davut aynı zamanda şu coşkulu duygularını da kaleme aldı: “Ömrüm boyunca yalnızca sevgi ve iyilik izleyecek beni, hep RAB’bin evinde oturacağım(Mezmur 23:6).

İsa gelmeden önce yaşamış olan kişiler olarak Habil, İbrahim ve Davut gibi kişilerin günah borcu, RAB Tanrı’ya ve O’nun planına iman ettikleri için örtülmüştü. Sonra Mesih öldüğü zaman, günah borçları, kaydedilmiş olan kitaplardan sonsuza kadar geçerli olmak üzere iptal edildi.
Bugün bizler Mesih’in zamanından sonra yaşayan kişileriz. Tan- rı’nın iyi haberi şudur: Rab İsa’nın sizin yerinize geçerek ölmesi ve zaferli dirilişi aracılığıyla yaptıklarına inandığınız takdirde, Tanrı, Kendisinin kayıt kitaplarından günah borcunuzu silecek, Mesih’in doğruluğunu hesabınıza geçirecek ve size “Rab’bin evinde sonsuza kadar” bir yer garantileyecektir.
İman ettiğiniz takdirde, tüm bunlar ve çok daha fazlası sizin ola- caktır.


324

Rab İsa’ya iman etmek, O’na ve sizin için yaptıklarına tamamen inanmak demektir. İmanın anlamını daha iyi kavramak için kendi- nizi içinde birçok sandalye bulunan bir odadan içeri yürürken dü- şünün. Sandalyelerden bazıları kırıktır. Diğerleri ise çok eskidir ve kırılmak üzeredir. Bazıları ise oldukça iyi durumda görünürler, ama onlara daha yakından baktığınızda, onların da zayıf noktaları- nın bulunduğunu ve güvenilemeyeceklerini fark edersiniz. Tam odada sağlam hiçbir sandalye bulunmadığını düşünmeye başladığı- nızda, gözünüze çok iyi yapılmış ve sağlam olduğu belli olan bir sandalye ilişir. Bu sandalyeye doğru yürür ve üzerine oturursunuz. Bu sandalyeye iman edersiniz. Onun üzerinde rahatça dinlenirsiniz. Sizi taşıyacağını ve yere düşürmeyeceğini bilirsiniz.
İsa Mesih, O’nda ve O’nun tamamladığı işte dinlenenleri hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmayacaktır.

ÖLDÜRÜCÜ İMAN

İmanımız yalnızca iman ettiğimiz nesne kadar iyidir. Herkes imana sahiptir, ama herkes aynı nesneye iman etmez.
Habil Tanrı’ya ve O’nun bağışlama ve doğruluk şekline iman etti. Kayin kendi düşüncelerine ve kendi çabalarına iman etti.
Kayin ve Kayin gibi günah sorunları hakkındaki Tanrı’nın teşhisini ve çözümünü reddeden kişiler, televizyonda izlediğim yılan oyna- tan bir hokkabaz ile karşılaştırılabilirler. Adam, dev bir kobra tara- fından ısırıldı, ama yaşamını kurtarabilecek olan panzehir iğnesini yaptırmayı reddetti. Yılanın zehirine karşı koyabilecek kadar güçlü olduğunu düşündü.
Bu adam imana sahipti, imanı güçlüydü, ama imanı işe yaramazdı.
Doktorun sunduğu çözüm yerine kendi kendisine iman etmişti.
Bu seçiminin bedelini yaşamı ile ödedi.



Kutsal Yazılar’ın ifadesi açıktır. Tanrı’nın kurtarışı yerine kendi çabalarımıza iman etmek, “Kayin’in yolundan gitmek” ve “sonsu- za kadar sürecek koyu karanlık ile karşılaşmak”tır (Yahuda

325

1:11,13). Kayin’in düşüncesi –bir insanın Tanrı’nın iyiliğini kendi çabaları ile kazanabileceği– Tanrı’nın kurtarış planına her zaman karşı olmuştur.
Ama buna rağmen bugün yine de pek çok insan “Kayin’in yoluna”
sıkıca sarılmışlardır.

İNSANIN TARTISI

Bir gün bazı dindar Yahudiler İsa’ya şunu sordular: “Tanrı’nın istediği işleri yapmak için ne yapmalıyız?” İsa, “Tanrı’nın işi, O’nun gönderdiği Kişi’ye iman etmenizdir(Yuhanna 6:28-29). Bu araştırmacılar, “iş yapmak” istiyorlardı. İsa, onlara, “Ona iman etmelerini” söyledi.

Bu Yahudiler’in, aldıkları yanıt karşısında duydukları şaşkınlık yalnızca onlara özgü olmayan, diğer insanlar arasında da yaygın olan bir şaşkınlıktır.
Kız kardeşim ve kocası Papua-Yeni Gine’nin dağlık bölgesinde yaşarlar. Onlar ve onlarla birlikte çalışan kişiler, ıssız yerlerde ya- şayan kabile halklarına pratik yardımlarda bulunur ve bu insanlara tek gerçek Tanrı’yı ve O’nun sonsuz yaşam ile ilgili mesajını öğre- tirler. Kız kardeşim ve eşinin çalışma arkadaşlarından biri bir no- tunda, “Tanrı’nın Konuşması”nı (Papualılar, Kutsal Kitap’ı böyle adlandırırlar) dinlemekte olan insanlardan biri ile yaptığı bir sohbe- ti şöyle aktarır:
“İsa’nın ‘Yaşam Ekmeği’ olduğu hakkındaki öğretişi dinle- yen adam şunu dedi: ‘Bu anlattığın gereğinden fazla kolay, ben tüm yaşamım boyunca cennete gidebilme hakkını ka- zanmak ve Tanrı’nın gözünde temiz olabilmek için çok ça- lıştım ve şimdi sen bize tüm bunlara kavuşmak için yap- mamız gereken tek şeyin İsa’ya iman etmek olduğunu mu söylüyorsun?’



Ondan İsa’nın ne söylediğine tekrar kulak vermesini iste- dim, ‘Yaşam Ekmeği Ben’im’ (Yuhanna 6:35), sonra ona, Yuhanna 6:29’u tekrar okumam gerekti: ‘Tanrı’nın işi,

326

O’nun gönderdiği Kişi’ye iman etmenizdir.” Aynı zaman- da Yuhanna 3:16’yı da okudu: O’na iman edenlerin hiç- biri mahvolmasın, ama sonsuz yaşama kavuşsun.’ Ona, Tanrı’nın bizi kurtaracak kadar güçlü olup olmadığını, bi- zim yardımımıza ihtiyaç duyup duymadığını sordum.

Adam güldü, ‘O, elbette ki yeterince güçlü! Tanrı’nın bi- zim yardımımıza ihtiyacı yok.’
‘O zaman, Tanrı’nın Sözü’ne göre, senin cennete gidebil- men için Tanrı’nın senin işlerine ihtiyacı var mı?’
Adam başını salladı ve susarak derin bir düşünceye daldı.” Tanrı’nın mesajının çok net olmasına rağmen, dünya üzerindeki
insanlar –ıssız bölgelerde yaşayan kabile halklarından kültürlü havra, kilise ve cami üyelerine kadar– şu düşünceye sımsıkı sarılır- lar: Yargı günü’nde Tanrı, onların yaptıkları iyi ve kötü işleri bü- yük bir terazinin iki kefesine yerleştirecektir. Eğer yaptıkları iyi işlerin oranı %51’i bulursa, Cennete kabul edileceklerini, ama kötü işlerinin oranı %51’i bulur ya da bu oranı geçerse, cehenneme gönderileceklerini düşünürler.



327

İyi işlerin kötü işlerden ağır basması –ya da sevapların günahları silmesi– gibi bir sistem insanın yersel mahkemelerinde asla kulla- nılmaz. Böyle bir adalet sistemi, Tanrı’nın göksel mahkemesinde de kullanılmamaktadır.
Bu konuyu iyice düşünün. İstediğiniz gerçekten Tanrı’nın sizi yar- gılaması ve sonsuz yazgınızın sizin kendi iyiliğinize ve adanmışlı- ğınıza bağlı olması mıdır?
Şükürler olsun ki, bu “tartı teorisi” Tanrı’nın kitabında yer almaz.

TANRI’NIN STANDARDI

Tanrı, mükemmellik talep eder.
Yalnızca Tanrı’nın doğruluk armağanını alan kişiler O’nunla bir- likte yaşayabilirler. Yargı Günü’nde, kayıtlarınızda en ufak bir leke dahi bulunduğu takdirde, Cennete giremeyeceksiniz. Tanrı mü- kemmel doğruluk talep eder.
Günah, Tanrı’nın gözünde evimizde çürümekte olan bir domuz leşi kadar tiksindiricidir. Çürüyen bu leşin üzerine parfüm sıkmak çü- rümeyi ve kokuyu yok edecek midir? Aynı şekilde uygulanan dini törenlerin sayısı ne kadar çok olursa olsun, kirliliğimizi yok ede- mezler ve Tanrı’nın bizi kabul etmesini sağlayamazlar.
Çayımızın içinde olan tek bir damla zehiri hoş görmemiz nasıl mümkün değilse, aynı şekilde Tanrı da tek bir günahı bile hoş gö- remez. Zehirli çaya daha fazla su eklemek, zehirin öldürücü özelli- ğini yok edebilir mi? Aynı şekilde iyi işlerimizin sayısı ne kadar çok olursa olsun, bizi saf bir hale getiremez ve sonsuz yargıdan kurtaramazlar.
Günah borcumuzdan kurtulmak ya da kendimizi Tanrı’nın önünde salih kılmak söz konusu olduğunda, çaremiz yoktur. Ama RAB’be şükürler olsun ki, umutsuz değiliz. O Kendi saf ve mükemmel ka- tında sonsuza kadar yaşayabilmemiz için ihtiyacımız olan her şeyi sağlamıştır.


328

İMAN VE İŞLER

Günahın cezasını tamamen ödeyen İsa Mesih’e inanan herkese Tanrı şunu söyler: İman yolu ile (Mesih’in sizin için yaptıklarına güvenerek), lütuf ile (hak edilmemiş iyilik) kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir (Efesliler 2:8-9).
Cennette övünmeye yer olmayacaktır.

Kurtuluş, ‘lütuf aracılığıyladır.’ Kurtuluş, ‘Tanrı’nın armağanı- dır.’ Minnettarlıkla alınması gereken hak edilmemiş bir armağan- dır; ‘hiç kimsenin övünmemesi için’ kazanılması gereken bir ma- dalya değildir. Ama yine de ne üzücüdür ki, dindar kişilerin çoğu- nun bu konudaki zihin karışıklığı devam etmektedir; aşağıda, bu konu hakkında Orta Doğu’dan bize yazan birinin satırlarını aktara- yım:

İmanda en önemli olan şeyler, tek bir gerçek Tanrı’ya inan- mak, iyilik yapmak, kötü işlerden uzak durmaktır. Bizi kurta- racak olan şeyler bunlardır.

Eğer sonsuz yargıdan kurtuluş ve Tanrı ile birlikte yaşama hakkı bizim kendi çabalarımıza bağlı olsaydı, o zaman cennette bir yer kazanabilmek için yeterince iyilik yaptığımızı ya da kötülük yap- maktan yeterince uzak kaldığımızı nasıl bilebilirdik? Kurtuluş gü- vencemizi asla elde edemezdik.
Yaklaşık üç bin yıl önce Yunus peygamber şu beyanda bulundu:

“Kurtuluş Rab’den gelir” (Yunus 2:9). Bu nedenle Tanrı’ya övgüler olsun!

“İman yolu ile, lütuf ile kurtuldunuz, bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.” (Efesliler 2:8-9)

Tanrı’nın Sözü açıktır: bizi günahın cezasından kurtarmaları için


329

kendi iyi işlerimize güvenmek, Tanrı’nın kurtuluş armağanını red- detmektir.
Bu durumda iyi işler yapmak ve günahtan uzak kalmak hangi nok- tada birleşirler? Bu sorunun yanıtını bir sonraki ayet bize vermek- tedir:

Çünkü biz Tanrı’nın yapıtıyız, O’nun önceden hazırladı- ğı iyi işleri yapmak üzere Mesih İsa’da yaratıldık.” (Efesli- ler 2:10)

Aradaki farklılık açıktır: bizler, iyi işler aracılığıyla kurtulmayız.
İyi işler için kurtuluruz.

“Ulu Tanrı ve Kurtarıcımız İsa Mesih… bizi her suçtan kurtarmak, arıtıp kendisine ait iyilik etmekte gayretli bir halk yapmak üzere Kendini bizim için feda etti.” (Titus

2:13-14)
Bu kitabın başlangıcında, köyün ileri gelenlerinden birinin arkada- şıma yaptığı şu yorum yer almaktaydı, “cennete gitmeyi, yaptığın iyi işler nedeniyle hak edersin…”
Tanrı Sözü, bu adamın düşüncesinin hatalı olduğunu ortaya koyar. Kendi yaptığı “iyi işlerin” temelinde hiç kimse “cennete gitmeyi
hak etmez.” Ancak yine de, Tanrı’nın sonsuz yaşam gibi büyük armağanını almış olan kişiler, kötülükten sakınmak ve Tanrı’nın yüceliği ve diğer insanların bereketi için iyilik etmek isteyecekler- dir.

MEYVE, KÖK DEĞİLDİR

İyi işler hiçbir zaman kurtuluş için bir talep olmamışlardır, ama her zaman kurtuluşun bir sonucu olmaları gerekir. Örneğin, İsa öğren- cilerine şunu öğretti:

“Size yeni bir buyruk veriyorum: Birbirinizi sevin. Sizi sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin. Birbirinize sevginiz



330

olursa, herkes bununla benim öğrencilerim olduğunuzu an- layacaktır.” (Yuhanna 13:34-35)

İnsanları, İsa’nın onları sevdiği ve onlarla ilgilendiği gibi sevmek ve onlara ilgi göstermek kurtuluşun bir ön koşulu mudur? Hayır. Eğer öyle olsaydı, diğer insanları mükemmel ve sürekli olarak seven tek Kişi yalnızca İsa olduğu için hiçbirimiz Cennete gire- mezdik.

İnsanları sevmek ve onlarla ilgilenmek, gerçek imanlıların yaşam- larında büyüyen bir sonuç mu olmalıdır? Kesinlikle. Eğer birbi- rinize sevginiz olursa, herkes bununla benim öğrencilerim olduğu- nuzu anlayacaktır.

Tanrı halkı, imanlarını yaşam biçimleri ile gösterirler.230
Kurtuluşun kökünü, kurtuluşun meyvesinden ayırt edebilmek çok önemlidir. Mesih’teki imanlıların, kutsal, sevecen, fedakar,ve di- siplinli yaşamlar (meyve) sürdürerek, O’nun kurtuluş armağanına (kök) duydukları minnettarlığı ifade etmeleri gerekir.
Tanrı halkı, O’nun iyiliğini kazanmak için iyi işler yapmazlar; iyi işler yaparlar, çünkü Tanrı onlara hak etmedikleri iyiliği ihsan et- miştir.

SAHTE DİN

Kayin, “kendin-yap” dinini icat eden ilk kişidir. Tanrı’ya kurbanlık bir kuzunun kanı temelinde yaklaşmak yerine kendi düşünceleri ve çabaları ile yaklaştı. Bu nedenle Kayin’in duaları Tanrı’yı gücen- dirdi ve tiksindirdi.

“Yasaya kulağını tıkayanın duası da iğrençtir.” (Süley- man’ın Özdeyişleri 28:9)

Tanrı’nın yasası günahı örtmek için bir kuzunun ya da başka uygun bir kurbanın dökülmüş kanını talep etti. Kayin, Tanrı’ya yasanın talep ettiği şekilde gelmediği için “ettiği dua bile iğrençti (nefret uyandıran bir eylem, kirletme, bozma). Kayin’in bir dini vardı,


331

ama bu sahte bir dindi. Getirdiği sunu, vaat edilen Kurtarıcı’ya ve
O’nun çarmıhtaki ölümüne işaret etmiyordu. Sonuç olarak:

“Rab Habil’i ve sunusunu kabul eti, ama Kayin ile sunusu- nu reddetti. Kayin çok öfkelendi, suratını astı.

RAB Kayin’e, ‘Niçin öfkelendin?’ diye sordu. ‘Niçin surat astın? Doğru olanı yapsan seni kabul etmez miyim?’ (Ya- ratılış 4:4-7)

RAB, Kayin’e merhamet ederek konuştu, ona yanlış işlerinden dönmesi ve Tanrı’nın adil planına boyun eğmesi için tövbe etmesi konusunda zaman tanıdı.
Kayin yalnızca öfkelendi. Kendi çabasına dayanan güzel dinini bir kuzunun iğrenç kanı ile değiştirmeyi istemedi. Tanrı’nın adı ile yapacaklarını kendi istediği şekilde yapacaktı!
Ve bu seçtiği yol onu nereye götürdü?

DÜŞMAN DİN

“Kayin kardeşi Habil’e, ‘Haydi, tarlaya gidelim’ dedi. Tarlada birlikteyken Kayin kardeşi Habil’e saldırıp onu öldürdü.(Yaratılış 4:8)

Bir kuzuyu bir günah sunusu olarak öldürmek için gereğinden fazla gururlu olan Kayin, kendi kardeşini öldürmek için gururlu değildi.
Kayin, gelecekte yasalarının ve geleneklerinin buyruklarına boyun eğmeyi reddeden kişileri aşağılayacak, zulmedecek hatta öldürecek olan dini ve politik sistemlerin temelini attı.
Bugün dünya üzerinde Kayin gibi pek çok dindar kişi dinlerini savunmak adına saldırganca davranmakta ve cinayetler işlemekte- dirler. Bu eylemleri ile dünyaya, imanları konusunda ne kadar gü- vensiz olduklarını ve sorunları çözmesi için Tanrı’larına ne kadar az güven duyduklarını ilan etmektedirler.
Elektronik posta aracılığıyla yoğun bir şekilde yazıştığımız Ameri- ka Birleşik Devletleri’nde yaşayan bir adam şunları yazdı:


332

Kutsal Peygamber’e gözümün önünde küfür eden son kişi, küfrettikten üç saniye sonra iki ön dişini yuttu. Bir daha küfret- tiği zaman peltekçe konuşacağı gerçeğini bilmek bana büyük zevk verdi.

Putperestler ya din değiştirsinler ya da ölsünler. Nokta.

Bu adamın sözleri ve eylemleri Rab İsa’nın şu sözleriyle tam bir karşıtlık içindedir: “Ama beni dinleyen sizlere şunu söylüyorum: Düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik yapın, size lanet edenler için iyilik dileyin. Size hakaret edenler için dua edin.” (Luka 6:27-28) Ve İsa çarmıhtayken, Kendisini çarmıha gerenler için şöyle dua etti: Baba, onları bağışla, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar!(Luka 23:34)231

TÖVBE ETMEYEN KAYİN

Kayin’in öyküsüne geri dönelim. Kayin erkek kardeşini öldürdük- ten sonra, Tanrı, Kayin’e yanlış düşüncesinden ve kötü yollarından tövbe etmesi için bir fırsat tanıdı.

“RAB, Kayin’e, ‘Kardeşin Habil nerede?’ diye sordu. Kayin, ‘Bilmiyorum, kardeşimin bekçisi miyim ben?’ diye karşılık verdi. RAB, ‘Ne yaptın?’ dedi. ‘Kardeşinin kanı topraktan bana sesleniyor. Artık döktüğün kardeş kanını içmek için ağzını açan toprağın laneti altındasın.’” (Yara- tılış 4:9-11)232

Kayin, günahını itiraf etmeyi ve Tanrı’ya bir kuzunun kanı ile al- çakgönüllülük ile yaklaşmayı reddetti. Bunları yapmak yerine, “Kayin, RAB’bin huzurundan ayrıldı.” (Yaratılış 4:16)



Kayin asla tövbe etmedi. Tanrı’nın öngördüğü yola boyun eğmek yerine, kendi düşüncelerini izlemeye devam etti. Kayin, güçlü bir uygarlığın temelini attı, ama bu uygarlık, Yaratıcı Tanrı’ya gerçek- ten boyun eğmekten yoksun bir toplumdu.233 Kayin gibi, onun soyu

333

da ben-merkezli bir yaşamın öz-yıkıma neden olan yolundan aşağı
telaşla koştu.
Yaratılış’ın dördüncü bölümü, aynı zamanda Kayin’in altıncı- kuşak soyundan gelen Lemek’in öyküsünü de içerir. Atası Kayin gibi Lemek de kibirli, nefsine düşkün, kindar ve cinayet işleyen bir adamdı. Bilim ve sanat dallarının çoğunu Lemek’in oğulları başlat- tılar; pek çok konuda yoğun bilgiye sahip olan kişilerdi, ama Tan- rı’yı tanımıyorlardı.
İnsanlar yalnızca Tanrı’nın kurtuluş yolundan dönmekle kalmadı- lar; aynı zamanda Tanrı’nın istediği yaşam biçiminden de saptılar.

TÖVBE ETMEYEN İNSANLIK

Kayin’den dokuz kuşak sonra, RAB insan soyu hakkında şu değer- lendirmeyi yapacaktı:

“Yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kö- tülükte.(Yaratılış 6:5)

Peygamber Nuh’un döneminde, yeryüzünde, Yaratıcılarına hala güvenmekte olan insanlar, yalnızca Nuh ve ailesiydi. İnsanın, Tan- rı’nın sözüne kulak vermeyi reddeden inatçı tutumu, evrensel bir tufana neden oldu. Tanrı yine lütfederek bu tufandan kaçış yolu sağladı, ama bu lütuftan yalnızca sekiz kişi yararlandı. Tanrı’nın mesajına inanan bu sekiz kişi, yalnızca Nuh ve karısı, ve onların oğulları Sam, Ham, Yafet ve eşleriydi (Yaratılış 6-8).

İman sayesinde Nuh, henüz olmamış olaylarla ilgili uya- rılınca, Tanrı korkusu ile ev halkının kurtuluşu için bir ge- mi yaptı. Bununla dünyayı yargıladı ve imana dayanan doğruluğun mirasçısı oldu.” (İbraniler 11:7)

Bugün pek çok bilim adamı, Kutsal Kitap’taki evrensel tufan234 bölümü ile alay etmelerine rağmen, hiçbiri zamanımızdaki kurak bölgelerin çoğunun bir zamanlar suyla kaplı olduğunu ve günü- müzde, dünyanın büyük çöllerinde ve dağ silsilelerinde yapılan kazılarda, denize ait milyonlarca fosilin meydana çıkartılmış oldu-


334

ğunu inkar etmezler. Gökkuşağının, Tanrı’nın, yeryüzünü bir daha asla bir tufan ile yok etmeyeceğine dair verdiği sözün bir belirtisi olarak önem taşıdığı gerçeğini küçümseseler bile, bir yağmur fırtı- nasının ardından gelen gökkuşağının varlığını da inkar edemezler.

İSYANKÂR VE ZİHİNLERİ KARIŞMIŞ İNSANLAR

İnsanlar tufan yargısından sonra yepyeni bir başlangıç ile kutsan- mış olmalarına rağmen, tufandan hemen birkaç kuşak sonra Yara- tıcılarına-Sahiplerine karşı yine baş kaldıracaklar ve kendi düşün- celerinin ardından gideceklerdi. Örnek verecek olursak, Tanrı, insanlığa çoğalmalarını ve “yeryüzünü doldurmalarını” söylemişti. (Yaratılış 1:28, 9:1) Peki, ya insanlar, ne yapmak konusunda karar- lıydılar? Tanrı’nın söylediğinin tam aksini yapmayı seçtiler!

“Gelin, kendimize bir kent kuralım ve göklere erişecek bir kule dikip kendimize ün salalım; böylece yeryüzüne da- ğılmayız.” (Yaratılış 11:4)

İnsanların yapmış oldukları bu planın ne kadar ben-merkezli ve isyankâr olduğuna dikkat edin. Tanrı’nın onlar için iyi ve mükem- mel isteğini izlemek yerine, kendi bilgeliklerini izlemek ve kendi adlarına ün kazandırmak için planlar yaptılar. Belki de, “göklere erişecek bir kule” inşa ederlerse, başka bir tufan olduğu takdirde güvende olacaklarını düşündüler. Günümüzde kendi yoğun çabala- rı ile Tanrı’nın yargısından kaçmayı uman dindar insanlardan hiç farkları yoktu.
Tanrı, insanların tek bir yerde birlikte yaşama planlarına bir son verdi. RAB, böyle bir planın insan soyunu çok çabuk bir şekilde çürüteceğini ve yok edeceğini biliyordu. Bu durumda Tanrı’nın ne yaptığına bakalım ve aynı zamanda da tarihteki bu döneme kadar “dünyadaki bütün insanların aynı dili konuştuklarını, aynı sözleri kullandıklarını” (Yaratılış 11:1) aklımızda tutalım.

“RAB, ‘Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapma- ya başladıklarına göre, düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar’ dedi. ‘Gelin, aşağı inip dille-



335

rini karıştıralım ki, birbirlerini anlamasınlar.’ Böylece Rab onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu. Bu nedenle kente Babil adı verildi, çünkü RAB bütün in- sanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıtmıştı.” (Yaratılış 11:6-9)

İnsanlar, birbirlerini anlamayarak kulelerini tamamlamadan yarım bıraktılar ve Tanrı’nın önceden onlar için amaçlamış olduğu gibi, yeryüzünün dört bucağına dağıldılar. “Bu nedenle kente Babil adı verildi.” Babil, “kargaşa” anlamına gelir.

Tanrı’nın projesi reddedildiği takdirde, ortaya her zaman kargaşa çıkar.

HATALI ÇOĞUNLUK

Nuh’un zamanındaki insanlardan ve Babil kulesini inşa etmeye çalışan kişilerden alınacak ders şudur:

Çoğunluk hatalıydı.

Günahkârların kendileri ile aynı görüşe sahip olan milyonlarca kişinin var olduğu gerçeği ile rahatlamalarına rağmen, Tanrı’nın yargısı yine de üzerlerine geldi. Pek çok kişi bu güne kadar hala Tanrı ve Tanrı’nın mesajı konusunda sahip oldukları düşüncenin, başka pek çok kişi de aynı düşünceye inandığı için doğru olması gerektiğini zannederler.

Britanya’da yaşayan biri, elektronik posta ile aşağıdaki şu notu gönderdi:

Eğer kendinizi cehennemden kurtarmak istiyorsanız, o zaman dünyadaki en hızlı büyüyen dini izleyin…

Eğer hızlı büyüme ya da sadece sayılar gerçeği kanıtlamak için yeterli olsalardı, o zaman Kayin’in soyunun, Nuh’un dönemindeki insanların ve Babil’de yaşayanların da haklı olmaları gerekirdi. Ama bu insanların hepsi hatalıydılar – tamamen hatalıydılar.


336

“Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. Oysa yaşama gö- türen kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır.” (Matta 7:13-14)

TANRI’NIN DURDURULAMAZ PLANI

İlk aile hakkındaki öyküye geri dönerek, Kayin, Habil’i öldürdük- ten sonra neler olduğunu öğrenelim.

“Adem karısı ile yine yattı. Havva bir erkek çocuk doğur- du. ‘Tanrı, Kayin’in öldürdüğü Habil’in yerine bana başka bir oğul bağışladı’ diyerek çocuğa Şit adını verdi. Şit’in de bir oğlu oldu, adını Enoş koydu. O zaman insan- lar RAB’bi adı ile çağırmaya başladılar.” (Yaratılış 4:25-

26)
Tanrı’nın, Kendisine güvenen bir halka sahip olma arzusu ve tasa- rısı engellenemeyecekti.

Şit adı, “…’ın yerine bağışladı” anlamına gelir. Havva, Tanrı’nın, Kayin’in öldürdüğü Habil’in yerine, kendisi için “başka bir to- hum” bağışlamış olduğunu anladı. Vaat edilen bir kadının Soyu Şit’in soyu aracılığıyla dünyaya gelecekti.

İsa’nın annesi olan bakire genç kız Meryem, Şit’in soyundan geli- yordu. Meryem aynı zamanda Tanrı’nın vaat etmiş olduğu gibi, İbrahim ve Davut’un da soyundan geliyordu. Şeytan, Tanrı’nın planını bozmak için ne kadar uğraşırsa uğraşsın, RAB Tanrı’nın “dünyanın başlangıcından önce” yapmış olduğu planı işlemeye devam etti.
Hiç kimse ve hiçbir şey bu planı durduramadı.

RAB’BİN ADI

Habil gibi Şit de Tanrı’ya ve O’nun bağışlama yoluna güvendi ve “RAB’bin adını çağırdı.” (Yaratılış 4:26) Tüm çağlar boyunca, kendilerine ün yapmaya çalışan Babil halkı gibi insanların yaşadığı


337

bir dünyada RAB’bin adına inanan ve O’nun adını çağıran Habil ve Şit gibi insanlar da var oldular.
Arkadaşlarımın bazıları bana Tanrı’nın yüz tane adı olduğunu söy- lerler, ama bu adlardan yalnızca doksan dokuz tanesini bilirler. Acaba listelerinde eksik olan ad, anlamı “RAB kurtarır” olan ad olabilir miydi?
Bu ad, hangi addır? Evet, bu ad İsa’dır.
Bu ad’a güvenmemek –O’nun Kim olduğuna ve ne yaptığına– Tanrı’ya boyun eğmemektir.
Şimdi gelin Pavlus’un dindar ve isyankâr Yahudi vatandaşları için ettiği duaya kulak verelim:

“Kardeşler! İsrailliler’in kurtulmasını yürekten özlüyor, bunun için Tanrı’ya yalvarıyorum. Onlara ilişkin tanıklık ederim ki, Tanrı için gayretlidirler, ama bu, bilinçli bir gayret değildir. Tanrı’nın öngördüğü doğruluğu anlama- dıkları ve kendi doğruluklarını yerleştirmeye çalıştıkları için Tanrı’nın öngördüğü doğruluğa boyun eğmediler. Oysa her iman edenin aklanması için Mesih, Kutsal Ya- sa’nın sonudur… İsa’nın Rab olduğunu ağzınla açıkça söyler ve Tanrı’nın O’nu ölümden dirilttiğine yürekten iman edersen, kurtulacaksın…Çünkü Kutsal Yazı, ‘O’na iman eden, utandırılmayacak’ diyor. Çünkü Yahudi Grek ayırımı yoktur, aynı RAB hepsinin Rab’bidir. Kendisini çağıranların tümüne eli açıktır. Çünkü ‘Rab’bi adı ile ça- ğıran herkes kurtulacak.’” (Romalılar 10:1-4,9,11-13 [Yoel 2:32])

DEĞERSİZ Mİ, DEĞERLİ Mİ?

Sizin adınıza bir milyon dolarlık bir banka çeki yazmış olduğumu varsayalım. Çek, bakıldığında harika görünürdü, ama değeri ol- mazdı. Neden?


338

Çünkü banka hesabımda bu çekin tutarını karşılayacak miktarda para yok!
Peki, ya dünyanın en zengin adamı sizin adınıza bir milyon dolar- lık bir çek yazmış olsaydı?
Sorun çıkmazdı. Çünkü çekin karşılığı olacaktı.
Benim imzamı taşıyan çeki reddeden aynı banka zengin adamın imzasını taşıyan çekin karşılığını ödeyecekti.
Dünyamız, Tanrı’ya pek çok isim aracılığıyla yaklaşma girişiminde bulunan insanlarla doludur, ama insanın günah-borcunu ödemesi için Oğlu’nu göndermiş olan kutsal Tanrı’nın gözünde bu isimlerin hepsi değersiz, günahla lekelenmiş isimlerdir.
Bankanın benim imzamı taşıyan bir milyon dolarlık çekin karşılı- ğını ödememesi gibi, Tanrı da İsa’nın adının dışında hiçbir isim aracılığıyla bağışlama ve yaşam ihsan etmeyecektir.

“Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur. Bu göğün altında in- sanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek başka hiçbir ad yoktur.” (Elçilerin İşleri 4:12)

Günah-borcunuzun Tanrı’nın kayıt kitabından silinmesini ve O’nun doğruluğunun zenginliğinin hesabınıza geçmesini ister miy- diniz? Günahın laneti üzerinde zafer kazanmak ve şimdi ve sonsuz- luk boyunca Yaratıcınız ile yakın bir ilişki yaşamanın keyfini çı- karmak ister misiniz?
O zaman size bunları sağlayacak olan yalnızca tek bir isimdir.

“O zaman RAB’bi adı ile çağıran herkes kurtulacak.”

(Yoel 2:32)

Rab İsa Mesih’e iman et, sen de ev halkın da kurtulursu- nuz.” (Elçilerin İşleri 16:31)

Rab İsa Mesih’in sizin günah-cezanızı ödemek için acı çektiğine, öldüğüne ve günah-cezanızı ortadan kaldırdığına yüreğinizde ina- nıyor musunuz?


339

O zaman “kurtulacaksınız.”

YALNIZCA İKİ DİN

Bu yolculuğa, dünyamızda on binden fazla din sistemi bulunduğu- nu gözlemleyerek başladık.
Aslında yalnızca iki sistem mevcuttur.

- Size kendinizi kurtarmanızı söyleyen insan başarısı sistemi.
- Size bir Kurta- rıcı’ya ihtiyacı- nız olduğunu söyleyen tanrı- sal başarı sis- temi.
Kendi kendinizi kur- tarmaya çalıştığınız sürece herhangi bir din ya da isim işinize yarayabilir; ama bir Kurtarıcı’ya ihtiya-
cınız olduğunu fark ettiğinizde, işinize yalnızca tek bir isim yara- yacaktır.
Bu isim, İsa’dır.

Peygamberlerin hepsi O’nunla ilgili tanıklıkta bulunu- yorlar. Şöyle ki, O’na inanan herkesin günahları O’nun adı ile bağışlanır.” (Elçilerin İşleri 10:43)



340

BÖLÜM III

YOLCULUĞUN SONU

LANETİ TERSİNE ÇEVİRMEK

27 – Aşama 1: Tanrı’nın Önceki Programı

28 – Aşama 2: Tanrı’nın Şimdiki Programı

29 – Aşama 3: Tanrı’nın Gelecekteki Programı

30 – Gelecekteki Cennetten Gösterilen Bölümler

Sonsöz

Dipnotlar

342

27

AŞAMA 1:

TANRI’NIN ÖNCEKİ

PROGRAMI

“Sen bugün benimle birlikte cennette olacaksın!”

İsa Mesih (Luka 23:43)
irkaç dakika önce diz üstü bilgisayarımın bataryası nere- deyse tükenmiş ya da ölmüştü, ama şimdi yeni yaşam ile dolduruluyor. Ölmek üzere olan bu konumu nasıl tersine
çevrilebildi?
Bilgisayarımın fişini bir elektrik prizine taktım.
Bir diz üstü bilgisayarı, bir cep telefonu ya da bir el feneri, bu ay- gıtların pilleri sürekli bitiyor ya da ölüyorlar –şarjlarını yitiriyor- lar– bu durumları, üstün bir güç kaynağından tekrar şarj edilene kadar devam ediyor.
Adem’in soyunun durumu, bir şekilde bu tükenerek ölen pillerin durumuna benziyor. Anne rahmine düştüğümüz günden itibaren, günahın getirdiği laneti tersine çevirmek için hiçbir yol olmadan, ölmeye başladık.
Yolculuğumuzun son bölümüne başlarken, size, geleceği ölmekte olan bir pil kadar umutsuz görünen gezgin bir Fransız’ın öyküsünü anlatmak istiyorum.


343

MUTSUZ VE DERTLİ

26 yaşındaki Bruno ile 1987 yılının Mart ayında tanıştım.
Bu genç adam, pek çok yıl önce, yaşamın anlamını merak etmeye başlamıştı. İç varlığında büyük bir boşluk hissediyordu – bu boşlu- ğu, ne Katolik inancı ile yetiştirilişi ne de dünyasal zevkler ile dol- duramamıştı.
Bruno, küçük bir erkek çocuğuyken, kendisine Tanrı’yı öğreten kişilerin öğrettiklerini uygulayamadıklarının farkına vardı. İsyan- kar delikanlılık çağında adaletsizlikle dolu bir dünya gözlemledi.
18 yaşına geldiğinde, Bruno’nun yaşamdaki tek amacı, hafta sonla- rını arkadaşlarıyla birlikte geçirmek, sarhoş olmak ve içinde yaşa- dığı sefil koşulları unutmaktı. Kız arkadaşı bir trafik kazasında öldüğü zaman, içinde yaşadığı umutsuzluk koyulaştı. Tanrı’ya öfke duydu.
Bruno, Hindistan’a gitmeye karar verdi. Yaşamın anlamını Hindis- tan’daki pek çok inançtan birinde bulabileceğini düşünüyordu. Bruno, karayolu ile yaptığı yorucu bir yolculuktan sonra, Hindis- tan’ın kalabalık kentlerinden birine vardı. Burada yoğun bir dinsel çaba ve sözle anlatılması mümkün olmayan bir insan mutsuzluğu ile yüz yüze geldi. Karşılaştığı bu durumu Bruno’nun kendi sözle- riyle aktaralım: “Sahip oldukları dine ve inanca rağmen buradaki insanların benden daha mutsuz olduklarını gördüm.”
Bruno, Hindistan’da yaklaşık bir yıl geçirdikten sonra şu sonuca vardı: Eğer nihai gerçeği keşfedecekse, bunu ona yalnızca Tanrı açıklayabilirdi. Böylece Yaratıcısı’na şu basit dua ile hitap etti, “Eğer varsan, bana kendini açıkla!”
Bruno, bir gün Kalküta sokaklarında yürürken, kapısında KUTSAL KİTAP EVİ yazılı bir levha bulunan bir dükkan fark etti. O anda karar vererek, dükkandan içeri girdi ve görevliye, “Fransızca bir Kutsal Kitap’ınız var mı?” diye sordu. Dükkanda tek bir tane Fran- sızca Kutsal Kitap vardı.
Bruno, Kutsal Kitap’ı satın aldı ve okumaya başladı.


344

Okurken, kendisini şaşırtan pek çok şeyle karşılaştı. Örneğin, Tan- rı’nın On Buyruk’ta söylediği birinci ve ikinci buyruklardan çok etkilendi: “Benden başka tanrın olmayacak. Kendine herhangi bir canlıya benzer bir put yapmayacaksın… putların önünde eğilme- yecek, onlara tapmayacaksın(Mısır’dan Çıkış 20:3-5). Bruno, etkilendiği bu buyruklara rağmen, çevresinde insanların önlerinde eğildikleri putlarla dolu tapınakların varlığına tanıklık etti. Ve ken- disinin yetiştirilmiş olduğu din üzerinde düşünürken, tanıdığı din- dar insanların da Meryem ve azizlerin heykelleri önünde eğilerek ve onlara dua ederek Tanrı’nın buyruklarını ihlal etmekten suçlu olduklarını düşündü.

Bruno, aynı zamanda şu ayetten de etkilenmişti: “Bu Yasa Kita- bında yazılı olanları dilinden düşürme. Tümünü özenle yerine ge- tirmek için gece gündüz onu düşün. O zaman başarılı olacak ve amacına ulaşacaksın.” (Yeşu 1:8)

Aradığı gerçeğin yalnızca Kutsal Kitap’ta bulunabileceğine kanaat getiren Bruno Hindistan’dan ayrıldı ve Fransa’ya geri döndü. Ama Kutsal Kitap’ını okumaya devam etmek yerine, onu kitap rafına koydu ve iş ve eğlence yaşamına tekrar başladı. Bu yaşam tarzının ona verdiği tek şey, acı bir tat ve boş bir yürekti.
Aradan dört yıl geçti.

Bruno, bir gün, anlamsız var oluşu hakkında düşünürken, Tanrı’nın vaatlerinden birinin yer aldığı bir Kutsal Kitap ayetini hatırladı: “Beni arayacaksınız. Bütün yüreğiniz ile arayınca Beni bulacak- sınız.” (Yeremya 29:13) Bruno şöyle dua etti, “Tamam Tanrım, vaadinin doğru olup olmadığını anlamak için seni bütün yüreğim ile arayacağım.”

Evinin kendisini etkilemesine engel olmak amacıyla Bruno, bu kez Afrika’ya olmak üzere, bir başka yolculuk daha yapmaya karar verdi. Karayolunu kullanarak yaptığı bu yolculuk sırasında Kutsal Kitap’ını okudu ve dua etti, “Tanrım, beni senin gerçeğine yönlen- dir ve yanlış yollardan koru.” Sahra’yı geçtikten sonra Kuzey Se-


345

negal’e geldi. Buradaki ilk gecesini ailemin ve benim yaşadığım aynı kentte geçirdi.
Ertesi sabah Bruno kentte bir yürüyüşe çıktı. Aynı Kalküta’da ol- duğu gibi, bir kapının üzerinde asılı olan bir levha dikkatini çekti. Bu levhanın üzerinde şunlar yazılıydı:
ECOUTEZ! CAR L’ETERNEL DIEU A PARLE!

(Dinle! Çünkü RAB Tanrı konuştu!)

Bruno içeri girdi.
Girdiği yer benim ofisimdi. Yaptığım işten başımı kaldırıp baktı- ğımda, elinde küçük, çok kullanılmış mavi bir kitap –Hindistan’da satın aldığı Kutsal Kitap– tutan, çalı kadar gür sakallı bir adam gördüm. Bana o zaman yöneltmiş olduğu ilk sorusu hala kulakla- rımda:
“Sen nesin, Katolik mi, Protestan mı?”
“Ben yalnızca bir Hristiyan’ım – Mesih’in bir izleyicisi,” diye kar- şılık verdim. Bruno, yanıtımı duyduğu zaman hem şaşırdı hem de memnun oldu. Çünkü Kutsal Kitap’ı okurken, Kutsal Kitap’ın hiç- bir zaman Katoliklerden ya da Protestanlardan söz etmediğini, Hristiyanlar’dan –Mesih imanlılarından– bahsettiğini gözlemle- mişti. Bruno, daha sonra bana o gün eğer ben “Katoliğim” ya da “Protestanım” şeklinde bir yanıt vermiş olsaydım, dönüp hemen dışarı çıkacağını anlattı. Dinden bıkmıştı. Gerçeği istiyordu.
O günü izleyen birkaç gün boyunca Bruno beni soru yağmuruna tuttu. Ona, Tanrı’nın Kutsal Kitap’taki yanıtlarını gösterdim. Ayrı- lacağı günün akşamı (Güney Afrika’ya gitmeyi tasarlıyordu), ona meydan okudum, “Kutsal Kitap’ını tekrar oku ve Tanrı’nın senin için ne yaptığını oku.”
Altı hafta sonra, eşim ve ben Bruno’dan bir mektup aldık: mektu- bunda bir balıkçı köyünün yakınında kendisine bir oda kiraladığını, Eski ve Yeni antlaşmaları kıyaslayarak Kutsal Kitap’ın tamamını tekrar okuduğunu ve bitirdiğini açıklıyordu.


346

Kutsal Yazılar’ın tümünde Mesih’i görmüştü.

Bu bölümü Bruno’nun kendi sözleriyle aktarmak isterim: “Bir gece dışarıda tek başımayken, İsa’nın vaadi yüreğime güçlü bir şekilde geldi, ‘Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, Ben size rahat veririm(Matta 11:28). Yaşamımı, tüm başarısızlıkları, acılıkları ve pişmanlıkları ile tekrar gözden geçirdiğimde, yüre- ğimde öfkeli bir çatışma meydana geldi. Eğer Mesih’i izlersem, artık tutkularımı ve arzularımı izlemek için özgür olamayacağımı biliyordum. Sonunda teslim oldum. Tanrı, gözlerimi açtı. Mesih’in, çarmıhta, Kanını benim için döktüğüne ve ölümden benim için dirildiğine inandım. Canım, huzurla doldu. Ağlamaya başladım ve ağlamam durmak bilmedi. Günahımın ağır yükü üzerimden gitmiş- ti!” Bruno, şu sözlerle devam etti: “En somme, je suis ne de nouveau!” (“Özetleyecek olursam, yeniden doğdum!”)


Bruno, daha önce aramış olduğu her şeyi buldu: temizlenmiş bir yürek ve vicdan, Yara-
tıcısı ile bir ilişki ve sonsuz yaşam. Neden yeryüzünde bulundu- ğunu ve nereye git-
mekte olduğunu artık
anladı.
Arayışı son buldu. Kutsal Kitap şöyle der:

“Bir kimse Mesih’teyse yeni yaratıktır; eski şeyler geçmiş, her şey yeni olmuştur.” (2. Korintliler 5:17)




Bruno’nun yaşamı hem küçük hem de büyük konularda süratle değişmeye başladı. Örneğin, on bir yaşından beri sigara içiyor ol- masına rağmen, Rab onu bu alışkanlıktan kurtardı. Benliğine dö- nük, içki içmeye yer veren, ahlak dışı yaşam biçimi utanç dolu geçmişinde kalan bir anıya dönüştü. Kutsal Yazılar, artık onun için büyük anlam taşıyorlardı ve dua etmek Bruno için nefes almak kadar doğal bir hale gelmişti.

347

Bruno, seyahat etmeye devam etmek yerine Kutsal Yazılar’ı çalış- mak, Mesih’teki imanlılarla zaman geçirmek ve diğer insanlara Tanrı’nın kendisi için ne yaptığını anlatmak amacı ile sonraki altı ay boyunca Senegal’de kaldı.
Bruno, yeni bir yaratık olmuştu.
Bruno ile ilk karşılaşmamızdan bu yana yaklaşık yirmi yıl geçmiş olmasına rağmen, hala haberleşiyoruz. “Yeni Bruno” bugün Fran- sa’da eşiyle birlikte yaşıyor, Tanrı ile yürüyorlar ve dört çocukları- nı Rab bilgisi ve bereketiyle büyütüyorlar.
Bu söylediklerim, Bruno’nun yaşamının artık yürek acılarından, mücadele ve sıkıntılardan özgür olduğu anlamına mı geliyor? Ha- yır, hem o hem de ailesi çeşitli denemeler ve ayartmalarla karşıla- şıyorlar, ama yalnız değiller.
Rab’bin Kendisi onlarla birlikte.

TANRI’NIN ÜÇ AŞAMALI PROGRAMI

Belki biri şöyle düşünüyor olabilir: “Durun bir dakika, eğer İsa bizim için Şeytan’ı, günahı ve ölümü yendiyse, o zaman Mesih imanlıları dahil olmak üzere insanlar neden pek çok alanda müca- dele etmeye devam ediyorlar? Dünyamız neden kötülük ve çekiş- melerle dolu? Vaat edilen kurtarış ve mükemmellik nerede?
Bu soruların yanıtları, Tanrı’nın, insan tarihine müdahale etmek için yaptığı uzun süreli planın üç aşamadan oluştuğu gerçeğinde bulunur:
Aşama I: Tanrı, halkını günahın

CEZASINDAN kurtaracaktı.

Aşama II: Tanrı, halkını günahın

GÜCÜNDEN kurtaracaktı.

Aşama III: Tanrı, halkını günahın

VARLIĞINDAN kurtaracaktı.235



348

Aşağıda Yeni Antlaşma’dan alınan bir aktarma, Tanrı’nın bu üç aşamalı –geçmiş, şimdi ve gelecek– programını özetlemektedir:
“Tanrı ‘bizi böylesine büyük bir ölüm tehlikesinden (Aşa- ma I) kurtardı; daha da kurtaracaktır (Aşama II); umu- dumuzu O’na bağladık, bizi yine kurtaracaktır (Aşama III).” (2. Korintliler 1:10)
Kutsal Yazılar’da yaptığımız yolculuğun geri kalan bölümü, Tan- rı’nın, Şeytan’ın, günahın ve ölümün etkilerini sonsuza kadar yok edeceği bu üç aşamalı programa odaklanacaktır. Yolculuğumuzun son kısmı, bize Cennetin kendisinden kısa görüntüler vereceği için harikulade manzaralar içerecektir.

LANETİ TERSİNE ÇEVİRMEK: AŞAMA BİR

Adem ve Havva Şeytan’ın söylediklerini dinledikleri zaman, Yara- tıcıları-sahipleri ile olan arkadaşlıklarını, ceza olarak kaybettiler ve hem kendilerinin hem de tüm soylarının üzerine günahın lanetini getirdiler. Orijinal, mükemmel dünya aniden insanların Tanrı’dan saklanmak istedikleri ve kendi yollarında yürümeyi tercih ettikleri bir yer haline dönüştü. Yaşam, yas ve acı, hastalık ve bozulma, yoksulluk ve açlık, üzüntü ve çekişme, yaşlanma ve ölüm ile ta- nımlanmaya başlandı.
Günah, bir lanet getirdi. Ama zaman dolduğunda, Tanrı’nın söz vermiş olduğu gibi, Tanrı’nın Sonsuz Oğlu, Adem’in soyunu Şey- tan, günah ve ölümden kurtarmak için bir kadının Soyu olarak gök- lerden yeryüzüne geldi.

Tanrı, eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez çeşitli yollardan atalarımıza seslendi. Bu son çağda da her şeye mirasçı kıldığı ve aracılığıyla evreni yarattığı Kendi Oğlu ile bize seslenmiştir. Oğul Tanrı yüceliğinin parıltısı, O’nun varlığının öz görünümüdür. Güçlü sözü ile her şeyi devam ettirir. Günahlardan arınmayı sağladıktan sonra, yücelerde ulu Tanrı’nın sağında oturdu.” (İbrani- ler 1:1-3)



349

Rab İsa günah tarafından lekelenmemişti.
O, günah ile lanetlenmiş yaratılışın her unsuru üzerinde tam bir yetkiye sahip olduğunu gösterdi. Ağzından çıkan bir söz ya da Elinin bir dokunuşu ile kötü ruhların kaçmasını, kör gözlerin gör- mesini, cüzamlı hastaların temizlenmesini ve ölülerin dirilmesini sağladı. O, suyun üzerinde yürüdü, fırtınaları dindirdi ve aç insan- ları doyurmak için ekmeği çoğalttı. O, günahı bağışladı ve yaralı yüreklerin esenliğini sağladı.
Ve sonra yerine getirmek için geldiği görevi tamamladı.
Babası’nı yüceltmek, Kutsal Yazılar’ı yerine getirmek ve O’na inanan herkesi kurtarmak için acı çekti, öldü ve tekrar dirildi.

“İbrahim’e sağlanan kutsama Mesih İsa aracılığıyla ulus- lara sağlansın ve bizler vaat edilen Ruh’u iman ile alalım diye, Mesih bizim için lanetlenerek bizi Yasa’nın lanetin- den kurtardı. Çünkü, ‘Ağaç üzerine asılan herkes lanetli- dir’ diye yazılmıştır.” (Galatyalılar 3:13-14; Yasa’nın Tek- rarı 21:23)

ŞAŞIRTAN LÜTUF

Tanrı’nın yasalarını mükemmel bir şekilde yerine getiren İsa, ya- sayı ihlal edenleri, “yasanın lanetinden kurtarmak (bunu yapabil- mek için mükemmel itaat gereklidir), bizim için lanetlenmek üze- re” geldi. İsa, bizi sonsuz cezadan kurtarmak için, kendi isteği ile, bizim hak ettiğimiz cezayı üstlendi.
Rab, çarmıhta asılıyken acı çektiği anlarda bile, günahın lanetini tersine çevirmek ile ilgili amacını sergiledi.
İsa, devlete karşı hainlik, hırsızlık ve cinayet suçlarından ölüme mahkum edilen iki suçlunun arasında çarmıha gerildi. Rab ve bu iki günahkâr arasında geçen konuşmaya tekrar kulak verelim. Ön- ce, her iki adam da İsa ile alay etti, ama saatler ilerledikçe bir tane- sinin yüreği değişti ve tövbe etti.


350

“Çarmıha asılan suçlulardan biri, ‘Sen Mesih değil mi- sin?Haydi, kendini de bizi de kurtar!’ diye küfür etti.

Ne var ki, öbür suçlu onu azarladı ‘Sende Tanrı korkusu da mı yok?’ diye karşılık verdi. ‘Sen de aynı cezayı çeki- yorsun. Nitekim biz haklı olarak cezalandırılıyor, yaptıkla- rımızın karşılığını alıyoruz. Oysa bu adam hiçbir kötülük yapmadı.’ Sonra, ‘Ey İsa, kendi egemenliğine girdiğinde beni an’ dedi.

İsa ona, ‘Sana doğrusunu söyleyeyim, sen bugün benimle birlikte cennette olacaksın’ dedi.” (Luka 23:39-43)

Bu iki haydut ölmek ve cehenneme gitmek üzereydiler. Sonra, bu son saatlerde, bir tanesi Tanrı’nın önünde günahlı olduğunun farkı- na vardı ve ortadaki çarmıha çivilenmiş olan günahsız Kurtarıcı’ya güvenerek iman etti.
İsa ona bir vaatte bulundu:

“Sen bugün benimle birlikte cennette olacaksın!”

Sonsuzluğu, Şeytan ve onun düşmüş melekleri için hazırlanmış olan yerde geçirmek yerine bağışlanan bu haydut, sonsuzluğu şim- di Yaratıcısının-Kurtarıcısının huzurunda geçirecekti.
Birbirlerinden ne kadar farklı iki yer ve ne kadar büyük bir değiş
tokuş!
Günahın cezasını çekmek için tam o anda Kanını dökmekte olan Tanrı’nın Kuzusu’na güvendiği için Tanrı bu günahkârın günahla- rını kayıt defterinden sildi, İsa’nın doğruluğunu onun hesabına geçirdi ve adını Kuzu’nun Yaşam Kitabına yazdı – bu Kitap Tan- rı’nın bağışlama, doğruluk ve sonsuz yaşam armağanını iman ede- rek alan herkesin isimlerini içerir.
Günahın laneti, bu çaresiz günahkâr için sonsuza kadar tersine çevrildi.


351

KATİLLER BAĞIŞLANABİLİR Mİ?


Aşağıdaki elektronik posta, araştırma yapan birinden geldi:

İsa (üzerine esenlik olsun) bizim yerimize geçerek günah- larımız için öldü” ifadesinin ışığında “adalet” terimini nasıl açıkladığınızı bilmek isterdim. Bu ifade, yaşamım boyunca yaptığım tüm hatalardan sorumlu tutulmayacağım anlamına mı geliyor? Bu dünyadayken adaletin elinden kurtulan katil, öbür dünyada, sadece İsa onun günahlarının cezasını ödediği için özgür kılınacak… Ben, bu görüşü onaylamakta zorlanıyorum. Hepimizin doğru yola yönlendirilmesini diliyorum!

İsa’nın günahkârların yerine geçerek çarmıhta ölmesi “adalet” ile tutarlı mıdır? Tanrı, bir katili bile bağışlayabilir mi? Gelin, bu son soruya önce bağışlanan ve değişen “katiller” hakkındaki birkaç tanıklık ile karşılık verelim.

YAMYAMLAR

Kutsal Kitap çevirmeni ve antropolog Don Richardson, Yeryüzü- nün Efendileri adlı kitabında Endonezya’da İrian Jaya dağında yaşayan vahşi yamyamlar olan Yali halkından söz eder. Yüzyıllar boyunca bu halk çevrelerindeki köylerde yaşayan düşman insanlara işkence ettiler, onları öldürdüler ve, evet, onları yediler. İntikam ve korku, “normal” bir yaşam biçimiydi.
Sonra onlara Müjde götürüldü.
Yali halkı ve çevrelerindeki kabileler Tanrı’nın, günahın bağışlan- ması ve Mesih’teki yeni yaşam hakkındaki iyi haberini işittiler. Bu insanların çoğu iman etti. Düşünce ve yaşam biçimleri değiştirildi. Tanrı’nın yeniden doğmuş çocukları olarak, neyin “normal” olduğu konusunda şimdi yeni bir standarda kavuştular. Daha önce birbirle- rinden korkan ve nefret eden kişiler birbirlerinin kardeşi oldular. Eski düşmanlarıyla dostluklarını kolaylaştırmak için “Yali köyleri- ni birbirlerine yaklaştıran daha kaliteli patikalar” yaptılar.236


352

Bugün bu eski katiller kendilerine zarar vermek isteyen kişilere merhamet gösterirler, çünkü Tanrı’nın Ruh’u onların yüreklerini değiştirmiş ve onlara şunu öğretmiştir: “Birbirinize karşı iyi yürek- li, şefkatli olun. Tanrı’nın sizi Mesih’te bağışladığı gibi siz de bir- birinizi bağışlayın.” (Efesliler 4:32)

UMUTLARINI YİTİRMİŞ BİR KIZ

Emma, Singapur’daki tutucu ve sert bir Müslüman ailede yetiştiril- di. Anne-babasının boşanması ve aile yaşamının düzensizliği nede- niyle birini –kendini– öldürmeye karar verdi.
Emma, on katlı apartmanlarının balkonundan aşağıya atlamaya niyetliydi. Tam planını uygulamak üzereyken, tanımadığı Tanrı’ya öfke ve umutsuzluk içinde feryat etti, “Eğer gerçekten varsan, bana bunu bir şekilde bildir!”
Balkona giden birkaç basamaklı merdivene doğru yürümeye başla- dı ve basamaklardan birinin üzerinde bir Kutsal Kitap duruyordu! Emma hemen kitabı aldı ve koşarak odasına gitti. Kutsal Kitap’ın sayfaları açıldı ve açılan bu sayfalarda şu satırlar yazılıydı:

Rab çobanımdır, eksiğim olmaz. Beni yemyeşil çayır- larda yatırır, sakin suların kıyısına götürür. İçimi taze- ler, adı uğruna bana doğru yollarda öncülük eder. Ka- ranlık ölüm vadisinden geç- sem bile, kötülükten kork- mam. Çünkü sen benimlesin.

Çomağın, değneğin güven verir bana. Düşmanlarımın önünde bana sofra kurarsın, başıma yağ sürersin, kasem taşıyor. Ömrüm boyunca yalnız iyilik ve sevgi izleyecek

beni, hep RAB’bin evinde oturacağım.(Mezmur 23)

Emma, bu Mezmur’u okurken, Tanrı’nın gerçekliği VE SEVGİSİ
tam doluluk ile üzerine geldi. Hemen bunun ardından, “Ben iyi


353

çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verirdiyen (Yu- hana 10:11) Rab İsa’ya güvenerek iman etti.

Emma, O’nun “koyunlarından” biri oldu.
Emma artık kendini öldürmek istemiyor. Sevinçli bir eş ve beş ço- cuk annesi. Emma’nın yaşam amacı, Mesih’te bulduğunu –TAN- RI’NIN BOL SEVGİSİ– diğer kişilerin de bulmasına yardımcı olmak.
Bu öyküyü, doğruluğunu kontrol etmesi için Emma’ya gönderdi- ğim zaman, öyküyü elektronik posta aracılığıyla bana geri gönder- di; öyküye Tanrı’nın sevgisi hakkındaki sözlerini büyük harflerle yazarak eklemede bulunmuştu. Dünyanın her yerinde bezdiren güçlü baskılar ve meydan okumalarla yüz yüze olan kadınların ortasında Emma, günlük yaşamı için gerekli olan gücü ve sevgiyi Rab’bin şaşırtıcı sevgisinde ve ilgisinde buluyor.

VAHŞİ BİR ADAM

Son olarak, Tanrı’nın adı uğruna insanları öldüren dindar bir parti- zan olan Tarsus’lu Saul üzerinde duralım.
Saul, Mesih’in zamanında Küçük Asya’da (günümüzdeki Türkiye), Tarsus’ta dünyaya geldi. Saul, İsa’nın Mesih ve Tanrı’nın Oğlu olduğuna inanmadı. İsa’nın Cennete dönmesinden kısa bir süre sonra, Saul Yahudi yüksek kurulu tarafından İsa’nın izleyicilerini hapse atmak, kırbaçlamak ve öldürmekle görevlendirildi. İsa’ya inanmış olan Yahudiler’i hapse atarak, kırbaçlayarak ve öldürerek Tanrı’ya hizmet ettiğine inanıyordu.237 Bir gün Saul ve adamları bir grup Yahudi Hristiyan’ı tutuklamak için görev yaparken neler ol- duğunu aşağıdaki satırlarda birlikte okuyalım.

“Yol alıp Şam’a yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı. Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‘Saul, Saul, neden Bana zulmediyorsun?’ dedi- ğini işitti.

Saul, ‘Ey Efendim, sen kimsin?’ dedi.



354

Ben senin zulmettiğin İsa’yım’ diye yanıt geldi. Üvendireye karşı tepmekle kendine zarar veriyorsun.’

Saul, şaşkınlıktan donakaldı, titreyerek, ‘Rab, benden ne yapmamı istiyorsun?’ dedi. (Elçilerin İşleri 9:3-6)

Saul’un İsa hakkındaki düşüncesi değişti. Eski Antlaşma Yazıları- nın bir öğrencisi olarak Saul hemen o anda İsa’nın tüm peygamber- lerin hakkında yazdıkları Mesih olduğunu anladı.
Büyük düşman büyük kahraman haline geldi.238
Adını sonradan Pavlus (“küçük” anlamına gelir) olarak değiştiren

Saul, kendisi hakkında şu tanıklıkta bulundu:

“Bir zamanlar O’na küfreden, zalim ve küstah biri oldu- ğum halde bana merhamet edildi. Çünkü ne yaptıysam bil- gisizlikten ve imansızlıktan yaptım. Ama Rabbimiz’in lütfu, imanla ve Mesih İsa’da olan sevgi ile birlikte bol bol üze- rime döküldü. ‘Mesih İsa günahkârları kurtarmak için dünyaya geldi’ sözü güvenilir ve her bakımdan kabule la- yık bir sözdür. Günahkârların en kötüsü benim.(1. Timoteos 1:13-15)

MESİH’İN UZMANLIĞI

“Katiller” bile Tanrı tarafından bağışlanabilir ve değiştirilebilirler mi?
İrian’lı yamyamlar, Singapur’lu Emma ve Tarsus’lu Saul Tanrı tarafından bağışlanmış ve değiştirilmişlerdir. Aynı durum, İsa’nın yanındaki çarmıha gerilmiş olan tövbekar katil için de geçerlidir. Tanrı’nın mesajına inandıkları zaman dünyanın her yerindeki gü- nahkârlar –hapishanelerin içindekiler ve dışındakiler– Tanrı tara- fından bağışlanır ve değiştirilirler.
“En iyi” ve en kötü günahkârların yüreklerini kurtarmak ve değiş- tirmek, Mesih’in uzmanlık alanıdır. Tanrı’nın merhameti ve lütfu hakkındaki her şey budur.


355

Elbette, günahın sonuçları vardır.
Çarmıhtaki haydut suçları nedeniyle hala acı çekiyordu. Yaşamı süresince Rab’bi tanımanın, O’nun için yaşamanın ve O’nu tanı- maları için başkalarına yardım etmenin getirdiği huzur ve sevinci hiçbir zaman tatmadı. Her şeye rağmen, bir günahkârın bağışlan- ması ve Tanrı’nın önünde doğru kılınması her zaman aynı yol ara- cılığıyladır: günahlı konumunun farkına varmak ve Tanrı’nın kur- tuluş sağlayışına güvenmek.
Rab İsa’ya inanmamak, İsa’nın diğer yanında çarmıha gerilmiş
olan, tövbe etmeyen haydut ile birlikte mahvolmaktır.

MERHAMET VE ADALET BİRLİKTE

Birkaç sayfa önce elektronik postasını okuduğunuz kişi aynı za- manda şu soruyu da sormuştu: ‘İsa bizim yerimize geçerek günah- larımız için öldü’ ifadesinin ışığında ‘adalet’ terimini nasıl açık- larsınız?” Ahmed daha önce aynı soruyu sordu:

Tanrı, ne istediğini insanlara söyleyebilecek ve onların günah- larını sevgili oğlunu kurban etmeden ve ona işkence etmeden silebilecek kadar büyük değil midir???!

Daha önce de defalarca görmüş olduğumuz gibi, Tanrı adalet ve sadakat konularında büyük olduğu için insanların günahları gere- ken şekilde yargılanmadıkça ve cezalandırılmadıkça, bu günahları “silemez.”
13. bölümde adaleti yerine getirmeden merhamet ihsan eden yargıç hakkında verilen örneği hatırlayın. Bu yargıcın yaptıkları tüm mahkemenin öfkesini ve nefretini uyandırmıştı.
Tanrı, bu garip fikirli yargıca benzemez. O’nun karakterinde ya da ününde ufacık bir toz tanesi kadar leke bulunamaz. O, adalete zarar verecek bir merhameti asla ihsan etmez. Oğlunu, gökyüzünden yeryüzüne bir çarmıha çivilenmesi ve bu çarmıhta Tanrı’nın mer-


356

hametini ve gerçeğini mükemmel bir bileşim içinde sergilemesi için büyük Sevgisi nedeni ile gönderdi.

“Sevgi ile sadakat buluşacak. Doğruluk ile esenlik öpüşe- cek. Sadakat yerden bitecek, doğruluk gökten bakacak.” (Mezmur 85:10-11)

İsa Tanrı’nın gazabına bizim için katlandığından, Tanrı “gökten aşağı bakabilir” ve bize bağışlama, mükemmellik, ve sonsuz ya- şam armağanlarını sunabilir. Rab İsa, bizim yerimize geçerek Tan- rı’nın adaletini, merhametini ve lütfunu sergiledi. Daha önce de gözlemlemiş olduğumuz gibi:

Adalet, hak ettiğimizi almak, Merhamet, hak ettiğimizi almamak, Lütuf ise, hak etmediğimizi almaktır.

Mesih’e güvenen herkes hiç kimsenin hak etmediğini alır: günahtan arınma, Mesih’in doğruluğu, Tanrı’nın ailesinde bir yer ve sonsuz yaşam. Mesih’i reddeden ve umursamayan herkes, herkesin hak ettiğini alacaktır.

Mesih gelmeden yedi yüz yıl önce peygamber Mika şunları yazdı: “Yönetenin yanağına değnek ile vuracaklar(Mika 5:1). Bu konu üzerinde durun ve düşünün! Tüm yeryüzünün Yöneteni, kurtarma- ya geldiği nankör günahkârlar tarafından öldürülmek için insan bedenine büründü!

Adalet, merhamet ve lütuf, bir araya gelerek bundan daha iyi bir uyum sağlayamazlardı.

Biz daha çaresizken Mesih belirlenen zamanda tanrısız- lar için öldü. Bir kimse doğru insan için güç ölür, ama iyi insan için belki biri ölmeyi göze alabilir. Tanrı ise bizi sevdiğini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkârken Mesih bizim için öldü” (Romalılar 5:6-8).



357

ADİL KALAN VE AKLAYAN

Tanrı, planının ilk aşamasında, günahkârları bağışlamak için Kendi mükemmel standartlarını düşürmeden, bir yol açtı. Tanrı hem adil kalan hem de İsa’ya iman edeni aklayandır(Romalılar 3:26).

Tanrı Adil’dir, çünkü günahı gereken şekilde cezalandırmıştır. Tanrı, gönderdiği Kurtarıcı’ya güvenenlerin hepsini Aklayan’dır. Kendi çabalarıma güvenmeyi bıraktığım ve Mesih’e, O’nun benim
için ölüp dirildiğine güvendiğim an, Adil Yargıç, kayıt kitabında
yazılı olan tüm suçlarımın üzerine şu mührü vuracaktır:

A K L A N D I !

Aklanmak, Tanrı’nın yasal bir eylemi aracılığıyla doğru ilan edil- mek’tir.

Tanrı, bunu nasıl yapabilir?
Tanrı bunu yapabilir, çünkü çarmıhta günah-cezamı O ödedi.
Adem günah işlediği zaman, Tanrı insan soyunun tümünün doğru olmadığını ilan etti. Ama İsa öldüğü ve tekrar dirildiği için, Tanrı, O’na inanan herkesi doğru olarak ilan eder.

“Çünkü bir adamın söz dinlemezliği yüzünden nasıl bir ço- ğu günahkâr kılındıysa, bir adamın söz dinlemesi ile bir çoğu da doğru kılınacaktır.” (Romalılar 5:19)

Adem’in günahı nasıl murdarlık ve ölüm ürettiyse, Mesih’in ölümü ve dirilişi de temizlenme ve yaşam sağladı.

Herkes nasıl Adem’de ölüyorsa, herkes Mesih’te yaşa- ma kavuşacak.” (1. Korintliler 15:22)

Adil Yargıç, gökyüzünden yeryüzüne baktığı zaman, sizi Adem’de ve onun kirli günahkârlığının içinde mi görüyor? Ya da Tanrı sizi Mesih’te ve O’nun saf ve lekesiz doğruluğunun içinde mi görüyor?
Cennet mahkemesi üçüncü bir şık tanımaz.


358

İNSAN’IN ÇİFTE SIKINTISI

Yaratılış kitabının üçüncü bölümünde açıklandığı gibi Adem ve Havva Yaratıcılarına itaatsizlik ettikleri zaman, üzerlerine, günah ve utancın çifte bilinmeyenini getirmiş oldular.

Günahları yüzünden saklanmak zorunda kaldılar.

Utançları çıplaklıklarını örtmeleri için onları harekete geçirdi. Tanrı, Adaleti nedeni ile onların kendi çabalarıyla çıplaklıklarını
örtmek için kullandıkları incir yapraklarını reddetti, ama Merhame- ti nedeniyle onlara, kurban edilmiş hayvanların derilerini giydirdi. Hayvan kanı onların günahını uzaklaştırmak için neyin gerekli olduğunu ve hayvan derileri ise onların utancını örtmek için neyin gerekli olduğunu sembolize ediyorlardı.
Bizler, atamızın günahını ve utancını paylaşıyoruz.Tanrı’nın önün- de bizler, kirli günahkârlar ve ruhsal çıplaklarız. Utanç verici bir durum, ama O’nun Huzurunda durabilmek için uygun değiliz. O’nun bağışlamasına ve O’nun mükemmelliğine muhtacız.

Çifte sıkıntımız aşağıdaki şu iki soruyla özetlenebilir:

1. Bizi Yaratıcımız’dan ayıran günahtan nasıl temizlenebili- riz?
2. O’nunla sonsuza kadar birlikte yaşayabilmemiz için mü- kemmelliği nasıl giyinebiliriz?

TANRI’NIN ÇİFTE ŞİFASI

İnsanın günahkârlığı ve doğruluk eksikliği için gerekli çözüme yalnızca Tanrı sahiptir. Tanrı’nın günahsız Oğlu İsa, çarmıhta Kanı- nı döktüğü zaman bizim cezamızı üstlendi, ve ölümü fethetmiş Olan olarak, bize Kendi doğruluğunu sunar.



“Tanrı, Rabbimiz İsa’yı ölümden dirilte- ne inanan herkesi aklanmış sayacak. İsa

359

suçlarımız için ölüme teslim edildi ve aklanmamız için diriltildi.(Romalılar 4:24-25)

“Bir kimse Mesih’teyse yeni yaratık- tır; eski şeyler geçmiş her şey yeni olmuştur. Bunların hepsi Tan- rı’dandır. Tanrı, Mesih aracılığıyla bizi Kendisi ile barıştırdı ve bize barıştırma görevini verdi. Tanrı,

günahı bilmeyen Mesih’i bizim için günah sunusu yaptı. Öyle ki, Mesih sayesinde Tanrı’nın doğruluğu olalım.” (2. Korintliler 5:17-18,21)

Kendinize ve dininize güvenmeyi bıraktığınız ve umudunuz yalnız- ca Mesih ve sizin için döktüğü mükemmel kanı olduğu anda:

1) Sizi günah’ın kirliliğinden temizleyecek, ve
2) Sizi Kendi mükemmel doğruluğu ile örtecektir.
Tanrı’nın günahınızı ve utancınızı iyileştirecek başka bir tedavisi yoktur.

TANRI’NIN DEĞİŞ TOKUŞ PROGRAMI

Rab İsa Mesih, ölümü ve dirilişi aracılığıyla, bizim günahımızı aldı ve bize Kendi doğruluğunu verir. Tanrı’nın büyük değiş tokuş programı şöyledir: O’nun doğruluğuna karşılık benim günahım.
Biri, böyle hem hayrete düşüren hem de hayranlık uyandıran bir öneriyi neden reddetsin ki?
İnsanı üzen gerçek şudur ki, insanların çoğu Tanrı’nın sağlayışını reddetmeyi seçerler. Ancak her şeye rağmen O’nun önerisi sunul- muştur: Tanrı’nın kurtuluş armağanını alan herkes, doğru ilan edildi. Bu armağanı reddeden herkes, kendi günahlarının bedelini, hayali ve geçici bir Araf’ta değil, Şeytan ve onun cinleri için hazır- lanmış olan sonsuz cehennemde ödeyecektir.


360

Pek çok dindar kişi, şu konuda ısrarlıdırlar: “Herkes kendi günahla- rının bedelini ödemelidir.” Tanrı’nın bağışlama ve doğruluk arma- ğanını reddeden herkes bu düşünceye sahiptir. Ama yine de, bu günah borcu sürekli olduğu için bedeli hiçbir zaman ödenemeye- cektir. Ayrıca, kayıp günahkârlar, günahlarının cezasını ateş gö- lünde sonsuza kadar öderlerken, cennette yaşamak için talep edilen doğruluğu asla kazanamayacaklardır. Bağışlamayı ve O’nunla bir- likte yaşamaları için gerekli olan doğruluğu, çaresiz günahkârlara yalnızca Tanrı verebilir.
Kurtarıcı gelmeden yedi yüz yıl önce, peygamber Yeşaya Tanrı’nın büyük değiş tokuş programı hakkında şunları yazdı:

“Hepimiz murdar olanlara benzedik. Bütün doğru işlerimiz kirli adet bezi gibi. Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık,

Her birimiz kendi yoluna döndü.

Yine de Rab hepimizin cezasını O’na yükledi.

RAB’de büyük sevinç bulacağım; Tanrım ile yüreğim coşacak.

Çünkü bana kurtuluş giysisini giydirdi, Beni doğruluk kaftanı ile örttü.

(Yeşaya 64:6; 53:6; 61:10)
Tanrı’nın önünde hala murdar olanlara benziyor musunuz? Ya da

Mesih’in kanı aracılığıyla temizlendiniz mi?

Çıplaklığınızı örten kendi doğruluğunuzun kirli adet bezleri midir? Ya da üzerinize Mesih’in doğruluğunun tertemiz giysisini giydiniz mi?
Her şey şu tek sorunun yanıtlanmasına bağlı.

“Verdiğimiz habere kim inandı?(Yeşaya 53:1)

Tanrı’nın verdiği habere inandınız mı? O’nun gerçeği ile ilgili di-
ğer tüm tercihleri bir kenara bıraktınız mı?


361

“BİLESİNİZ DİYE”

Tanrı Sözü şöyle der: “Tanrı’nın Oğlu’nun adına iman eden sizle- re sonsuz yaşama sahip olduğunuzu bilesiniz diye bunları yazdım” (1. Yuhanna 5:13).

Yıllar önce, çok dindar bir hanım ile Tanrı’nın sonsuz yaşam ar- mağanı hakkında konuştum. Bu hanım, kendisini bir Hristiyan olarak adlandırmasına rağmen, Tanrı’nın Mesih’te kurtuluşu sağla- dığına hiçbir zaman güvenmemişti. Ona, “Ben, öldüğüm zaman cennete gideceğimi biliyorum” dediğim zaman, biraz kızarak şu yanıtı verdi, “Ya, demek o kadar iyi olduğunuzu düşünüyorsunuz ki, doğrudan cennete gideceğinizi söyleyebiliyorsunuz, öyle mi?”

“Hayır” diye karşılık verdim, “cennete gideceğim, ama ben o ka- dar iyi olduğum için değil. Tanrı, o kadar iyi olduğu için. Eğer O’na ve bizim için yaptıklarına iman ettiğimiz takdirde, “sonsuz yaşama sahip olduğumuzu bilebileceğimizibize söyleyen O’dur.

“Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rab- bimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.(Romalılar 6:23)

ALİ NASIL BİLDİ?

Bu kitabın birinci bölümünde Tanrı’nın mesajına inandığı için ailesi tarafından reddedilen Ali’den söz etmiştim.
Onunla ilk karşılaştığımda Ali de Bruno gibi 26 yaşındaydı. Ancak yine de, eğlence peşindeki Bruno’dan farklı olan Ali dinini içten- likle uyguladı – günlük dualarını belirtilen şekilde yerine getirmek, her yıl bir ay oruç tutmak ve diğer insanlara iyi davranmaya çalış- mak. Ama yine de midesinde sancıların oluşmasına neden olan bir huzursuzluk hissediyordu.
Ali, geceleri uyuyamadan yatağında yatarken şunları düşünürdü: “Dini görevlerimi yerine getiriyorum – o zaman neden sonsuzluk- tan bu kadar çok korkuyorum? Ah Tanrım, öldükten sonra nereye gideceğimi bilmemin bir yolu yok mu?”


362

Ali bu soruyu babasına ve yerel din önderlerine sordu, “Tanrı’nın Cennete girmeme izin vereceğinden nasıl emin olabilirim?” Herkes papağan gibi aynı yanıtı tekrarladı: “Bilemezsin. Hiç kimse kaderi- ni bilemez. Yalnızca Tanrı bilir.”
Onların bu yanıtı Ali’yi tatmin etmedi.
Evde ve okulda Ali’ye Kuran’daki şu bilgiler öğretilmişti: Meryem oğlu İsa, bir bakireden doğmuş olan doğru bir peygamberdi. Ali, İsa’nın aynı zamanda Mesih, Tanrı Sözü ve Tanrı Ruhu gibi unvan- lara sahip, güçlü mucizeler yapan bir peygamber olduğunu da öğ- rendi. “Belki İsa Peygamber bana aradığım yanıtı sağlayabilir,” diye düşündü.
Ali, İsa hakkında bir kitap bulmaya karar verdi. Birkaç hafta sonra yollarımız karşılaştı. Ben Ali’ye, hemen yoğun bir ilgi göstererek çalışmaya başladığı bir Kutsal Kitap verdim. Yaklaşık bir yıl sü- reyle Kutsal Yazılar’ı araştırdıktan sonra Ali’nin neler keşfettiğini aşağıda kendi sözleriyle okuyalım:

“Tüm peygamberlerin İsa’ya işaret ettiklerini öğrendim. İsa’nın Kendisinin: Yol, Gerçek ve Yaşam Ben’im, Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez… Size doğru- sunu söyleyeyim, sözümü işitip Beni gönderene iman ede- nin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölüm- den yaşama geçmiştir” (Yuhanna 14:6; 5:24) dediği bölü- mü okudum.

Bu ve diğer ayetler, İsa’nın kim olduğunu anlamama ve O’nu kabul etmeme yardımcı oldular: Kesin bir kurtuluş sağlamak için kanını döken ve ölümden dirilen tek Kurtarı- cı! O’na ve benim yerime geçerek benim günahlarım için acı çektiğine ve öldüğüne iman ettim.
İman ettiğim anda, içimde, daha önce hiç duymadığım bir huzur duygusu hissettim. Ne kadar büyük bir değişiklik! Artık sonsuz yazgımın ne olacağını düşünüp kaygılanmı- yorum çünkü Rab’bin, beni mahkum eden günahların tü- münün cezasını eksiksiz olarak ödediğini biliyorum. Şimdi,


363

iyi olduğum için değil, Tanrı’nın İsa Mesih’te sağladığı lü- tuf nedeni ile cennete gideceğimi biliyorum. Şimdi Tanrı’yı her konuda hoşnut etmek istiyorum, ama bunu kurtuluşumu kazanmak için değil, Tanrı beni kurtardığı ve yüreğimi de- ğiştirdiği için istiyorum.”
Ali için, günahın laneti tersine çevrilmişti. Bugün, o, eşi ve oğulları yalnızca öldükten sonra nereye gideceklerini bilmek ile kalmıyor- lar, aynı zamanda yeryüzünde hangi amaç ile bulunduklarını da biliyorlar: Yaratıcılarını-Kurtarıcılarını tanımak, sevmek ve O’na hizmet etmek ve diğer insanları da O’nu tanımaya yönlendirmek.

ÖLÜM: İMANLININ UŞAĞI

Mesih, yeryüzüne ilk geldiği zaman, Tanrı’nın, günahın lanetini tersine çevirmek için yaptığı üç aşamalı planın ilk bölümünü yerine getirdi. Yaşamı, ölümü, gömülmesi ve dirilişi aracılığıyla İsa, için- den geçilemez gibi görünen günah ve ölüm duvarını deldi. Çarmıh- taki haydut, yamyamlar, Emma, Saul, Ali, Bruno ve Tanrı’nın me- sajının gerçek olduğunu kabul eden herkes, bu mesajın sağladığı yararlardan istifade eden kişilerdir.

Zalim zorba, Ölüm, Mesih’teki imanlılar için, görevi, Tanrı’nın buyruğu ile cennet kapısını açmak olan alçakgönüllü bir hizmetkâr haline getirildi. Kutsal Yazılar şöyle der: “Rab’bin gözünde değer- lidir sadık kullarının ölümü.239 (Mezmurlar 116:15)

“Değerli” sözcüğünün “ölümü” tanımlarken kullanılabileceğini hayal etmek bile imkansızdı. Ama Tanrı’ya şükürler olsun ki, artık iman eden herkes için bu tanımı kullanabiliriz.

Ey ölüm, dikenin nerede? Ey ölüm, zaferin nerede?... Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla bizi zafere ulaştıran Tan- rı’ya şükürler olsun!” (1. Korintliler 55,57)

Günahın geçmişteki laneti tersine çevrilmiştir.


364

28

AŞAMA 2:

TANRI’NIN ŞİMDİKİ

PROGRAMI

“Yasamı içlerine (zihinlerine) yerleştirecek, Yüreklerine yazacağım.”

RAB (Yeremya 31:33)
ek çok kişi günahın ölümcül laneti üzerinde fazla durmaz- ken, pek çok kişi de yaşamın günlük lanetleri olarak adlandı- rılabilecek şeylere tutsak olarak yaşarlar.
Dünya nüfusunun çoğunluğu kaza, hastalık ve ölüm korkusu içinde yaşar. İnsanların çoğu yiyecek satın almak ve borçlarını ödemek için yeterli paraları olmadığı konusunda kaygılanırlar. Bazı insan- lar ise, talihsizlikten, büyüden, ya da nazardan korkarlar, mutlu oldukları zaman bunu yüksek sesle söylememeye özen gösterirler, çünkü eğer kötü bir ruh mutluluklarını işitirse, mutluluklarının nesnesine zarar vereceğini düşünürler. Bazı kişiler kötü ruhları ve felaketi savuşturmak için evlerine, kendilerinin ve çocuklarının üzerlerine muska ya da tılsımlı dualar asarlar. Çoğu insan korun- mak için tılsımlar ya da ezberden okunmuş dualarla kutsanan sular içerler.240 Tanrı’ya şükürler olsun ki, Yaratıcılarını-Kurtarıcılarını bilen ve O’na güvenen kişilerin bu tür önlemler almaya ihtiyaçları yoktur, çünkü O, düşmanın hayali ya da gerçek tüm kötü güçlerin-


365

den sonsuzca daha büyüktür. Bir imanlı için korkulacak hiçbir şey yoktur, çünkü Rab İsa, ölümün kendisi de dahil olmak üzere var olan her gücün üzerinde yetkiye sahiptir.
İsa, günahın bedelini ödeyerek günahın, yalnızca sonsuz yazgımızı etkileyen lanetini tersine çevirmek için gelmedi, aynı zamanda günahın günlük yaşamlarımızı etkileyen lanetini de tersine çevir- mek için geldi

LANETİ TERSİNE ÇEVİRMEK: AŞAMA İKİ

Kutsal Yazılar şöyle der: “Yavrularım, siz Tanrı’dansınız ve sahte peygamberleri yendiniz. Çünkü sizde olan dünyadakinden üstün- dür.(1. Yuhanna 4:4)

Bu “İmanlıda Olan” kimdir?
İsa, çarmıha gerilmeden önceki gece öğrencilerine şöyle dedi:

“Ben de Baba’dan dileyeceğim. O sonsuza dek sizinle bir- likte olsun diye size başka bir Yardımcı, Gerçeğin Ru- hu’nu verecek. Dünya O’nu kabul edemez. Çünkü O’nu ne görür ne de tanır. Siz O’nu tanıyorsunuz. Çünkü O aranız- da yaşıyor ve içinizde olacaktır.

Sizi öksüz bırakmayacağım, size geri döneceğim.

Ben daha aranızdayken size bunları söyledim. Ama Ba- ba’nın benim adım ile göndereceği, Yardımcı, Kutsal Ruh size her şeyi öğretecek, bütün söylediklerimi size hatırlata- cak. Size esenlik bırakıyorum, size Kendi esenliğimi veri- yorum. Ben size dünyanın verdiği gibi vermiyorum. Yüre- ğiniz sıkılmasın ve korkmasın.(Yuhanna 14:16-18, 25-27)

BAŞKA BİR YARDIMCI

İsa, öğrencilerine Kendisi göğe geri döndükten sonra Baba’nın onlara “başka bir Yardımcı… Kutsal Ruh’u” göndereceğine söz verdi.


366

İngilizce’ye yardımcı olarak çevrilen Grekçe parakletos sözcüğü, yardımcı, teselli eden, öğütçü ya da avukat anlamına gelir. Parak- letos sözcüğü, Kutsal Yazılar’da hem Tanrı Oğlu hem de Tanrı’nın Kutsal Ruhu olarak kullanılır.241 Oğul günahkârları, günahın ceza- sından kurtarmak için geldi, Kutsal Ruh ise günahkârları günahın gücünden kurtarmak için geldi.

Kutsal Ruh aynı Oğul gibi her zaman Tanrı ile birlikte olmuştur. Bu nedenle, Tanrı’nın kitabının başlangıç satırlarında Tanrı’nın Ruh’u” olarak adlandırılır (Yaratılış 1:2)

Pek çok kişinin yaptığı gibi,242 “Yardımcı’nın, Kutsal Ruh’un” melek Cebrail ya da daha sonra gelecek olan bir peygamber oldu- ğunu ileri sürmek, hem peygamberlerin Yazılarına hem de İsa’nın söylediklerine ve yaptıklarına karşı çıkmak olur.

İsa, öğrencilerine, bir çarmıh üzerinde öldükten ve tekrar yaşama döndükten sonra, Kutsal Ruh’un aşağı inebilmesi ve Tanrı’nın mesajına iman eden herkesin yüreğinde konut kurabilmesi için göğe yükseleceğini söyledi. Oğul yukarı çıkacak ve Ruh aşağı ine- cekti. İsa öğrencilerine şöyle dedi: “Size gerçeği söylüyorum, be- nim gidişim sizin yararınızadır. Gitmezsem Yardımcı size gelmez. Ama gidersem, O’nu size gönderirim.(Yuhanna 16:7)

Tarih içinde bu gelinen noktaya kadar, Kutsal Ruh zaman zaman güçlendirmek, rehberlik etmek ve bereketlemek için imanlılar ile birlikte olmuştu. Ancak yine de Kutsal Ruh’un imanlıların içinde sürekli olarak yaşamak üzere gelebilmesi, İsa’nın, dünyanın günah sorununu çözmesinden sonra mümkün oldu.

Rab İsa çok özel bir olayı duyuruyordu. “Gerçeğin Ruhu … ara- nızda yaşıyor ve içinizde olacaktır.(Yuhanna 14:17)

KUTSAL RUH’UN GELİŞİ

İsa ölümden dirildikten sonra, Yazılar’da şu kayıt yer alır:

“İsa öğrencileri ile birlikteyken onlara şu buyruğu vermiş- ti: ‘Yeruşalim’den ayrılmayın, Baba’nın verdiği ve benden



367

duyduğunuz sözün gerçekleşmesini bekleyin. Şöyle ki, Yah- ya su ile vaftiz etti, ama sizler birkaç güne kadar Kutsal Ruh ile vaftiz edileceksiniz… ama Kutsal Ruh üzerinize inince güç alacaksınız. Yeruşalim’de, bütün Yahudiye ve Samiriye’de ve dünyanın dört bucağında benim tanıkla- rım olacaksınız.(Elçilerin İşleri 1:4-5,8)

Bu sözler, İsa’nın dirilişinden elli gün geçtikten sonra, göğe yükse- lişinden on gün sonra yaşanılan Pentikost Günü’nde yerine geldi.243

“Pentikost Günü geldiği zaman, bütün imanlılar bir arada bulunuyorlardı. Ansızın gökten, güçlü bir rüzgarın esişini andıran bir ses geldi ve bulundukları evi tümüyle doldur- du. Ateşten dillere benzer bir şeylerin dağılıp her birinin üzerine indiğini gördüler. İmanlıların hepsi kutsal Ruh ile doldular …(Elçilerin İşleri 2:1-4)

Yeni Antlaşma, Elçilerin İşleri 2. bölümdeki dramatik olayın ta- mamını kaydeder. İsa’nın öğrencileri Kutsal Ruh’un gücü aracılı- ğıyla Asya, Arabistan ve dünyanın diğer bölgelerinden gelerek Yeruşalim’de toplanmış olan pek çok yabancının konuştuğu çeşitli dillerde Tanrı’nın iyi haberini duyurmaya başladılar.
Kutsal Ruh’un indiği o günde üç bin kişi Tanrı’nın mesajına inandı
ve sonsuz yaşam armağanını aldı. İmanlıların sayısı hızla büyüdü.
Elçilerin İşleri Mesih’teki ilk imanlıların tarihini kaydeder ve diri Mesih’in iyi haberinin tüm Roma İmparatorluğu’nda nasıl –kılıç gücü aracılığıyla değil, Tanrı’nın sevgisinin ve Kutsal Ruh’un gü- cünün aracılığıyla– yayıldığını anlatır.

GÖREVE ÇAĞRILAN KİŞİLER

Tanrı’nın yeryüzündeki bu şimdiki zaman hakkındaki temel prog- ramı “öteki uluslardan kendi adı için (kendine ait) bir halk çıkar- mak”tı (Elçilerin İşleri 15:14).
Kutsal Ruh’un Pentikost Günü’nde gelişi kilise olarak adlandırılan özel bir imanlı ailesinin ortaya çıkmasını sağladı. Kilise’nin orijinal


368

Grekçe’deki karşılığı ekklesia’dır; “toplanma” ya da “göreve çağı- rılanlar” anlamına gelir. Günümüzde “kilise” sözcüğü, yanlış kav- ramlar ve sayılması imkansız mezheplerle karıştırılır. Kendilerini Hristiyan olarak adlandıranların çoğu, sürdürdükleri yaşam tarzı ile Mesih’in adını alenen küçük düşürürler. Bir din’e sahip olabilirler, ama Tanrı ile içten bir ilişkiye sahip değildirler. Bu kişiler, İsa’nın kanına iman aracılığıyla günahlarından asla temizlenmemişlerdir.
İyi haber, Tanrı’nın her yerdeki tüm insanları Oğlu’na güvenmeye, O’nun özel yeni yaratığı olmaya ve sonsuzluğu O’nun ile geçirecek olan imanlıların ailesinde evlat olmaya davet eder.
Tanrı’nın vaatlerine İsa gelmeden önce (Eski Antlaşma zamanında) inanmış olanlar, Tanrı’nın ailesinin bir bölümüdürler, ama yalnızca İsa geldikten sonra bu vaatlere inanmış olan kişiler, “kilise” olarak bilinen yaşayan bir organizmanın parçasıdırlar. Kilise aynı zaman- da “mesih’in bedeni” ve “gelin” olarak da adlandırılır.244 Kutsal Yazılar, Rab İsa Mesih’e güvenen herkes için şunları söyler:

“Ama siz… sizi karanlıktan şaşılası ışığına çağıran Tan- rı’nın erdemlerini duyurmak için seçilmiş Tanrı’nın öz halkısınız. Bir zamanlar halk değildiniz, ama şimdi Tan- rı’nın halkısınız.” (1. Petrus 2:9-10)

Kutsal Kitap’ın birinci ve ikinci bölümleri başlangıçta Tanrı’nın insanları nasıl kendi öz halkı olarak yarattığını açıklar. Üçüncü bölüm Adem’in nasıl günah işlediğini ve kendisini ve tüm insan soyunu Tanrı’dan nasıl ayırdığını kaydeder. Ancak yine de, bu bölümü izleyen Yazılar, murdar günahkârların tekrar Tanrı’nın “kendi öz halkı” olabilmeleri için Tanrı’nın ne yaptığını açıklarlar.
Siz, Tanrı’nın “öz halkının” bir parçası mısınız? Eğer öyleyseniz, o zaman Tanrı’nın, laneti tersine çevirmek için hazırlamış olduğu programın ikinci aşamasında yer alıyorsunuz demektir.

KURTARILMIŞ VE MÜHÜRLENMİŞ

Tanrı’nın kurtuluş armağanını almış bir günahkârın yaşamında



Kutsal Ruh’un yaptığı ilk şey, o kişiye yeni yaşam vermektir. Ken-

369

dilerine ve kendi çabalarına duydukları güveni İsa Mesih’e ve O’nun kurtarma eylemine transfer etmiş olan herkes, Kutsal Ruh aracılığıyla yeniden doğar.
İsa, şöyle dedi:

“Bedenden doğan bedendir. Ruh’tan doğan Ruh’tur. Sana,

yeniden doğmalısınız’ dediğime şaşma.... Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi son- suz yaşama kavuşsun.(Yuhanna 3:6-7,16)

“Yeniden doğmak” ne kadar harika bir şeydir! Bir günahkârın ruh- sal olarak yeniden doğması birleşik birliğinin tümünün içindeki işidir. Baba Oğlu’nu gönderdiği, Oğul, günah uğruna Kanını dök- tüğü ve Kutsal Ruh yeni yaşam ile imanlının içine döküldüğü için yeni yaşam mümkündür.

Kutsal ruh bize yalnızca sonsuz yaşam vermekle kalmaz; O, bizi sonsuza kadar mühürler, Tanrı’nın özel malı olarak işaretler ve sonsuza kadar içimizde konut kurar. Aynı zamanda Kutsal Ruh bu dünyadan ayrılma vaktimiz geldiğinde, Baba’nın evine güvenlik içinde varmamızı garantiler.

“Gerçeğin bildirisini, kurtuluşunuzun Müjde’sini duyup O’na iman ettiğinizde, siz de vaat edilen Kutsal Ruh ile O’nda mühürlendiniz… Ruh, mirasımızın güvencesidir.” (Efesliler 1:13-14)

Gerçek bir imanlının sonsuz kurtuluşu kaybetmesine hiçbir şey engel olamaz. “Sonsuz kurtuluşu garantileyen …Kutsal Ruh’tur.”

TEKRAR GÜNAH İŞLEMEK İÇİN Mİ ÖZGÜR KILINDIK?

Zaman zaman insanların alaylı bir ifadeyle şu soruyu sorduklarını işitirim: “Tamam, Cennette kendime bir yer sağlamak için yapmam gereken tek şey, İsa’nın günahlarım uğruna öldüğüne inanmak. O zaman günah işlemeye istediğim gibi devam edebilirim, öyle değil mi?”


370

Bu aynı mantığı kullanalım, eğer siz kurak bir toprakta tamamen çaresiz kalarak kaybolduktan sonra, biri sizi kurtarırsa sizi kurtaran kişiye, “Teşekkürler! Şimdi tekrar kaybolmak için özgürüm!” mü diyeceksiniz?
Ya da bir alacaklı sizin büyük miktardaki borcunuzu bağışlarsa, onu gücendirecek şeyleri bilerek ya da kasten yapmak isteyecek misiniz?
Ya da üzerinize temiz ve ütülü giysiler giydiğinizi farz edelim, “Çok iyi! Şimdi gidip kirli, çamurlu bir yerde yatabilirim” mi diye- ceksiniz?
Bu tür bir düşünce sıralaması mümkün değildir.
O zaman neden Adem’in çocukları, günah ve günahın sonuçları ile ilgili konularda bu şekilde düşünsünler?

Yanıt, üzücü bir şekilde aşikardır. Günah zihinlerimizi ve yürekle- rimizi güçlü bir şekilde kavramıştır, öyle ki bu kavrayış günahın iyi ve arzulanabilir olduğu konusunda bizi ikna edecek noktaya var- mıştır. Bu tür bir düşünce elbette yeni değildir. Aynı zamanda Adem ve Havva da günahı –yasaklanan meyveyi alma– “bilgelik kazanmak için çekicigördüler (Yaratılış 3:6).

Anlaşılması gereken şey şudur: bir günahkâr Tanrı’nın mesajına inandığı anda, artık günah çölünde kaybolmuş değildir. Bu yükü ağır borcun tamamı ödenmiştir. İmanlı şimdi Mesih’in saf doğru- luğu ile giydirilmiştir.

Kutsal Ruh Tanrı’nın, yeniden doğan bir çocuğunun içine, günahın iyi değil kötü bir şey olduğuna dair kutsal bir kanaat yerleştirir. Tanrı’nın halkını O’nun kutsal karakterini ve davranışını yansıtan yaşamlar sürdürmesi konusunda güçlendirir. Tanrı’nın yeniden doğan çocukları, göksel ailenin üyeleri olarak aile onuruna yakışan yaşamlar sürdürmeyi isteyeceklerdir.

İmanlılar Kutsal Ruh’u önemsemedikleri ve yaşam tarzları ile
Rab’bi onurlandırmadıkları halde, Mesih’teki tüm gerçek imanlıla-


371

rın içinde bu göksel Konuk yaşamaktadır. Bu nedenle Kutsal Yazı- lar Mesih’e güvenen herkese şu öğütte bulunurlar:

“Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nu kederlendirmeyin. Kurtuluş

günü için o Ruh ile mühürlendiniz(Efesliler 4:30).

Rab İsa’daki imanlılar iman aracılığıyla aldıkları kurtuluşu asla kaybedemezler, ama imansızlar gibi yaşayarak “Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nu üzebilirler”. Rab’bin halkı hala dünyanın içinde olsa bile, artık “(O) dünyadan olmadığı gibi onlar da dünyadan değildir- ler.” (Yuhana 17:16)

Rab İsa nasıl bu dünyanın tanrısaymaz uygulamalarından nefret ediyorsa, O’nun öğrencilerinin de aynı şekilde hareket etmeleri gerekir.

“Öyleyse ne diyelim? Lütuf çoğalsın diye günah işlemeye devam mı edelim? Kesinlikle hayır! Günah karşısında öl- müş olan bizler artık günah içinde nasıl yaşarız?” (Roma- lılar 6:1-2)

Bu nedenle bedenin dünyasal eğilimlerini – fuhşu, pisli- ği, şehveti, kötü arzuları ve putperestlikle eş olan açgözlü- lüğü öldürün. Bunlar yüzünden Tanrı’nın gazabı söz din- lemeyenlerin üzerine geliyor. Geçmişte bunlarla iç içe ya- şadığınız zaman siz de bu yollarda yürüdünüz. Ama şimdi öfke, kızgınlık, kötü niyet dahil, hepsini üzerinizden sıyırıp atın. Ağzınızdan hiçbir iftira ya da edepsiz söz çıkmasın. Birbirinize yalan söylemeyin. Çünkü eski yaradılışı kötü alışkanlıkları ile birlikte üzerinizden sıyırıp attınız. Eksik- siz bilgiye erişmek için Yaratıcısı’na benzer olmak üzere yenilenen yeni yaratılışı giyindiniz.” (Koloseliler 3:5-10)

TANRI’NIN İMANLIDAKİ YAŞAMI

Tanrı’nın Oğlu nasıl inanan günahkârları günahın cezasından kur- tarmak için geldiyse, aynı şekilde Kutsal Ruh da imanlıları günahın günlük gücünden kurtarmak için gelmiştir.



372

Kutsal Ruh’un, bu konuda nasıl çalıştığına bakalım:
Bir kişi Mesih’e güvendiği anda, Tanrı’nın Ruh’u, o kişinin ruhun- da, iç kontrol merkezinde yaşamak için gelerek o kişinin içinde O’nun egemenliğini kurar. Kutsal Ruh, imanlıya Tanrı’yı hoşnut etmesini isteten yeni bir doğa verir. Bu durum, o kişinin günahlı, bencil doğasının yok olduğu anlamına gelmez. Eski doğa yalnızca, imanlı Cennete gittiğinde silinecektir. İmanlılar bu dünyada günah- sız bir mükemmeliyet durumuna ulaşamazlar. Ancak yine de, memnun edemedikleri zamanlarda derin üzüntü duymaları gere- kir.245

Her gerçek imanlının yaşamında eski doğa (Adem’den miras alı- nan) ve yeni doğa (Kutsal Ruh tarafından ekilen) arasında sürekli bir savaş mevcuttur. Mesih’in imanlıda konut kurmuş olan Ruh’u, imanlıya Tanrı’yı hoşnut etmesi için yüreğinde hissettiği bir arzu verir. Kutsal Ruh, Tanrı’nın halkına günah geçici sefa” (İbraniler

11:25) sağlamasına rağmen, “bu gibi şeylerin sonucunun ölüm ol- duğunu…. ama şimdi günahtan özgür kılındıklarını meyveleri-

nin kutsallaşmaolduğunu öğretir (Romalılar 6:21-22) Kutsal

Ruh imanlının içinde büyük değişiklikler üretir.

“Ruh’un ürünüyse: Sevgi, sevinç, esenlik,

sabır, şefkat, iyilik,

bağlılık, yumuşak huyluluk ve öz denetimdir.

Bu tür nitelikleri yasaklayan yasa yoktur.” (Galatyalılar

5:22-23)
İnsanların kendi çabalarını talep eden dinler, ruhsal meyve üret- mezler. Din yasaları bir kişinin dışsal davranışını belli bir ölçüye kadar değiştirebilse de, yalnızca Kutsal Ruh bir kişinin içsel doğa- sını değiştirebilir.
Tanrı, sizin yaşamınızı Kendi egemenliği ile yönetmek ister. Tanrı size izlemeniz gereken bir kurallar dizisi vermek yerine, içinize Kendi yaşamını koyar ve sizin aracılığınızla diğer insanları bere- ketler ve Adının yüceliğini duyurur.


373

LİSTELER Mİ, SEVGİ Mİ?

Bu öykü, karısı ölen bir adam hakkındadır. Dul adam, haftada üç gün evini temizlemesi ve çamaşırını yıkaması için bir hanım tutar. Adam, buzdolabının üzerine temizlikçi her geldiğinde ondan yap- masını istediği işlerin bir listesini yapıştırır. Ve, evet, adam yaptığı iş için bu kadına para öder.
Bir süre sonra adam bu hanıma aşık olur ve ondan kendisiyle ev- lenmesini ister. Kadın kabul eder. Evlendikten sonra adam, buzdo- labının üzerine yapıştırdığı görevler listesini kaldırır. Aynı zaman- da ona ödediği resmi maaşı ödemekten de vazgeçer. Neden? Çünkü “evi temizleyen hanım” onun sevgili eşi olmuştur! Bu hanım şimdi evi içinden gelerek temizlemektedir, çamaşırları içinden gelerek yıkar ve hatta listede hiçbir zaman bulunmayan birçok başka işi de yapar. Neden? Çünkü kocasını sever ve onu hoşnut etmeyi ve ona hizmet etmeyi ister. Buzdolabının üzerindeki kurallar şimdi bu hanımın artık yüreğinde yazılıdırlar.
Tanrı, Kendisine ait olan kişiler için aynısını yapar.

“Yasamı içlerine (zihinlerine) yerleştirecek ve yüreklerine yazacağım. Ben onların Tanrısı olacağım, onlar da benim halkım olacaklar.” (Yeremya 31:33)

Buzdolabının üzerindeki liste gibi, insanın din’i size, yerine geti- rilmesi gereken bir görevler dizisi sunar, ve eğer “Tanrı istediği takdirde”, size çabalarınızın karşılığının inşaallah Yargı Günü’nde “ödeneceğini” vaat eder.
Bu durumun aksine Rab, görkemli bir karşıtlık içinde, size Kendisi ile bir ilişki sunar. Tanrı, yalnızca cezanızı kaldırmak ve sonsuz yaşam sunmakla kalmamıştır, aynı zamanda siz O’nun önerisini kabul ettiğiniz takdirde Kutsal Ruh’u ile gelmek ve içinizde yaşa- mak ister.
Tanrı, size asla yerine getiremeyeceğiniz uzun görevler listesi ver- mek yerine O’nu hoşnut etmeniz ve O’na bir sevgi yüreği ile hiz- met etmeniz için arzu vereceğini vaat eder. Bir sevgi ilişkisi, iyi


374

işler için bir dinin kurallar listesinden ve yasalarından daha iyi motivasyon üretir. Çünkü:

“…sevgi yasanın yerine getirilmesidir.” (Romalılar 13:10)

Din, size yeni bir yaşam ve Cennette bir yer vaat edebilir, ama bunları sağlayabilecek olan yalnızca Kutsal Ruh’tur. Yalnızca Kut- sal Ruh sizi sevgi, sevinç, esenlik ve sonsuz güvenlik ile doldurabi- lir.

“Umut düş kırıklığına uğratmaz, çünkü bize verilen Kutsal Ruh aracılığıyla Tanrı’nın sevgisi yüreklerimize dökül- müştür.(Romalılar 5:5)

SEVİNÇLE İTAAT ETMEK

İmanlıların Rab’be ve insanlara Tanrı’nın sevgisi ile dolup taşan bir yürekle hizmet ettikleri gerçeğinin anlamı, elbette, itaat etmeleri gereken buyruklar olmadığı anlamına gelmez. Örneğin, İsa tam göğe dönmek üzereyken, öğrencilerine şunları söyledi:

“Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adı ile vaftiz edin. Size bu- yurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte Ben, dün- yanın sonuna kadar her an sizinle birlikteyim.” (Matta

28:18-20)
İsa izleyicilerine kurtuluşun iyi haberini “tüm uluslara” duyurma- larını buyurdu. Bir kişiye Tanrı’nın kurtuluş armağanını aldıktan sonra, İsa’nın buyurduğu her şeye uymayı” öğretmek gerekiyordu. Örneğin, İsa, öğrencilerine düşmanlarını sevmelerini ve herkese sevinçle hizmet etmelerini öğretti. Mesih’in izleyicilerinin tutkusu, tek gerçek Tanrı’nın tanınması, O’na güvenilmesi ve O’nun dün- yanın dört bucağında övülmesi olmalıydı.

İsa, öğrencilerine aynı zamanda yeni imanlıları “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adı ile” vaftiz etmelerini de söyledi. Burada, “adla- rı” (çoğul) yerine, adı ile” (tekil) ifadesinin kullanıldığına dikkat



375

edin. Yalnızca kendilerini çaresiz günahkârlar olarak görenler ve İsa’nın yaşamı, ölümü ve dirilişi hakkındaki iyi habere inananlar Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olan tek gerçek Tanrı ile sonsuz bir ilişkiye sahip olacaklardır.
Tanrı’nın mesajına inananlar, imanlarını bir nehirde ya da herhangi başka bir su birikintisinde vaftiz olarak göstermelidirler.

NEDEN VAFTİZ?

Bir imanlının günahtan temizlenmesi için törensel bir şekilde su- yun altına sokulmaya ihtiyacı var mıdır? Hayır, imanlı, İsa’nın ölümü ve dirilişi aracılığıyla yaptıkları sayesinde zaten Tanrı tara- fından temizlenmiş ve doğru ilan edilmiştir. Su vaftizi, bir içsel gerçekliğin dışsal sembolüdür. Bir kez Tanrı’nın mesajına iman ettikten sonra Kurtarıcımız ve yeni Efendimize itaat ederek vaftiz olmalıyız, ama bizi cennete girmek için uygun kılan, böyle bir vaftiz değildir.246
O zaman su vaftizi neyi ifade eder? Su vaftizi, bir imanlının Rab İsa’nın ölümü, gömülmesi ve dirilişi ile özdeşleşmiş olduğunu görsel bir şekilde sembolize eder. Su vaftizi, imanlıların Tanrı’nın kurtuluş planına olan imanlarını ilan etmelerinin bir yoludur. Su, ölümü temsil eder. Bir kişi, suyun altına konulduğu zaman, “İsa, benim günahlarım için öldü ve gömüldü” demektedir. Ve kişi, sudan çıktığında, “İsa benim için ölümü yendi. O’nun ölümü, gö- mülmesi ve dirilmesi benim içindi, günahtan temizlendim, doğru ilan edildim ve bana sonsuz yaşam verildi” demektedir.


Bu konuda yanılgıya düşmeyin. Bir günahkârın Tanrı’nın huzurun- da kabul edilmesi, yalnızca İsa Mesih’in mükemmel doğruluğu ve tamamladığı iş ile mümkün olabilir. Bağışlanmış bir günahkâr olarak, Rab ile sonsuza kadar birlikte yaşayacağımı biliyorum. Ama bunun nedeni benim iyi olmam değildir. O’nunla sonsuza kadar birlikte yaşayacağım, çünkü “Kutsal Yasa’ya dayanan kişisel doğruluğa değil, Mesih’e iman etmekle kazanılan, iman sonucu Tanrı’dan gelen doğruluğa sahip olarak Mesih’te bulunayım.” (Filipililer 3:9)

376

İnsanların dinleri size kendinize ve kendi çabalarınıza bakmayı öğretir. Tanrı’nın Müjdesi ise, size Mesih’e ve O’nun kusursuz doğruluğuna bakmayı öğretir.

İMANLILAR İÇİN YARGI YOK MU?


Mesih’in günahkârları sonsuz yargıdan kurtarmak için gerekli olan her şeyi yapmış olduğu gerçeği, zihinlerde başka bir sorunun orta- ya çıkmasına neden olur. Elektronik posta gönderenlerden biri şu soruyu sordu:

Eğer İsa, insanları günahlarından kurtarmak için çarmıhta kanını döktüyse, bu durum yargı gününün amacını ortadan mı kaldırır?

Hayır, İsa’nın günahlarımız için çarmıhta ölmesi, imanlıların Tan- rı’ya kendileriyle ilgili hesap vermeleri gerektiği gerçeğini ortadan kaldırmaz. Kutsal Yazılar şöyle der: “Çünkü yargının, Tanrı’nın ev halkından başlayacağı an gelmiştir. Eğer yargılama önce biz- den başlarsa, Tanrı’nın Müjdesi’ne kulak asmayanların sonu ne olacak?” (1. Petrus 4:17)

İKİ YARGI GÜNÜ

Kutsal Yazılar, gelecekte, birbirlerinden tamamen farklı iki Yargı Günü’nden söz ederler. Önce, doğruların dirilişi ve yargısı, son olarak da günahkârların dirilişi ve yargısı olacaktır.247
Doğruların yargılanması: Bu Yargı Günü’nde yer almak istersi- niz. Bu Mesih’in Yargı Kürsüsü’nün önünde bulunanlar, cennete mi yoksa cehenneme mi gönderilecekleri konusunda sorguya tabi tutulmayacaklardır. Yeryüzünde yaşarken Tanrı’nın doğruluk ar- mağanını aldıkları için zaten cenette olacaklardır. Ancak yine de, imanlılar olarak yaptıkları işlerin motifleri ve değerleri ile ilgili olarak Tanrı’nın yapacağı değerlendirmeye göre ya ödül alacaklar ya da kayba uğrayacaklardır. Tanrı’nın isteğine göre yaşamış olan,


377

diğer insanlara alçakgönüllülükle hizmet etmiş, denemelerde Tan- rı’ya güvenmiş, O’nun Sözü’nü sevmiş ve başkalarına duyurmuş ve umutla Rab’bin gelişini beklemiş olan bir imanlı, ödül alacaktır; öz-merkezli bir imanlı ise, “zarar edecek, kendisi kurtulacak, ama ateşten geçmiş gibi olacaktır” (1. Korintliler 3:11-15). Kutsal Ki- tap, imanlıların Rab’be tapınırken O’nun ayaklarının önüne min- nettarlıkla atacakları beş farklı “taç” alabileceklerini yazar.248 “Tanrı’nın yargı kürsüsü önüne hepimiz çıkacağız... Her birimiz kendi adına Tanrı’ya hesap verecktir.” (Romalılar 14:10,12)

Günahkârların yargılanması: Büyük Beyaz Yargı Tahtı olarak adlandırılan, bu korku verici Yargı Günü’nde yer almak istemezsi- niz. Bu korkunç olay, yeryüzündeyken Tanrı’nın kurtuluş sağlayı- şına güvenmeyen ve bu nedenle günahları içinde ölen herkes tara- fından yaşanacaktır. Bu kişilerin cennete mi yoksa cehenneme mi gidecekleri konusunda hiçbir sorgulama olmayacaktır. Her biri sahip oldukları gerçek ile ne yaptıklarına göre farklı derecelerde cezalar alacak olmalarına rağmen, hepsi de ateş gölüne mahkum edileceklerdir. “Ölüler kitaplarda yazılanlara bakılarak her biri yaptıklarına göre yargılandı. Sonra Ölüm ve Ölüler Diyarı ateş gölüne atıldı. İşte bu ateş gölü ikinci ölümdür. Adları Yaşam Kita- bına yazılmamış olanlar ateş gölüne atıldılar.” (Vahiy 20:11-15)

İyi haber, bu sözcükleri okuyan kişilerin hiçbirinin mahvolmaya- cağıdır, çünkü Rab İsa günahın cezasından herkesi özgür kılar.

TANRI’NIN ÇOCUKLARI

Daha önce belirtilmiş olduğu gibi, siz Rab İsa Mesih’e ve O’nun sizin için yaptıklarına güvendiğiniz an, Tanrı’nın ailesinin bir üyesi olacaksınız.
Artık Tanrı size uzak görünmeyecek. Sizin Babanız olacak.


“Kendisini kabul edip iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi… onlar Tanrı’dan doğdu- lar.” (Yuhanna 1:12)

378

Oğullar olduğunuz için Tanrı, öz Oğlu’nun ‘Abba! Ba- ba!’ diye seslenen Ruhu’nu yüreklerinize gönderdi.” (Ga- latyalılar 4:6)

Dünya, insanlardan uzakta olan, törenler talep eden, insanlara Kendisi ile kişisel bir ilişki sunmayan bir Tanrı’yı resmeden dinler ile doludur. Tüm bunların aksine Oğlu’nu yeryüzüne gönderen Tanrı, Kendisini günahkârları seven bir göksel Baba olarak açık- lamıştır. Oğlu İsa Mesih’i kabul eden herkese, onları temizleyece- ği, onlara Mesih’in mükemmelliğini giydireceği ve Kutsal Ruhu’nu onların yüreklerine göndereceği vaadini verir.
Pakistanlı Belkıs Şeyh, O’na Baba Demeye Cesaret Ettim (Türk- çeye “Tanrı Bana ‘Kızım’ Dedi” adıyla çevrildi) adlı kitabında tek gerçek Tanrı’nın mesajını bulmak için yaptığı araştırmayı anlatır. Kutsal Kitap’ı kendisinin yetiştirildiği din kitabı ile aylarca karşı- laştırdı ve sonra Tanrı’ya kendisine gerçeği göstermesi için feryat ettikten sonra bir deneyim yaşadı. Bu deneyimini bizlere şöyle anlatır:
Her iki kitabı da ellerime aldım ve yukarı kaldırdım: ‘Han- gisi Baba?’ diye sordum. ‘Hangisi Senin kitabın?’ Sonra olağanüstü bir şey oldu. Şimdiye kadar hayatımda hiç böy- le bir durumla karşılaşmamıştım. Çünkü iç varlığımda bir ses duydum, bu ses benimle sanki ben içsel zihnimde söz- cükler tekrarlıyormuşum gibi net bir şekilde konuştu. Söz- cükler canlıydı, şefkat doluydu, ama aynı zamanda da yetki ile söylenmişlerdi.

‘Karşına hangi kitapta Baba olarak çıkıyorum?’

Kendimi şu yanıtı verirken buldum: ‘Kutsal Kitap’ta.’249

Tanrı, bu Pakistanlı hanımın Babası olduğu gibi benim de Ba- bam’dır. Tanrı’nın mesajına inandığım gün ruhsal olarak yeniden doğdum. Tanrı’nın ailesinin bir üyesi olarak sahip olduğum bu konumumu kaybetmeme hiçbir şey engel olamaz. İsa şöyle dedi: “Koyunlarım sesimi işitir. Onlara sonsuz yaşam veririm; asla



379

mahvolmayacaklar. Onları hiç kimse elimden kapamaz.” (Yuhan- na 10:27-28)

İLİŞKİ & PAYDAŞLIK

O zaman ben günah işlediğimde ne olur? İşlediğim günah Tan- rı’dan tekrar ayrılmama neden olur mu?

Eğer bir oğul yersel babasına itaat etmezse, ailenin üyesi olmasına son verilir mi? Hayır, bir oğlun itaatsizliği onun doğmamış gibi kabul edilmesine neden olmaz. Oğlun anne ve babası ile olan fizik- sel bağı bozulamaz. Aynı şey sizin Tanrı ile olan ruhsal bağınız için de geçerlidir. Tanrı’nın, yeniden doğan bir çocuğu olarak sahip olduğunuz konumu hiçbir şey size kaybettiremez. İnanan herkes, “ölümlü değil, ölümsüz bir tohumdan, yani Tanrı’nın diri ve son- suz (kalıcı) sözü aracılığıyla yeniden doğdu.” (1. Petrus 1:23)

Tanrı sizin göksel Babanızdır. Mesih’in size giydirilmiş olan doğ- ruluğu, sizden hiçbir zaman geri alınmayacaktır. Kutsal Ruh sizi asla terk etmeyecektir.
Sonsuza kadar güvenlik içindesiniz.

“Eminim ki, ne ölüm ne yaşam ..bizi Rabbimiz Mesih İsa’da olan Tanrı sevgisinden ayırmaya yetecektir.” (Ro- malılar 8:38-39)

Tanrı’nın içimde bina etmiş olduğu sonsuz ilişkiyi benim yapaca- ğım hiçbir hareket bozamaz. Ama yine de günah Tanrı ile olan günlük paydaşlığımı etkileyecektir.

KONUM & DURUM

Bir babanın, oğluna, gidip bahçede çalışmasını söylediğini varsa- yın, ama oğul babasının söylediğini yapmak yerine arkadaşlarıyla futbol oynamaya gider. Çocuğun, babasının bir oğlu olarak konumu değişmeyecektir, ama oğlun babası ile olan paydaşlığının koşulu bu durumdan kesinlikle etkilenecektir! Oğul eve döndüğünde sorguya çekilecektir; bazı sert sözler söylenecek ve uygun bir disiplin ey-


380

lemi söz konusu olacaktır. Oğul, babası ile yakın bir ilişkinin tadını
tekrar çıkarabilmek için itaatsiz davranışını itiraf etmek zorundadır.
Aynı şey Tanrı’ya ait olan kişiler için de geçerlidir. Tanrı, çocukla- rı günah işledikleri zaman onları terbiye eder.

“Oğlum, RAB’bin terbiye edişini hafife alma, O’nun azar- lamasından usanma. Çünkü Rab oğlundan hoşnut bir baba gibi, sevdiğini azarlar.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 3:11-

12)
Tanrı’yla gündelik paydaşlığımıza gelince, Kutsal Kitap şöyle di- yor:

O’nunla paydaşlığımız var deyip de karanlıkta yürürsek, yalan söylemiş, gerçeğe uymamış oluruz. Eğer günahımız yok dersek, kendimizi aldatırız, içimizde gerçek olmaz. Ama günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındı- racaktır.” (1. Yuhanna 1:6,8-9)

İçlerinde konut kurmuş olan Kutsal Ruh Tanrı’nın çocuklarının günahın her şeklinden nefret etmelerini ister. Günahın ne kadar “küçük” olduğu önemli değildir. Tanrı bizi, yaşamlarımızdaki, bazı kişilerin belki günah olarak bile adlandırmayacakları türde günah- lara karşı duyarlı kılmak ister.
Örneğin, eşimle yeterince nazik olmayan bir ifadeyle konuşursam ya da bana karşı haksızlık eden birine karşı sevgiye yakışmayan bir tutum içindeysem veya bir gerçeği eksik söylediğimde, Kutsal Ruh beni günahım konusunda ikna eder. Çözüm, Rab’be “günahlarımı itiraf etmek” ve gücendirdiğim kişiden af dilemektir. Bunu yaptı- ğım takdirde, Rabbim ile yakın ve tatlı paydaşlığın tadını tekrar çıkarabilirim.
Farkı anlıyor musunuz?
Mesih’te Tanrı’nın önündeki konumum mükemmellik konumudur, ama günlük yaşamımdaki durumum, mükemmelden eksiktir.


381

O’nun benim için yerine getirdiği kurtuluş işi sonsuza kadar ta- mamlandı, ama O’nun benim içimdeki işi ben O’nu Cennette göre- ne kadar devam edecektir.

BİR AMAÇ İÇİN KURTARILDIK

Mesih’in Kutsal Ruh’u Tanrı halkının düşünme, konuşma ve hare- ket etme biçimini değiştirmek ister. O, şöyle der:

Kutsal olun, çünkü ben kutsalım.” (1. Petrus 1:16)

O, halkına aynı zamanda şunları da söyler: “Akılsız olmayın. Rab’bin isteğinin ne olduğunu anlayın. Şarap ile sarhoş olmayın. Bunun yerine Ruh ile dolu olun (Ruh’a teslim olun, Ruh tarafın- dan kontrol edilin).” (Efesliler 5:17-18)
Kutsal Ruh, kişiliklerimizi ezmez; aksine, Tanrı’nın yaşamamız için amaçlamış olduğu doğru ve zaferli yaşamları günlük yaşam seviyesinde sürdürmemiz için bizi özgür kılar. Tanrı bizi bir amaç için kurtarmıştır. Düşündüğümüz, söylediğimiz ve yaptığımız her şeyde O’nu yüceltmeye çağrıldık.

“Bedeninizin Tanrı’dan aldığınız ve içinizdeki Kutsal Ruh’un tapınağı olduğunu bilmiyor musunuz? Kendinize ait değilsiniz. Çünkü bir bedel karşılığı satın alındınız. Bu nedenle Tanrı’yı bedeninizde ve ruhunuzda yüceltin.” (1. Korintliler 6:19-20)

Müjde’ye inanan bizler için bu durumun nasıl da yaşam değiştiren bir gerçek olması gerekir! Tanrı’nın kişisel varlığı içimizde yaşı- yor! Biz O’na boyun eğdikçe yaşamlarımız O’nun adını yüceltecek ve diğer insanlara bereket getirecek.
Kutsal Ruh’un insanların yaşamlarının işleyişi hakkında bundan daha çok şey söylenebilir.
Kutsal Ruh teselli eder, güçlendirir, rehberlik eder, aydınlatır ve eğitir.
İmanlılara Kutsal Yazılar’ı anlamaları için yardımcı olur.250


382

Tanrı ile bağlantı kurarak dua etmemizi sağlar.251
O, halkının diğer insanlara yardım edebilmesi ve onları bina ede- bilmesi için özel armağanlar ve yetenekler verir.252
Mesih’in izleyicilerini, karşı koyma ne kadar büyük olursa olsun, Kendisi için çalışmaları ve tanıklık etmeleri için güçlendirir. İsa, öğrencilerine şöyle dedi:

“İşte sizi koyunlar gibi kurtların arasına gönderiyorum. Yılan gibi zeki, güvercin gibi saf olun. Çünkü sizi mahke- melere verecek, havralarında kamçılayacaklar... Ama siz- leri mahkemeye verdiklerinde neyi nasıl söyleyeceğinizi düşünerek kaygılanmayın. Ne söyleyeceğiniz o anda size bildirilecek. Çünkü konuşan siz değil, aracılığınızla ko- nuşan Babanızın Ruh’u olacak.” (Matta 10:16-20)

O’NUN BENZEYİŞİNE DÖNÜŞMEK

Özetleyecek olursak Kutsal Ruh Tanrı’nın insanlık için tasarladığı amacının yerine gelmesini mümkün kılar; bu amaç şudur: Tek gerçek Tanrı’nın benzeyişini yansıtmak ve O’nunla sonsuza kadar sürecek olan yakın ilişkinin tadını çıkarmak.

“Bunun gibi Ruh da güçsüzlüğümüzde bize yardım eder… Tanrı’nın kendisini sevenlerle amacı uyarınca çağrılmış olanlarla birlikte her durumda iyilik için etkin olduğunu biliriz. Çünkü Tanrı önceden bildiği kişileri Oğlu’nun benzerliğine dönüştürmek üzere önceden belirledi. Öyle ki, Oğul birçok kardeş arasında ilk doğan olsun.” (Romalı- lar 8:26, 28-29)

Tanrı, halkının yaşamlarındaki her olayı ve denemeyi halkını tek- rar, “Oğlu’nun benzeyişine dönüştürmek için” kullanır.



Tanrı’nın kitabının ilk bölümü, ilk erkeğin ve kadının “Tanrı’nın benzeyişinde” yaratıldıklarını beyan eder. İnsanın, Yaratıcısına karşı günah işlemeyi seçmesi, bu benzeyişi kökünden bozdu. An- cak yine de zaman dolduğunda Tanrı mükemmel, görkemli Oğ- lu’nu dünyaya gönderdi.

383

İsa’nın günahsız yaşamı, ölümü ve dirilişi günahın neden olduğu zararın düzeltilmesi için Tanrı’nın programının ilk aşamasında yer aldı. Ancak yine de bu bölümde görmüş olduğumuz gibi, O’nun planında bundan çok daha fazlasına yer verilmiştir.
Sizin ve benim gibi çaresiz günahkârlar Tanrı’nın kurtuluş hakkın- daki iyi haberine inandıkları an, Tanrı bize Kutsal Ruhu’nu verir; Kutsal Ruh, düşüncelerimizde, motiflerimizde, sözlerimizde ve eylemlerimizde bizi tekrar O’nun benzeyişine dönüştürme sürecini başlatır. Bu süreç, Tanrı’nın, günahın lanetini tersine çevirme prog- ramının ikinci aşamasıdır.
Tanrı, çocuklarının, Mesih’in karakterini ve davranışını yansıtma- sını ister. “Hristiyan” teriminin belirtmesi gereken anlam budur. Ama yine de, Kutsal Ruh’un bizi Mesih’in eylemine dönüştürme eylemi, O’nu yalnızca yüz yüze gördüğümüz zaman tamamlanacak olan bir süreçtir.253

Bakın Baba bizi o kadar çok seviyor ki, bize Tanrı’nın çocukları deniyor! Gerçekten de öyleyiz. Dünya Baba’yı tanımadığı için bizi de tanımıyor.

Sevgili kardeşlerim, daha şimdiden Tanrı’nın çocuklarıyız, ama ne olacağımız henüz bize gösterilmedi. Ancak, Mesih göründüğü zaman, O’na benzer olacağımızı biliyoruz. Çünkü O’nu olduğu gibi göreceğiz.” (1. Yuhanna 3:1-2)

O’na iman eden herkes için Tanrı Oğlu’nun kurtarma işlemi ve O’na boyun eğen herkesin içinde Tanrı’nın Ruhu’nun gerçekleştir- diği transformasyon eylemi uyarınca Şeytan’ın gücü etkisiz kılınır ve iman eden herkesin içinde Tanrı’nın sevgi, sevinç ve esenlikten oluşan doğruluk egemenliği yenilenir.
Amaç ile doldurulmuş yaşamlar ve gayretli bir umut ve beklenti ile, Tanrı’nın, Şeytan’ı, günahı ve ölümü sonsuza kadar ortadan kaldırmak için yapmış olduğu programın son aşamasını bekliyoruz.
İsa geri geliyor!


384

29

AŞAMA 3:

TANRI’NIN GELECEK

PROGRAMI

“Esenlik veren Tanrı, çok geçmeden Şeytan’ı ayaklarınızın altında ezecektir.(Romalılar 16:20)

manlılara verilen bu vaat, günahın insan soyunu lekelediği gün Tanrı’nın duyurduğu gizemli, ilk peygamberlikten kaynaklanır: bir kadının Soyu Yılan’ın başını ezecekti.
Evrenin Yaratıcısı-Sahibi vaat ettiği her şeyi yerine getirecekti. Ama bunu Kendi gündemi ve zamanlaması ile uyumlu olarak ya- pacaktı.

LANETİ TERSİNE ÇEVİRMEK: AŞAMA ÜÇ

Vaat edilen Mesih ilk gelişinde, günahın cezasının tamamını öde- yerek Şeytan’ı yenilgiye uğrattı. İmanlı için cehennem artık söz konusu değildir, ama cennet kesindir. Bu yenilginin bir sonucu olarak Şeytan’ın gözde silahı olan ölüm dikeni kaybetmiştir. Gü- nahın cezası tersine çevrilmiştir.
Rab İsa göğe döndükten sonra, Kutsal Ruhu’nu, “Yardımcı”yı,
Şeytan’ın ve günahın etkisine karşı günlük yaşamlarında galip


385

gelmeleri ve O’nun benzeyişine dönüştürülmeleri için halkını güç- lendirmek üzere aşağı gönderdi. Günahın gücü tersine çevrildi.
Ama yine de, Şeytan’ın tamamen ezilmesi ve Tanrı’nın, halkını günahın varlığından kurtarması, yalnızca İsa’nın yeryüzüne geri dönüşü ile gerçekleşecektir.

GELECEKTEKİ ŞEYLER

Tanrı, peygamberlere Mesih’in ilk gelişini nasıl önceden bildirdiy- se, peygamberler O’nun ikinci gelişini de aynı şekilde önceden bildirirler.254
Aşağıda yazılı olan bu duyurunun göklerden yankılanacağı gün yaklaşmaktadır:

“Dünyanın egemenliği Rabbimiz’in ve Mesihi’nin oldu. O, sonsuzlara dek egemenlik sürecek!” (Vahiy 11:15)

İsa yeryüzüne geri döndüğü zaman, Ademoğulları O’na dikenli taç giydirmeyecek ve O’nu bir çarmıha çivilemeyecekler. O’nun adını boş yere ağızlarına almayacaklar ya da O’nun yalnızca bir pey- gamber olduğunu söylemeyecekler.
Kral’a bu tür saygısız davranışlarda artık bulunulmayacak.
Kutsal Yazılar’daki ifadeler çok açıktır. İsa tekrar geldiği zaman,
her diz çökecektir” (Yeşaya 45:23). Ama bu olay gerçekleşmeden önce yerine gelmesi gereken bir dizi başka peygamberlikler bu- lunmaktadır.

GÖKYÜZÜNDE SEVİNÇ

Dünya uluslarının Yaratıcılarına-Sahiplerine diz çökmelerinden önce yerine gelmesi gereken olaylardan biri, İsa’nın kurtarılmış halkını göğe almak için yeryüzünün atmosferinin içine inmesidir.

“Rab’bin kendisi, bir emir çağrısı ile, baş meleğin seslen- mesi ile, Tanrı’nın borazanı ile gökten inecek. Önce Me- sih’e ait ölüler dirilecek. Sonra biz yaşamakta olanlar, ha-



386

yatta olanlar, onlarla birlikte Rab’bi havada karşılamak üzere bulutlar içinde alınıp götürüleceğiz. Böylece sonsuza dek Rab ile birlikte olacağız.” (1. Selanikliler 4:16-17)

Bu sır, bu şaşırtıcı olay her an gerçekleşebilir. Bu olay gerçekleşti- ği zaman, canları ve ruhları cennette yaşamakta olan imanlıların ölü bedenleri, halen yeryüzünde yaşamakta olan imanlılar ile bir- likte “Rab’bi havada karşılamak üzere…birlikte alınıp götürülece- ğiz.255 Mesih’teki imanlılar çok kısa bir anda Mesih’in benzerliği- ne dönüştürülecekler. Sonsuzluk ile uyum sağlayan, zaman ve yer tarafından sınırlı olmayan yeni bedenlere kavuşacaklar.
“Alınıp götürüldükten” bir süre sonra bireysel imanlılar yeryüzün- de yaşarken fedakarlık ederek Tanrı’nın yüceliği ve diğer insanla- rın bereketi için yaptıkları aracılığıyla ödüller alacaklardır.256 Daha sonra, tanrı halkı, sonsuza kadar “kutsal ve lekesiz” olmak üzere, yaşamını onları sonsuz yargıdan kurtarmak için feda eden Şampi- yon’a, sonsuz “Damatlarına”257 resmi olarak takdim edilecekler- dir.

“Sevinelim, coşalım! O’nu yüceltelim! Çünkü Kuzu’nun düğünü başlıyor, Gelini hazırlandı. Giymesi için O’na te- miz ve parlak ince keten giysiler verildi; ince keten kutsal- ların adil işlerini simgeler. Sonra melek bana, ‘Yaz!’ dedi.

‘Ne mutlu Kuzu’nun düğün şölenine çağrılmış olanlara!’”

(Vahiy 19:7-9)
Sonsuzlukta keyfine varılacak olan ilişkiler yeryüzünde bildiğimiz herhangi bir şeyden sınırsızca üstün olacaklardır.

YERYÜZÜNDEKİ BÜYÜK SIKINTI

Bu arada Kutsal Yazılar aşağıda yeryüzünde “büyük bir sıkıntı zamanı”258 olacağını bildirirler; bu dönemde Tanrı, inatçı bir dün- yanın üzerine gazabını dökecek ve Oğlu’nun ikinci gelişine yol hazırlayacaktır. Bu döneme aynı zamanda “Yakup soyu için sıkıntı dönemi” (Yeremya 30:7) olarak da işaret edilir, çünkü bu dönem İsrail ulusunu tövbeye getirmek için tasarlanmıştır.


387

Bu dönem sırasında Kutsal Yazılar’da “Mesih karşıtı” ve “Cana- var” olarak belirtilen (1. Yuhanna 2:18; Vahiy 13) etkileyici ve güçlü bir dünya egemeni gücü ele geçirecektir. Büyük kalabalıklar kör bir şekilde onu ve onun mucizeler yaratan sahte peygamberini izleyeceklerdir. Yeryüzündeki her insandan “sağ eline ya da alnına bir işaret vurdurması istenecek, canavarın adını ya da adını simge- leyen sayıyı taşımayan ne bir şey satın alabilecek ne de bir şey satabilecektir.” (Vahiy 13:16)
Boyun eğmeyi reddeden kişilerin başları kesilecektir. Bu sahte Mesih barış ve refah vaat edecek, ama bunları sağlamak yerine insanları bir aldatma, yıkım ve ölüm yoluna yönlendirecektir.

ARMAGEDON

Tanrı’nın peygamberlerinin çoğu Kutsal Kitap’ta Rab İsa’nın gök- yüzünden yeryüzüne ineceği zaman devam etmekte olan son Dün- ya Savaşı hakkında yazmışlardır. Bu dramatik çatışma, Şeria Irma- ğı’ndan Akdeniz’e doğru uzanan geniş bir bölgede, Esdraelon düz- lüklerinde meydana gelecektir. Kutsal Yazılar bu eski ve gelecek- teki savaş alanını aynı zamanda “katliam Dağı” anlamına gelen Armagedon olarak da adlandırırlar.

“Bunlar doğaüstü belirtiler gerçekleştiren cinlerin ruhla- rıdır. Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’nın büyük gününde olacak savaş için bütün dünyanın krallarını toplamaya gi- diyorlar.’İşte, hırsız gibi geliyorum! Çıplak dolaşmamak ve utanç içinde kalmamak için uyanık durup giysilerini üstün- de bulundurana ne mutlu!’ Üç kötü ruh, kralları Armage- don denilen yerde topladılar.” (Vahiy 16:14-16)

Peygamber Zekeriya aynı zamanda Mesih’in gelişine eşlik edecek olan olayların dramatik bir tanımını da yazdı.

İşte RAB’bin günü geliyor! Ey Yeruşalim halkı! Senden yağmalanan mal gözlerinin önünde paylaşılacak. Yeruşa- lim’e karşı savaşmaları için bütün ulusları bir araya geti- receğim. Kent ele geçirilecek, evler yağmalanacak, kadın-



388

ların ırzına geçilecek. Kentte yaşayanların yarısı sürgüne gönderilecek, geri kalanlar kentte kalacak.” (Zekeriya

14:1-2)

“Tüm uluslar” Yeruşalim’in çevresini kuşatacaklar. Bu çatışma, destansı boyutlarda bir katliam olacaktır.

MESİH’İN DÖNÜŞÜ

Tüm umutlar yitirildiğinde ve kentin hayatta kalan nüfusu yardım alacak hiçbir yer bulamadığında, kendilerini kurtarması için RAB’be feryat edecektir. Sonra adı “Rab kurtarır” Olan, gökler- den aşağıya inecektir. İsrail ulusu, Kurtarıcısının, çarmıha gerdiği İsa olduğunu gördüğünde, çok şaşıracak ve şok geçirecektir! Ama bu kez derin bir tövbe ruhu ve can acısı içinde Kralını kabul ede- cektir.

“Yeruşalim’de oturanların üstüne lütuf ve yakarış ruhunu dökeceğim. Bana, yani deştiklerine bakacaklar; biricik oğ- lu için yas tutan biri gibi yas tutacak, ilk oğlu için acı çe- ken biri gibi acı çekecekler.” (Zekeriya 12:10)

Yahudi ulusunun ruhsal açıdan kör gözleri sonunda açılacak ve İsa’nın önce ve her zaman tek ve gerçek Mesih olduğunu bilecek ve bu gerçeğe inanacaklar.259
Bundan sonra gerçekleşecek olan olay, dünya tarihindeki savaşla- rın en etkili gösterisi şeklinde gelişecek ve Söz olan İsa sadece konuşacak ve bu düşman dağılacaktır.

“Sonra Rab savaş zamanlarında yaptığı gibi, gidip bu uluslara karşı savaşacak. O gün O’nun ayakları Yeruşa- lim’in doğusundaki Zeytin Dağı’nın üzerinde duracak. Zeytin Dağı doğuya ve batıya doğru ortadan yarılıp çok büyük bir vadi oluşturacak. Dağın yarısı kuzeye, öbür yarı- sı güneye çekilecek.



389

Yeruşalim’e karşı savaşan bütün halkları RAB şu bela ile cezalandıracak: Daha sağken bedenleri, gözleri, dilleri çü- rüyecek.

Özel bir gün, yalnız RAB’bin bildiği bir gün olacak. Gece de gündüz de olmayacak. Gece aydınlık olacak.

Rab bütün dünyanın Kralı olacak. O gün yalnız RAB, yal- nız O’nun adı kalacak.” (Zekeriya 14:3-4,12,7,9)

Sonunda tek gerçek Tanrı nihayet layık olduğu şekilde övülecek ve onurlandırılacak.

GERİ İSTENEN EGEMENLİK

Biraz önce okuduğumuz Zekeriya’nın peygamberliğinin yazılma- sından onlarca yıl önce, Tanrı peygamber Daniel’e bu peygamber- liğe benzeyen bir görüm verdi:

“Gece görümlerimde insanoğluna benzer birinin göğün bulutları ile geldiğini gördüm. Eskiden beri var Olan’ın yanına doğru ilerledi, O’nun önüne getirildi. O’na ege- menlik, yücelik ve krallık verildi. Bütün halklar, uluslar ve her dilden insan O’na tapındı. Egemenliği hiç bitmeyecek sonsuz bir egemenlik, krallığı hiç yıkılmayacak bir krallık- tır.” (Daniel 7:13-14)

Egemenlik sözcüğü üç kez tekrar edilir.

Tanrı erkeği ve kadını ilk kez yarattığında, onlara “Yeryüzünde hareket eden tüm canlılara egemen olun.” (Yaratılış 1:26, 28) Adem, Yaratıcısına baş kaldırdığı zaman, bu egemenliği Şeytan’a teslim etmiş oldu. Ama “ilk insan” Adem’in Şeytan’a kaptırdığı bu gezegen üstündeki egemenlik, yetki ve kontrolü “İkinci İnsan” İsa260 geri talep edecektir.
Tanrı, İsa’nın öğrencisi Yuhanna’ya Zekeriya ve Daniel’in pey- gamberlikleri ile mükemmel bir uyum içinde olan tamamlayıcı bir görüm verdi:


390

“Bundan sonra göğün açılmış olduğunu, beyaz bir atın orada durduğunu gördüm. Binicisinin adı Sadık ve Ger- çek’tir. Adaletle yargılar, savaşır. Gözleri alev alev yanan ateş gibidir. Başında çok sayıda taç var. Üzerinde kendi- sinden başka kimsenin bilmediği bir ad yazılıdır. Kana ba- tırılmış bir kaftan giymişti. Tanrı’nın Sözü adı ile anılır. Beyaz temiz ince ketene bürünmüş olan gökteki ordular be- yaz atlara binmiş O’nu izliyorlardı. Ağzından ulusları vu- racak keskin bir kılıç uzanıyor. Onları demir çomak ile gü- decek. Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’nın güçlü gazabının şa- rabını üreten masarayı kendisi çiğneyecek. Kaftanının ve kalçasının üstünde şu ad yazılıydı: KRALLARIN KRALI VE RABLERİN RABBİ.” (Vahiy 19:11-16)

Kralların Kralı geri döndüğünde, kendisine, çok sayıda melekler- den ve Adem’in kurtarılmış soyundan meydana gelen “ince ketene bürünmüş olan gökteki ordular” eşlik edecektir.261 İsa’nın, ilk geli- şinde sergilemiş olduğu güç ve görkemin lütufkâr gösterileri, O’nun ikinci gelişinde sergileyeceği dizginlenmesi imkansız güç ve hayranlık uyandıran görkeminin yanında soluk kalacaklardır.

GÖKLERİN YÜREKLERDEKİ EGEMENLİĞİ

Bir ormanda tek başınıza yürüdüğünüzü varsayalım. Bana hangi hayvan ile karşılaşmak istediğinizi söyler misiniz? – bir aslan ile mi, yoksa bir kuzu ile mi?
Mesih yeryüzüne ilk kez geldiği zaman, günahkârları kurtarmak için “Kuzu” olarak geldi, ama O geri döndüğünde günahkârları yargılamak için “Aslan” olarak gelecektir.262



İsa yeryüzünü ilk ziyaret edişi sırasında şöyle vaaz etti: “Tövbe edin, çünkü göklerin egemenliği yakındır.” (Matta 4:17) Ama Ya- hudiler ve uluslar, yanlış düşüncelerinden tövbe etmek ve Kralları- nı kabul etmek yerine Krallarını çarmıha germek için güç birliği yaptılar. Böylece farkına varmadan Tanrı’nın Mesih’in dünyanın günah borcunu ödemek için Kanını dökmesi gerektiği hakkındaki planını yerine getirdiler.

391

İyi haber şudur: Günahkârlar Rab İsa’ya ve O’nun, kendileri için yaptığına güvendikleri takdirde, Tanrı, egemenliğini onların yürek- lerine yerleştirecek ve onları sonsuza kadar Kendi halkı yapacaktır.
Mesih’teki her gerçek imanlının daha şimdiden göklerin tescilli vatandaşı olduğunu biliyor musunuz?

“Oysa bizim vatanımız göklerdedir. Oradan Kurtarıcı’yı, Rab İsa Mesih’i bekliyoruz. O her şeyi kendine bağlı kıl- maya yeten gücünün etkinliği ile zavallı bedenlerimizi de- ğiştirip kendi yüce bedenine benzer hale getirecektir.” (Filipililer 3:20-21)

GÖKLERİN YERYÜZÜNDEKİ EGEMENLİĞİ

İsa yeryüzüne geri döndüğü zaman, Egemenliğini, bin yıl süre ile yeryüzünü yöneteceği Yeruşalim’de kuracaktır. Sonunda O’nun Krallığı gelecek ve “gökyüzünde olduğu gibi yeryüzünde de” O’nun isteği olacaktır (Matta 6:10). Kötülük artık hiçbir ulusta hoş görülmeyecektir, çünkü “onları demir çomak ile güdecektir.” (Va- hiy 19:15)
Pek çok kişi, Tanrı’nın Oğlu’nun yeryüzüne fiziksel olarak döne- ceğine inanmamaktadır. Ama buna rağmen Kutsal Yazılar bu ko- nuyu tam bir netlik ile belirtirler. Tanrı’nın Oğlu ilk gelişinde nasıl fiziksel bir beden aldıysa ve sonra dirilmiş, fiziksel ve sınırsız be- deni ile göğe alındıysa, aynı şekilde fiziksel olarak geri dönecektir:

“Aranızdan göğe alınan İsa göğe çıktığını nasıl gördünüz- se, aynı şekilde geri gelecektir.(Elçilerin İşleri 1:11)

BAĞLANAN ŞEYTAN

Tanrı’nın kitabı, İsa Mesih’in bin yıllık egemenliği hakkında çok şey bildirir. Bizim yapabileceğimiz ise, yalnızca ana olayları özet- lemektir.


392

İsa yeryüzüne döndükten sonra gerçekleşecek ilk şeylerden biri, insan soyunu öz-yıkım yoluna ilk kez yönlendiren o eski “yılan” yani Şeytan ile ilgilidir.

“Sonra bir meleğin gökten indiğini gördüm. Elinde dipsiz derinliklerin anahtarı ve büyük bir zincir vardı. Melek ej- derhayı –İblis ya da Şeytan denen o eski yılanı– yakalayıp bin yıl için bağladı. Bin yıl tamamlanıncaya dek ulusları bir daha saptırmasın diye onu dipsiz derinliklere attı, ora- yı kapayıp girişi mühürledi. Bin yıl geçtikten sonra kısa bir süre için serbest bırakılması gerekiyor.” (Vahiy 20:1-3)

Şeytan bin yılık dönemin tamamı boyunca bağlı ve kapatılmış ola- rak kalacaktır. Kötü Olan’ın bağlanması ve Doğru Olan’ın ege- menlik sürmesi ile yeryüzünde O’nun hoşnut kaldığı insanlara esenlik” olacaktır. (Luka 2:14)
Dünyanın özlemle beklediği, Tanrı’nın adil yönetimi bir gerçeklik haline gelecektir.

“Göklerin Tanrısı hiç yıkılmayacak bir krallık kuracak... Ve bu krallık sonsuza kadar sürecek.(Daniel 2:44)

GERÇEK TESLİMİYET

Kral Süleyman263, yaklaşık üç bin yıl önce, Mesih’in, yeryüzündeki her ulusun ve her insanın O’na boyun eğeceği gelecekteki egemen- liği hakkında yazdı. Bugün pek çok kişi tek gerçek Tanrı’ya teslim olduklarını ileri sürerler. Ama o gün, herkes O’na teslim olacaktır.


O’nun günlerinde doğruluk serpilip gelişsin, ay ışıdığı sürece esenlik artsın! Egemenlik sürsün denizden denize, Fırat’tan yeryüzünün ucuna dek! Çöl kabileleri diz çöksün önünde, düşmanları toz yalasın. Tarşiş’in ve kıyı ülkeleri- nin kralları O’na haraç getirsin. Saba ve Seva kralları ar- mağanlar sunsun! Bütün krallar önünde yere kapansın, bütün uluslar O’na kulluk etsin! Çünkü yardım isteyen yoksulu dayanağı olmayan düşkünü O kurtarır. Yoksula, düşküne acır, düşkünlerin canını kurtarır. Baskıdan, zor-

393

balıktan özgür kılar onları, çünkü O’nun gözünde onların kanı değerlidir. Yaşasın kral! O’na Saba altını versinler; durmadan dua etsinler O’nun için. Gün boyu O’nu övsün- ler! Ülkede bol buğday olsun. Dağ başlarında dalgalan- sın! Başakları Lübnan gibi verimli olsun. Kent halkı ot gibi serpilip çoğalsın. Kralın adı sonsuza dek yaşasın, güneş durdukça adı var olsun. O’nun aracılığı ile insanlar kut- sansın, bütün uluslar, ‘Ne mutlu O’na desin!’ Rab Tan- rı’ya İsrail’in Tanrısı’na övgüler olsun! Harikalar yaratan yalnız O’dur. Yüce adına sonsuza dek övgüler olsun! Bü- tün yeryüzü O’nun yüceliği ile dolsun. Amin! Amin!” (Mezmur 72:7-19)

Bu Mezmur, Mesih’in “yeryüzünün uçlarına dek egemenlik süre- ceği” gelecekteki krallığı hakkında çok net bir anlayışa sahip ol- mamızı sağlar.

MÜKEMMEL YÖNETİM

“Yardım isteyen yoksulu, dayanağı olmayan düşkünü O kurtarır.” Mesih’in egemenliği günümüzün bozulmuş ve karışıklık çıkaran dünyasının tamamen karşıtı olacaktır. Günaha İlk Düşüş’ten bu yana ilk kez özgürlük ve adalet hüküm sürecektir. Her bebeğin, çocuğun, erkeğin ve kadının yaşamı sınırsız değerde görülecek ve her yaşama saygınlık gösterilecektir.“Baskıdan, zorbalıktan özgür kılar onları, çünkü O’nun gözünde onların kanı değerlidir.”

Haber medyası, huzur çağrısında bulunan ve silahlanmanın azal- tılması için arabuluculuk yapan siyasi ve dini liderler hakkında sürekli haberler verir. Ancak yine de, sınırlı yetki ve güçlerinden dolayı bu liderler aradıklarını ileri sürdükleri huzuru üretemezler. Ama rüzgarın ve dalgaların boyun eğdiği Kişi geri döndüğü zaman, yeryüzü nihayet gerçek adaletin ve esenlik bolluğunun” tadını çıkaracaktır.



Yüzyıllar boyunca bu dünyanın tüm kralları ve egemenleri yaşa- mışlar ve ölmüşlerdir. Ama Kutsal Yazılar, kralların Kralı İsa hak- kında şu beyanda bulunurlar: “Ve O yaşayacaktır.Yeryüzü, gü-

394

nah ve ölüm üzerinde zafer kazanan İnsanoğlu’nun yönetimi altın- da benzersiz bir esenlik ve refah içinde geçen bin yıl içinde gelişe- cektir.

“Bütün krallar O’nun önünde yere kapansın ve O’nun aracılığı ile insanlar kutsansın; bütün uluslar ‘Ne mutlu O’na’ desin.’” (Mezmur 72:11,17)

Rab’bin Kendisi bu bezmiş ve yorgun dünyaya mevcut olan tek adil yönetimi sağlayacaktır. O’nun ile egemenlik sürecek olan kişi- ler, yalnızca yüceltilmiş bedenlerin ve kutsal doğaların sonsuz sa- hipleri olan Adem’in kurtarılmış çocukları olacaktır.
O’nun krallığı kötülükten özgür olacaktır.

“İlk dirilişe dahil olanlar mutlu ve kutsaldır. İkinci ölümün bunların üstünde yetkisi yoktur. Onlar Tanrı’nın ve Me- sih’in kâhinleri olacak, O’nun ile birlikte bin yıl egemen- lik sürecekler.(Vahiy 20:6)

Tüm yönetim şekilleri – monarşi, totaliter, demokratik, dini – başa- rısızlığa uğramıştır, ama O’nun yönetimi başarısızlığa uğramaya- caktır.
O’nun yönetimi de Kendisi gibi mükemmel olacaktır.

ESENLİK PRENSİ

Daha önce, Mesih’in ilk gelişine ilişkin çeşitli peygamberliklerden söz ettik. Örneğin, peygamber Mika Mesih’in Beytlehem’de doğa- cağını önceden bildirdi. Ama Mika’nın peygamberliğinin aynı zamanda Mesih’in bir gün tüm yeryüzü üzerinde egemenlik süre- ceğini de içerdiğine dikkat ettiniz mi?

“Ama sen ey Beytlehem Efrata, Yahuda boyları arasında önemsiz olduğun halde İsrail’i benim adıma yönetecek olan senden çıkacak. O’nun kökeni öncesizliğe, zamanın başlangıcına dayanır. Bütün dünya O’nun büyüklüğünü kabul edecek, halkına esenlik getirecek.(Mika 5:2,4-5)



395

Mika’nın çağdaşlarından biri olan Yeşaya da, doğacak olan erkek çocuk ve verilecek olan sonsuz Oğul hakkında peygamberlikte bulundu.
Yeşaya’nın peygamberliği aynı zamanda Oğul’un dünya çapındaki yönetimine de işaret ediyordu.

“Çünkü bize bir çocuk doğacak, bize bir oğul verilecek, yönetim O’nun omuzlarında olacak. O’nun adı Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Önderi ola- cak. Davut’un tahtı ve ülkesi üzerinde egemenlik sürecek. Egemenliğinin ve esenliğinin büyümesi son bulmayacak. Egemenliğini adalet ile doğruluk ile kuracak. Ve sonsuza dek sürdürecek.” (Yeşaya 9:6-7)

Sonunda tüm dünya Tanrı Oğlu’na O’nun hak ettiği unvanlar ile hitap edecek. O’nun adı:

Harika, Öğütçü,

Güçlü Tanrı, Ebedi Baba,

Esenlik Önderi olacak.

Uluslar, “o zamandan itibaren sonsuza dekadalet ve esenliğin tadını çıkaracaklar.

Tanrı’nın insan ile birlikte yaşama arzusu gerçeklik haline gelecek. Sonsuza kadar.

“O gün birçok ulus RAB’be bağlanacak, O’nun halkı

olacak ve o zaman Rab aranızda yaşayacak.(Zekeriya

2:11)
Günümüzdeki iyi haber Mesih’in Ruhu’nun yüreklerinde konut kurduğu herkes Tanrı’nın varlığının ve esenliğinin tadını şimdiden çıkarabilir.


396

ARTIK BİLGİSİZİK OLMAYACAK

Rab ilk gelişinde yeryüzünde insanların arasında yaşadı, insanların çoğu, O’nun Kim olduğunu fark etme konusunda başarısızlığa düştüler. Bugüne kadar çok kişi İsa’yı Kralları olarak görmeyi reddettiler. Ancak her şeye rağmen yeryüzünde her canın O’nun ileri sürdüğü Kişi olduğunu kabul edecekleri altın çağ geliyor.

“Yeni Ay’dan Yeni Ay’a, Şabat Günü’nden Şabat Günü’ne bütün insanlar önüme gelip Bana tapınacaklar,’ diyor RAB. (Yeşaya 66:23)

Binlerce din, mezhep ve tarikat artık yeryüzünde mevcut olmaya- caklar. Aynı zamanda hiç kimse bir çarmıh üzerinde ölen ve ölüm- den dirilen Tanrı’nın Oğlu İsa’nın tarihi gerçekliğini inkar etmeye cesaret edemeyecek. Yine de insanların hepsi O’na güvenmeyecek, ama O’nun ve O’nun mesajı hakkındaki gerçeği herkes bilecek.

“Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa, dünya da Rab’bin yüceliğinin bilgisi ile dolacak.” (Habakkuk 2:14)

ARTIK SAVAŞ OLMAYACAK

Rab yeryüzünde egemenlik sürmeye başladıktan sonra Kuzey ve Güney, Doğu ve Batı arasındaki çekişme geçmişte kalan bir konu olacak. İsrail ve İsrail’in çevresindeki uluslar arasında süre gelen çatışmalar son bulacak. Afrika kıtasının dehşet verici sıkıntıları sonsuza dek ortadan kalkacak. Aynı durum diğer kıtalar için de geçerli olacak. Sivil savaş ve baskı bitecek. Yeryüzünde gerçek esenlik, refah ve anlam yayılacak.

Birçok halk gelecek, ‘Haydi Rab’bin Dağı’na, Yakup’un Tanrısı’nın Tapınağı’na çıkalım’ diyecekler, ‘O bize Kendi yolunu öğretsin, biz de O’nun yolundan gidelim.’



RAB uluslar arasında yargıçlık edecek, birçok halkın ara- sındaki anlaşmazlıkları çözecek. İnsanlar kılıçlarını çekiç ile dövüp saban demiri, mızraklarını bağcı bıçağı yapacak- lar. Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak, savaş eğitimi yapma- yacaklar artık.” (Yeşaya 2:3-4)

397

İnsanlar tek gerçek Tanrı’yı tanıdıkça ve O’na tapındıkça esenlik ve birlik evrensel olacak.
Babil kargaşası tersine dönecek. Dünya yine eskiden olduğu gibi tek bir dil konuşacak:

“O zaman hep birlikte beni adım ile çağırmaları, omuz omuza bana hizmet etmeleri için halkların dudaklarını pak kılacağım.” (Sefanya 3:9)

LANET KALDIRILDI

Rab, bu bin yıllık dönemin refahına eklemede bulunmak için günah nedeniyle yeryüzünün üzerine gelmiş olan laneti kaldıracak.
İsa ilk kez yeryüzünde yaşadığı zaman, laneti geri çevirme gücünü sergiledi. Cinleri kovdu, sakatlıkları iyileştirdi, hastalıklara şifa verdi, ölüleri diriltti, kalabalıklara yiyecek sağladı ve onları besledi ve doğa üstündeki mükemmel kontrolünü sergiledi. Bu tür eylem- leri aracılığı ile vaat edilen Mesih ve Kral olduğuna ilişkin aksi iddia edilemez kanıtlar sağladı.
İsa, ilk gelişinde örnekler şeklinde sağladıklarını ikinci gelişinde evrensel biçimde sağlayacak.
Şeytan’ı ve cinlerini bağladı. Doğal nedenler sonucu ortaya çıkan sakatlık, hastalık ve ölümü ortadan kaldıracak. Toprak artık diken ve çalı üretmeyecek. Çiftçiler daha önce hiç olmadığı kadar bol ürün hasadı elde edecekler. “Yoksulluk” ve “açlık” artık hiç kulla- nılmayan eski terimler haline gelecekler.
Dünya tarihinin bu altın çağını her ulus tecrübe edecek.
İsa’nın ilk gelişinde yeryüzü vatandaşları tarafından reddedilen göklerin krallığı O’nun ikinci gelişinde tüm dünyada kurulacak ve hüküm sürecek.

“‘O zaman körlerin gözleri, sağırların kulakları açılacak; topallar geyik gibi sıçrayacak, sevinçle haykıracak dilsiz- lerin dili. Çünkü çölde sular fışkıracak, ırmaklar akacak



398

bozkırda. Kurt ile kuzu birlikte otlayacak, aslan sığır gibi saman yiyecek, yılanın yiyeceği ise toprak olacak. Kutsal dağımın hiçbir yerinde kimse zarar vermeyecek, yok etme- yecek..’ Böyle diyor RAB.” (Yeşaya 35:5-6; 65:25)

Hayvanlar krallığı bile esenlik içinde bir arada olacak, günah dün- yaya girmeden önceki koşullara yani, etin yenmediği ve yalnızca sebzenin yendiği plana ve Aden Bahçesi’ne özgü koşullara geri dönülecek.
Ama tüm bunlara rağmen Mesih’in bin yıllık egemenliği sırasında doğmuş olan kişilerin yüreklerinde hala günahın kökü bulunacak. Her çağda olduğu gibi, Adem’in soyunun Tanrı’nın bağışlama armağanını sadece O’nun kurtuluş sağlayışına güvenerek alması gerekecek.
Okuduğumuz son ayetin yılan hakkında neyi haber verdiğine dik- kat ettiniz mi? “Yılanın yiyeceği toprak olacak.” Bin yıllık dönem sırasında yılanlar karınlarının üstünde sürünmeye devam edecekler. Toprağın üstünde kayarak gitmeleri şunun hatırlanmasına hizmet edecek: Tanrı’nın planının üçüncü ve son aşamasında laneti sonsu- za kadar tersine çevirmek için bir dramatik olayın daha gerçekleş- mesi gerekmektedir.

KÖTÜ’NÜN SON HAMLESİ

Daha önce, “Şeytan ve İblis’in, o eski yılanın” bağlanacağını ve Mesih’in bin yıllık egemenliği sırasında dipsiz derinliklerde tutula- cağını öğrendik. “Bin yıl tamamlanıncaya dek ulusları bir daha saptırmasın diye” hapsedildi. Ama bin yıl geçtikten sonra kısa bir süre için serbest bırakılması gerekiyor.(Vahiy 20:2-3)

Tanrı Şeytan’ı neden tekrar serbest bırakacak? Onu neden bağlı ve kilit altında tutmayacak?



Sonsuz bilgelik kaynağı Rab kötü sonsuza kadar ortadan kaldırıl- madan önce insanın günahlı, ayartılmış yüreğinin açığa çıkarılma- sına son bir kez daha izin verecektir. İnsanlık, zamandan sonsuzlu- ğa geçerken, bu gerçek açıkça ortaya çıkacaktır: Adem’in soyu

399

düşmüş doğası üstünde egemen olamayacak kadar çaresizdir. Gü- nahkârları doğru yapabilecek ve onların inatçı yüreklerini değişti- rebilecek olan yalnızca RAB Tanrı’dır.

Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, iyileşmez. Onu kim anlayabilir? ‘Ben Rab herkesi davranışlarına, yaptıkları- nın sonucuna göre ödüllendirmek için yüreği yoklar, dü- şünceyi denerim.’” (Yeremya 17:9-10)

İnsanın yüreği, nasıl “her şeyden daha aldatıcıdır”? Mükemmel bir çevrede, mükemmel bir Kralın mükemmel yönetimi altında bin yıl yaşadıktan sonra bile, Şeytan serbest bırakıldığı anda bin yıllık dönem sırasında yeryüzünde doğmuş olanlardan oluşan büyük bir kalabalık Şeytan’ın yalanlarına inanacak ve O’nun tarafını tutacak- tır! Tanrı’nın düşmanı ile güçlerini birleştirecekler ve Yaratıcıları- na karşı aynı atalarının Aden Bahçesi’nde yaptıkları gibi isyan edeceklerdir.
Kötü’nün son bir hamlesi olacaktır.

ŞEYTAN’IN SON GAYRETİ

“Bin yıl tamlanınca Şeytan atıldığı zindandan serbest bı- rakılacak. Yeryüzünün dört bucağındaki ulusları –Gog ile Magog’u– saptırmak, savaş için bir araya getirmek üzere zindandan çıkacak. Toplananların sayısı denizin kumu ka- dar çoktur. Yeryüzünün dört bir yanından gelerek kutsalla- rın ordugahını ve sevilen kenti kuşattılar. Ama gökten ateş yağdı ve onları yakıp yok etti.” (Vahiy 20:7-9)

Rab, Şeytan’ın baş kaldıran insanlardan oluşan ordusuna Yeruşalim’i kuşatması için izin verecektir, ama bu insanlar bir araya toplanır toplanmaz gökyüzünden ateş yağacak ve onları tüke- tecektir. Şeytan ve onun tarafını tutanların hepsi yolun sonuna ulaşmış olacaklardır.


400

EZİLEN YILAN

Bundan sonra tarihin en ciddi olayı meydana gelecektir.

Onları saptıran İblis ise canavar ile sahte peygamberin de içinde bulunduğu ateş ve kükürt gölüne atıldı. Gece gündüz sonsuzlara dek işkence çekeceklerdir. Sonra büyük bir beyaz bir taht ve tahtta oturanı gördüm. Yer ile gök önünden kaçtılar, yok olup gittiler. Tahtın önünde duran küçük büyük ölüleri gördüm. Sonra kitaplar açıldı. Yaşam kitabı denen başka bir kitap daha açıldı. Ölüler kitaplarda yazılanlara bakılarak yaptıklarına göre yargılandı.

Ölüm ve Ölüler Diyarı ateş gölüne atıldı. İşte bu ateş gölü ikinci ölümdür. Adı Yaşam Kitabına yazılmamış olanlar ateş gölüne atıldı.(Vahiy 20:10-15)

Çağlar boyu süren çatışma sonsuza kadar yok olacak.
Büyük Beyaz Tahtın önündeki yargıdan sonra günahın laneti tarihe karışacaktır. Ama Tanrı’nın kötüyü yargılamasından sonra alınan dersler hiçbir zaman unutulmayacaktır. Tüm yaratılış günahın iğ- rençliğine ve Tanrı’nın doğruluğuna tanık olmuş olacaklardır.
Sonunda yılanın başı nihayet ezilecektir.
Şeytan ve onu izleyen herkes “İblis ile melekleri için hazırlanmış sönmez ateşte” sonsuza kadar hapsedileceklerdir (Matta 25:41). Yargılanmış olanlar bu sonsuz zindandan asla kaçamayacaklardır. Gördükleri bu ceza için Tanrı’yı da suçlayamayacaklardır, çünkü mükemmel bir yeryüzünde mükemmel bir Kral ile bin yıl bereket- lenmiş olmalarına rağmen, yine de Yaratıcılarına-Sahiplerine karşı isyan etmeyi seçmişlerdir.
İnsanın ileri sürebileceği hiçbir mazeret olmayacaktır.
Tek gerçek Tanrı’nın ünü ve çağrısı sonsuza kadar haklı çıkacaktır. Adları Yaşam Kitabında yazılı olanların hepsi sonsuza kadar Rab
ile birlikte olacaklar, “ama korkak, imansız, iğrenç, adam öldüren, fuhuş yapan, büyücü, putperest ve bütün yalancılara gelince, onla-


401

rın yeri kükürt ile yanan ateş gölüdür. İkinci ölüm budur.” (Vahiy

21:8)264
Kötü, çirkin başını bir daha asla yukarı kaldıramayacaktır. Tüm yaratılış tek gerçek Tanrı’ya sonsuza kadar boyun eğerek yaşaya- caktır.

O’NUN İLE

Bundan sonra olacak olanlar neredeyse hayal bile edilemeyecek kadar harikadır:

“Tahttan yükselen gür bir sesin şöyle dediğini işittim, ‘İşte Tanrı’nın konutu insanların arasındadır. Tanrı onların arasında yaşayacak ve onlar O’nun halkı olacaklar. Tan- rı’nın Kendisi de onların arasında bulunacak. Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak, artık ne yas ne ağlayış ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı.” (Vahiy 21:3-5)

Eski Antlaşma’nın ilk iki bölümü nasıl Tanrı’nın orijinal yaratılışı- nı tanımlıyorlarsa, Yeni Antlaşma’nın son iki bölümü de aynı şe- kilde Tanrı’nın yeni yaratılışını tanımlamaktadırlar. Şeytan, günah ve ölümün uzaklaştırılmalarından sonra her şey Yaratıcı’nın kutsal doğası ile tekrar mükemmel uyum içinde olacaktır. Bundan böyle artık insanlar ya da melekler asla günah tuzağına düşmeyecekler- dir. İhtiyaç duyulan dersler alınmış olacak ve “Tanrı’nın Kendisi onların arasında bulunacak ve onların Tanrısı olacaktır.”
Tanrı’nın programı, yalnızca Adem’in günahının etkilerini uzaklaş- tırmaktan çok daha fazlasını içerir. Tanrı’nın planında yer alan “her şeyi yenilemektir.” Tanrı’nın halkı O’nun göz kamaştıran varlığı için uygun olan görkemli göksel bedenlerin keyfini çıkara- caktır. Sonsuzluk boyunca her ulustan ve her dönemden kurtarılmış olan canlar O’nun hayranlık uyandıran ve zaman ile sınırlı olma- yan planlarında yer alacaklardır. İmanlılar olarak O’nun ile sonsu- za kadar birlikte olmak bizim sevincimiz, ve bizim O’nun ile bir- likte olmamız da O’nun sevinci olacaktır.


402

“Tanrı bizimle” konusu, sonsuz bir gerçeklik olacaktır.

O’NUN GİBİ!

Kurtarıcı ve O’nun halkı arasındaki tatlı paydaşlık hiçbir zaman son bulmayacaktır. Adem’in yersel cennette kaybetmiş olduğu yenilenecek ve göksel Cennet’te daha da üstün hale gelecektir. Tanrı, ilk erkek ve kadını yaratmak üzereyken, şöyle dedi,

“İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım”

dedi. (Yaratılış 1:26)
Her şey tam O’nun planladığı şekilde meydana gelecek.

Cennet O’nun karakterinin ve tutumunun suretini ve benzeyişini taşıyan erkekler ve kadınlarla dolu olacaktır. Günah artık bir olası- lık dahi olmayacaktır. Tanrı halkı doğruluk ile mühürlenecektir. Peygamber Davut, “ama ben doğruluk sayesinde yüzünü görece- ğim senin. Uyanınca suretini görmeye doyacağım” (Mezmur

17:15) satırlarını yazdığı zaman bu durumu önceden görmüştü.

Fidye ile kurtarılmış erkekler, kadınlar ve çocuklar O’nun Oğ- lu’nun benzeyişine dönüştürülmüş olarak” (Romalılar 8:29) Tan- rı’nın yeni yaratılışı olarak sonsuza kadar güvende olacaklardır.

“Ne olacağımız henüz bize gösterilmedi, ama Mesih gö- ründüğü zaman O’na benzer olacağımızı biliyoruz. Çünkü O’nu olduğu gibi göreceğiz.” (1. Yuhanna 3:2)

O’NUN İÇİN!

Başlangıçtan beri Yaratıcı’nın amacı insanlık arasındaki krallığını öyle bir şekilde kurmaktı ki, bizler O’nun görkemini, saflığını, sevgisini, adaletini, merhametini ve lütfunu bilelim ve takdir ede- lim.
Şeytan ile yapılan uzun savaşın tamamı boyunca Tanrı’nın planı her zaman “öteki uluslardan kendi adı için bir halk çıkarmak ama- cı ile onlara yaklaşmaktı” (Elçilerin İşleri 15:14). Rab, yeryüzüne


403

kazanmak için geldiği şeye sahip olacaktır: şükran dolu, tapınan yüreklerle Kendi benzeyişindeki kurtarılmış bir halk sonsuza kadar O’nu sevecek, övecek ve O’ndan zevk alacaktır.
Tanrı’nın laneti tersine çevirmek konusundaki planının üçüncü ve son aşaması, artık her an başlayabilirdi.
Hazır mısınız?
İsa’nın dönüşü hakkındaki düşünce sizi sevindiriyor mu, yoksa korkutuyor mu?
Kutsal Kitap, Kutsal Yazılar’da yaptığımız bu yolculukta bakmaya zaman bulamadığımız son zamanlar konusunda bize daha pek çok anlayış sağlar. Şimdilik güvenilir Yaratıcımız’ın kitabının son bö- lümünde bulunan küçük bir peygamberliği yerine getireceğini bil- memiz yeterli olacaktır:

Artık hiçbir lanet kalmayacak!” (Vahiy 22:3)



404

30

GELECEKTEKİ CENNETTEN

GÖSTERİLEN BÖLÜMLER


ünya nüfusunun büyük bir bölümü kötü hakkında bir yin- yang görüşüne sahiptir. Yin, “gölgeli” ve yang “güneşli” anlamına gelir. Belki yin-yang sembolünü –siyah ve beya-
zın eşsiz bir karışımı ile bir daire– görmüşsünüzdür. Bu eski Çin felsefesi gerçeği içermesine rağmen, iyi ve kötü, doğru ve yanlış, ölüm ve yaşam arasındaki farkı bulanıklaştırır. İyiyi ve kötüyü insanın varlığının doğal ve asla son bulmayan bir özelliği olarak görür.
Görmüş olduğumuz gibi, Kutsal Kitap iyi ve kötünün farklı bir analizini sağlar. Acı çekmenin ve üzüntünün her zaman var olduğu ve evrenin daima ayrılmaz bir parçası olacağı düşüncesini destek- lemez. Kutsal Yazılar’ın bu konudaki düşüncesi açıktır. Kötü’nün, Acı’nın ve Ölüm’ün nihai boyun eğişlerinin ve tarih sahnesinden yok olacakları bir gün geliyor.
Aşağıdaki bu grafik, Tanrı’nın değiştirilemez programını tanımlar:

SONSUZLUK [ZAMAN] SONSUZLUK

MÜKEMMEL İYİ [İyi/Kötü] MÜKEMMEL İYİ




İyi ve kötünün şimdiki zamana ait karışımı parantez içine alınmış- tır. Sonsuza kadar etrafta olmayacaktır.265

405

Tanrı’nın kitabının ilk iki ve son iki bölümleri Tanrı’nın haklı ola- rak sevildiği ve yüceltildiği günahtan özgür bir dünyayı resmeder- ler. Tanrı’nın bu ilk ve son bölümler arasında günah ve günahın laneti ile başa çıkma konusunda çözüm sağlamak ve Kendisini tanıyan, seven ve sonsuzluğu O’nun ile birlikte geçirmek isteyen bir halkı kurtarmak için Planını nasıl yürürlüğe koyduğunu görü- rüz.
Her iyi öykü gibi, Tanrı’nın kurtarma tarihinin bir başlangıcı, bir ortası ve bir sonu bulunur:

BAŞLANGIÇ: Yaratılış 1& 2:

Mükemmel bir dünya – kötü girmeden önce.

ORTA: Yaratılış 3’den Vahiy 20’ye kadar:

Bozulmuş bir dünya – Tanrı’nın müdahalesi.

SON: Vahiy 21& 22:

Mükemmel bir dünya – kötü yok edildikten sonra.

SONLARIN KİTABI

Kutsal Kitap’ın ilk kitabı nasıl başlangıçlar kitabı ise, aynı şekilde
Kutsal Kitap’ın son kitabı da sonlar kitabıdır.

Yaratılış Vahiy

Her şeyin başlangıcı Her şeyin tükenişi
Gökyüzünün & yeryüzünün Yeni gökyüzünün & yeryüzünün yaratılışı yaratılışı
Tanrı, yeryüzü için güneşi yaratır Tanrı göğün ışığıdır
Şeytan’ın insanı ilk ayartması Şeytan’ın insanı son ayartması
Tanrı’nın ilk yargıları Tanrı’nın nihai yargılamaları
Günah ve ölümün girişi Günahın ve ölümün ortadan kaldırılması
‘İlk Adem’ egemenliği kaybeder ‘Son Adem’ egemenliği geri alır
Tanrı, Şeytan’ı ezeceğine söz verir Şeytan Ateş Gölü’ne atılır
Kurban edilen ilk kuzu Yüceltilen Tanrı Kuzusu
Yersel cennetten çıkarılan insan Göksel Cennet’teki insan
Yaşam Ağacı’ndan uzaklaştırılan Yaşam Ağacı’ndan yiyen insan


406

insan

Tanrı’dan ayrılan insanoğlu Kurtarılan insanoğlu Tanrı ile sonsuza kadar beraber
Yukarıdaki liste uzayarak devam edebilirdi, ama siz ifade etmek istediğimiz düşünceyi anladınız.

VAHİY

Birlikte yaptığımız yolculuğu tamamlarken, gerçekte yeni bir baş- langıcın açılışı olan Tanrı’nın öyküsünün “sonu”na odaklanmak istiyoruz.
Kutsal Kitap’ın son kitabı şu sözlerle başlar:

“İsa Mesih’in vahyidir. Tanrı yakın zamanda olması gere- ken olayları kullarına göstermesi için O’na bu vahyi verdi. O da gönderdiği meleği aracılığı ile bunu kulu Yuhanna’ya iletti. Yuhanna Tanrı’nın Sözü’ne ve İsa Mesih’in tanıklı- ğına –gördüğü her şeyetanıklık etmektedir. Bu peygam- berlik sözlerini okuyana, burada yazılanları dinleyip yeri- ne getirene ne mutlu! Çünkü beklenen zaman yakındır... Yücelik ve güç sonsuzlara dek bizi seven, Kanı ile bizi günahlarımızdan özgür kılmış Mesih’in olsun. Amin. İşte bulutlarla geliyor! Her göz O’nu görecek, O’nun bedeni- ni deşmiş olanlar bile. O’nun için dövünecek yeryüzünün bütün halkları. Evet, böyle olacak! Amin. ‘Var olan, var olmuş ve gelecek Olan, Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı,

‘Alfa ve Omega (Grek alfabesinin ilk ve son harfleri)

Ben’im’ diyor.” (Vahiy 1:1-3,5-8)266

Tanrı bu sözleri “kulu Yuhanna’ya” verdi. Yuhanna, İsa’ya yeryü- zündeki hizmeti sırasında eşlik eden on iki öğrenciden biriydi.267
İsa, göğe geri döndükten altmış yıl sonra, O’nun Kutsal Ruh’u, Yuhanna’ya, Tanrı’nın kütüphanesinin bu son kitabını yazması için
esin verdi.

Vahiy, “göz önüne koymak” anlamına gelir. Bu büyüleyici kitap, hiçbir insanın algılayamayacağı olayları gözler önüne serer. Vahiy



407

kitabı, Rab’bin Kendi adını nasıl haklı çıkaracağı ve insanın günah nedeni ile kaybetmiş olduğu egemenliği nasıl restore edeceğinin ana hatlarını çizer. Bu kitap aynı zamanda bize gelecekteki Cen- net’ten bölümler gösterir.

TAHT

Tanrı’nın peygamberlerinden ve elçilerinden seçilmiş birkaç tane- sine Tanrı’nın konut kuracağı yer hakkında kısa bilgiler verilmişti, ama Elçi Yuhanna’ya yapılan açıklama bu konuda verilen bilgile- rin en açık olanıdır. Yuhanna şunları yazdı:

“Bundan sonra gökte açık duran bir kapı gördüm. Benim ile konuştuğunu işittiğim, borazan sesine benzeyen ilk ses şöyle dedi, ‘Buraya çık! Bundan sonra olması gereken olayları sana göstereyim.’ O anda Ruh’un etkisinde kala- rak gökte bir taht ve tahtta oturan birini gördüm. Tahtta oturanın yeşim ve kırmızı akik taşına (iki değerli taş268) benzer bir görünüşü vardı. Zümrüdü andıran bir gökkuşağı tahtı çevreliyordu.” (Vahiy 4:1-3)

Yuhanna, gökteki taht odasını tanımlamakta güçlük çekti. Taht odası sözlerle ifade edilemeyecek kadar görkemliydi. Tanrı’nın tahtının çevresinde süzülerek uçan melekler sürekli olarak şu be- yanda bulunuyorlardı: Kutsal, kutsal, kutsaldır, Her Şeye Gücü Yeten. Var olmuş, var olan ve gelecek olan!” (Vahiy 4:8). Yuhanna yalnızca yeryüzünde görmüş olduğu şeylere biraz benzeyenleri bildirebiliyordu, ama gördüğü her şey güzelin ve görülmeye değe- rin sınırsız derecede ötesindeydi. Baktığı yerde göz kamaştıran ışık ve parlak renkler vardı. Yuhanna gök gürültüsü gibi müzik sesleri ve çok sayıda sevinçli ve övgü ile dolu sesler duydu, ama ona en çok çekici gelen, tahtın üstünde Oturan’dı.269



408

HEYECAN

Dünya dinleri, Cennet’i pek çok şekilde resmederler.
Bazı tanımlar olumlu anlamda sıkıcıdırlar. Belki karikatürlerde görmüşsünüzdür: insanlar bulutların üzerinde otururlar, saygı ile arp çalarlar. Ama Kutsal Kitap Tanrı’nın görkemli konutunu böyle tanımlamaz.
Bazıları ise cenneti, durmak bilmeyen şehvetin erkek-merkezli bir bahçesi olarak tanımlarlar. Cennet hakkındaki bu kavram da yan- lıştır. Rab yeryüzündeyken, O’nun kurtarılmış halkının “dirildikten sonra evlenmeyeceklerini ve evlendirilmeyeceklerini, gökteki me- lekler gibi olacaklarını” öğretti. (Matta 22:30)
Cennet, sınırsız bilgelik ve sevginin huzurundaki sevincin, hayran- lığın ve heyecanın asla solmayacağı Tanrı-merkezli bir bölgedir. Cennet, yeryüzünde bilinen ilişkilerin çok daha üstünde olan bir yerdir. Tanrı yersel evliliği, Rab ve O’nun kurtarılmış halkı arasın- da sonsuzluk boyunca var olacak olan görkemli ilişkinin soluk bir düşüncesi olarak tasarladı. En iyi yersel evlilikler bile, Mesih ile birleşmiş olan insanların O’nun ile tadını çıkaracakları yoğun se- vinç ve kutsal eşliğin resmedilmesinde yetersiz kalırlar.

Kutsal Yazılar bunu büyük bir sır” olarak (Efesliler 5:32) adlan- dırır ve şunu ekler: “Ne mutlu Kuzu’nun düğün şölenine çağrıl- mış olanlara!” (Vahiy 19:9)

Cennet, yalnızca O’NUN İLE birlikte olmaktır.
Sayısı tahmin edilemez milyonlarca yıl önce yaratılmış olan melek- ler, bugün Tanrı’nın varlığına her zamankinden daha çok hayranlık duymaktadırlar. Bu durum Adem’in kurtarılmış çocukları için de geçerli olacaktır. Tanrımız Rab’bin harikalığı, bilgeliği ve mü- kemmelliğini anlamak için sonsuzluğun tamamına ihtiyaç duyaca- ğız!

“Hakkımdaki düşüncelerin ne değerli ey Tanrı, sayıları ne çok! Kum tanelerinden fazladır saymaya kalksam. Uyanı- yorum, hala Seninleyim.(Mezmurlar 139:17-18)



409

Rab ile birlikte olmanın heyecan ve sevinci hiçbir zaman azalma- yacaktır. Soru, canımızın sıkılıp sıkılmayacağı değil, aksine, gözle- rimizi acaba O’ndan alabilecek miyiz?

Bol sevinç vardır senin huzurunda. Sağ elinden mutluk eksilmez.” (Mezmur 16:11)

KALABALIK

Elçi Yuhanna tahtta oturan Rab’bi yalnızca bir an için görmedi – aynı zamanda kurtarılmış olanların meydana getirdiği kalabalığı da gördü:

“Bundan sonra gördüm ki, her ulustan, her oymaktan, her halktan, her dilden oluşan, kimsenin sayamayacağı kadar büyük bir kalabalık tahtın ve Kuzu’nun önünde du- ruyordu. Hepsi de birer beyaz kaftan giymişti, ellerinde hurma dalları vardı. Yüksek ses ile bağırıyorlardı: ‘Kurta- rış, tahtta oturan Tanrımız’a ve Kuzu’ya özgüdür!” (Vahiy

7:9-10)
Tanrı’nın, İbrahim, İshak ve Yakup’un aile soyundan doğan Kurta- rıcı aracılığı ile bereketlerini yeryüzündeki tüm uluslara ve insanla- ra sunmayı nasıl vaat ettiğini hatırlıyor musunuz?270 Tanrı, Yuhanna’nın geleceğe bakmasına ve Vaadinin yerine getirilişine tanık olmasına izin verdi.
Tanrı’nın tahtının çevresinde yeryüzünde bulunan her grup, her ulus ve her dilden insanlar temsil edilecektir. Kurtarılmış günah- kârlardan oluşan sayısı tahmin edilemeyecek kadar büyük bu kala- balık şükran ve sevinç dolu bir sesle onları sonsuz ölümden kur- tarmak ve onlara sonsuz yaşam vermek için Kanını döken Kuzu’yu sonsuza kadar övecek ve O’na tapınacaklardır:


“Yeni bir ezgi söylüyorlardı: ‘Layıksın …çünkü boğaz- landın ve kanın ile her oymaktan, her dilden, her halktan, her ulustan insanları Tanrı’ya satın aldın. Onları Tanrı- mız’ın hizmetinde bir krallık haline getirdin, kâhinler yap- tın. Dünya üzerinde egemenlik sürecekler.’

410

Sonra tahtın, yaratıkların ve ihtiyarların çevresinde çok sayıda melek gördüm, seslerini işittim. Sayıları binlerce binler, on binlerce on binlerdi. Yüksek sesle şöyle diyor- lardı: ‘Boğazlanmış Kuzu gücü, zenginliği, bilgeliği, kud- reti, saygıyı, yüceliği, övgüyü almaya layıktır.” (Vahiy 5:9-

12)

KURTARICIM

Dört bin yıl önce peygamber Eyüp sevinçle coşmuştu:

“Oysa ben kurtarıcımın yaşadığını ve sonunda yeryüzüne geleceğini biliyorum; derim yok olduktan sonra yeni bede- nim ile Tanrı’yı göreceğim, O’nu kendim göreceğim, ken- di gözlerim ile, başkası değil. Yüreğim bayılıyor bağrım- da.” (Eyüp 19:25-27)

Sizin yüreğiniz “Tanrı’yı görmek” için aynı Eyüp’ün yüreği gibi
bayılıyor mu? O’nu sizin Kurtarıcınız olarak tanıyor musunuz?

Gerçek imanlıların tümü Eyüp’ün kesin umudunu paylaşırlar. Dos- tum, sizin adınıza konuşamam, ama ben, benim Kurtarıcımı yüz yüze göreceğimi biliyorum. Beni seven ve benim uğruma kendi- sini feda eden Tanrı Oğlu ile” (Galatyalılar 2:20) beraber yürüye- ceğim ve O’nun ile konuşacağım.

Evet, Rab’bin yanına gitmiş olan ailem ve dostlarım ve her dö- nemden olan Tanrı’nın halkı ile paydaşlık yapacağım o harika za- manları şimdiden dört gözle bekliyorum ve tüm yüreğimle sizin de bu kişilerin arasında bulunacağınızı umuyorum. Ama tüm bunlar- dan daha önemli olan şu: İsa’yı görmek istiyorum!
O, benim cehennemimi benim için üstlendi.
Hiç kuşkusuz zihnimin düşünme girişiminde bulunabileceği en
şaşırtıcı gerçeklerden biri şudur:

O, benim O’NUN ile sonsuzluğu geçirmemi istiyor.



411

İsa’nın yargılanmak ve çarmıha gerilmek üzere tutuklandığı gece,
İsa şöyle dua etti:

“Baba, Bana verdiklerinin de bulunduğum yerde Benim ile birlikte olmalarını ve Benim yüceliğimi, Bana verdiğin yüceliği görmelerini istiyorum. Çünkü dünyanın kurulu- şundan önce Sen Beni sevdin.” (Yuhanna 17:24)

Bu konu, Tanrı’nın mesajının özüdür. O, insanları O’nun ile birlik- te olmaları için yarattı, ama önerisini kabul etmeniz için sizi zor- lamayacaktır.
Seçimi size bırakır.

“Galip gelene Tanrı’nın cennetinde bulunan yaşam ağa- cından yeme hakkı vereceğim ..İsa’nın Tanrı Oğlu olduğu- na iman edenden başka dünyayı yenen kim?” (Vahiy 2:7;

1. Yuhanna 5:5)

MÜKEMMEL YUVA

Kutsal Kitap’ın son iki bölümü, her döneme ait imanlıların Yaratı- cıları-Kurtarıcıları ile birlikte yaşayacakları ve O’nun, halkı için hazırlamış olduğu her şeye katılacakları sonsuz yuva ile ilgili kısa bilgiler içerir.

“Bundan sonra yeni bir gök ile yeni bir yeryüzü gördüm. Çünkü önceki gök ile yeryüzü ortadan kalkmıştı. Deniz de yoktu artık. Kutsal kentin, yeni Yeruşalim’in gökten, Tan- rı’nın yanından indiğini gördüm.” (Vahiy 21:1-2)

Bu görkemli kent, yeniden yaratılmış gezegenimizle birleşmek için

“gökten, Tanrı’nın yanından” inecektir.

Yeni yeryüzünde “artık deniz de yoktur.” Artık birbirinden ayrı
kıtalar olmayacaktır.

“Ve Tanrı onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı.” (Vahiy 21:4)



412

Her şey mükemmel olacak. Göksel kent hayal edilemeyecek kadar görkemli olacak. Yuhanna, göksel kenti tanımlamakta güçlük çek- mişti:

Kent kare biçimindeydi. Uzunluğu enine eşitti. Melek kenti kamış ile ölçtü. Her bir yanı on iki bin ok (yaklaşık

2200 kilometre) atımı geldi. Uzunluğu, eni ve yüksekliği

birbirine eşitti. Melek surları da ölçtü. Kullandığı insan öl- çüsüne göre 144 arşındı (yaklaşık 75 metre). Surlar yeşim- den yapılmıştı, kent ise cam duruluğunda saf altındandı. Kent surlarının temelleri her tür değerli taş ile bezenmişti. Birinci temel taşı yeşim, ikincisi laciverttaşı, üçüncüsü akik, dördüncüsü zümrüt, beşincisi damarlı akik, altıncısı kırmızı akik, yedincisi sarı yakut, sekizincisi beril, doku- zuncusu topaz, onuncusu sarıca zümrüt, on birincisi gök yakut, on ikincisi ametistti. On iki kapı on iki inciydi; kapı- ların her biri birer inciden yapılmıştı. Kentin ana yolu cam saydamlığında saf altındandı. Ama kentte tapınak görmedim. Çünkü Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı ve Ku- zu, kentin tapınağıdır. Aydınlanmak için kentin güneş ya da aya gereksinimi yoktur. Çünkü Tanrı’nın görkemi onu ay- dınlatıyor. Kuzu da onun çırasıdır. Kurtarılmış olanların ulusları kentin ışığında yürüyecekler…ama oraya murdar hiçbir şey, iğrenç ve aldatıcı işler yapan hiç kimse asla girmeyecek. Yalnız adları Kuzu’nun yaşam kitabında ya- zılı olanlar girecek.” (Vahiy 21:16-24; 27)

Bu göksel kent her ayrıntısı ile görkemli olacaktır; caddeleri bile “cam saydamlığında saf altındandır.” Kentin her parçası, Tan- rı’nın yüceliğini yansıtmak için tasarlanmıştır.
Kentte tapınak ya da güneş yoktur, çünkü Rab’bin Kendisi kentin tapınma merkezi ve Işık Kaynağıdır, “Kuzu kentin çırasıdır.”


Cennet, yaratılışın ilk gününde, ‘Işık olsun’ diyen aynı Kişi tarafın- dan aydınlatılacaktır. Bu kentin Işığı, Tapınma Çadırında, Tapınak- ta ve “Dünyanın ışığı Ben’im(Yuhanna 8:12) diyen İsa Mesih’in Kendisinde konut kuran aynı göz kamaştırıcı görkem olacaktır.

413

Bu göksel kent mükemmel bir kare biçiminde olacaktır – Cennet’i sembolize eden Tapınak’taki en Kutsal Yer gibi. Kentin uzunluğu ve genişliği, her bir yanı 2200 kilometredir. Aynı şey kentin yük- sekliği için de geçerlidir. Galiba, kent yeni yeryüzünün stratosfe- rinden geçerek uzaya doğru dikine yükselecektir.
Bu görkemli yuvanın, doğmuş olan her kişi için geniş odası olacak- tır. Ama her şeye rağmen, insanların tümü orada olmayacaktır, “yalnızca adları Kuzu’nun yaşam kitabında yazılı olanlar” orada bulunacaklardır. Orada olacak kişiler yalnızca yeryüzündeyken tek gerçek Tanrı’ya ve O’nun Kurtarışına güvenmiş olanlardır.
Son bölüm kentin içinde bulunan bahçeyi tanımlar:

“Melek bana Tanrı’nın ve Kuzu’nun tahtından çıkan billur gibi berrak yaşam suyu ırmağını gösterdi. Kentin ana yo- lunun ortasından akan ırmağın iki yanında on iki çeşit meyve üreten ve her ay meyvesini veren yaşam ağacı bu- lunuyordu. …Artık hiçbir lanet kalmayacak. Tanrı’nın ve Kuzu’nun tahtı kentin içinde olacak, kulları O’na tapına- cak. O’nun yüzünü görecek. Alınlarında O’nun adını taşı- yacaklar …ve sonsuzlara dek egemenlik sürecekler.” (Va- hiy 22:1-5)

MÜKEMMEL ÖYKÜ

Tanrı’nın öyküsü, tamamlanmıştır.

“Ana yolun ortasında ve ırmağın iki yanında yaşam ağacı

bulunuyordu.”

Güzel bir bahçede başlayan öykü mükemmel bir bahçesi olan hari- ka bir kentte sona erer. Aden Bahçesi’nden farklı olarak göksel Cennet’te iyilik ve kötülüğü bilme ağacı olmayacaktır, ama Adem ve Havva’nın günah işledikleri zaman uzaklaştırıldıkları yaşam ağacı göksel Cennet’te önemli bir yere sahip olacaktır. Mükemmel kutsallık ve sonsuz yaşam, göksel kentteki tek seçimdir.
Deneme zamanları ve iman ile yaşamak tarihe karışacaktır.


414

Tanrı’nın ve Kuzu’nun tahtı kentin içinde olacak, kulları O’na tapınacak. O’nun yüzünü görecekler ..Ve sonsuza dek egemenlik sürecekler.”

Tanrı’nın halkı, sonsuzlukta ‘Tanrı ve Kuzu’ tarafından çaresiz canlarını yargıdan kurtarmak ve O’nun ile birlikte sonsuza kadar yaşamalarını sağlamak için ödenen büyük bedeli asla unutmaya- caklardır.
Rab ve halkı arasındaki tatlı ve bozulamaz paydaşlık sürekli ola- caktır. Tanrı’nın bizimle ve bizim O’nun ile olmamız gerektiği, Adem ve Havva’nın günah işlememiş olmaları halinde bilebilecek- leri herhangi bir şeyden daha da harika olacaktır.
Neden daha da harika olacaktır?
Bu sorunun yanıtı kurtuluş sözcüğünde bulunur.

“O bizi karanlığın hükümranlığından kurtarıp, sevgili Oğ- lu’nun egemenliğine aktardı. O’nda kurtuluşa günahları- mızın bağışına sahibiz.” (Koloseliler 1:13-14)

Günahın ve ölümün karanlık zindanında yasayı ihlal eden mah- kumlar olarak mümkün olan en kötü yazgıdan kurtarılmak ve son- ra Tanrı’nın ışık ve sevgi krallığında lütuf görmüş vatandaşlar ola- rak mümkün olan en iyi konuma getirilmek! Bundan daha harika ne olabilirdi?
Yaratıcımızın-Kurtarıcımızın kurtuluş konusunda yalnızca Kendi- sine güvenenler için yaptığı budur. Büyük sevgisi nedeniyle sınır- sız değere sahip kanı sayesinde çaresiz günahkârları cehennemden kurtarmış ve onların cennete girebilmelerini sağlamıştır.
Bu öykü, Mükemmel Öykü’dür – tüm sonsuzluk boyunca üzerinde düşünülecek ve takdir edilecek olan Kurtarış Öyküsü.

“Bundan sonra gördüm ki, her ulustan, her oymaktan, her halktan, her dilden oluşan kimsenin sayamayacağı kadar büyük bir kalabalık tahtın ve Kuzu’nun önünde du- ruyordu. Hepsi de birer beyaz kaftan giymişti. Ellerinde



415

hurma dalları vardı. Yüksek ses ile bağırıyorlardı: ‘Kurta- rış, tahtta oturan Tanrımız’a ve Kuzu’ya özgüdür!” (Vahiy

7:9-10)

Yeni bir ezgi söylüyorlardı: ‘Sen layıksın ...çünkü boğaz- landın ve kanın ile her oymaktan, her dilden, her halktan, her ulustan insanları Tanrı’ya satın aldın …Övgü, saygı, yücelik ve güç sonsuzlara dek Tahtta oturanın ve Ku- zu’nun olsun!” (Vahiy 5:9,13)

ONDAN SONRA HEP MUTLU YAŞADILAR

Tüm dünyada, her yaşta insan, romantik ve kurtuluş ile ilgili aşk öykülerinden hoşlanır – mutlu son ile biten öyküler.271
Gece, göğün altında, titrek ve parlak ateş ışığının çevresinde birbi- rine sokularak yere çömelmiş bir gruba öykü anlatan bir köylü tarafından dile getirilen eski bir efsane ya da uyku zamanı geldi- ğinde bir anne-babanın çocuğuna okuduğu masal; öykünün konusu her zaman aynıdır. Ve şöyledir:

Başı dertte olan bir genç kız, kötü bir karakter tarafından tutsak edilmiştir. Ve bu umutsuz durumundan doğaüstü bir müdahale ile cesur bir savaşçı ya da yakışıklı bir prens tarafından kurtarılır. Kahraman, sevgilisini kurtardıktan sonra harika evinde onun ile birlikte yaşamak üzere onu gelini yapar.

Ve öykü nasıl sona erer?

Ve ondan sonra hep mutlu yaşadılar.

İnsanlar neden böyle öyküler anlatırlar?
İnsanların böyle öyküler anlatmalarının nedeni, Tanrı’nın insan canının içine kötüden kurtarılma, sevilme, ve ondan sonra hep mut- lu yaşama arzusunu yerleştirmiş olmasıdır. Çocukların ve yetişkin- lerin bu tür öyküleri sevmelerinin nedeni budur.
Ama Tanrı’nın öyküsü hayal gücü ile yazılmış bir öykü değildir.


416

Hayal gücü ürünü olan bir uydurma tarihte mevcut olamaz, ayrıca böyle bir durum arkeoloji tarafından da onaylanmaz. Uydurulmuş bir öykü, on beş yüzyıl boyunca düzinelerce kişi tarafından yazıl- mış olamayacağı gibi, aynı zamanda uydurma bir öykünün ayrıntılı yüzlerce peygamberlik tarafından haber verilmiş olması da imkan- sızdır. Sahtekâr bir kahraman, İsa’nın göksel bilgeliği ile konuşa- mazdı, ve kurtarmak için geldiği kişilere şu sözleri de söyleyemez- di: “Şimdi Yeruşalim’e gidiyoruz. Peygamberlerin İnsanoğlu ile ilgili yazdıklarının tümü yerine gelecektir. O, öteki uluslara teslim edilecek, O’nun ile alay edecek, O’na hakaret edecekler; üzerine tükürecek ve O’nu kamçılayıp öldürecekler. Ne var ki O, üçüncü gün dirilecek.” (Luka 18:31-33) Kurgu, cehennem mahkumu gü- nahkârlara temiz bir vicdan ve sonsuz yaşam güvencesi sağlaya- maz. Fantezi, bize yaratıcımız ile kişisel bir ilişki temin edemez ve günahlı ve bencil yüreklerimizi Tanrı’yı yüceltmek ve diğer insan- lara hizmet etmek için tutku ile dolu yürekler haline dönüştüremez.
Bunu yapabilecek olan tek öykü, Tanrı’nın öyküsüdür. Tanrı’nın öyküsü gerçektir.

Özetleyecek olursak: Tek gerçek Tanrı’nın öyküsü ve mesajı, O’nun sonsuz Oğlu hakkındadır; insan olan, mükemmel bir yaşam süren, ve çaresiz günahkârları Şeytan, günah, ölüm ve cehennem- den kurtarmak için mükemmel
Kanını döken ve ölümden dirilen Tanrı Oğlu, tüm bunları inananların hepsi ile birlikte Babası’nın evin- deki yücelik içinde bilgeliğinin ve sevgisinin sonsuz zevklerini payla- şabilmek amacıyla yaptı.

Bu, Tanrı’nın sıkıntı içindeki bir dünyaya verdiği iyi haberdir. O’nun bizim için yapmış oldukları sayesinde bizler artık hep mutlu yaşayabiliriz.

“Tanrı’nın yaptığı her şeyin sonsuza dek süreceğini bili- yorum.” (Vaiz 3:14)



417

DAVET VE UYARI

Tanrı’nın kitabı şu sözler ile sona erer:

Ben İsa, kiliselerle ilgili bu tanıklığı sizlere iletsin diye Meleğimi gönderdim… Alfa ve Omega, birinci ve sonuncu, başlangıç ve son Ben’im.” (Vahiy 22:16, 13)

Ruh ve Gelin (kurtarılmış günahkârlar), ‘Gel!’ diyorlar. İşiten, ‘Gel!’ desin. Susayan gelsin. Dileyen, yaşam su- yundan karşılıksız alsın. Bu kitaptaki peygamberlik sözle- rini duyan herkesi uyarıyorum! Her kim bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır. Her kim bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çı- karırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal kentten ona düşen payı çıkaracaktır. Bunlara tanık- lık eden, ‘Evet, tez geliyorum!’ diyor. Amin! Gel, ya Rab İsa! Rab İsa’nın lütfu kutsallar ile birlikte olsun! Amin.(Vahiy 22:17-21)

Böylece, son bir “Amin” (bu sözcük, ‘söylenenler güvenilir ve gerçektir’ anlamına gelir) ile zamanın dışında var olan Yazar, öy- küsünü ve mesajını sonuçlandırır.

TANRI VE İNSAN BERABER

RAB, bahçeye gelerek “Neredesin?” diye seslendiği zaman, Adem’in ne karşılık verdiğini hatırlıyor musunuz?
Adem, utanarak şu yanıtı vermişti:

“Bahçede sesini duyunca korktum.” (Yaratılış 3:10)

Erkek ve kadın, Yaratıcılarından-Sahiplerinden saklanma girişi- minde bulundular, çünkü günah işlemişlerdi.
Ama şimdi, tarihin sonuna gelindiğinde, inanan erkekler, kadınlar ve çocuklar Yaratıcılarının-Kurtarıcılarının O’nun ile birlikte son- suza dek birlikte yaşamaları için gelip onları alacağı hakkındaki vaadine nasıl karşılık veriyorlar?


418

Sevinç ve coşku ile şöyle diyorlar:

“Amin! Gel, ya Rab İsa!” (Vahiy 22:20)

Bu değişik karşılığı sağlayan nedir? Adem’in soyundan olan bazı kişiler artık Rablerinden neden saklanmak istemiyorlar? Aksine, O’nu yüz yüze görme konusunda neden böyle tutkulular?
Yanıt, tek gerçek Tanrı’nın mesajında bulunur:

“Tanrı bizi yaptıklarımıza göre değil, Kendi amacına ve lütfuna göre kurtarıp, Kutsal bir yaşama çağırdı.

Bu lütuf bize

Zamanın başlangıcından önce

Mesih İsa’da bağışlanmış,

Şimdi de O’nun gelişi ile açığa çıkarılmıştır. Kurtarıcımız Mesih İsa,

Ölümü etkisiz kılmış, yaşamı ve ölümsüzlüğü

Müjde aracılığı ile ışığa çıkarmıştır.”

(2. Timoteos 1:9-10)

TEK KOŞUL

Tanrı Adem’e nasıl cennetin yersel bahçesinde tek bir koşul ileri sürdüyse, Adem’in soyuna da aynı şekilde Cennet’in göksel kenti ile ilgili tek bir koşul öne sürmüştür:

“Oraya murdar hiçbir şey, iğrenç ve aldatıcı işler yapan hiç kimse asla girmeyecek; yalnız adları Kuzu’nun yaşam kitabında yazılı olanlar girecek.” (Vahiy 21:27)

Sizin adınız Kuzu’nun yaşam kitabında yazılı mı? Eğer yazılıysa, o zaman O’nun size kişisel bir sözü var:

“Yüreğiniz sıkılmasın.

Tanrı’ya iman edin, Bana da iman edin. Babamın evinde kalacak çok yer var; Öyle olmasa size söylerdim.



Çünkü size yer hazırlamaya gidiyorum.

419

Gider ve size yer hazırlarsam,

Siz de Benim bulunduğum yerde olasınız diye

Gelip sizi yanıma alacağım.

Yol, Gerçek ve Yaşam Ben’im.

Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez.”

-- İsa (Yuhanna 14:1-3,6)


420

SONSÖZ


u kitabı yazmak benim için beni canlandıran ve neşelendi- ren bir yolculuk oldu. Yaratıcım-Kurtarıcım ve O’nun eşsiz mesajı üzerinde derin düşünceye dalmak, beni sözle anlatı-
labilecek olanın ötesinde bereketledi. Geçen yıl boyunca, pek çok sabah güneş doğmadan önce uyandığımda, zihnimde yazacağım bir sonraki düşünce fırıldak gibi dönerken, O’nun varlığını ve rehber- liğini hissettim.

TEŞEKKÜRLER

Uzun bir isimler listesi dahil etmekten sakınmış olmama rağmen, şu konularda hiçbir kuşkuya yer yoktur: eğer harika eşim Carol’un sabırlı desteği ve yetenekli dostların ve ailenin verdikleri paha biçi- lemez bilgiler olmasaydı, bu kitap yazılamazdı. Kapak ve çizimler erkek kardeşim Dave’in çalışmasıdır. Hepinize yürekten teşekkür- ler.

“Tanrı adaletsiz değildir, emeğinizi ve kutsallara hizmet etmiş olarak ve etmeye devam ederek O’nun adına göster- miş olduğunuz sevgiyi unutmaz.” (İbraniler 6:10)

Aynı zamanda gönderdikleri elektronik postalar ile beni yazmam konusunda motive eden çok sayıda Müslüman araştırmacıya da minnettarım.
Ama hepsinden çok bu kısa yolculuğa benimle birlikte katıldığınız için size teşekkür ederim. Kısa bir yolculuk diyorum, çünkü daha uzun bir yolculuk olabilirdi. Yolculuk sırasında okumuş olduğu- muz Kutsal Yazılar, Kutsal Kitap’ta bulunan tüm ayetlerin %


421

4’ünden daha azını kapsar. Bu nedenle, yolculuğumuzun sonuna gelmiş olmamıza rağmen, aslında yolculuğa yeni başlamış oldu- ğumuzu söyleyebiliriz.

DEVAM EDEN YOLCULUK

Tek gerçek Tanrı, anlamak isteyen herkes için mesajını çok basit tutmuştur, O’nun Kendisi birleşik, derin ve sonsuzdur. O’nun hak- kında bilinecek her şeyi ne bir insan ne de bir melek asla kavraya- mayacaktır. Elçi Yuhanna bu gerçekliği, Müjde kayıtlarının son ayetinde ifade etti:

“İsa’nın yaptığı daha başka çok şey vardır. Bunlar tek tek yazılsaydı, sanırım yazılan kitaplar dünyaya sığmazdı.” (Yuhanna 21:25)

Şunu söyleyebilirim. TEK TANRI TEK MESAJ’I yazarken, çekti- ğim en büyük zorluk, kitaba alacağım ayetler konusundaydı; hangi ayetleri kitaba dahil edecek, hangilerini kitapta yazmayacaktım? Tanrı Sözü’nün görkemli ve tükenmez olduğu gerçek. Tanrı Sözü can için çok lezzetli ve doyurucudur. Bu gerçeği, Lübnan’daki dostumuz da keşfetmişti, “‘Kutsal Kitap’ı okudum’ demenin yeterli olamayacağını fark ediyorum. Kutsal Kitap sürekli olarak okunma- sı gereken bir kitap.” (7. bölümden)
Şimdi bu yolculuğu tamamlamış olduğunuza göre, TEK TANRI TEK MESAJ’I tekrar başa dönerek bakmak ve aktarılmış olan ayetlerin çoğunu bir Kutsal Kitap’ta, aktarılan her ayetin yer aldığı bölümü bularak okumak isteyebilirsiniz. Bundan daha iyisini de yapabilirsiniz; Yaratıcınızın tüm kütüphanesini aşağıdaki dua ile O’na yönelerek okuyun:

“Gözlerimi aç,

Yasandaki harikaları göreyim.” (Mezmur 119:18)

Eğer belgeler aracılığıyla daha çok kanıtlama ve açıklama ihtiyacı duyarsanız, mutlaka dip notları araştırın. Ve yorumlarınızı ya da sorularınızı bana yazmaktan lütfen çekinmeyin. Göndereceğiniz


422

elektronik postalar beni bir başka kitap daha yazmak zorunda bı- raksa bile, sizden haber almak beni mutlu edecek!
Aşağıdaki 3500 yıllık eski bereketi dileyerek sizlere veda ediyo- rum:

“RAB sizi kutsasın ve korusun;

RAB aydın yüzünü size göstersin ve size lütfetsin; RAB yüzünü size çevirsin ve size esenlik versin.”

(Çölde Sayım 6:24-26)

Paul D. Bramsen

www.One-God-One-Message.com


423

DİPNOTLAR

“Göremediğimi sen bana öğret.”

(Eyüp 34:32)

ÖNSÖZ

1 Sahel: Afrika’nın Büyük Sahra çölünü tropikal yağmur ormanlarından ayıran yarı kıraç geçiş bölgesi. Bu kum ve maki şeridi, Senegal’den Mı- sır’a kadar uzanır.

2 Tektanrıcılar tek bir Tanrı’ya inanırlar – çoktanrıcılar pek çok tanrı ve tanrıçaya inanırlar, panteistler (kamutanrıcılar) her şeyi Tanrı’nın bir parçası olarak görürler, dünyasal hümanistler Tanrı yerine insanı yüceltir- ler, ve ateistler Tanrı olmadığını söylerler.

BÖLÜM 1: GERÇEĞİ SATIN AL

3 TEK TANRI TEK MESAJ’da, bu ifade, peygamberlerin yazılarından yapılan 1.000’in üzerinde diğer aktarmalarla birlikte Kutsal Kitap’tan alınmıştır. Bazen burada olduğu gibi bir ayetin yalnızca bir kısmı aktarılır. Süleyman’ın Özdeyişleri 23. bölümün 23. ayetinde yer alan bu ifadenin bulunduğu ayetin tamamı şöyledir: “Gerçeği satın al ve satma; bilgeliği, terbiyeyi, aklı da.”

4 Barrett, David B. George T. Kurian ve Todd m. Johnson. World Christian Encyclopedia: A Comparative Survey of Churches and Religions in the Modern World. Londra: Oxford University Press, 2201

5 “Bugün Kutsal Yazılar 2.403 dilde mevcutturlar; Kutsal Kitap’ın tama- mı en az 426 dile ve Yeni Antlaşma ise yaklaşık 1.115 dile çevrilmiştir. Buna ek olarak bazı Kutsal Kitap bölümleri ayrıca 862 dilde mevcutturlar. “United Bible Societies, 2007. (www.biblesociety.org) Aynı zamanda: www.wycliffe.org/About/ Statistics. aspx

6 Foxe, John (G. A. Williamson tarafından düzeltmesi yapılmış). Foxe’s

Book of Martyrs. Toronto: Little, Brown & Company, 1965.



424

7 Herhangi bir ülkeden “Hristiyan bir ulus” olarak söz etmek yanlıştır, çünkü İsa Mesih şöyle dedi: “Benim krallığım bu dünyadan değildir. Krallığım bu dünyadan olsaydı, yandaşlarım, Yahudi yetkililere teslim edilmemem için savaşırlardı. Oysa benim krallığım buradan değildir.” (Yuhanna 18:36)

8 Wurmbrand, Richard. Tortured for Christ – 30th Anniversary Edition.

Bartlesvile, OK: Living Sacrifice Book Co.,1998.

9 The Way of Righteousness radyo dizileri dünyanın her yerinde yayın- lanmak üzere 70’den fazla dile çevrilmiştir ya da çevrilmektedir. Bu 100 programı online ziyaret yaparak okumak için: www.twor.com ya da www.injil.org/TWOR

10 Kuran’daki ayetin tamamı şöyledir: “O peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa’yı önündeki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içerisinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yola iletici ve bir öğüt olarak İn- cil’i verdik.” (Sure 5:46) Başka bir şekilde belirtilmediği takdirde, TEK TANRI TEK MESAJ kitabının İngilizce orijinalinde, Kuran’ın Abdullah Yusuf Ali tarafından çevirisi yapılan İngilizce versiyonu kullanıldı. The Qur’an Translation. New York: Tahrike Tarsile Qur’an, Inc. 2003. (TEK TANRI TEK MESAJ kitabının Türkçe çevirisinde Diyanet İşleri Başkan- lığı tarafından hazırlanan Kuran Meali kullanılmıştır.) Not: Kuran, sure- ler olarak adlandırılan bölümlere ayrılmıştır. Ayet numaraları, Kuran çevirilerine bağlı olarak değişirler. Bu nedenle, bir ayet arandığı zaman, bir önceki ya da bir sonraki ayetlere de bakılması gerekli olabilir.

11 “Biz” sözcüğünde ifade edilen kimdir? Allah, Kuran’da kendisinden genellikle birinci çoğul şahıs olarak söz eder. Aynı zamanda Kutsal Ki- tap’ta da RAB, Kendisinden çoğul olarak bahseder. Not: Arapça konuşan kişiler, “Allah” sözcüğünü iki şekilde kullanırlar: 1) “Allah”, Arap Hristiyanlar, diğer Müslüman olmayan kişiler ve Müslümanlar tarafından “Tanrı” için kullanılan genel bir terimdir. “Allah” sözcüğü bu şekilde kullanıldığı zaman Tanrı’nın uygun adı değildir. Arapça konuşanlar ara- sında, hiçbir grup genel terim Allah’a sahip değildir. Bu konu hakkında daha fazla bilgi 9. bölümde yer alır.

12 TEK TANRI TEK MESAJ kitabında, seçme parçalar halinde alınan elektronik postalar, bunları yazan kişilerin kimliklerini korumak amacı ile isim belirtilmeden sunulur.



13 Müslümanlar bir peygamberin adını yazdıktan ya da konuştuktan sonra, genellikle sözlerine şu cümleyi eklerler: “Üzerine esenlik olsun/Ona salat

425

edin, selam edin.” Müslümanlar’ın Muhammed’in adını söyledikten sonra şu cümleyi kıllanırlar: “Sallalahü aleyhi Vesselam”; anlamı şudur: “Al- lah’ın duaları ve esenliği üzerine olsun.” Bu uygulamanın temeli olarak Kuran’da bulunan şu ayeti alırlar: “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygam- ber’e salat ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salat edin, selam edin.” (Sure 33:56) Bu cümlenin kullanımı, ‘Bir kez ölmek sonra da yar- gılanmak insanların kaderidir” (İbraniler 9:27) diyen Kutsal Kitap ile çelişkilidir. Bir insan bir kez öldükten sonra, kaderi kesin olarak belirlen- miştir. Ölen kişinin sonsuzluğu nerede ya da nasıl geçireceği edilen dualar ile değiştirilemez. (Vahiy 22:11)

14 (sic) Latince’de “böylece” ve “bu nedenle” sözcüklerinin karşılığıdır. Görünürde bir hata içeriyor olmasına rağmen, orijinalin tam olarak akta- rıldığını göstermek için basılı bir aktarmayı izleyen parantezler içinde kullanılır. Not: Hecelemeyi ve dil bilgisini özetlemenin ve düzeltmenin dışında (daha kolay anlaşılmalarını sağlamak için) TEK TANRI TEK MESAJ kitabında kullanılan elektronik posta aktarmaları, alındıkları aynı şekilde sunulurlar. Örneğin, “Ahmed’in” bu özel elektronik postası, ger- çekte hiçbir büyük harf içermiyordu. Bu durum düzeltildi.

15 The Meaning of the Glorious Koran: An Explanatory Translation by

Mohammed Marmaduke Pickthall. New York: Meridian, 1997.

16 Örneğin, Kuran 40. Sure (bölüm), 70-72 ayetlerinde şöyle der: “Onlar, kitabı (Kuran’ı) ve elçilerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlar, onlar bilecekler. – O zaman onlar, boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde kaynar suda sürüklenecekler, sonra da ateşte yakılacaklar- dır…” Aynı zamanda: “O peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yola iletici ve bir öğüt olarak İncil’i verdik.” (Sure 5:46) “Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygam- berine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur…Biz Nuh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyetmiştik. Davud’a da Zebur vermiştik.” (Sure 4:136,

163) bu tür, benzeri Kuran ifadelerinin daha fazlası için 3. bölümün ilk sayfasına ve bölüme eşlik eden dipnotlara bakınız.



426

17 Süleyman’ın Özdeyişleri 23:23. Pek çok kişi, “gerçeği satın almak” yerine, gerçeği “satar” çünkü Kutsal Kitap’ı çalışırken, aileleri ya da dostları tarafından yakalandıkları takdirde, onların kendileri hakkında kötü düşünebileceklerinden korkarlar. Oysa Kutsal Kitap, dünyanın en çok satan kitabıdır ve Kuran, Müslümanlar’a bu Kutsal Kitap’a inanmala- rını buyurur.

BÖLÜM 2: ENGELLERİN ÜSTESİNDEN GELMEK

18 Doyle, Sir Arthur Conan. Treasury of World Masterpieces: The Celebrated Cases of Sherlock Holmes. R. R. Donnelley and Sons Company, 1981, p. 17. (İlk kez Büyük Britanya’da 1891 yılında yayın- landı.)

19 Romalılar 14: 1-15:7; Matta 7: 1-5)

20 Doyle,s.16

21 Çölde Sayım 12

22 2. Krallar 5

23 Yunus 4

24 Kutsal Kitap’taki şu kitaplara bakınız: Daniel, Ezra, Ester

25 Yuhanna 4

26 “The Greatest Journey,” National Geographic Magazine, Mar. 2006, s.

62

27 Mezmur 90:1-12; Markos 8:36; 2. Korintliler 4:16-18; Romalılar 8:18; Yakup 4:13-15



28 İnsan tarihinde Tanrı, yeryüzünde çeşitli afet olaylarına izin vermiştir ve / veya bu afet olaylarını göndermiştir. Nuh’un kuşağında, yüz yıl süren bir sabır ve uyarı döneminden sonra, Tanrı, sekiz canın dışında tüm insan- ların yok edildiği (Yaratılış 6-8), tüm dünyayı kaplayan bir tufan gönder- di. Pek çok kişi bu tufanın bir efsane olduğunu düşünse de, hem jeolojik hem de fosil kayıtları tufanın olduğunu onaylarlar. İbrahim’in zamanında, Sodom ve Gomora’nın üzerine gökten yağdırılan ateşli kükürt üç canın dışında herkesi yok etti. Musa’nın zamanı sırasında ve Musa’nın zama- nından sonra Tanrı, İsraillilere Kenanlı ulusları yok etmelerini buyurdu (Yeşu 1-10). Bu savaşlar Tanrı’nın özel buyrukları altında yapıldı ve genellikle, bu savaşlarda İsrailliler birbirini izleyen yedi gün boyunca kentin çevresinde yürüdükten sonra, Eriha kentinin surlarının çökmesi gibi (arkeoloji tarafından doğrulanır) gökten yapılan mucizevi müdahale- ler yer aldı. Tanrı, bu ulusları yargılamadan önce onlara, putperestlikle-

427

rinden, ahlaksızlıklarından ve insan kurban etmek gibi iğrenç uygulamala- rından tövbe etmeleri ve bunlardan vazgeçmeleri için onlara zaman vere- rek yüzlerce yıl sabretti ve bekledi (Yaratılış 15:16; Mısır’dan Çıkış

12:40), ama onlar yine de İbrahim, Yusuf ve Musa gibi Tanrı adamlarının tanıklığını küçümsediler. Yalnızca birkaç Kenanlı tövbe etti ve Mısır’ın üstüne doğaüstü on bela gönderen ve Kızıldeniz’in içinden bir yol açan tek ve gerçek Tanrı’ya inandı. Tanrı, eski Halkını yargılarını uygulamaları için kullandığı zaman, adil ve yansız kaldı. Örneğin, Tevrat, Tanrı’nın İsraillileri önce 24.000 İsraillinin ölümüne neden olan bir bela ile ceza- landırdığını (putperestlikleri ve zina yapmaları yüzünden) yazar (Çölde Sayım 25-31). Tanrı önce İsrail’i yargıladı ve ancak ondan sonra onları çevredeki ahlaksız ve kötü uluslara Kendi Yargısını infaz etmeleri için gönderdi. Bu ulusların masum olduklarını düşünmek yanlış olur. Kutsal Yazılar bize bu ulusların yaşadıkları “ülkenin, üzerinde yaşayan halkı kustuğunu” (Levililer 18:25) bildirdiğine göre, yaptıkları ahlaksızlıkların ne kadar büyük olduğundan emin olabiliriz. Tanrı’nın iyiliği ve sabrı büyüktür, ama gazabı da aynı şekilde büyüktür ve yargısı da kesindir.

29 Tanrı’nın, kötü’yü hemen anında yargılamamasının nedeni, günahkâr- lara tövbe etmeleri ve O’nun kurtuluş sağlayışını kabul etmeleri için za- man vermektir: “Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab’bin gözün- de bir gün bin yıl, bin yıl bir gün gibidir. Bazılarının düşündüğü gibi Rab vaadini yerine getirmekte gecikmez, ama size karşı sabrediyor. Çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor.(2. Petrus 3:8-9)

30 TEK TANRI TEK MESAJ’ın 8,12 ve 28-29 bölümleri bu üç sözde çelişki hakkında yanıt sağlarlar.

31 Matta 7:1-20; Romalılar 14 ve 1. Korintliler 6 ile kıyaslayın.

32 Çeşitli web siteleri “Kutsal Kitap’taki 101 Açık Çelişki” ile ilgili uzun bir listeye yer vermeye devam ederler, ama yine de şimdi birkaç yıldan beri “Kutsal Kitap’ta Açıklanmış 101 ‘Çelişki’” olarak adlandırılan baş- ka bir konuya da yer verilmiştir. www.debate. org.uk/topics/apolog/ contrads.htm

33 Kutsal Kitap’taki herhangi bir ayeti doğru olarak yorumlamak için iki kural: 1) Ayetin öncesinde ve sonrasında yer alan ayetleri okumak. 2) Ayetleri ayetlerle karşılaştırmak. Bir örnek verecek olursak, Yasa’nın Tekrarı kitabında Musa, İsrailoğullarına şu peygamberliği konuştu: “Tan- rınız RAB size aranızdan, kendi kardeşlerinizden benim gibi bir peygam- ber çıkaracak. Onu dinleyin.” (Yasa’nın Tekrarı 18:15) Musa, İsraillilere,



428

Tanrı’nın “aralarından, kendi kardeşlerinden” bir Peygamber çıkaraca- ğını söylediği zaman, ne demek istedi? Bazı kişiler, Musa’nın, İsmailoğulları, diğerleri ise Musa’nın İsrailoğulları hakkında konuştuğunu söylerler. Çevresel içerik doğru yanıtı sağlar (örneğin, Yasa’nın Tekrarı

17:15, 20; 18:2, 5, v.b.). Tanrı’nın “çıkarmayı” vaat ettiği bu özel “Pey- gamber” kimdi? Pek çok kişi bu peygamberliği kendi dininin kurucusuna uydurmaya çalışır, doğru yorum daha sonraki ayetlerde açıkça ifade edil- di. Yanıtı bulmak için Yuhanna 5:43-47, Yuhanna 6:14 ve Elçilerin İşle- ri’ne bakınız.

34 M.Ö.= Mesih’ten Önce/AD= Anno Domini, Rab’bimizin yılında” anlamına gelir. Bugün pek çok kişi İngilizce dilinde BCE (Ortak Ta- rih’ten Önce) ve CE (Tarih’ten Önce) kısaltmalarını kullanır ve böylece tarihi ikiye ayıran noktada hala Mesih’in doğumu yer almasına rağmen, bu kısaltmadan Mesih’i çıkartır.

35 Eğer daha önce bir bankadan borç para aldıysanız, o zaman bir tür anlaşma imzalamış olmanız gerekir – yasal bir belge. Yapılan anlaşmada bankanın üstlendiği sorumluluk size vaat ettiği miktardaki parayı vermek- ti; size düşen sorumluluk ise belirli bir zaman sonra aldığınız borcu geri ödemekti. Anlaşmada size düşen sorumluluğa saygı gösterme konusunda başarısız olmanız hoş olmayan sonuçlarla karşılaşmanıza neden olacaktı. Benzer şekilde, Kutsal Kitap, Yaratıcımız’ın insanlık için sağladığı an- laşmaları ayrıntıları ile açıklar – sizin ve benim gibi insanların O’nun sonsuz bereketlerinin tadını çıkarmalarını mümkün kılan bereketler. İn- sanlarla bir “antlaşma” yapan Tanrı, Kutsal Kitap’ın ayetlerine göre eşsizdir.

36 5. bölümde Kutsal Yazılar’ın bu tanrısal kalite işaretini gözden geçire- ceğiz. Tanrı ile ilgili, olay gerçekleşmeden önce tarihi ilan eden güçlü bir örnek, Daniel kitabının 7-12 bölümlerinde yer alır. Daniel, M.Ö. 400 yılından Mesih’in zamanına kadar var olan dünya imparatorluklarının tarihini tanımlar ve son günlerde gerçekleşecek olayları tanımlamaya devam eder. Daniel tüm bunları, M.Ö. 600 ve 530 yılları arasında yazdı.

BÖLÜM 3: DEĞİŞTİRİLDİ Mİ, YOKSA KORUNDU MU?

37 Müslümanlar’a, Kutsal Kitap yazılarının Tanrı tarafından vahye- dildiklerini bildiren Kuran referanslarına ek örnekler: Sure 2: 87-91, 101,

136, 285; 3:3-4; 4:47, 54, 136; 5:43-48, 68; 6:92; 10:94; 20:133; 21:105;

28:43; 29:46; 32:23; 40:53-54, 70-72; 45:16; 46:12; 57:27, v.b.



429

38 Eski Antlaşma Yazıları, yüzyıllar boyunca, dindar Yahudi toplulukları tarafından kıskanç bir ilgi ile korunmuşlardır. Bu Yahudi toplulukları, herhangi birinin, uğruna ölmeye hazır oldukları bu kitaplar yani, Kutsal Yazılar ile oynayarak değiştirmesine hiç izin verirler miydi? Dindar bir grubun (Hristiyanlar) inancını bir başka dindar topluluk (Ortodoks Yahu- diler) tarafından saygı gösterilen ve korunan bir kitap (Eski Antlaşma) üzerine temellendirdiği bilinen herhangi başka bir durum tarihte yoktur. Yalnızca bu gerçek bile, birinin Eski Antlaşma Yazılarını değiştirmesini uygulama açısından imkansız kılmış olmaz mıydı?

39 The Holy Qur’an. M.H.Şakir tarafından tercüme edildi. Tahrike Tarsile

Qur’an, Inc., Elektronik versiyon, 1993.

40 Metzger, Bruce M. Ve Michael D. Coogan. The Oxford Companion to the Bible. NY: Oxford University Pres, 1993. p.754.

41 37 no.lu dipnota bakınız.

42 M.S. 750 yılından öncesine kadar (Muhammed’in ölümünden 100 yıl- dan daha fazla bir zaman sonra) Kuran’a ya da İslamiyet’e ait, gerçekliği kanıtlanabilir belgelere sahip değiliz. http:/debate.org.uk/topics/history/ bib-qur/qurmqnu.htm

43 Metzger and Coogan, p.683.

44 Burada eski el yazması belgelerde bulunabilen görünürde değişen şey- ler türünün bir örneği mevcuttur. Eski Antlaşma’da İkinci Krallar kitabın- da şunu okuruz: “Yehoyakin on sekiz yaşında kral oldu” (2. Krallar 24:8). Bu arada İkinci Tarihler kitabı şu ifadeye yer verir: “Yehoyakin sekiz yaşında kral oldu” (2. Tarihler 36:9) bu tür farklılıklar nasıl açıklanabilir- ler? Bazı araştırmacılar, genç Yehoyakin’in babasının Yehoyakin’i sekiz yaşındayken yönetimde ortaklığa aldığını ve babasının ölümünden sonra Yehoyakin on sekiz yaşındayken egemenlik sürmeye başladığını ileri sürerler, bu düşüncelerinde haklı olabilirler. Ancak yine de daha olası bir açıklama şudur: rakamlarla ilgili bu farklılık, ilk yüzyıldaki yazıcıların “18” yerine “8” yazmalarından kaynaklanıyor olabilir. Eğer bu olasılık doğru ise, bu rakam hatası, yazıcının kaleme aldığı kopyadan diğer tüm el yazması belgelere yanlış olarak geçmiş olabilir. Hangi olasılık geçerli olursa olsun bu tür değişiklikler Tanrı’nın bize verdiği mesajı herhangi bir şekilde etkilemez ya da değiştirmezler. Pek çok durumda, eski Kutsal Kitap el yazmalarının orijinal cildi, araştırmacılara, çeşitli metinleri karşı- laştırmaları aracılığı ile onların doğru ifadenin hangisi olduğuna karar vermelerine izin verir.



430

45 Hadis, şunu yazar: “Daha sonra Osman, Zeyd Bin Tabit’e, Abdullah Bin az-Zübeyr’e, Seyd Bin Al-As ve Abdurrahman Bin Hişam’a mükem- mel kopyalardaki el yazmalarını tekrar yazmalarını buyurdu... Onlar da kendilerine buyrulanı yaptılar ve pek çok kopya yazdıktan sonra, Osman orijinal kopyaları Hafsa’ya geri gönderdi. Osman, her Müslüman eyale- tine onların kopyalamış olduklarından bir kopya gönderdi ve parçalar halindeki el yazmaları ya da tam kopyalar halinde yazılmış olan tüm diğer Kuran malzemesinin yakılmasını buyurdu(Hadis, Sahih Buhari, VI, no. 510). (Hadisler, Muhammed’in eşleri ve yakın çevresi tarafından aktarılan sözlerdir. Müslümanlar, inançlarının ve uygulamalarının çoğunu Hadisler üzerinde temellendirir.

46 Ölü Deniz Tomarları’nın keşfedilmesinden önce bile –Kutsal Yazılar’ın değiştirilmeden kaldıklarını doğrulamak için– yapılması gereken tek şey, günümüzdeki Eski Antlaşma ile Septuagint’i (M.Ö. 270 yılı civarında tamamlanan Eski Antlaşma’nın Grekçe çevirisi) karşılaştırmaktı. Septuagint, Eski Antlaşma Yazılarının bozulmadıkları ve korundukları iddiasını kanıtlamak için yeterlidir.

47 Abegg, Martin Jr., Peter Flint and Eugene Ulrich. The Dead Sea Scrolls

Bible. San Francisco: Harper, 1999, sayfa xvi.

48 McDowell, Josh. A Ready Defense. Nashville: Thomas Nelson Pub- lishers, 1993, sayfa 42-48. www.debate.org.uk/topics/history/ bib-qur/ bibmanu.htm

49 Yeni Antlaşma Kutsal Yazılar’ı Grekçe metinlerin birkaç aslından (Çoğunluk Metni, Textus Receptus, Alexandrian Metni) çevrildi. Grekçe Yeni Antlaşma metinleri arasında “önemli” değişikliklerin meydana gel- diği yerlerde, Kutsal Kitap çevirilerinin çoğu, sayfa kenarında bu değişik- likleri belirten bir not içerirler. Sorgulanan bölümlerin en uzunları Markos

16:9-20 ve Yuhanna 7:53-8:11 gibi ayetlerdir, her 12 ayetin tamamı bu sorgulamaya dahildir. Elde mevcut olan en eski el yazmalarının birkaçın- da (Alexandrian Metni) bu bölümler bulunmazken, diğerlerinin yüzlerce- sinde (Çoğunluk Metni) bu bölümler mevcuttur. Daha eski olanın daha doğru olması gerekmediğini aklınızda tutun, çünkü değişik metinler farklı eski kopyalardan gelirler. Büyük olasılıkla dikkati dağılan bir kopyacı, bir hata sonucu bu parçaları atlamıştır. Nedeni ne olursa olsun, bu atlanan kısımlarda öğretilen tüm gerçekler aynı zamanda Kutsal Yazılar’ın başka bölümlerinde de öğretilirler. Tanrı’nın mesajı etkilenmeden kalır. Birkaç eski kopyanın Tanrı’nın mesajını hiçbir şekilde değiştirmeyen birkaç



431

kısmı içermemesi yüzünden Tanrı’nın mesajını reddetmek bilgece bir tutum mudur?

50 Son zamanlarda Kutsal Kitap içeriği hakkında kuşkulara yol açmak için tasarlanan kitaplar yayınlanmış ve filmler üretilmiştir. Bazı Kutsal Kitap eleştirmenleri çelişkilere, “alternatif müjdelere” işaret ederler. Tüm bu tür “müjdeler” Mesih’in zamanından uzun bir süre sonra yazılmışlardır ve tarihi onaylamalardan yoksundurlar.

51 Bu ifade aynı zamanda şu ayetlerde de bulunur: Matta 11:15; 13:43; Markos 4:9, 23; 7:16; Luka 8:8; 14:35; Vahiy 2:7, 11, 29; 3:6, 13, 22;

13:9.

BÖLÜM 4: BİLİM VE KUTSAL KİTAP

52 Solomon, Eldra Pearl, PhD and Linda R.Berg, PhD. The World of

Biology. London: Saunders College Publishing, 1955, sayfa 24.

53 Bucaille, Maurice. La Bible, le Coran et la science. Paris: Seghers,

1976. sayfa 35. Dr. Bucaille’nin kitabına karşılık olarak Dr. William Campbell The Qur’qn and the Bible in Light of History and Science adlı bir kitap yazdı. Second Edition: Middle East Resources, 2002. Dr. Campbell’in özenle araştırarak hazırladığı kanıtlarla çürütme konusu hakkında yazılanları online’da altı dilde okuyabilirsiniz. islam.org/Campbell

54 Biyolojik evrim, yaşam nüfusunun deniz yosunları ve maymunlar gibi türlerinin– milyonlarca kuşağa yayıldıklarında –bitki ve insan nüfusuna dönüştüğünü ileri sürer. Evrime göre insan, maymunlar ve golyan balıkla- rı ortak bir soy paylaşırlar. Gerçek şudur ki, ne rasgele evrim ne de amaçlı yaratılış modern bilim tarafından kanıtlanamaz. Her ikisi de iman talep ederler.

55 http://www.gma.org/space 1/nav_map.html

56 Hidrolojik döngüyü onaylayan ek ayetler: Mezmur 135:7; Yeremya

10:13; Vaiz 1:7; Yeşaya 55:10

57 ; Newsweek Magazine: “bir DNA dizisi…(bilim adamlarını) hepimizin kendisinden geldiği tek bir kadına yönlendirdi.” Newsweek, January 11, 1988, sayfa 46-52.

58 Time Magazine: “…Kromozomlar hakkındaki genetik materyali şimdi yeryüzünde yaşayan herkeste ortak olan ‘Adem’ adlı bir ata vardı.” Time, December 4, 1995, sayfa 29. Not: Bilim adamları ortak erkek atamızın ortak dişi atamız kadar eski tarihten gelmediğini ileri sürerler. Onların bu



432

iddiaları hepimizin Nuh’tan geldiğimizi gösteren Kutsal Kitap ile uyum- ludur. Ama ortak annemiz Hava’dır, çünkü Nuh’un üç oğlu ve üç gelini vardı; tüm insanlar Nuh’un çocuklarının soyundandır.

59

60

Not: Maury, denizlerin yollarının, gemi ile gezen birinin okyanustan geçerken, “yolunu ışık ile gösterebileceği” kadar belirlenmiş olduklarını fark etti (Rozwadowski, Helen M. Fathoming the Ocean. Cambridge.

MA: The Belknap Pres of Harvard University Pres, 2005, sayfa 40). Da-

vut “denizlerin yollarını” yazdığı zaman, onun ve halkının bildikleri tek deniz Akdeniz, Celile Gölü, Ölü Deniz ve Kızıldeniz’di. Adı geçen bu su bölümlerinin “yolları” ya da gözle görünen önemli akıntıları yoktu.

61 World Book Encyclopedia 1986; Stars.

62 “Bulutsuz karanlık bir gecede çıplak gözle birkaç bin yıldız görülebilir. Dürbün ve güçlü teleskoplarla saymayı asla umut edemeyeceğimiz kadar çok yıldız görmemiz mümkündür. Her yıldız tek başına eşsiz olsa da, tüm yıldızların birlikte paylaştıkları çok şey vardır” (Cornell University Asronomy website: http:// curious.astro.cornell.edu.stars.php). Aynı za- manda Kutsal Kitap da yıldızların sayısının sayılamayacağını ifade eder. (Yaratılış 15:5; 22:17)

63 Ramsay, Walter M. The Bearing of Recent Discovery on the Trustworthiness of the New Testament. Grand Rapids, MI: Baker Book House, 1953, sayfa 222.

64 Josephus, Flavious. Josephus: The Essential Works (Paul L. Maier, editör). Grand Rapids, MI: Kregel Publications, 1988, sayfa 268, 277. Kitap, Pilatus’a ithaf edilen taşın ve Herod’un tiyatrosunun fotoğraflarını içerir.

65 Bruce, F.F. Archaeological Confirmation of the New Testament. (Revelation and the Bible. Edited by Carol Henry) Grand Rapids, MI: Baker Book House, 1969.

66 Josephus, Flavius. Antiquities 18: 2, 2; 4, 3

67 Kayafas’ın gömülme kutusu ile ilgili fotoğraflar ve ayrıntılar:

http://www.kchanson.com/ANCDOCS/westsem/caiaphas.html

68 Glueck, Nelson. Rivers in the Dessert. NY: Farrar, Strauss & Cudahy,

1959, sayfa 136. Glueck, Orta Doğu kazılarında uzmandı.



433

69 Mormonizm, dünya üzerinde milyonlarca kişi tarafından izlenen bir dindir. Mormonların kutsal olarak adlandırdıkları kitap, Kutsal Kitap’tan farklı olarak arkeoloji dalı tarafından onaylanmaz. Washington DC’deki Smithsonian Enstitüsünün vardığı sonuç şudur: “Smithsonian arkeologlar Yeni Dünya’nın arkeolojisi ve (Mormon kitabının) sübje konusu arasında doğrudan bir bağlantı görmezler” (Martin, Walter. The Kingdom of the Cults. Minneapolis, MN: Bethany House Publishers, 1997, sayfa 200-

202). Aynı zamanda 6. bölümdeki aynı konu ile ilgili olarak 91 no.lu dipnota bakınız. Kutsal Kitap ve Kuran hakkındaki karşılaştırmalı arkeo- loji görüşü için bakınız: http://debate.org.uk/topics/history/bib-qur/ contents.htm

70 Free, Joseph P. And Howard F. Vos. Archaeology and Bible History.

Grand Rapids, MI: Zondervan, 1992, sayfa 294.

71 Hem Müslümanlar hem de Mormonlar kendi kutsal kitaplarının Tan- rı’dan olduğuna ilişkin en büyük kanıtlardan birinin yazıldıkları edebi tarzdan anlaşılabileceğini ileri sürerler. Müslüman bir web sitesi şu ifade- de bulunur: “Kutsal Kuran … En Büyük Meydan Okuması: On dört yüz- yıl önce Kuran açıklandıktan sonra hiç kimse Kuran’ın güzelliği, belagati ve görkemi ile tek bir bölüm dahi üretememiştir…” (www.islam- guide.com /frm-chl-2.htm). Bir Mormon web sitesi benzeri bir iddiada bulunur: “Mormon Meydan Okumasının Kitabı: Yazılarınızı şöyle kaleme almanız gerekir; yazınızı yayınladığınız yıllardan sonra İngilizce konuşan dünyanın yeniden keşfedemeyeceği ve duyuramayacağı bir dizi eski İbra- ni şiiri ve yazı stili kullanın…” (www.greatlakesrestorationbranches.org/ newpage34.htm).

72 Mezmur 11, Kutsal Kitap’ın en uzun bölümüdür, Kutsal Yazılar’da bulunan edebiyat yapısının en şaşırtıcı türlerinden biridir. Mezmur 119, alfabetik bir akrostiştir, her birinde 8 ayet bulunan 22 kısımdan oluşur. Her kısmın tüm sekiz ayeti İbrani alfabesinin aynı harfi ile başlar. 1. kı- sımda, her ayet Aleph (İbrani alfabesinin ilk harfi) ile başlar. 2. kısımda sekiz ayetin hepsi Beth (alfabenin ikinci harfi) ile başlar, ve bu şekilde İbrani alfabesinin tamamı boyunca devam eder. Bunun aynısını yapmayı deneyin! Hayır, denemeyin. Bunu denemek yerine, Mezmur 119’u oku- yun ve bu mezmurun sözlerinin içine dalarak üzerinde derin derin düşü- nün.



434

BÖLÜM 5: TANRI’NIN İMZASI

73 Wallenfels, Ronald and Jack M. Sason. The Ancient Near East. Volume IV. NY: Charles Scribner’s Sons, 2000; aynı zamanda bakınız: Carl Roebuck. The World of Ancient Times. NY: Charles Scribner’s Sons,

1966, sayfa 355.

74 “Büyük İskender, dokuz aylık bir kuşatmadan sonra kenti fethetti (M.Ö.), ama kenti tamamen yıkıp yok etmedi. Bu darbeden sonra Sur kenti bir daha asla kurulmadı…” (Avery, catherine B., ve Jotham John- son. The New Century Classical Handbook. NY: Appleton-Century- Crofts, Inc., 1962, sayfa 1130.)

75 Mathews, Samuel W. “The Phoenicians Sea Lords of Antiquity,” Washington, DC: National Geographic, august 1974, sayfa 165. Aynı zamanda: L.L.Orlin. Tyre. Grolier Multimedia Encyclopedia. Grolier Onlinehttp://gme.grolier.com/cgi-bin/article?assetid= 0297240-0’dan Eylül 7, 2006 tarihi ile tekrar elde edilebilir.

76 Yaratılış 26:3; 28:15 Not: Tanrı’nın İbrahim’den, İshak’tan ve Ya- kup’tan gelecek olan ulusa vermeyi vaat ettiği ülke, stratejik açıdan “ulusların ortasına” yerleştirildi (Hezekiel 5:5). Aynı zamanda Elçilerin İşleri 1:8; 2:5 ayetlerine de bakınız.

77 Josephus, Flavius, The Complete Works of Josephus. (William

Whiston) Grand Rapids, MI: Kregel Publications, 1967, sayfa 566-568,

580-583, 588-589.

78 Örneğin, II. Dünya Savaşı’nın başlangıcında Hitler’in Almanyası’ndaki Yahudiler’in çoğu Yahudi olduklarının bilinmesini istemediler. Almanca konuştular, Almanlar gibi vergi ödediler ve I. Dünya Savaşı’nda Alman- ya’nın yanında savaştılar. Ancak Naziler yine de ısrar ettiler, “Hayır, sizler Yahudi’siniz!” Birkaç yıl içinde, altı milyon Yahudi ölüm kampla- rında katledildiler.

79 Yeşaya 44:18; Yeremya 5:21; Yuhanna 5:39-47; 2. Korintliler 3: 12-

16; Romalılar 9:11. Not: Yaklaşık 2600 yıl önce Tanrı Hezekiel’e İsra- il’in yeniden doğuşunun üç farklı aşamada gerçekleşeceğini açıkladı. Hezekiel, İsrail’i kuru kemiklerin yığılı olduğu bir vadi ile karşılaştırdı; bu kemikler bir beden olarak birleşecekler ve sonunda bu kemiklere yaşam üflenecekti (Hezekiel 37:1-14)

80 Yaratılış 37-50 bölümlerini Müjdeler ile karşılaştırın. Tavsiye edilen okuma: Joseph Makes Me Think of Jesus, by William MacDonald. Grand Rapids, MI: Gospel Folio Press.



435

BÖLÜM 6: TUTARLI TANIKLIK

81 Çünkü Tanrı’ya ilişkin bilinen ne varsa, gözlerinin önündedir: Tanrı hepsini gözlerinin önüne sermiştir. Tanrı’nıın görünmeyen nitelik- leri –sonsuz gücü ve Tanrılığı– dünya yaratılalı beri O’nun yaptıkları ile anlaşılmakta, açıkça görülmektedir. Bu nedenle özürleri yoktur(Ro- malılar 1:19-20). Kutsal Yazılar’a sahip olmayan insanlar bile, “Kutsal Yasa’nın gerektirdiklerinin yüreklerinde yazılı olduğunu gösterirler. Vic- danları buna tanıklık eder. Düşünceleri ise onları ya suçlar ya da savu- nur(Romalılar 2:15). Ama yine de insanların çoğu, daha fazla gerçeği aramak yerine, sahteyi ya da yanlışı izlerler.

82 Kutsal Kitap’ta kaydedilmiş olan soylarda yazılı yaşları hesaplayarak Adem’in, Nuh’un babası (Adem’den sonraki dokuzuncu kuşak) elli yaşını geçinceye kadar ölmediğini öğreniriz (Yaratılış 5).

83 Sonra büyücüler Firavun’a, ‘Bu işte Tanrı’nın parmağı var’ dediler (Mısır’dan Çıkış 8:19). Aynı zamanda bakınız: Mısır’dan Çıkış 12:30-33. Öykünün tamamı için Mısır’dan Çıkış 5-14’ü okuyunuz.

84 Musa, Kutsal Yazılar’ın ilk kısmını yazdı. Ama Eyüp kitabının Tev- rat’tan (İbrahim’in zamanı döneminde) önce yazıldığı sanılır, bu nedenle Eyüp kitabı var olan tamamlanmış edebiyatın en eski parçalarından biri haline gelir. Eğer tarih doğru ise, o zaman Kutsal Kitap yaklaşık 2000 yıldan fazla bir zaman önce yazıldı.

85 DeHaan, Dennis. Our Daily Bread, Mayıs 6, 2006. Grand Rapids, MI: RBC Ministries.

86 Bazı kişiler şu soruyu sorarlar: “Tanrı, sahte peygamberlere neden aldatıcı mesajlarını duyurmaları için izin versin?” Musa, Tevrat’ta bu soruya şu açıklama ile yanıt verdi: “Aranızdan bir peygamber ya da düş gören biri çıkarsa, ve size bir belirtiyi ya da şaşılası bir olayı önceden bildirirse, ‘Bilmediğimiz başka ilahlara yönelip tapınalım’ derse, söz ettiği belirti, şaşılası olay gerçekleşse bile, o peygamberin sözlerini ya da düş göreni dinlememelisiniz. Tanrınız Rab, kendisini bütün yüreğinizle, bütün canınızla sevip sevmediğinizi anlamak için sizi sınamaktadır.(Yasa’nın Tekrarı 13:1-3)

87 1. Krallar 18; 1. Krallar 19:18; Romalılar 11:14.

88 Smith, James E. What the Bible teaches about the Promised Messiah. Nashville, TN: Thomas Nelson Publishers, 1993, sayfa 470-474; Aynı zamanda: Philips, John. Expolring the World of the Jew. Neptune., NJ: Loizeaux Brothers, 1993, sayfa 80-81).



436

89 Taylor, John. “Jones Captivates San Francisco’s Liberal Elite,” San

Francisco Chronicle, November 12, 1998.

90 Smith, Joseph. Pearl of Great Price. Joseph Smith – History; 1:15-16)

91 Kutsal Kitap tarih ve arkeoloji tarafından doğrulanır, ama tarih ve arke- oloji Mormon kitabını onaylamazlar. Thomas Stuart Ferguson Mormon- ların “kutsal kitabına” onaylayıcı kanıt bulabilmek gibi tek bir amaç uğ- runa Mormonizm’in Brigham Young Üniversitesinde arkeoloji bölümü kuran bir profesördür. Kendisini adadığı yirmi beş yıllık bir araştırmadan sonra, Ferguson’un arkeoloji bölümü, Mormon kitabında tanımlanan bir bölgede yetişen bilgilerin tamamı (flora), bir ülke ya da jeoloji devrine ait hayvanların tamamı (fauna), topografi, coğrafya, insanlar, madeni para ve ortamları doğrulayan hiçbir kanıt bulamamıştır. Ferguson, Mormon kita- bının coğrafyasının “kurgusal” olduğu sonucuna varmıştır. (Martin, Walter. The Kingdom of the Cults. Minneapolis, MN: Bethany House Publishers, 1977, sayfa 200-202)

BÖLÜM 7: TEMEL



92 Kutsal Kitap 66 bireysel kitap içerir – bu kitapların 39 tanesi Eski Ant- laşma’da, 27 tanesi Yeni Antlaşma’da yer alırlar. Roma Katolik Kilisesi (pek çok Protestan kilise gibi kilise geleneklerini Tanrı’nın Sözü’nün üstüne çıkartır) tarihte daha sonra, Eski ve Yeni Antlaşmalar arasına 11 ek kitap koymaya karar verdi. Apokrifa ya da Deuterkanonikal (Eski Ant- laşma’ya bağlı olup İbranice metinleri bulunmadığı için, herkes tarafından Kutsal Kitap’ın metnine dahil edilmeyen ve bazı kiliselerce kutsal kabul edilen bir takım kitaplar), aslında Eski ve Yeni Antlaşma arasındaki dö- nemde yazıldılar. Bu kitaplar ilginç tarihi ve efsanevi malzeme içermekle birlikte İbrani İmanlılar bu yazıları hiçbir zaman Tanrı tarafından esinle- nen yazılar olarak kabul etmediler. 1947 yılında keşfedilmiş olan Ölü Deniz Tomarları’nın çoğu, yorumlardır. Ancak yine de, bu tomarlar yal- nız Eski Antlaşma’nın 39 kitabı hakkında yorumda bulunurlar, Apokrifa hakkında yorum yapmazlar. Mesih yeryüzündeyken, sık sık Eski Antlaş- ma’dan alıntılar yaptı, ama Apokrifal kitaplar hakkında hiçbir yorumda bulunmadı. Yeni Antlaşma’da Apokrifa’dan yapılmış olan hiçbir alıntı yoktur. Eski Antlaşma’da bulunan 39 kitap, Tanrı’nın doğrudan konuştu- ğu ve Sözü’nü onayladığı peygamberler tarafından yazıldı; “Tanrı da belirtiler, harikalar, çeşitli mucizeler ve kendi isteği uyarınca dağıttığı Kutsal Ruh armağanları ile buna tanıklık etti” (İbraniler 2:4). Yeni Ant- laşma’ya gelince, Mesih’in yeryüzüne yaptığı ziyareti izleyen zamanda yaşayan imanlılar, elçilerin yetkisini kabul ettiler ve Yeni Antlaşma Yazı-

437

larının Eski Antlaşma peygamberlerine ve Yazılarına eşit olduğunu onay- ladılar. Aynı şey Apokrifa için söylenemezdi.

93 Luka 24:25-48; Yuhanna 5:39-47 ayetlerini okuyun. Tanrı’nın mesajını kronolojik olarak sunan çeşitli kaynaklara başvurmak isterseniz, www.goodseed.com. sitesini ziyaret edin.

BÖLÜM 8: TANRI NASIL BİRİDİR

94 Evrim bilimcilerin, evrenin tarihini ortaya çıkarma girişimleri “gözlem ve teori ile ilgili birleşik bir çaba” üzerine temellenmiştir (Loeb, Abraham. “The Dark Ages of the Universe,” Scientific American, November 2006). Evren bilimcilerin bilgileri, gözlem ve teori üzerinde temellenmişken, Kutsal Kitap’a inananların bilgisinin temeli, gözlem ve açıklama üzerinde temellenmiştir. Açıklama, TEK TANRI TEK ME- SAJ’IN 5 ve 6. bölümlerinde gözlemlendiği gibi tanrısal imza taşır. Tanrı, gerçeğini öyle bir şekilde açıklamıştır ki, bizler bu gerçeğin doğru oldu- ğunu bilebiliriz.

95 Eyüp kitabı 38:6-7 ayetleri, Tanrı yeryüzünü yarattığı zaman, melekle- rin bunu gözlemlediğini ve sevindiklerini belirtirler. Eyüp kitabı, şiirsel bir kitaptır; melekler bu nedenle “sabah yıldızları” ve “Tanrı’nın oğulla- rı” olarak tanımlanırlar. Burada kullanılan bu iki ifade farklı varlıkları belirtmez. Bu çifte tanımlama, İbrani şiirinin bir özelliği olan benzerliğin bir örneğidir. Aynı zamanda bakınız: Eyüp 1:6; 2:1.

96 Kutsal Kitap’ın 66 kitabının yarısından fazlası meleklerden söz eder. Örneğin: Yaratılış 3:24; 16:7-11; 18:1-19:1; 1. Krallar 19:5-7; Mezmur

103:20-21; 104:4; Daniel 6:22; İbraniler 1:4-7,14; 12-22; Matta 1:20;

2:13,19-20; 22:30; 26:53; Luka 1 & 2; 2. Selanikliler 1:7, Vahiy 5:11;

18:1; 22:6-16,v.b. (Vahiy kitabı, “melek” ya da “melekler” sözcüğünü 70 kezden fazla kullanır.)

97 Yasa’nın Tekrarı 10:14; 2. Korintliler 12:2, 4; Yuhanna 14:2; Mezmur

33:13; 115:3; 1. Krallar 8:39

98 Vine, W.E., M.A. An Expository Dictionary of New Testament Words.

Westwood, NJ: Fleming H. Revel Company; 1966, sayfa 229.

99 Tanrı’nın altı günlük yaratma ve bir günlük dinlenme eylemi, tüm dün- yada bu güne kadar gözlemlenen, insanlık için Tanrı tarafından belirlenen bir zaman döngüsü bina etti. Hafta, günler, aylar ve yıllardan farklı olarak astronomiden bağımsızdır. Hafta, Tanrı tarafından mukadder kılındı.



438

100 “Büyük Patlama” kuramının taraftarları, ışığın, güneş ve yeryüzünden

9.000.000.000 yıl kadar önce var olduğu nazariyesini yürütürler! (Loeb, Abraham. “The Dark Ages of the Universe,” Scientific american; November 2006, sayfa 49.)

101 Bundan sonra bir yudum su içtiğiniz zaman, Yaratıcınıza, ‘Teşekkür ederim!’ demek isteyebilirsiniz. H2O (su)’nun susuzluğumuzu giderdiği ve bizi canlı tuttuğu gerçeğinin yanı sıra, su gerçekten şaşırtıcıdır. Su, donduğu zaman genişleyen tek sıvıdır, böylece daha az şeffaf ve akıcı olur. Eğer su diğer maddeler gibi olsaydı ve donduğu zaman, yoğunlaş- saydı, o zaman denizlerin, göllerin ve nehirlerin dibine batardı. Suyun büyük bir bölümü erimezdi ve sonunda taze suyumuz dipte kilitlenip kalır ve donardı. Yaratıcımızın bu konudaki düşüncesi çok yerinde!

102 Ayın karanlık tarafı ilk kez, üç insan tarafından 24 Aralık 1968’de, Apollo 8 uzay aracı ayın yörüngesinde döndüğünde göründü. Ne kadar ilginçtir ki, o aynı günde astronotlar yıldızlar ve gezegenler arasındaki boşluktan yeryüzüne televizyon ile yayınlanan Yaratılış 1. bölümü okudu- lar (Reynolds, David West. Apollo: The Epic Journey to the Moon. NY: Harcourt, Inc., 2002, sayfa 110-111).

BÖLÜM 9: HİÇ KİMSE O’NA BENZEMEZ

103 Tanrı’nın, Kendisinden “Biz”, “Bizlerden” ve “Bize” olarak söz ettiği ek örnekler: Yaratılış 3:22; 11:7; Yeşaya 6:8 (Not: “Allah” Kuran’da sürekli olarak çoğul biçimde konuşur. TEK TANRI TEK MESAJ’IN 3. bölümünde aktarılan Kuran ayetleri bunu ortaya koymaktadırlar.)

104 Yaratılış 1:1-3. Yaratılışın başlangıç kısmı Tanrı’nın bir Üçlü Birlik olarak var oluşunu açıklamaz, ama sözcüklerin düzenleniş biçimi daha sonra Kutsal Kitap’ta yer alan açıklamalar ile mükemmel bir uyum için- dedir. Kutsal Yazılar, Tanrılığın tüm üç Kişisinin de yaratılış eyleminde işlediklerini açıkça belirtir.

105 Davut İsrail Kralı olduğu zaman, Kutsal Yazılar şu öyküyü anlatır: “Benyaminliler, Avner’in çevresinde toplanarak bir birlik (ehad) oluştur- dular ve bir tepenin başında durup beklediler” (2. Samuel 2:25). “RAB birdir” demek için kullanılan aynı söz, içinde çoğulluk bulunan bir birliği tanımlamak için kullanılır.

106 Tanrı’nın kompleks birliğini onaylayan Eski Antlaşma’nın diğer ör- nekleri: Yaratılış 17:1-3; 18:1-33. Tanrı, İbrahim’e beden alarak göründü. Yüz yüze karşılaştılar. Bu bir rüya ya da görüm değildi. Yaratılış 35:9-15; Mısır’dan Çıkış 3: 1-6; 6:2-3; 24:9-11; 33:10-11. Mısır’dan Çıkış 33:11’i



439

33:20 ile karşılaştırın. Musa, Tanrılığın Kişilerinden Biri ile (Oğul) yüz yüze konuştu, ama Tanrılığın diğer Kişisinin (Baba) yüzünü görmesine izin verilmedi. Karışık, değil mi? Evet. Tanrı Tanrı’dır. Yuhanna 1:1-18’e bakınız. Tanrı’nın çoğul birliği kavramının dışında doğru olarak anlaşıla- mayan birkaç Eski Antlaşma ayeti daha verelim: Mezmur 2; Mezmur

110:1 (Matta 22:41-46 ile karşılaştırın); Süleyman’ın Özdeyişleri 30:4; Yeşaya 6:1-3 (Yuhanna 12:41 ile karşılaştırın); Yeşaya 26:3-4; Yeşaya

40:3-11; Yeşaya 43:10-11(Yeşaya 7:14; 9:6-7); Yeşaya 48:16; Yeşaya

63:1-14; Yeşaya 49:1-7; Yeremya 23:5-6; Daniel 7:13-14; Hoşea 12:3-5; Mika 5:2; Malaki 3:1-2, v.b.

107 Luka 15: 11-32; aynı zamanda Yuhanna’nın 1. Mektubu’nu okuyun.

108 Peygamber Davut’un Mesih’ten Tanrı’nın Oğlu olarak söz ettiği Mezmur 2’yi okuyun. Oğul’un adlarının ve unvanlarının bazıları üzerinde de düşünün. O, ‘Kapı’ olarak adlandırılır, (Yuhanna 10), ama bu unvan, O’nun tahta ya da metal bir kapı olduğu anlamına gelmez. Aynı zamanda,

Yaşam Ekmeği’ olarak da adlandırılır, (Yuhanna 6), ama bu da O’nun bir somun ekmek olduğu anlamına gelmez. Ya da “Tanrı Oğlu” Tanrı’nın bir eş ile evlenip çocuk sahibi olduğunu ima etmez. Yuhanna kitabının 1. 3. ve 5. bölümlerini okuyun.

109 Senegal’in ulusal gazetesi olan, Le Soleil, mercredi 14 mars 1984: “Bienfaiteur sincere, il considerait ses 2.ooo employes comme ses enfants et partageait leur problemes, leur soucis et leur joie. Le ‘Vieux’ comme l’appelaient familierement et tendrement son personel, etait un Grand fils du Senegal.” (Türkçesi: “İçten bir hayırseverdi, çalıştırdığı

2000 işçisini çocukları gibi görür ve onların sorunlarını, kaygılarını ve sevinçlerini paylaşırdı. İşçilerinin sevecenlik ve yakınlık duyguları hisse- derek 'ihtiyar' lakabını taktıkları bu patronları Senegal'in bir torunuydu - Senegal kökenliydi.”)

110 Tanrı’nın Kendisi gibi Kutsal Ruh da bizim peşin hükümlü kalıpları- mıza sığmak için zorlanamaz. Kendisine kısa bir an için Cennet gösterilen Tanrı’nın peygamberlerinden biri, Kutsal Ruh’u, ‘Tanrı’nın yedi ruhu olan tahtın önünde alev alev yanan yedi meşale” olarak görür. (Vahiy

4:5) Bir başka peygamber, yalnızca Tanrı’dan gelen yedi niteliği bildiren Biri olarak tanımladı: RAB’bin Ruh’u, bilgelik ve anlayış Ruh’u, öğüt ve güç Ruh’u, bilgi ve Rab korkusu Ruh’u.” (Yeşaya 11:2)

111 Tanrı Oğlu yeryüzündeyken, öğrencilerine şu vaadi verdi: Baba’nın, Benim Adım ile göndereceği Yardımcı Kutsal Ruh size her şeyi öğrete- cek, bütün söylediklerimi size hatırlatacak. “(Yuhanna 14:26) Bu sözler,



440

Baba, Oğul ve Kutsal Ruh arasında her zaman var olan kesin birliği göste- rirler. Baba ve Oğul gibi Kutsal Ruh da Kişisel bir Varlıktır (“O…”) Kutsal Ruh hakkında daha fazla bilgi için 16, 22, ve 28. bölümlere bakı- nız. Aynı zamanda Kutsal Kitap’taki Mektupları ve Elçilerin İşleri’ni okuyunuz ve Kutsal Ruh’un oynadığı role çok dikkat ediniz.

112 Müjde, Oğul’un Babası’na, “dünya var olmadan önce Ben Senin yanındayken sahip olduğum yücelik” ten söz ettiğini yazar. Oğul’un aynı zamanda şunları söylediğini de işitiriz: “Baba… dünyanın kuruluşundan önce Sen Beni sevdin” (Yuhanna 17:5, 24). Aynı zamanda Mika 5:2; Yeşaya 9:6 ayetlerine de bakınız. Kutsal Ruh’a gelince, O’nun unvanla- rından biri “sonsuz Ruh’tur.” (İbraniler 9:14)

113 Mısır’dan Çıkış 20:22; İbraniler 12:25; Luka 3:22; 5:24; Yuhanna 1:1-

18; 3:16-19; 17:22; Elçilerin İşleri 5:3; 7:51; Galatyalılar 4:6; v.b.

114 Arapça dilinde, Allah terimi, orijinal anlamı ile İngilizce dilindeki

Tanrı teriminin Arapça karşılığıdır. Yaratılış 1:1: “Başlangıçta Tanrı

…yarattı” gibi Eski Antlaşma’daki bir ayette ya da Yuhanna 1:1: “Baş- langıçta Söz vardı. Söz Tanrı ile birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı” gibi Yeni Antlaşma’da bulunan bir ayette yer alan Tanrı için Arapça dilinde kullanı- lan genel sözcük Allah’tır, En Üstün Varlık anlamına gelir. En Üstün Varlığın tanınmak için istediği kişisel adlara sahip olduğunu anlamak önemlidir. “Allah”, Tanrı’nın pek çok kişinin aksine inanmasına rağmen, asıl kişisel adı değildir. Aynı şekilde “Tanrı” da bazı kişilerin düşündüğü- nün aksine, O’nun asıl kişisel adı değildir.

BÖLÜM 10: ÖZEL BİR YARATIK

115 Guinness, Alma E.ABC’s of The Human Body. Toplu Yazar: The

Reader’s Digest Association, 1987, sayfa 22.

116 Gates, Bill. The Road Ahead. NY: Penguin Group, 1995, sayfa 188.

117 Kutsal Kitap daha büyük bir ruhsal gerçeği resmederken, insan bede- ninin uyumlu sistemini şu terimlerle ifade eder: “O’nun önderliğinde bütün beden, her eklemin yardımı ile kenetlenip kaynaşmış olarak her üyesinin düzenli işleyişi ile büyüyüp sevgide gelişiyor.” (Efesliler 4:16)

118 Bu düşünceler, John Phillips’in Yaratılış hakkındaki dikkat çekici yorumundan uyarlandılar (Phillips, John. Exploring Genesis. Chicago: Moody Pres, 1980). Not: Kutsal Yazılar, ruh, can ve bedeni birbirlerinden ayırırlar. Bakınız: 1. Selanikliler 5:23; İbraniler 4:12-13; Yuhanna 4:24.



441

119 Aden Bahçesi’nin Irak bölgesi’nde bulunduğu düşüncesi, Yaratılış

2:13-14 ayetlerinde verilen coğrafi bilgi üzerinde temellenmiştir. Not: Kutsal Yazılar’ın aksini söylemesine rağmen, bazı kişiler Aden Bahçesi’ni, cennet bahçesi olarak düşünürler.

120 Henry, Matthew. Matthew Henry’s Commentary. Grand Rapids, MI: Zondervan, 1960, sayfa 7.

121 Adem (Adamah) insan sözcüğünün İbranice’deki karşılığıdır. Birebir anlamı, “kırmızı toprak”tır, çünkü insan topraktan alındı. Havva (işşa) “yaşam” anlamına gelir – “Çünkü o bütün insanların annesiydi.” (Yaratı- lış 3:19-20)

BÖLÜM 11: KÖTÜ’NÜN GİRİŞİ

122 “Ey parlak yıldız (Lüsifer), seherin oğlu! Göklerden nasıl da düştün! Ey ulusları ezip geçen, nasıl da yere yıkıldın!” (Yeşaya 14:12). Bu ayette “Lüsifer” adı, “ışık taşıyıcısı” anlamına gelir ve İbranice metinde yer almaz. İbranicede, “parlayan” anlamına gelen helel sözcüğünün Latince bir çevirisidir. Yeşaya 14 ve Hezekiel 28 bize çifte bir yorum yasası örne- ği sağlarlar. Bu bölümler, görünürde yersel krallara işaret etmektedirler. Yeşaya, “Babil Kralı”ndan söz ederken, Hezekiel “Sur prensi”ni yazar. Yine de her iki bölümde yer alan ifadeler yalnızca insanlara uygulanamaz. Diğer ayetlerin ışığında bir çalışma yapıldığı zaman (Luka 10:18; Eyüp

1:6-12); Vahiy 12:10; 1. Petrus 5:8 v.b.) bu bölümlerin Şeytan’ın düşüşü hakkında yapılan yorumlar olduğu anlaşılır – bu kötü kralların arkasında- ki etki ve kışkırtıcı kimse.

123 Vahiy 12:4

124 Matta 10:28; 23:33; Markos 9:43-48

125 Vahiy 20:10-15

BÖLÜM 12: GÜNAH VE ÖLÜM YASASI

126 Herkes tarafından yöneltilen bir soru: Ölen bebeklere ve küçük çocuk- lara ne oluyor? Yaradılışlarındaki günah doğası nedeniyle yargılanacaklar mı (Mezmur 51:5; 58:3)? Adil Yargıç doğru olanı yapacak (Yaratılış

18:25). Tanrı, anlama yeteneği olmayan birini mahkum etmez. O, kişileri, bildikleri ve Tanrı’nın gerçeğini arama konusunda bir çaba sarf ettikleri takdirde bilebilecekleri şeylerden sorumlu tutar (Romalılar 2:11-15; Mezmur 34:10; Yeşaya 55:6). Bir insan, Tanrı’nın önünde ahlaki seçimler yapabilecek kadar olgunlaştığı zaman sorumlu tutulur (Yasa’nın Tekrarı



1:39; Yeşaya 7:16; 2. Samuel 12:23; Matta 18:10; 2. Timoteos 3:14-17).

442

Bir bireyin günahlarından ve seçimlerinden hangi yaşta sorumlu olduğunu yalnızca Tanrı bilebilir. Durum ne olursa olsun, Tanrı’nın her birimize verdiği mesaj şudur: “Uygun zaman işte şimdidir, kurtuluş günü işte şimdidir.” (2. Korintliler 6:2)

127 Vahiy 20:14-15; 2:11; 21:8; Matta 25:46

BÖLÜM 13: MERHAMET VE ADALET

Bu bölümde dipnot yoktur.

BÖLÜM 14: LANET

128 “Pitonlar ve boğa yılanları...ciltlerinin altında yumruyu andıran bacak- ları ve yumruların üstünde çıkıntı yapan ama anusun yakınındaki karınla- rına sıkıca sarılmış minik, yarım inç (1.27 cm) büyüklüğünde pençeleri vardır. Aslında bu yumrular bacak değillerdir, daha çok üst bacak (uyluk ya da kalça kemiği) kemiklerinin bir kalıntısıdırlar. Erkek yılanlar hala mahmuz kullanırlar –ama bunu yalnızca kur yaparken ve kavga ederken kullanırlar– yürümek için değil. Diğer yılanların bacakları yoktur.” www.wonderquest.com/snake-legs.htm (fotoğraflar içerir). Bazı kişiler bu biyolojik gerçeği evrim ile ilgili hipotezleri için bir destek olarak yorum- larlar. Söylemek istediğimiz şudur: bu yılanların anatomisi Kutsal Yazı- lar’ın binlerce yıl önce yazdığı ile uyumludur.

129 Aynı zamanda: Vahiy 20:2; Luka 10:18 ve 2. Korintliler 11:3, 14: Yılanın Havva’yı kurnazlığı ile aldatması gibi,” “Şeytan kendisine ışık meleği süsü verir.”

130 Mısır’dan Çıkış 29:7; 1 Samuel 10:1; 2 Krallar 9:6; Mezmur 45:7

131 18. Bölüm Tanrı’nın, kurtarma planını neden kapadığı hakkında üç neden sunar. Kutsal Yazılar’ı kronolojik olarak çalışmanın verdiği zevk- lerden biri, Tanrı’nın günahkârları Şeytan’dan, günah ve ölümden kur- tarmak için yaptığı planın ayrıntıları açıklanan olaylar dizisini keşfetmek- tir. Tanrı, planını Bilgeliğini kullanarak bir süreç içinde açıkladı: “kural üstüne kural, biraz şuradan biraz buradan.” (Yeşaya 28:10)



132 “Sen Buna Zeki mi Diyorsun?” adındaki komik bir hikaye dizisinde, Time Magazine Zeki bir Tasarımcı (Tanrı) kavramını küçümser: “Yaş- lanma konusu daha anlayışlı ve onurlu bir şekilde çözülemez miydi? Örneğin: Yaşlı insanlar buruşup kırışmak ve işe yaramaz hale gelmek yerine bir tür şiirsel şekilde yok olup gidemezler miydi?” (Handy Bruce and Glynis Sweeny. Time, July 4, 2005, sayfa 90) aynı zamanda The Improbability of God adlı kitabın Neither Intelligent nor Designed adlı

443

bölümünde, şu ifadeye yer verilir: “Böylesine kötü ve kusurlu tasarlanmış bir yaratık için Zeki Tasarı’yı arz eden kendine fazla güvenen ve gururlu bir insan egosundan daha fazlası olabilir mi? (Bruce and Frances Martin in The Improbability of God by Michael Martin and Ricki Monnier, Amherst, NY: Prometheus Books, 2006, sayfa 220)

BÖLÜM 15: ÇİFTE SIKINTI

133 ABC News, May 20, 2006;

=nation_world&id=4189656

134 Törensel yıkanmalar Eski Antlaşma yasasının bir parçasıydılar (Levililer kitabına bakınız). Bu törenlerin amacı, günahkârlara Tanrı’nın önündeki ruhsal kirliliklerini öğretmekti. Tanrı, Mesih aracılığı ile tam temizlik ve doğruluk sağlamış olduğu için Tanrı artık bu tür törenler talep etmez. Elçilerin İşleri 10 ve Koloseliler 2 bölümlerini okuyun. Bugüne kadar pek çok din, temizlik ile ilgili dışsal törenleri vurgulayarak bu tö- renler üzerinde ısrar ederler. Londra’da yaşayan bir Müslüman’dan bana şu elektronik posta geldi: “Hristiyanlar dahil olmak üzere Müslüman olmayan herkes kirlidir… Müslümanlar temizdirler ve Allah’a yakındır- lar, çünkü yıkanırlar…”

135 Tanrı, buyrukları sözlü olarak duyurduktan sonra (Mısır’dan Çıkış

20), Musa’yı dağa çağırdı ve ona üzerine eliyle buyrukları yazdığı iki taş

levhayı verdi (Mısır’dan Çıkış 24:12; 31:18). “Taş levhaları Tanrı yap- mıştı, üzerlerindeki oyma yazılar O’nun yazısıydı.” (Mısır’dan Çıkış

32:16)

136 Bakınız: Luka 18:9-14; Efesliler 2:8-9.

137 Mesih, Tanrı’nın tüm yasalarını yerine getiren ve “Ey Tanrım, Senin isteğini yapmaktan zevk alırım, Yasan yüreğimin derinliğindedir” (Mezmur 40:8) diyebilen tek Kişi’dir. Yasa, bize O’nu işaret eder. İmanla aklanalım diye Mesih’in gelişine dek Yasa eğitmenimiz oldu.” (Galatyalılar 3:24) İnsanın günahı konusunda Tanrı’nın sağladığı çözü- mün taslağı, Romalılar 3:20-27’de güçlü bir şekilde çizilir.

BÖLÜM 16: BİR KADININ SOYU

138 Herkes nasıl Adem’de ölüyorsa, herkes Mesih’te yaşama kavuşacak.

(1. Korintliler 15:22); aynı zamanda Romalılar 5. bölümü ve Galatyalılar

4:4-5 ayetlerini de okuyun.



139 Neo-birth Pregnancy Care Center www.neobirth.org.za/develop- ment.html

444

140 “Beytlehem Efrat” Yeruşalim’in güneyindeki kent olan Beytlehem’in eski adıydı (Yaratılış 35:16-19; 48:7). Kral Davut kendisinden Daha bü- yük Olan Soyu gibi (Matta 2:1-6; Luka 2:1-12), Beytlehem’de doğdu (1. Samuel 16:1,18-19; 17:12). İsa’nın gününde yaşayan Yahudiler’in, İsa, Celile Nasıra’da büyüdüğü için (Yuhanna 7:41-42) akılları karışıyordu.

141 Kutsal Kitap’a özgü referanslar için 5. bölümdeki peygamberler liste- sine bakın.

142 Mesih’in anlamı hakkında daha fazla bilgi için 14. bölümde İKİ “TO- HUM” başlığı altında yer alan konuya bakın.

143 Yaratılış 1:2. Tanrı’nın Kutsal Ruh’u, Cebrail ile karıştırılmamalıdır. Melek Cebrail yaratılmış bir varlıktı. Kutsal Ruh yaratılmamış, her zaman aktif olan Tanrı’nın Ruhu’nun Kendisidir. 9. ve 28. bölümlere bakınız.

144 Matta 13:55-56; Luka 8:19; Yuhanna 7:3-10.

145 Peygamberler, Mesih’in bir bakireden dünyaya geleceğini önceden bildirdiler: Yeşaya 7:14; Mesih, İbrahim, İshak, Yakup ve Yahuda’nın aile çizgisinden gelecek bir soy olacaktı. Yaratılış 17:18-21; 26:3-4;

28:13-14; 49:8-10; Mesih, Kral Davut’un kraliyet soyundan gelecekti: 2. Samuel 7:16; Beytlehem’de doğacaktı: Mika 5:2.

146 Matta 2. Kral Hirodes, bir başka “kralın” doğmakta olduğu düşüncesi- ni kıskandı ve Beytlehem’in içinde ve çevresinde bulunan iki ve iki yaşın altında bulunan tüm erkek çocukların öldürülmelerini emrederek İsa’yı yok etme girişiminde bulundu. Tüm bu olayların arkasında Şeytan bulu- nuyordu. Şeytan’ın amacı, “kendi egemenliğini!” istila etmiş olan kadının Soyu’nu yok etmekti. Ancak Tanrı, Şeytan’ın İsa’yı öldürme girişimlerine Yusuf’u uyararak ve ona Meryem ve küçük çocuğu alarak saklanmak üzere Mısır’a gitmelerini bildirerek engel oldu. Aynı zamanda peygam- berler de bu olayları önceden bildirmişlerdi (Matta bölüm 2; Mika 5:2; Hoşea 11:1; Yeremya 31:15). Kral Hirodes öldükten sonra, Yusuf, Mer- yem ve çocuk İsa, İsa’nın büyüyerek delikanlılık çağına geldiği Nasıra’ya geri döndüler.

BÖLÜM 17: BU KİŞİ KİM OLABİLİR?

147 Jayyusi, Salma Khadra’dan uyarlanmıştır. Tales of Juha. Interlink

Books. Northampton, MA, 2007, sayfa 19.

148 Aşağıda bazı eski, Kutsal Kitap ile ilgisi olmayan Nasıralı İsa hakkın- da referanslar veren tarih yazarlarının isimleri verilmiştir: Takitus, Romalı tarihçi (M.S. 55-120) (Tacitus 15:44); Yahudi tarihçi Josephus (M.S. 37-



445

101) (Antiquities 18:3); Talmud, Tevrat hakındaki hahamlara özgü yorum (The Babylonian Talmud. Sanhedrin, 43a); Lusian isimli bir Grek (The Death of Pereguire, sayfa 11-13, The Works of Samasota, H.W. Fowler ve F.G. Fowler tarafından tercüme edilmiştir, 4 cilt. Oxford: Clarendon Pres, 1949; Suetonius (M.S. 69-12), İmparator Hadrian’ın baş sekreteri (Claudias, 25). Not: J. Oswald Sanders şöyle yazdı: “Kutsal Kitap’ın Mesihi’nin yalnızca insani bir hayalin soyu olduğunu ve tarihi bir gerçek- liğe sahip olmadığını ileri sürmek, müjdeleri edebiyat alanında diri Me- sih’in tarih alanında olduğu gibi büyük bir mucize yapardı. Ernest Renan bir İsa’nın uydurulması için bir İsa’nın uydurulmasının gerekeceğini bildirdi. J.J.Rousseau birkaç kişinin böyle bir öyküyü yazma konusunda fikir birliğine varmalarının, bir kişinin bu öykünün konusunu biçimlen- dirmesinden daha anlaşılamaz olacağını ileri sürdü” (Sanders, J. Oswald. The Incomparable Christ. Moody Press. Chicago, 1971, sayfa 57).

149 Matta 13: 55-56. İsa, Nasıra’da büyüdü (Matta 2:22-23; Luka 2:51-

52), yasal babası Yusuf’un yanında bir marangoz olarak çalıştı (Markos

6:3). İsa’nın alçakgönüllülüğü, alçakgönüllü bir Hizmetkâr değil, fetihler yapan bir kahraman isteyenleri gücendirdi.

150 “İsa, görevine başladığı zaman otuz yaşlarındaydı. Yusuf’un oğlu olduğu sanılıyordu” (Luka 3:23).

151 İsa sık sık Kendisinden “İnsanoğlu” olarak söz etti; bu, Mesih’e özgü bir unvandı ve “İnsanlığın Oğlu” anlamına geliyordu (Grekçe: Anthropos) Ne müthiş bir unvan! Hoşumuza gitsin gitmesin hepimiz insanlığın oğul- larıyız (akraba).” Ama yüceltilmiş Tanrı Oğlu’nun durumunda, O, İnsa- noğlu olmayı ve Kendisini insan soyu ile özdeşleştirmeyi seçti. Böylece bu unvan, İsa’nın insanlığını vurguladığı kadar, Tanrılığını da vurgular, çünkü Tanrı’nın, insanlığa yaptığı kişisel müdahalesine işaret eder. Şu ayetleri okuyun: Daniel 7:13-14; Mata 8:20; Luka 5:24; 22:69-70; Yuhanna 5:27; 13:31; Vahiy 1:13-18; 14:14.

152 Örneğin, İsa’nın bu aktarma yaptığı Eski Antlaşma ayeti (Luka

4:4’de) Musa’nın Tevrat’ından alınmıştır: Yasa’nın Tekrarı 8:3.

153 İnsanın günahı nedeni ile, Şeytan gerçekten “bu dünyanın egemeni” ve “havadaki hükümranlığın egemeni, yani söz dinlemeyen insanlarda şimdi etkin olan ruh” haline gelmişti (Yuhanna 12:31; Efesliler 2:2). Tanrı Oğlu, insanın günah nedeni ile kaybetmiş olduğu egemenliği restore etmek için gelmişti, ama O bunu Şeytan’ın usulü ile yapmadı. Tanrı’nın usulü ile yaptı.



154 Mezmur 110 ve Mezmur 2; Matta 21:41-46

446

155 Kuran 19:19; Tezat: 48:2; 47:19

156 Kuran: 19:19; 3:45-51; 5:110-112; 19:19

157 Kuran: 4:171

158 İslamiyet’teki en büyük günah “şirk koşmaktır” (Arapça’da birlik sözcüğünün karşılığı). Şirk koşmak, herhangi bir şeyi ya da herhangi biri- ni Tanrı ile eşdeğer görme günahıdır.

159 Vaat edilen Mesih’e atfedilen unvanlara dikkat edin: Harika = Yal- nızca Tanrı için kullanılan bu unvan, “sıra dışı olan” anlamına gelir. Öğütçü = Mesih, Bilgeliğin Kişiselleştirilmesi olacaktı. Kadir Tanrı = Tanrı’nın Kendisi bir insan bedeni alacaktı. Ebedi Baba = O, Sonsuzlu- ğun Sahibi olacaktı. Esenlik Prensi = O, günahkârlara Tanrı ile barışma, iç huzuru, ve son olarak evrensel barış sağlayacaktı.

160 Peygamber Davut RAB’bin, yeryüzüne Kişi olarak geleceğini önce- den söyledi: “İşte geldim! Kutsal Yazı tomarında Benim için yazılmış- tır.” (Mezmur 40:7) Malaki, Tanrı’nın “RAB’bin” gelişini hazırlamak için önceden bir haberci yollayacağına ilişkin peygamberlikte bulunmuştu (Malaki 3:1)

161 Tanrı’nın bizim seviyemize inmesi O’nun görkemine zarar verir mi? Sizin ve bir arkadaşınızın çok büyük saygı gören iki ruhsal önder hakkın- da konuştuğunuzu var sayın – bu önderlerden birinin adı Ömer ve diğeri- nin Harun olsun. Arkadaşınız size şöyle der: “Harun oyuncak arabalar ile oynar, ama Ömer oynamaz.” Harun’a büyük saygı duyan biri olarak siz şu karşılığı verirsiniz: “Asla! Oyuncak arabalar ile oynamak Harun’dan uzak olsun!” İlk bakışta böyle bir tepki makul ve doğru gibi görünebilir. Sonra, öykünün şu şekilde geliştiğini düşünün: Hem Ömer’in hem de Harun’un küçük oğulları vardır ve bu çocuklar babalarının kendileri ile birlikte yere diz çökerek oyuncak arabaları ile oynamalarından çok hoşlanırlar. Ha- run’un oğulları ile birlikte bu şekilde zaman geçirmekten mutlu olduğunu, ama Ömer’in bunu yapmayı reddettiğini, çünkü böyle davrandığı takdirde saygınlığına leke süreceğini düşündüğünü öğrenirsek nasıl düşüneceğiz? Bu iki adamdan hangisi daha iyi baba, insan ve önderdir? Ömer mi yoksa Harun mu? Benzer şekilde, insanlar, “Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’nın yeryüzünde bir insan olarak görünmesi O’nun görkemine zarar getirir” dedikleri zaman, niyetleri belki iyi olabilir, ama bu sözleri ile Tanrı’nın görkemini yüceltmek yerine O’nun görkemine zarar verirler.



447

162 Yuhanna 13, bize İsa’nın, öğrencilerinin ayaklarını yıkadığını anlatır – ayak yıkamak bir hizmetkârın işidir! Müjdeleri okumak, Rab’bin Kendisi olan nihai Hizmetkâr ile karşılaşmaktır.

163 Matta 14; Markos 6; Yuhanna 6.

164 Eğer İsa yalnızca İbrahim’den önce var olduğunu söylemek isteseydi, “İbrahim doğmadan önce Ben vardım” demesi gerekirdi. Ama O, “İbra- him doğmadan önce Ben varım,” dedi. YHWH ile ilgili olarak 9. bölüme bakın (Mısır’dan Çıkış 3:14).

165 İsa’ya tapınanlar ile ilgili olarak kullanılan “tapınma” sözcüğü, Tan- rı’ya tapınanlar için kullanılan sözcük ile aynıdır (Matta 8:2 ayetini Vahiy

7:11 ayeti ile karşılaştırın). Her iki durumda da “tapınma” sözcüğü Grek- çe proskneo sözcüğünden gelir ve anlamı, “hayranlık içinde yüzükoyun yere uzanmak, tapınmak”tır.

166 Eğer hala Kutsal Kitap Yazılarının değiştirildiği gibi kanıtlanmamış bir düşünceye bağlıysanız, “Değiştirildi mi, yoksa Korundu mu?” başlığı- nı taşıyan 3. bölümü tekrar okuyun.

167 Lewis. C.S. Mere Christianity. NY: Macmillan-Collier, 1960, sayfa

55-56.

168 Tanrı’nın birleşik birliği hakkında yeniden bilgi edinmek istiyorsanız,

9. bölümü okuyun.

169 Pek çok kişi İsa’nın ve genç zengin adamın bu öyküsünün bir başka görünümü hakkında tereddüt ederler. Genç adam koşarak İsa’ya geldi ve şu soruyu sordu: “İyi Öğretmen, sonsuz yaşama kavuşmak için nasıl bir iyilik yapmalıyım?” (Matta 19:16; Markos 10:17; Luka 10:25). Genç adamın sorusu kalabalığın gözüne iyi göründü, ama Rab’bin gözünde iyi değildi. İsa bu dindar adamın, Tanrı’nın sınırsız kutsallığı ve insanın nihai günahkârlığı hakkındaki temel gerçekleri hala kavramamış olduğunu biliyordu. Kendi doğruluğuna güvenen bu adam, cennete girme yolunu kazanabileceğini düşündü; bir şekilde yeterince iyi olabileceğine inanı- yordu. Avucunun içinde madeni kurşun paralar tutarak dünyanın en zen- gin adamına, “Malını miras alabilmem için bunlardan kaç tanesini sana vermeliyim?” diye soran bir çocuktan farkı yoktu. İsa bu adamın sorusuna nasıl karşılık verdi? İsa ona Tevrat’ı ve On Buyruk’u hatırlattı, amacı genç zengin adama kendi gücü ile asla Tanrı’nın mükemmel doğruluk standardını tatmin edemeyeceğini göstermekti. “İyilik yaparak” sonsuz yaşamı kazanabileceklerini düşünenler için “sonsuz yaşam” yoktur.



448

170 İsa aynı zamanda şunu da söyledi: “Yüreğiniz sıkılmasın; Tanrı’ya iman edin, aynı zamanda Bana da iman edin... Yol, Gerçek ve Yaşam Ben’im... Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez... Beni görmüş olan Baba’yı görmüştür. Sen, nasıl ‘Bize Baba’yı göster’ diyor- sun? Benim Baba’da, Baba’nın da Bende olduğuna inanmıyor musun? Bana iman edin, Ben Baba’dayım, Baba da Bendedir... Hiç değilse bu işlerden dolayı iman edin.” (Yuhanna 14:1, 6, 9, 11)

171 Yeşaya 53:1; Yuhanna 12:28; Luka 1:51; Aynı zamanda bakınız: Yeşaya 40:10-11; 51:5; 52:10; 59:16; 63:5; Yeremya 32:17.

172 Tanrı İlyas ve Elişa adlı iki peygamberi ölü bir kişiyi tekrar yaşama döndürmek için güçlendirdi, ama hiçbir peygamber Yaşamın Kaynağı olduğunu iddia etmedi. Yalnızca İsa, “Diriliş ve Yaşam Ben’imdiyebil- di.

173 Mesih yeryüzüne gelmeden önce gökyüzündeydi. Lüsifer gökyüzün- den atıldığında, O, oradaydı. Bu nedenle, öğrencilerine, “Şeytan’ın gökten yıldırım gibi düştüğünü gördüm” dedi. (Luka 10:18)

174 İbraniler 11:6; Yeremya 29:13; Yeşaya 29:11; Matta 11:25; 13:13-14; Luka 8:4-15; Yuhanna 6. Tanrı’nın gerçeklerinin çoğu, O’nun gerçeğini sadece arayan kişilerin bulması için kasti olarak belirsiz bir şekilde açık- lanır. Tanrı, gerçeklerini dinlemeleri, anlamaları ve inanmaları için insan- ları zorlamayacaktır. İstekli olan kişiler O’nun gerçeğini keşfedeceklerdir. Kör olma konusunda istekli olanlar ise, O’nun gerçeklerini keşfetmeye- ceklerdir.

175 Olay gerçekleşmeden yüzlerce yıl önce yazılmış olmalarına rağmen, peygamberliklerden kaç tanesinin geçmiş zamanda yazılmış olduklarına dikkat ettiniz mi? Tanrı’nın planlarına engel olunamaz. Yaratıcı, bir şeyin olacağını söylediği zaman, o şeyin olduğunu kabul edin. Aynı zamanda Mesih’in “dünya kurulalı beri boğazlanmış Kuzu” (Vahiy 13:8) olarak adlandırılmasının nedeni de budur.

176 Mezmur 2. Kutsal Yazılar’ın bir başka yerinde Mesih (İkinci Gelişin- de), Tanrı’nın kurtarış planına boyun eğmeyi reddeden herkesi parampar- ça edecek olan, gökten inen iri bir taşa benzetilir (Daniel 2:34-35; ve Matta 21:42-44).

177 Petrus’un söylediği diğer sözler için Elçilerin İşleri 2-5 bölümlerini; Elçilerin İşleri 10; 1. Petrus 1:10-12; 2:21-25; 3:18 v.b. ayetleri okuyun. Aynı zamanda elçi Pavlus tarafından yazılan şu sözler üzerinde de düşü- nün: Çarmıh ile ilgili bildiri mahva gidenler için saçmalık, ama biz



449

kurtulmakta olanlar için ise Tanrı gücüdür. Tanrı’nın ‘zayıflığı’ insan gücünden daha güçlüdür. Tanrı güçlüleri utandırmak için dünyanın zayıf saydıklarını seçti” (1. Korintliler 1:18, 25, 27).

BÖLÜM 19: KURBAN YASASI

178 Habil, tüm bunları yapması gerektiğini nasıl bildi? Tanrı ona söyle- mişti. İbraniler 11:4 bize Habil’in kurbanı “iman ile” getirdiğini anlatır. Habil, Tanrı’nın buyurmuş ve vaat etmiş olduğuna iman etmişti. Daha sonra Kutsal Yazılar Tanrı’nın insanın yerine geçen kurban ile ilgili ay- rıntılı yasalarını uzun zaman önce Habil’in itaat ederek sunmuş olduğu şekilde beyan edecekti. Örneğin Yaratılış 4. bölüm bize, Habil’in “ilk doğanı” getirdiğini anlatır (Mısır’dan Çıkış 13:12-13 ile karşılaştırın). Habil, “kendi sürüsünden” bir kuzu getirdi (bakınız Levililer 5:6) Habil, “onların yağlarını” sundu (bakınız Levililer 3:16). Ayetlerde Habil’in, kuzusunu sunak üzerinde sunduğu belirtilmemiştir, ama böyle yaptığı düşünülür – kendisinden sonra gelecek olan imanlıların yapacağı gibi. Yaratılış 8:20; 12:7; 13:4,18; 22:8-9; Mısır’dan Çıkış 20:24-26; v.b.

179 Daniel 6; Ester 3:8-15; 8:7-17

180 Strong, James. The Exhaustive Concordance of the Bible. NY: Abingdon-Cokesbury Pres, 1948, sayfa 57. Yaratılış 6:14’ü (“örtü”), Levililer 5:18 (“kefaret”) ile karşılaştırın. Aynı İbranice sözcük olan Kaphar (kefaret) bu ayetlerde kullanılır.

181 Levililer 5:7

182 Kutsal Yazılar 50’den fazla kez kurbanın “kusursuz” olması gerekti- ğini beyan ederler. Örneğin, “Eğer kişi yakmalık sunu olarak davar, yani koyun ya da keçi sunmak istiyorsa, sunusu kusursuz ve erkek olmalı.” (Levililer 1:10).

BÖLÜM 20: ÖNEMLİ BİR KURBAN

183 Eyd el-Adha İslamiyet’te yılın en önemli bayramıdır. Bu bayram, Tanrı’nın İbrahim’e oğlunun yerine kurban etmesi için bir koç sağladığı olayın hatırlanması için kutlanır. Yaygın olan Müslüman inancına göre, sunağa yatırılan oğul İshak değil, İsmail’di – aslında Kuran bu oğulun İsmail olduğunu hiçbir zaman belirtmez ve Kutsal Kitap ise, oğulun İshak olduğunu açıkça beyan eder. Eyd kurbanı, dünyanın her yerindeki Müs- lümanlar tarafından icra edilir. Bu kurban aynı zamanda Mekke’ye yapı- lan Hac uygulamasında da nihai bir tören olarak yerine getirilir. Hac yol- cuları sabah yapılan Eyd duasından sonra bir hayvanın (genellikle bir



450

koyun ya da inek) kanını akıtarak Hac yolculuğunu tamamlarlar. Müslü- manlar’ın çoğu bu törenlerin kendilerine bir tür “yeniden doğuş” sağladı- ğına ve eğer bu törenleri eksiksiz olarak uygularlarsa günahlarından yıka- nıp temizlendiklerine inanırlar. Ama Müslümanlar yine de aynı zamanda bu törenlerin kurtuluş güvencesi sağlayamayacağını kabul ederler, çünkü Hac ve Eyd kurbanı uygulaması bittikten sonra yeni işledikleri günahlar tekrar birikmeye başlar. (Bu konu hakkındaki Kutsal Kitap bakış açısını öğrenmek için İbraniler 10. bölümü ve Yuhanna 3. bölümü okuyun.)

184 İbrahim’in adı önce Avram’dı, TEK TANRI TEK MESAJ’da öykü- nün bu bölümünü yerimizin sınırlı olması nedeniyle açıklamamıştım. İbrahim hakkındaki öykünün tamamını öğrenmek için Yaratılış 17. bölü- me bakın, Yaratılış 11-25 bölümlerini okuyun; aynı zamanda Romalılar 4, Galatyalılar 4 ve İbraniler 11 bölümlerini de okuyun.

185 Yasa’nın Tekrarı 7:6-7; 14:2

186 Tanrı’nın İsrail ulusunu, Yahudi olmayan halkı bereketlemek için kullandığı hakkında birkaç örnek verelim: İbrahim’in bir kızı olan Naomi, Orpa ve Rut (Rut) adlı iki Moav’li kadına, peygamber İlyas Sarefatlı bir dul kadına (1. Krallar 17; Luka 4:26), bereket oldular. Yunus gönülsüzce de olsa, Ninovalılara kurtuluş mesajını iletti (Yunus). Kral Süleyman, Arabistan Kraliçesi Saba’ya bereket oldu (1. Krallar 10; Luka 11:31). Daniel, Babil halkını bereketledi (Daniel 1-6). Ester ve Mordekay Pers İmparatorluğu’na bereket getirdiler (Ester)…

187 Yaratılış 12:2-3; 22:16-18; İbraniler 6:13-20; Yuhanna 4:22; Elçilerin

İşleri 1-10 v.b.

188 İbrahim sınandığı zaman İshak’ı kurban olarak iman ile sundu. Vaat- leri almış olan İbrahim biricik oğlunu kurban etmek üzereydi. Oysa Tanrı ona, ‘Senin soyun İshak ile sürecek’ demişti. İbrahim, Tanrı’nın ölüleri bile dirilteceğini düşündü, nitekim İshak’ı simgesel şekilde ölümden geri aldı.” (İbraniler 11:17-19).

BÖLÜM 21: DAHA ÇOK DÖKÜLEN KAN

189 Eski Antlaşma’daki kurban öykülerini saymaya başladım, ama iki yüzüncü öyküye ulaştıktan sonra bir daha saymaya devam etmedim. “Kan”, “kurban”, “sunu” ve “sunak” gibi dört sözcük, Kutsal Kitap’ta

1400 kereden daha fazla bulunurlar.



190 Yaratılış 15:13-14 “Rab, Avram’a şöyle dedi, ‘Şunu iyi bil ki senin soyun yabancı bir ülkede, gurbette yaşayacak. Dört yüz yıl köle olup baskı görecek. Ama soyuna kölelik yaptıran ulusu cezalandıracağım,

451

sonra soyun oradan büyük mal varlığı ile çıkacak.” Tanrı’nın vaadinin yerine gelmesi Mısır’dan Çıkış 1:1-12; 12:35-41 ayetlerinde kaydedilmiş- tir. Egemen Tanrımızın planları daima gerçekleşir.

191 Mısır’dan Çıkış5-11

192 Bir süre önce, Tanrı, Sina Dağı’nda yanan çalının içinden Musa’ya şu vaatte bulunmuştu: “Kuşkun olmasın, ben seninle olacağım. Ve seni be- nim gönderdiğimin kanıtı şu olacak: Halkı Mısır’dan çıkardığınız zaman bu dağda bana tapınacaksınız.” (Mısır’dan Çıkış 3:12)

193 Mısır’dan Çıkış 13-17; “Kayayı yardı, sular fışkırdı, çorak topraklar- da bir ırmak gibi aktı.” (Mezmur 105:41)

194 Mısır’dan Çıkış 28:9-19; Daha sonra Mesih yeryüzündeyken, şöyle dedi: Kapı Ben’im. Bir kimse benim aracılığım ile içeri girerse kurtu- lur(Yuhanna 10:9). Çadırdaki her öğe, O’nun Kişiliğine ve işine işaret etti.

195 Elini sununun başına koyup onu Buluşma Çadırının giriş bölümünde kesmeli. Harun soyundan gelen kâhinler kanı sunağın her yanına döke- cekler... Harun’un oğulları sunakta yanan odunların üzeride duran yak- malık sununun üzerinde bunları yakacak.(Levililer 3:2, 5)

196 Buluşma Çadırı, gökyüzünden yeryüzüne gelecek olan Kurtarıcının bir tür örneğini temsil etti. Bu Kurtarıcıyı gerekten tanıyan kişiler için “O, tepeden tırnağa güzeldir” (Ezgiler Ezgisi 5:16) – aynı buluşma Çadırının içinin olduğu gibi. O’nu tanımayanlar için ise, “gönlümüzü çeken bir güzellikten yoksundu” (Yeşaya 53:2-3) – aynı Buluşma Çadırının dışı gibi).

197 Adem (Adamah), İbranice’de “insan” sözcüğünün karşılığıdır ve bire- bir anlamı “kırmızı topraktır”, çünkü Tanrı Adem’in bedenini yerin top- rağından biçimlendirdi.

198 Çölde Sayım 3:23-39

199 Levililer 16; Günümüzde Yahudiler Kefaret gününü Yom Kippur ola- rak adlandırırlar, ama bu hali ile Gün orijinal halinden yoksun kalır, çün- kü Yahudiler’in artık ne tapınakları, ne kâhinlikleri ne de kurbanlık kuzu- ları kalmıştır. Yahudiliğin bu günkü sembolü, birden fazla anlamı ifade edercesine bir duvardır –Batılı Duvar– Tapınak dağı bölgesini genişlet- mek için Büyük Hirodes tarafından inşa edilen istinat duvarı. Yahudiler her gün bu duvarın önünde dururlar ve Mesih’in –zaten gelmiş olan– gelmesi için dua ederler! Peygamberlerin önceden bildirmiş oldukları gibi, Yahudi ulusu ruhsal olarak kördür (Yeşaya 6:10; 53:1; Yeremya



452

5:21; Hezekiel 12:2; 2. Korintliler 3:12-4:6). Yahudiler’in gözleri bir gün İsa’nın (Yeşu) tapınak, kâhinlik ve kurbanların sembolizmlerini yerine getiren Kişi olduğunu bilmeleri için açılacaktır (İbraniler 8-10; Efesliler

2). Ruhsal körlük duvarı çökecektir (Efesliler 2:14; Romalılar 9-11). Bu kitabın, 5. bölümde BİR HALK HAKKINDAKİ PEYGAMBERLİKLER başlığı altında bulunan yazıyı ve dipnotları okuyun.

200 2. Tarihler 3:1 ayetini Yaratılış 22:2 ayeti ile karşılaştırın. Bu yer aynı zamanda Müslümanlar’ın yedinci yüz yılda bina ettikleri Taş Kubbesi caminin bulunduğu yerdedir.

201 2. Tarihler 7:5

BÖLÜM 22: KUZU

202 RAB’bin Kutsal Yazılar’daki unvanlarından biri, İmmanuel’dir, bire- bir anlamı “Tanrı bizimle’ dir.” (Yeşaya 7:14; Matta 1:23)

203 2. Korintliler 5:1-4; 1. Korintliler 6:19; 2. Petrus 1:13-14; Efesliler

2:21

204 Yeşaya 40:3-9; Malaki 3:1; Luka 1; Yuhanna 1

205 Kutsal Kitap’ın tamamında, Tanrı birini ne zaman kâhin ya da kral olmak üzere seçse, peygamber gibi yetkili biri bu kişiyi, Tanrı tarafından özel bir görev için seçildiğini göstermek için yağ ile mesh ederdi. Tanrı, Oğlunu Kutsal Ruh’un Kendisi ile mesh etti. Kutsal Yazılar’da yağ genel- likle Kutsal Ruh’u sembolize etmek için kullanılır. Not: Nasıl Tanrılığın üç Kişisinin hepsi yaratılış işinde birlikte yer aldılarsa, aynı şekilde Baba, Oğul ve Kutsal Ruh da kurtarma işinde aynı şekilde yer aldılar.

206 “Doğrular iman ile yaşayacaklardır” (Habakkuk 2:4). İsa’nın sun- mak için geldiği kurban, “dünyanın günahını ortadan kaldırmak için” yeterli olacaktı, ama yalnızca İsa’nın bu kurbanının kendileri için olduğu- na inanan kişiler bu lütuftan yararlanacaklardı. Bu gerçek, Senegal’de “Doğruluğun Yolu” adlı radyo programlarımız aracılığı ile resmedilebilir (www.twor.com; www.lesprophetes.com). Radyo programlarının çoğun- da dinleyicilere Kutsal Kitap’ın ücretsiz bir kopyası hediye olarak teklif edilir. Bize yazarak bunu isteyen herkes, Kutsal Kitap’ın ücretsiz bir kopyasını alabilir. Bu teklifimiz, radyo istasyonumuzu açan milyonlarca kişinin hepsi için geçerli midir? Evet. Bize yazan tüm dinleyiciler, Kutsal Kitap’ın ücretsiz kopyasını istemek için mi yazarlar? Hayır. Dinleyicile- rin çoğu bu tekliften yararlanmazlar. Aynı şekilde, Tanrı, Oğlu’nun ta- mamen yeterli kurbanı aracılığı ile bağışlama ve sonsuz yaşamı herkes



453

için sağlamıştır. Ama yine de Adem soyunun yalnızca küçük bir oranı

Tanrı’nın teklifini kabul eder. Bakınız Luka 14:15-24.

BÖLÜM 23: KUTSAL YAZILAR’IN YERİNE GELMESİ

207 Yeşaya 53; Mezmur 22. Aynı zamanda Tanrı’nın çağlar için olan planının ana hatlarını çizen Daniel 9:24-27 ayetlerine de bakınız. Tan- rı’nın tam planının bir kısmı şöyleydi: “Mesih öldürülecek ve O’nu des- tekleyen olmayacak.” (Daniel 9:26)

208 Matta, 21-25. bölümler

209 İhanete uğradı: Bakınız Mezmur 41:9; Zekeriya 11:12-13 ve Matta

26:14-16; 27:3-10.

210 Yahudiler yıllık Fısıh bayramlarını kutlarlarken, İsa, imanlıları Tan- rı’nın günaha karşı olan gazabından kurtararak son ve mükemmel Fısıh Kuzusu olacaktı. “Çünkü Fısıh Kuzumuz Mesih bizim için kurban edil- di.” (1. Korintliler 5:7)

211 Yuhanna Müjdesi, 13-17. bölümler.

212 İsa’nın, Kendisini tutuklamak için gelen kişilere söylediği sözler çok basitti: “BEN’İM.” “Ben O’yum” ifadesi, İngiliz çevirmenler tarafından bu şekilde tercüme edilmiştir; ama “O” sözcüğü, Grekçe metinde yer almamaktadır. İsa, Kim olduğunu beyan ediyordu: Kendiliğinden Var Olan, gökyüzünden gelen “BEN’İM.” İsa, “BEN’İM” dediği zaman, din önderlerinin ve askerlerin geriye düşmelerinin nedeni İsa’nın söylediği bu sözdü.

213 “Gece görümlerimde İnsanoğlu’na benzer birinin, göğün bulutları ile geldiğini gördüm!” (Daniel 7:13) Not: Birinin yoğun yas ve öfke duygularını göstermek için giysilerini yırtması bir gelenekti. Ne ilginçtir ki, Tanrı’nın Musa’ya verdiği yasada şu ifade yer alıyordu: “Öbür kâhin- ler arasından başına Mesh yağı dökülen, ve özel giysiler giymek üzere atanan başkâhin, saçlarını dağıtmayacak, giysilerini yırtmayacak.” (Levililer 21:10). Kayafa, bu eylemi ile (Matta 27:65; Markos 14:63) bir başkâhin olarak kendi kendini diskalifiye etmiş oldu. Bedenini kurban olarak sunmak üzere yeryüzüne gelmiş olan İsa, yeni sonsuz Başkâhin oldu. Günahkâr insanı kutsal bir Tanrı ile barıştırabilecek tek Kişi O’dur (İbraniler 2:17; 3:1; 4:14-16; 7:26; 8:1; 9:11, 25; 10:19-22).

214 Yuhanna 18:38; 19:4, 6; Yuhanna 19:15; Luka 23:21



454

BÖLÜM 24: TAMAMI ÖDENDİ

215 Eğer TEK TANRI TEK MESAJ’ın 8-9 ve 16-17. bölümlerini henüz tam olarak kavramadıysanız, bu ifade size bir sövgü gibi gelebilir. Bazı kişilerin alaylı bir şekilde şu soruyu sorduklarını duydum: “O zaman

‘Tanrı’ bir bakirenin rahmindeyken ve çarmıhtayken, evren ile kim ilgile- niyordu?” Bu soru Kutsal Yazılar ve onları veren Tanrı hakkında kusurlu bir görüşe sahip olunduğunu ortaya koymaktadır. “İsa onlara, ‘Siz Kutsal Yazılar’ı ve Tanrı’nın gücünü bilmediğiniz için yanılıyorsunuz’ diye kar- şılık verdi.” (Matta 22:29) Tanrı her zaman birleşik bir üçlü-birlik olarak var olduğu için aynı anda hem yeryüzünde hem de gökyüzünde bulunma- sı herhangi bir soruna neden olmaz. Eğer güneş, yıldızlar ve gezegenler arasındaki boşlukta bulunurken güneşin ışığı ve sıcaklığı aynı anda bizim- le yeryüzünde olabiliyorsa, bu güneşin Yaratıcısı da aynı anda neden hem gökyüzünde hem de yeryüzünde olamasın?

216 Kranion, İbranice’deki Golgota sözcüğünün Grekçe’deki karşılığıdır,

kafatası yeri anlamına gelir (Matta 27:33; Markos 15:22; Yuhanna

19:17). İsa’nın çarmıha gerildiği bu tepe, eski Yeruşalim’in dışındadır ve kenti çıplak bir kafatası gibi çevreler, bu tepe, İbrahim’in oğlunun yerine bir koç sunduğu aynı dağ sırasının bir parçasıdır.

217 Tarihçi Josephus, Yeruşalim’in M.S. 70 yılında düşmesinden önce gerçekleşen bazı olaylar hakkında şunları yazdı: “Romalı askerler her gün beş yüz Yahudi yakaladılar; hayır, bazı günlerde daha da fazla sayıda Yahudi yakaladılar… askerler Yahudiler’e duydukları gazap ve nefret ile yakaladıklarını çarmıha çivilediler, birini bir şekilde diğerini farklı bir şekilde ve hepsini birbiri ardına çarmıha çivilediler; Çarmıha gerdikleri kişilerin sayısı o kadar çoktu ki, ne çarmıhlar ne de çarmıha gerilecek bedenler için yeterince yer yoktu.” Josephus aynı zamanda kurbanların “önce kırbaçlandıklarını ve sonra her tür işkence ile eziyet gördüklerini” yazdı (Josephus, Antiquities 11:1, sayfa 563)

218 Yahudiler zamanı sabah saat 6.00’dan itibaren başlayarak hesaplarlar- dı. “İsa’yı çarmıha gerdiklerinde saat dokuzdu (6.00+3 saat = 9.00), ve öğleyin on ikiden (altıncı saat), üçe (dokuzuncu saat) kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü.” (Markos 15:25, 33)

219 Yaratılış 8:20; 22:2-8; Mısır’dan Çıkış 29:18. “Yakmalık sunu” ifade- si, Eski Antlaşma’da 169 kez bulunur. İsa günah için sunulan son yakma- lık sunu oldu. Markos 12:33; İbraniler 10:6-14. Not: Rab İsa çarmıhta asılıyken, Tanrı’nın O’na neden sırt çevirdiğini daha iyi anlamak için Yeşaya 53 ve Mezmur 22’yi okuyun. Davut’un Mesih’in, ‘Tanrım, Tan-



455

rım, beni neden terk ettin?’ diyeceğini aynı Mezmur’da önceden haber verdi. (Mezmur 22:1), Davut bize Tanrı’nın, Oğlu’na neden sırt çevirdi- ğini anlatır. Sen kutsalsın!(Mezmur 22:3). Tanrı İsa’ya bakamadı, çünkü O’nun kutsallığı mükemmeldir ve “kötülüğe bakamaz” (Habakkuk

1:13). Karanlığın hüküm sürdüğü bu saatler boyunca, günahsız İnsanoğlu Tanrı sanki günahkâr O’ymuş gibi, O’na vururken kötülerin yerinde onla- rın çekmesi gereken acıyı çekiyordu. Tanrı’nın kutsal Kuzusu İsa, (bir günahkâr olmaksızın) Günah-taşıyıcısı oldu. Bir şarkı yazarı bu olguyu çok iyi ifade etmiştir: “Bu ne büyük bir gizem! Ölümsüz Olan ölür! O’nun bu garip planını kim anlayabilir?” (“Şaşırtan Sevgi”, Charles Welsey, 1707-1788)

220 Edesheim, Alfred.